Sünen-i Ebû Dâvûd · 323
Arapça metin
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا حَفْصٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، عَنِ ابْنِ أَبْزَى، عَنْ عَمَّارِ بْنِ يَاسِرٍ، فِي هَذَا الْحَدِيثِ فَقَالَ " يَا عَمَّارُ إِنَّمَا كَانَ يَكْفِيكَ هَكَذَا " . ثُمَّ ضَرَبَ بِيَدَيْهِ الأَرْضَ ثُمَّ ضَرَبَ إِحْدَاهُمَا عَلَى الأُخْرَى ثُمَّ مَسَحَ وَجْهَهُ وَالذِّرَاعَيْنِ إِلَى نِصْفِ السَّاعِدَيْنِ وَلَمْ يَبْلُغِ الْمِرْفَقَيْنِ ضَرْبَةً وَاحِدَةً . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَرَوَاهُ وَكِيعٌ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى وَرَوَاهُ جَرِيرٌ عَنِ الأَعْمَشِ عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ عَنْ سَعِيدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى يَعْنِي عَنْ أَبِيهِ .
Abdurrahman bin Ebza; Ammar bin Yasir'den bu Hadisi (şu şekilde) rivayet etti: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ya Ammar, şöyle yapman sana yeterdi” buyurdu Ve ellerini bir kere yere, sonra da birini diğerine vurdu. Sonra yüzünü ve dirsekleri aşmadan kollarını, yarısına kadar meshetti." Ebu Davud dedi ki; Bu hadisi Veki’ A'meş-Seleme bin Kuheyl- Abdurrahman bin Ebza senediyle; Cerir de A'meş-Seleme bin Küheyl-Said bin Abdirrahman bin Ebza ve babası (Abdurrahman bin Ebza) senediyle rivayet etti. Diğer tahric: Buhari, teyemmüm; Müslim, hayz; Nesai, tahare; İbni Mace, tahare; Ahmed b. Hanbel IV
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ شُعْبَةَ، حَدَّثَنِي الْحَكَمُ، عَنْ ذَرٍّ، عَنِ ابْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَمَّارٍ، فِي هَذَا الْحَدِيثِ قَالَ فَقَالَ يَعْنِي النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّمَا كَانَ يَكْفِيكَ أَنْ تَضْرِبَ بِيَدَيْكَ إِلَى الأَرْضِ فَتَمْسَحَ بِهِمَا وَجْهَكَ وَكَفَّيْكَ " . وَسَاقَ الْحَدِيثَ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَرَوَاهُ شُعْبَةُ عَنْ حُصَيْنٍ عَنْ أَبِي مَالِكٍ قَالَ سَمِعْتُ عَمَّارًا يَخْطُبُ بِمِثْلِهِ إِلاَّ أَنَّهُ قَالَ لَمْ يَنْفُخْ . وَذَكَرَ حُسَيْنُ بْنُ مُحَمَّدٍ عَنْ شُعْبَةَ عَنِ الْحَكَمِ فِي هَذَا الْحَدِيثِ قَالَ ضَرَبَ بِكَفَّيْهِ إِلَى الأَرْضِ وَنَفَخَ .
Abdurrahman bin Ebza bu (geçen) hadisi Ammar'dan, rivayet etti. Bu rivayetinde Ammar der ki: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: Ellerini yere vurup onlarla yüzünü ve ellerini meshedivermen sana yeterdi." Ammar (bunu dedikteri sonra) hadisin tamamım nakletti. Ebu Davud dedi ki; Bu hadisi Şu'be, Husayn'den, o da Ebu Malik'ten şöylece rivayet etti: "Ammar'ı (Önceki hadisin) benzerini söylerken işittim. Ancak o "üflemedi" dedi." Bu hadisi, Huseyn bin Muhammed ve Şu'be'den o da Hakem'den: (Ammar), "Resulullah ellerini yere vurdu ve üfledi dedi" şeklinde rivayet etti
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدٌ، - يَعْنِي ابْنَ جَعْفَرٍ - أَخْبَرَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سَلَمَةَ، عَنْ ذَرٍّ، عَنِ ابْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَمَّارٍ، بِهَذِهِ الْقِصَّةِ فَقَالَ " إِنَّمَا كَانَ يَكْفِيكَ " . وَضَرَبَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ إِلَى الأَرْضِ ثُمَّ نَفَخَ فِيهَا وَمَسَحَ بِهَا وَجْهَهُ وَكَفَّيْهِ شَكَّ سَلَمَةُ وَقَالَ لاَ أَدْرِي فِيهِ إِلَى الْمِرْفَقَيْنِ . يَعْنِي أَوْ إِلَى الْكَفَّيْنِ .
Abdurrahman bin Ebza'nın oğlu, babası vasıtasıyla Ammar (r.a.)'dan bu (önceki hadislerde geçen) kıssayı rivayet etti. Bu rivayete göre) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sana sadece (şu) yeterdi" buyurdu ve elini yere vurup ona üfledi sonra da yüzü ve ellerini meshetti. (Şube dedi ki); Seleme şüphe etti ve “Bu hadiste, dirseklere kadar mı, yoksa bileklere kadar (manasına gelen bir şey) mi (dediğini) bilmiyorum" dedi. Diğer tahric: Buhari, teyemmüm; Müslim, hayz; Nesai, tahare; İbni Mace, tahare; Ahmed b. Hanbel IV
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ الْعَبْدِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، عَنْ أَبِي مَالِكٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى، قَالَ كُنْتُ عِنْدَ عُمَرَ فَجَاءَهُ رَجُلٌ فَقَالَ إِنَّا نَكُونُ بِالْمَكَانِ الشَّهْرَ وَالشَّهْرَيْنِ . فَقَالَ عُمَرُ أَمَّا أَنَا فَلَمْ أَكُنْ أُصَلِّي حَتَّى أَجِدَ الْمَاءَ . قَالَ فَقَالَ عَمَّارٌ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ أَمَا تَذْكُرُ إِذْ كُنْتُ أَنَا وَأَنْتَ فِي الإِبِلِ فَأَصَابَتْنَا جَنَابَةٌ فَأَمَّا أَنَا فَتَمَعَّكْتُ فَأَتَيْنَا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرْتُ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ " إِنَّمَا كَانَ يَكْفِيكَ أَنْ تَقُولَ هَكَذَا " . وَضَرَبَ بِيَدَيْهِ إِلَى الأَرْضِ ثُمَّ نَفَخَهُمَا ثُمَّ مَسَحَ بِهِمَا وَجْهَهُ وَيَدَيْهِ إِلَى نِصْفِ الذِّرَاعِ . فَقَالَ عُمَرُ يَا عَمَّارُ اتَّقِ اللَّهَ . فَقَالَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ إِنْ شِئْتَ وَاللَّهِ لَمْ أَذْكُرْهُ أَبَدًا . فَقَالَ عُمَرُ كَلاَّ وَاللَّهِ لَنُوَلِّيَنَّكَ مِنْ ذَلِكَ مَا تَوَلَّيْتَ .
Abdurrahman bin Ebza (r.a.)'den şöyle demiştir: Ben Ömer bin el-Hattab (r.a)'ın yanında idim. Bir adam geldi ve; (Ya emire'l-mu'minin) biz bir iki ay bir yerde kalıyoruz. (Cünub oluyor su bulamıyoruz, ne yapalım?) dedi. Hz. Ömer; Ben olsam su buluncaya kadar yıkanmam, cevabını verdi. (Orada bulunan) Ammar şöyle dedi: Ya Emir'el-mu'minin, hatırlıyor musun? Hani seninle deve (gütmek) de idik de ikimiz de cünup olmuştuk. Bunun üzerine ben yerde yuvarlandım.Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelip durumu söyledim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem); "Şöyle yapman sana yeterdi" buyurdu ve ellerini yere vurdu, sonra onlara üfledi. Sonra da elleriyle yüzünü ve kolunun yansına kadar ellerini meshetti. Hz. Ömer: Ey Ammar Allah'tan kork! dedi. Ammar da: Ya Emirel-mu'minin, eğer sen istersen vallahi bunu ebediyyen (bir daha) söylemem, dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: Hayır, vallahi bundan (teyemmüm hadisesinden) üzerine aldığın sorumluluğu sana bırakıyorum, dedi. Diğer tahric: Buhari, teyemmüm; Müslim, hayz; Nesai, tahare; İbni Mace, tahare; Ahmed b. Hanbel IV
أَخْبَرَنَا عَمْرُو بْنُ يَزِيدَ، قَالَ حَدَّثَنَا بَهْزٌ، قَالَ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، قَالَ حَدَّثَنَا الْحَكَمُ، عَنْ ذَرٍّ، عَنِ ابْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبْزَى، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَجُلاً، سَأَلَ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ عَنِ التَّيَمُّمِ، فَلَمْ يَدْرِ مَا يَقُولُ فَقَالَ عَمَّارٌ أَتَذْكُرُ حَيْثُ كُنَّا فِي سَرِيَّةٍ فَأَجْنَبْتُ فَتَمَعَّكْتُ فِي التُّرَابِ فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ " إِنَّمَا يَكْفِيكَ هَكَذَا " . وَضَرَبَ شُعْبَةُ بِيَدَيْهِ عَلَى رُكْبَتَيْهِ وَنَفَخَ فِي يَدَيْهِ وَمَسَحَ بِهِمَا وَجْهَهُ وَكَفَّيْهِ مَرَّةً وَاحِدَةً .
İbn Abdurrahman b. Ebza (radıyallahü anh), babasından naklederek şöyle diyor: Bir adam, Ömer’e teyemmüm hakkında sordu. Ömer ne söyleyeceğini bilemedi. Bunun üzerine Ammar: Ey Ömer! Hatırlıyor musun? Bir seriyye de idik, ben cünüp olmuştum da toprakta yuvarlanmıştım sonra da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelip durumu haber vermiştim. O da şöyle yapman yeterlidir buyurmuştu. Şu’be ellerini dizlerine vurdu ve iki eline üfledi, o iki eliyle yüzünü ve ellerini bir kere meshetti. (İbn Mâce, Tahara: 91; Buhârî, Teyemmüm:)
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا حُمَيْدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنِ ابْنِ أَبِي لَيْلَى، عَنِ الْحَكَمِ، وَسَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، أَنَّهُمَا سَأَلاَ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أَبِي أَوْفَى عَنِ التَّيَمُّمِ، فَقَالَ أَمَرَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَمَّارًا أَنْ يَفْعَلَ هَكَذَا وَضَرَبَ بِيَدَيْهِ إِلَى الأَرْضِ ثُمَّ نَفَضَهُمَا وَمَسَحَ عَلَى وَجْهِهِ . قَالَ الْحَكَمُ وَيَدَيْهِ . وَقَالَ سَلَمَةُ وَمِرْفَقَيْهِ .
El-Hakem ve Seleme bin Kuheyl (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre ikisi Abdullah bin Ebi Evfa (r.a.)'e teyemmümden soru sormuşlar ve Abdullah (r.a.) : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ammar (r.a.)'e şöyle teyemmüm etmesini emretmiştir, diyerek ellerini yere vurduktan sonra silkelemiş ve yüzüne meshetmiş, El-Hakem (Radiyallahu.anh)'in dediğine göre kollarını da meshetmiş ve Seleme (r.a.)'in dediğine göre dirseklerine de meshetmiştir." Not: Zevaid'de bunun senedinde İbn-i Ebi Leyla bulunduğu, adının Muhammed bin Abdurrahman olduğu, hıfzı yönünden zayıflığı dolayısıyla isnadın zayıf olduğu bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Abdurrahman bin Ebza lr.anh)'ın 569 nolu hadisini Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi rivayet etmışlerdir. Bazı rivayetler, buradakinden daha uzundur. Ebu Davud'un teyemmüm babında tahric ettiği rivayet buradakinden nisbeten uzun olduğu için mealen buraya alalım: Abdurrahman b. Ebza (r.a.)'den şöyle demiştir:Ben Ömer b. el-Hattab (r.a)'ın yanında idim. Bir adam geldi ve;(Ya emire'l-mu'minin) biz bir iki ay bir yerde kalıyoruz. (Cünub oluyor su bulamıyoruz, ne yapalım?) dedi. Hz. Ömer; Ben olsam su buluncaya kadar yıkanmam, cevabını verdi. (Orada bulunan) Ammar şöyle dedi: Ya emir'el-mu'minin, hatırlıyor musun? Hani seninle deve (gütmek) de idik de ikimiz de cünup olmuştuk. Bunun üzerine ben yerde yuvarlandım.Resulullah (s.a.v.)'e gelip durumu söyledim. Resulullah; "Şöyle yapman sana yeterdi" buyurdu ve ellerini yere vurdu, sonra onlara üfledi. Sonra da elleriyle yüzünü ve kolunun yarısına kadar ellerini meshetti. Hz. Ömer: Ya Ammar Allah'tan kork! dedi. Ammar da: Ya Emirel-mu'minin, eğer sen istersen vallahi bunu ebediyyen (bir daha) söylemem, dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer: Hayır, vallahi bundan (teyemmüm hadisesinden) üzerine aldığın sorumluluğu sana bırakıyorum, dedi. Ömer r.a. ile Ammar r.a. arasmda cereyan eden sohbette Ömer r.a. cünüplük için teyemmümün caiz olmadığma ve namazı te'hir etmeye ait görüşünü beyan etmiştir. Ammar r.a.'m teyemmümünün aslı hakkmda bir bilgisi bulunduğunu, kendisini toprak içinde yuvarlamasından ve bundan sonra namaz kılmasmdan anlıyoruz. Resul-i Ekrem s.a.v.'e baş vurduktan sonra cünüplük için de teyemmüm yapılacağına ve teyemmümün alınış şekline ait ma'lumatı öğrenmiş oluyor. Hadisin zahirine göre teyemmümde yüz ve kolları mashetmek için elleri bir defa toprağa vurmak kafidir. Bazı alimler böyle demişlerdir. İleride açıklayac&ğız. Elleri iki defa toprağa vurmanın gerekliliğine hükmeden alimler: Bu hadis, meshetmeyi öğretmek içindir. Tam bir teyemmümün etraflıca anlatılması için değildir, demişlerdir. Kolların meshinde, dirseklere kadar mesh yapılmamış, bileklerin biraz ilerisine kadar gitmekle yetinilmiştir. Teyemmümde ellere, bileklere kadar meshetmek kafidir. diyen alimler bu hadisi delil göstermişlerdir DirseklerIe beraber kolları meshetmek gerekir, diyen alimler yine öyle cevap vermişlerdir. Yani burada teyemınüın şekli öğretiliyor ama gereken bütün teferruat anlatılmıyor. Ammar r.a.'ın Ömer r.a.'e söylediği: İstersen ebediyen bunu anlatmayacağım. sözünden maksadı şudur: 'Eğer bu hadisi anlatmamam halindeki maslahatı, anlatmam halindeki yarara tercih etme görüşünde isen ben susarım. Çünkü günaha girme durumu haric, sair işlerde halife olman hase-biyle sana itaat etmek bana vacibtir,' Ammar'ın şu görüşte olması muhtemeldir: 'Bildiği sünneti tebliğ etme hizmetini ifa etmiş durumdadır. Bundan sonra sussa dahi, bildiğini gizleyenlere dahil olmayacaktır. Ziyadesi ile tebliğ ise ona vacib değildir.' Ömer (r.anh)'in O'na: Söz konusu mesele hakkında söylediğin sözün sorumluluğunu sana bırakıyoruz. demesinin sebebi şu olabilir: Ammar (r.anhl'ın hatalı olduğuna kesin kanaat sahibi olmadığı gibi olayı da hatırlayamamıştır. Bu nedenle kendisinin unutmuş olabileceğini veya Ammar (r.anh)'ın yanılabileceğini düşünmüştür. HADİSTEN ÇIKARILAN FIKHİ HÜKÜMLER : 1- Öğretici bir mes'eleyi öğretirken, en açık yolla izah etmelidir. 2- Teyemmümde yüzü ve kolları meshetmek için elleri bir defa toprağa vurmak kafidir. (İlerde izah edilecektir.) 3 - Elleri toprağa vurduktan sonra ellere fazla toprak yapışmış ise, onları silkelemek meşru'dur. 4 - Teyemmümde bir defadan fazla mesh yapmak müstahab değildir. (Bu hüküm elleri silkelemekten anlaşılır.) 5 - Kolların meshinde elleri bileklere kadar meshetmek kafidir. (Bu hususta ilerde izahat verilecektir.) 6 - Nebi s.a.v. zamanında Sahabiler ictihad etmiştir. 7 - Müctehid, olanca gücünü harcadığı takdirde ictihadında isabet etmemiş olsa bile kınanmaz ve ichtiadı ile amel ettiği zaman, bilahere yanıldığı anlaşılsa bile yaptığı ibadeti iade etmesi gerekmez. 570 nolu hadiste AbduIlah bin Ebi Evfa (r.anh), Resül-i Ekrem (s.a.v.)'in Ammar (r.anh)'a tarif ettiği teyemmüm şeklini anlatırken ellerini toprağa vurup silkeledikten sonra yüzüne meshetmiştir. El-Hakem demiş ki: AbduIlah kollarını da meshetmiş, Seleme de: Abdullah yüzüne ve dirseklerine meshetmiş. demiştir
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ سَهْلٍ الرَّمْلِيُّ، حَدَّثَنَا حَجَّاجٌ، - يَعْنِي الأَعْوَرَ - حَدَّثَنِي شُعْبَةُ، بِإِسْنَادِهِ بِهَذَا الْحَدِيثِ قَالَ ثُمَّ نَفَخَ فِيهَا وَمَسَحَ بِهَا وَجْهَهُ وَكَفَّيْهِ إِلَى الْمِرْفَقَيْنِ أَوْ إِلَى الذِّرَاعَيْنِ . قَالَ شُعْبَةُ كَانَ سَلَمَةُ يَقُولُ الْكَفَّيْنِ وَالْوَجْهَ وَالذِّرَاعَيْنِ فَقَالَ لَهُ مَنْصُورٌ ذَاتَ يَوْمٍ انْظُرْ مَا تَقُولُ فَإِنَّهُ لاَ يَذْكُرُ الذِّرَاعَيْنِ غَيْرُكَ .
Şu'be bu (önceki) hadisi ayrı isnatla rivayet etti ve şöyle dedi: (Ammar) dedi ki; "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonra eline üfleyip, onunla (elleriyle) yüzünü ve dirseklere -veya kollara- kadar ellerini mesnetti." Şu'be dedi ki; "Seleme, (Resulullah) ellerini, yüzünü ve kollarını (mesnetti)" derdi. Bir gün Mansur kendisine "söylediğine dikkat et çünkü kolları (Zerr bin Abdullah'ın talebelerinden) senden başka hiç biri söylemedi" dedi. Diğer tahric: Buhari, teyemmüm; Müslim, hayz; Nesai, tahare; İbni Mace, tahare; Ahmed b. Hanbel IV