İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sünen-i Ebû Dâvûd · 4904

General Behavior (Kitab Al-Adab)

Arapça metin

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي سَعِيدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي الْعَمْيَاءِ، أَنَّ سَهْلَ بْنَ أَبِي أُمَامَةَ، حَدَّثَهُ أَنَّهُ، دَخَلَ هُوَ وَأَبُوهُ عَلَى أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ بِالْمَدِينَةِ فِي زَمَانِ عُمَرَ بْنِ عَبْدِ الْعَزِيزِ وَهُوَ أَمِيرُ الْمَدِينَةِ فَإِذَا هُوَ يُصَلِّي صَلاَةً خَفِيفَةً دَقِيقَةً كَأَنَّهَا صَلاَةُ مُسَافِرٍ أَوْ قَرِيبًا مِنْهَا فَلَمَّا سَلَّمَ قَالَ أَبِي يَرْحَمُكَ اللَّهُ أَرَأَيْتَ هَذِهِ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ أَوْ شَىْءٌ تَنَفَّلْتَهُ قَالَ إِنَّهَا الْمَكْتُوبَةُ وَإِنَّهَا لَصَلاَةُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَا أَخْطَأْتُ إِلاَّ شَيْئًا سَهَوْتُ عَنْهُ - فَقَالَ - إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَقُولُ ‏"‏ لاَ تُشَدِّدُوا عَلَى أَنْفُسِكُمْ فَيُشَدَّدَ عَلَيْكُمْ فَإِنَّ قَوْمًا شَدَّدُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ فَشَدَّدَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ فَتِلْكَ بَقَايَاهُمْ فِي الصَّوَامِعِ وَالدِّيَارِ ‏{‏ رَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ ‏}‏ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ غَدَا مِنَ الْغَدِ فَقَالَ أَلاَ تَرْكَبُ لِتَنْظُرَ وَلِتَعْتَبِرَ قَالَ نَعَمْ فَرَكِبُوا جَمِيعًا فَإِذَا هُمْ بِدِيَارٍ بَادَ أَهْلُهَا وَانْقَضَوْا وَفَنَوْا خَاوِيَةً عَلَى عُرُوشِهَا فَقَالَ ‏"‏ أَتَعْرِفُ هَذِهِ الدِّيَارَ ‏"‏ ‏.‏ فَقُلْتُ مَا أَعْرَفَنِي بِهَا وَبِأَهْلِهَا هَذِهِ دِيَارُ قَوْمٍ أَهْلَكَهُمُ الْبَغْىُ وَالْحَسَدُ إِنَّ الْحَسَدَ يُطْفِئُ نُورَ الْحَسَنَاتِ وَالْبَغْىُ يُصَدِّقُ ذَلِكَ أَوْ يُكَذِّبُهُ وَالْعَيْنُ تَزْنِي وَالْكَفُّ وَالْقَدَمُ وَالْجَسَدُ وَاللِّسَانُ وَالْفَرْجُ يُصَدِّقُ ذَلِكَ أَوْ يُكَذِّبُهُ ‏.‏

Sehl İbn Ebi Umame şöyle demiştir: "(Birgün) babamla birlikte, Ömer İbn Abdulaziz'in Medine Valiliği zamanında, Medine'de Enes İbn Malik'in yanma girdim. Bir de baktık ki Hz. Enes yolcu namazı gibi ya da ona benzer (kısa) bir namaz kılıyor. Selam verince babam (O'na): Allah sana rahmet etsin, söyle bakalım bu (kıldığın) farz bir namaz mıdır yoksa kıla geldiğin nafile bir namaz mıdır? dedi (O da:) Bu farz namazdır ve Rasûlullah'ın namazıdır. (Ben) unutarak yanıldığım birşey dışında (bunda bile bile) hiçbir yanlışlık yapmadım. Muhakkak ki Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "(Kendiliğinden) nefislerinize zorluk çıkarmayınız. Sonra size (Allah tarafından) zorluk çıkartılır. Nitekim (geçmiş ümmetlerden) bir kavim kendilerini zora koştular da Allah da onlara zorluk çıkardı. İşte kiliselerde ve mabetlerde kalıntıları bulunan "ruhbanlığı da onlar uydurmuşlardır."[Hadid 27] Sonra ertesi günü (Ebu Umame) sabahleyin (Hz. Enes'e) varıp: (Bizimle beraber çöl yolculuğuna katılman ve oradaki ibretli eserleri) görmen ve ibret alman için (sen de hayvanına) binmez misin? dedi. (Hz. Enes de:) Evet, cevabını verdi. Bunun üzerine hepsi de (vasıtalarına) bindiler ve halkı helak olmuş, yıkılmış ve yok olmuş, tavanları çökmüş bir diyara geldiler. (Ebu Umame Hz. Enes'e:) Bu diyarı tanıyor musun? diye sordu, (Hz. Enes de:) Burayı ve halkını hem de nasıl tanıyorum. Burası öyle bir kavmin diyarıdır ki, onları azgınlık ve kıskançlık helak etti. Çünkü haset iyiliklerin nurunu söndürür, azgınlık ise bunu ya doğrular, ya da yalanlar. (Yani azgınlık hasedin yapılmasını istediği kötü fiilleri ya yerine getirip onun hükmünü icra eder. Ya da onun hükmünü icra etmesine imkân vermez). Göz zina eder, Avuç, ayak, beden, dil ve mahrem yer de bunu ya doğrular, ya da yalanlar

Sünen-i Ebû Dâvûd, 4904

Benzer hadisler

HadisSünen-i Ebû Dâvûd

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سُلَيْمَانَ الأَنْبَارِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ بْنُ عَطَاءٍ الْخَفَّافُ أَبُو نَصْرٍ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ ‏:‏ إِنَّ نَبِيَّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ نَخْلاً لِبَنِي النَّجَّارِ فَسَمِعَ صَوْتًا فَفَزِعَ فَقَالَ ‏:‏ ‏"‏ مَنْ أَصْحَابُ هَذِهِ الْقُبُورِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا ‏:‏ يَا رَسُولَ اللَّهِ نَاسٌ مَاتُوا فِي الْجَاهِلِيَّةِ ‏.‏ فَقَالَ ‏:‏ ‏"‏ تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ عَذَابِ النَّارِ وَمِنْ فِتْنَةِ الدَّجَّالِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا ‏:‏ وَمِمَّ ذَاكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏:‏ ‏"‏ إِنَّ الْمُؤْمِنَ إِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ أَتَاهُ مَلَكٌ فَيَقُولُ لَهُ ‏:‏ مَا كُنْتَ تَعْبُدُ فَإِنِ اللَّهُ هَدَاهُ قَالَ ‏:‏ كُنْتُ أَعْبُدُ اللَّهَ ‏.‏ فَيُقَالُ لَهُ ‏:‏ مَا كُنْتَ تَقُولُ فِي هَذَا الرَّجُلِ فَيَقُولُ ‏:‏ هُوَ عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ فَمَا يُسْأَلُ عَنْ شَىْءٍ غَيْرَهَا فَيُنْطَلَقُ بِهِ إِلَى بَيْتٍ كَانَ لَهُ فِي النَّارِ، فَيُقَالُ لَهُ ‏:‏ هَذَا بَيْتُكَ كَانَ لَكَ فِي النَّارِ وَلَكِنَّ اللَّهَ عَصَمَكَ وَرَحِمَكَ فَأَبْدَلَكَ بِهِ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ فَيَقُولُ ‏:‏ دَعُونِي حَتَّى أَذْهَبَ فَأُبَشِّرَ أَهْلِي ‏.‏ فَيُقَالُ لَهُ ‏:‏ اسْكُنْ ‏.‏ وَإِنَّ الْكَافِرَ إِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ أَتَاهُ مَلَكٌ فَيَنْتَهِرُهُ فَيَقُولُ لَهُ ‏:‏ مَا كُنْتَ تَعْبُدُ فَيَقُولُ ‏:‏ لاَ أَدْرِي ‏.‏ فَيُقَالُ لَهُ ‏:‏ لاَ دَرَيْتَ وَلاَ تَلَيْتَ ‏.‏ فَيُقَالُ لَهُ ‏:‏ فَمَا كُنْتَ تَقُولُ فِي هَذَا الرَّجُلِ فَيَقُولُ ‏:‏ كُنْتُ أَقُولُ مَا يَقُولُ النَّاسُ ‏.‏ فَيَضْرِبُهُ بِمِطْرَاقٍ مِنْ حَدِيدٍ بَيْنَ أُذُنَيْهِ فَيَصِيحُ صَيْحَةً يَسْمَعُهَا الْخَلْقُ غَيْرَ الثَّقَلَيْنِ ‏"‏ ‏.‏

Enes İbn Malik'den demiştir ki: "Allah'ın Nebii bir gün Neccar oğullarının hurmalığına girmişti (orada bulunan kabirlerden korkunç) bir ses işitti de korktu. Bunun üzerine: "Bu kabirlerde yatanlar kimlerdir?" dedi. "Ey Allah'ın Rasulü, (onlar) cahiliyye döneminde ölen bir takım insanlardır" dediler (Nebi efendimiz de): «Cehennem azabından ve Deccal'in Fitnesinden Allah'a sığınınız" buyurdu. Bunun üzerine '"Bu da niçin (oluyor), Ey Allah'ın rasulü?" dediler. (Hz. Nebi de şöyle) buyurdu: Muhakkak ki bir mu'min kabrine konduğu zaman ona bir melek gelir ve ona: Sen (dünyada iken) kime ibadet ediyordun? diye sorar. Eğer Yüce Allah o mu'min'e hidayet vermişse; "Allah'a ibadet ediyordum" der, bunun üzerine kendisine: "Sen şu (Nebi olarak gönderildiği söylenen) kimse hakkında ne dersin?" diye sorarlar. (O mu'min de): "O Allah'ın kulu ve rasulüdür" cevabını verir. Artık bundan sonra kendisine başka bir soru sorulmaz. (Ruhen) Cehennemde bulunan evine götürülür ve: "Bu (ev) senin evindir, cehennemde senin için (hazırlanmış) idi. Fakat Allah seni korudu ve sana acıdı da onu sana cennette bir evle değiştiriverdi." denir. (O mu'min de): "Beni bırakınız gideyim de ailemi müjdeleyeyim" der. Kendisine: "Hayır olmaz, sen burada kabrinde otur." cevabını verirler. Muhakkak ki kafir kabrine konduğu zaman kendisine bir melek gelip sertçe çıkışır da: "Sen (dünyada) neye tapıyordun?" diye sorar. O da: "Bilmiyorum" cevabını verir. (Melek de ona) "Bilmez ve hakka uymaz ol" der, sonra ona: "Şu (Nebi olduğunu söylenen) kimse hakkında ne dersiniz?" denir. (O kafir de onun hakkında onu yalanlayan) "Halkın dediğini derim" cevabını verir. Bunun üzerine (o melek) onun kulakları arasına demirden bir tokmak vurur; (o adam) öyle bir bağırış bağırır ki, insan ve cinnilerden başka onu bütün yaratıklar işitir

Sünen-i Ebû Dâvûd, 4751
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلاَمٍ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، عَنْ خَالِدٍ الْحَذَّاءِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ سِيرِينَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَارَ أَهْلَ بَيْتٍ فِي الأَنْصَارِ فَطَعِمَ عِنْدَهُمْ طَعَامًا، فَلَمَّا أَرَادَ أَنْ يَخْرُجَ أَمَرَ بِمَكَانٍ مِنَ الْبَيْتِ، فَنُضِحَ لَهُ عَلَى بِسَاطٍ، فَصَلَّى عَلَيْهِ، وَدَعَا لَهُمْ‏.‏

Enes İbn Malik r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ensardan bir hane halkını ziyarete gitti ve yanlarında bir yemek yedi. Çıkmak isteyince, evin bir yerini göstererek verdiği emir ile bir yaygı üzerine onun için su serpildi, sonra o yaygının üzerinde namaz kılıp ev halkına dua etti." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ziyaret", yani ziyarette bulunmanın meşru oluşu "ve bir topluluğu ziyaret edip yanlarında yemek yiyen kimse." Bu da ziyaretin tamam olması için ziyarette bulunan kimseye hazır bulunan bir yiyeceği sunmanın sözkonusu olduğu anlamına gelir. Bu açıklamayı da İbn Battal yapmıştır. Böyle bir iş, aradaki sevgiyi sağlamlaştırır ve artırır. Derim ki: Bu hususta Hakim'in ve Ebu Ya'la'nın, Abdullah İbn Ubeyd İbn Umeyr yolu ile rivayet ettikleri bir hadis vardır. Abdullah İbn Ubeyd İbn Umeyr dedi ki: "Cabir'in yanına Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabından birkaç kişi girdi. O da onlara ekmek ve sirke takdim etti. Yiyiniz, dedi. Çünkü ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Sirke ne güzel katıktır, buyururken dinledim. Şüphesiz bir adamın yanına kardeşlerinden birkaç kişi gelip de evinde bulunan şeyleri sunmayı küçümseyerek onlara takdim etmemesi o kişinin helaki demektir. Onların da kendilerine sunulan yemeği küçük görmeleri, helak olmaları demektir." Ziyaret yapmanın fazileti hakkında çeşitli hadisler varid olmuştur. Bunlardan birisini hasen olduğunu belirterek Tirmizi, sahih olduğunu da belirterek İbn Hibban rivayet etmiş olup, Ebu Hureyre'nin Nebie merfu olarak naklettiği şu hadistir: "Kim bir hastayı yahut Allah yolunda kardeşi olan birisini ziyaret ederse, bir münadi ona: Sen de hoşsun, yürümen de hoştur ve sen cennetten bir yer edinmiş oldun, diye nida eder." Bu hadisin el-Bezzar'da, Enes'ten ceyyid bir senedie rivayet ettiği bir şahidi vardır. Malik ve sahih olduğunu belirterek İbn Hibban, Muaz İbn Cebel'den şu merfu hadisi zikretmektedirler: "Benim için birbirleri ile ziyaretleşenlere sevgim bir haktır." Hadisten ziyaretin, ziyaret eden kimsenin de ziyaret edip yanında yemek yediği kimselere dua etmesinin müstehap olduğu anlaşılmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 6080
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ قَدِمَ وَفْدُ عَبْدِ الْقَيْسِ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا هَذَا الْحَىَّ مِنْ رَبِيعَةَ، وَقَدْ حَالَتْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ كُفَّارُ مُضَرَ، فَلَسْنَا نَخْلُصُ إِلَيْكَ إِلاَّ فِي شَهْرٍ حَرَامٍ، فَمُرْنَا بِأَشْيَاءَ نَأْخُذُ بِهَا وَنَدْعُو إِلَيْهَا مَنْ وَرَاءَنَا‏.‏ قَالَ ‏ "‏ آمُرُكُمْ بِأَرْبَعٍ وَأَنْهَاكُمْ عَنْ أَرْبَعٍ، الإِيمَانِ بِاللَّهِ شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ـ وَعَقَدَ وَاحِدَةً ـ وَإِقَامِ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَأَنْ تُؤَدُّوا لِلَّهِ خُمْسَ مَا غَنِمْتُمْ، وَأَنْهَاكُمْ عَنِ الدُّبَّاءِ، وَالنَّقِيرِ وَالْحَنْتَمِ وَالْمُزَفَّتِ ‏"‏‏.‏

Ebu Cemra'den dedi ki: İbn Abbas'ı şöyle derken dinledim: "Abdu'l-Kayslıların heyeti Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelerek: Ey Allah'ın ResQlü bizler Rabialılardanız, bizimle senin aranda da Mudar kafirleri bulunmaktadır. O bakımdan biz senin yanına ancak haram ay(lar)da ulaşabiliyoruz. Bize yerine getireceğimiz ve geride bıraktıklarımızı kendilerine (uymaya) davet edeceğimiz bazı hususları emir buyur, dediler. Allah ResQlü şöyle buyurdu: Size dört husus emrediyorum ve size dört husl\su nehyediyorum: (Emrettiklerim) Allah'a iman etmek -Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet getirmek- (deyip eliyle) bir diye bağladı, namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek ve aldığınız ganimetierin beşte birini Allah için vermektir. Size kabak kaplarda, oyulmuş kaplarda, sırlı testilerde ve ziftlenmiş testilerde (yapılmış şaraplar)ı da nehyederim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Abdu'l-Kayslıların heyeti" Abdu'l-Kays, Bahreyn'de şayayan büyükçe bir kabiledir. Onların Bahreyn'de yerleştikleri kasaba bu babın son hadisinde sabit olduğu üzere Medine'den sonra Cuma namazının ilk olarak kılındığı kasabadır. İlk olarak gelen heyettekilerin sayısı onüç kişi idi. Bu gelişleri esnasında imana ve içkilere dair sorular sormuşlardı. Aralarında el-Eşec denilen zat da vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona hitaben şöyle buyurmuştu: "Şüphesiz sende Allah'ın sevdiği iki haslet vardır: Bunlar (cahillere karşı tahammülkarlık demek olan) hilm ile teenni ile hareket etmektir." Nitekim bunu Müslim de Ebu Said yoluyla rivayet etmiş bulunmaktadır. Ebu Davud'da el-Vazi' b. ez-Zari'in kızı Üm mü Eban'ın dedesi ez-Zari'den bir rivayet nakletmektedir. ez-Zari' de Abdu'l-Kayslıların heyeti arasında idi. O dedi ki: Biz de hemen bineklerimizden yarışırcasına inmeye koyulduk. -Medine'ye geldikleri zamanı kastetmektedir.- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elini öpüyorduk" Ancak el-Eşec -ki adı el-Munzir'dir- elbislerini giyininceye kadar bekledi. Sonra da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelince, Allah ResQlü ona: "Sende ... iki haslet vardır" diye buyurdu. İbn Abbas'a: "Benim içinde nebiz koyduğum bir testim vardır dedi" hadisiyle ilgili açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Eşribe (içecekler) bahsinde (5595.hadiste) gelecektir

Sahîh-i Buhârî, 4369
HadisSünen-i Ebû Dâvûd

حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنَا يُونُسُ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ أَنَسِ بْنِ حَكِيمٍ الضَّبِّيِّ، قَالَ خَافَ مِنْ زِيَادٍ أَوِ ابْنِ زِيَادٍ فَأَتَى الْمَدِينَةَ فَلَقِيَ أَبَا هُرَيْرَةَ قَالَ فَنَسَبَنِي فَانْتَسَبْتُ لَهُ فَقَالَ يَا فَتَى أَلاَ أُحَدِّثُكَ حَدِيثًا قَالَ قُلْتُ بَلَى رَحِمَكَ اللَّهُ ‏.‏ قَالَ يُونُسُ أَحْسِبُهُ ذَكَرَهُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ إِنَّ أَوَّلَ مَا يُحَاسَبُ النَّاسُ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ أَعْمَالِهِمُ الصَّلاَةُ قَالَ يَقُولُ رَبُّنَا جَلَّ وَعَزَّ لِمَلاَئِكَتِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ انْظُرُوا فِي صَلاَةِ عَبْدِي أَتَمَّهَا أَمْ نَقَصَهَا فَإِنْ كَانَتْ تَامَّةً كُتِبَتْ لَهُ تَامَّةً وَإِنْ كَانَ انْتَقَصَ مِنْهَا شَيْئًا قَالَ انْظُرُوا هَلْ لِعَبْدِي مِنْ تَطَوُّعٍ فَإِنْ كَانَ لَهُ تَطَوُّعٌ قَالَ أَتِمُّوا لِعَبْدِي فَرِيضَتَهُ مِنْ تَطَوُّعِهِ ثُمَّ تُؤْخَذُ الأَعْمَالُ عَلَى ذَاكُمْ ‏"‏ ‏.‏

(Hasen el-Basrî) dedi ki: Enes b.Hakîm ed-Dabbî,Ziyad'dan veya İbn Ziyad'dan korkup Medine'ye gelmişti. Ebu Hureyre'yle karşılaştı. (Enes) dediki: (Ebu Hureyre) bana nesebimi sordu. Ben de ona nesebimi açıkladım. Bunun üzerine (Ebu Hureyre bana); Ey delikanlı, ben sana bir hadis nakledeyim mi? dedi. Ben de; Evet (naklet), Allah sana merhamet etsin dedim. (Bu hadisi Hasen el-Basrî'den nakleden) Yunus dedi ki, öyle zannediyorum ki, Hasan el-Basrî (Ebu Hureyre'nin) Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den (naklettiği) bu hadisi (şöyle) rivayet etti; (Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Halkın kıyamet gününde ilk hesaba çekileceği amel, namaz'dır. Aziz ve celil olan Rabbimiz bildiği halde meleklerine (şöyle) der; Kulum'un (Farz) namazına bakınız, o'nu tam mı, yoksa eksik mi kılmış? Eğer (O kimsenin farz namaz'ı) tam ise, onun için (namaz sevabı) tam olarak yazılır. Eğer (Farz) namazından biraz eksik olursa, Allah-ü Teala (şöyle) emreder: (Bu) kulum için nafile (namaz) var mı, bir bakınız! Şayet o kimse için nafile (namaz) var ise, (şöyle) buyurur: Kulumun (eksik olan) farzını nafilesinden tamamlayınız. Sonra (farz olan diğer) ameller de bu şekilde (ele) alınır." Diğer tahric: Tirmizî, salat; İbn Mace, İkame; Darimî, salat; Ahnıed b. Hanbel, II, 290, 425; IV, 65, 103; V, 72, 377; Muvatta, sefer

Sünen-i Ebû Dâvûd, 864
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا ذَهَبَ إِلَى قُبَاءٍ يَدْخُلُ عَلَى أُمِّ حَرَامٍ بِنْتِ مِلْحَانَ فَتُطْعِمُهُ، وَكَانَتْ تَحْتَ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، فَدَخَلَ يَوْمًا فَأَطْعَمَتْهُ، فَنَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ اسْتَيْقَظَ يَضْحَكُ‏.‏ قَالَتْ فَقُلْتُ مَا يُضْحِكُكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَالَ ‏"‏ نَاسٌ مِنْ أُمَّتِي عُرِضُوا عَلَىَّ غُزَاةً فِي سَبِيلِ اللَّهِ، يَرْكَبُونَ ثَبَجَ هَذَا الْبَحْرِ، مُلُوكًا عَلَى الأَسِرَّةِ ‏"‏‏.‏ ـ أَوْ قَالَ ‏"‏ مِثْلُ الْمُلُوكِ عَلَى الأَسِرَّةِ ‏"‏‏.‏ شَكَّ إِسْحَاقُ ـ قُلْتُ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ‏.‏ فَدَعَا ثُمَّ وَضَعَ رَأْسَهُ فَنَامَ، ثُمَّ اسْتَيْقَظَ يَضْحَكُ فَقُلْتُ مَا يُضْحِكُكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ نَاسٌ مِنْ أُمَّتِي عُرِضُوا عَلَىَّ، غُزَاةً فِي سَبِيلِ اللَّهِ، يَرْكَبُونَ ثَبَجَ هَذَا الْبَحْرِ، مُلُوكًا عَلَى الأَسِرَّةِ ‏"‏‏.‏ أَوْ ‏"‏ مِثْلَ الْمُلُوكِ عَلَى الأَسِرَّةِ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَنْتِ مِنَ الأَوَّلِينَ ‏"‏‏.‏ فَرَكِبَتِ الْبَحْرَ زَمَانَ مُعَاوِيَةَ، فَصُرِعَتْ عَنْ دَابَّتِهَا حِينَ خَرَجَتْ مِنَ الْبَحْرِ، فَهَلَكَتْ‏.‏

Enes İbn Malik r.a.'dan rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kuba'ya gitti mi ÜmmüHaram bint Milhanım yanma uğrar, o da ona yiyecek bir şeyler ikram ederdi. -Ummü Haram, Ubade Ibri es-Samit'in hanımı idi.- Bir gün onun evine gitti, o da ona yemek ikram etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem uyudu. Sonra gülerek uyandı. Ümmü Haram dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, neden gülüyorsun, dedim. O şöyle buyurdu: Bana ümmetimden Allah yolunda gazaya çıkmış birtakım insanlar gösterildi. Şu denizin sırtı üzerinde, (gemilere) tahtlar üzerinde krallar olarak binmişlerdi. -Yahut: Tahtlar üzerinde krallar gibi dedi, ki şüphe eden İshak'tır.- Ben: Allah'a beni de onlardan kılsın diye dua buyur, dedim. O da dua etti. Daha sonra yine başını koydu ve uyudu. Yine gülerek uyandı. Ben: Ey Allah'ın Resulü, neden gülüyorsun, dedim. Şöyle buyurdu: Ümmetimden Allah yolunda gazaya çıkmış olan kimseler bana gösterildi. Bunlar bu denizin sırtına tahtlar üzerinde hükümdarlar olarak binmişlerdi. -Yahut tahtları üzerinde hükümdarlar gibiydiler, diye buyurdu-o Ben: Allah'a beni de onlardan kılması için dua et, dedim. O: Sen ilkIerdensin, dedi. Daha sonra Ümmü Haram Muaviye döneminde denize (gemiye) bindi ve denizden karaya çıktığı sırada bineği üzerinden düşüp şehit oldu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir kavmi ziyaret edip yanlarında kaylule yapan kimse." Kaylule vakti yanlarında uyuyan kimse, demektir. "Onun terinden ve saçından alıp bir şişeye koydu." Müslim'in rivayetinde "şişelere" şeklinde olup, saçı söz konusu etmemiştir. Bu olayda saçın söz konusu edilmesinde de bir gariplik vardır. Bazıları bunu saçlarını tararken dökülen saçları diye yorumlamıştır. Daha sonra Muhammed İbn Sa'd'ın rivayetinde bu husustaki karışıklığı izale edecek bir bilgi gördüm. Onun, sahih bir senedIe Sabit'ten, onun da Enes'den rivayet ettiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mina'da saçını traş edince Ebu Talha saçını aldı ve o saçı Ümmü Suleym'e getirdi. Ümmü Suleym de onu suk denilen koku karışımı arasına koydu. Üm mü Suleym dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelir ve benim yanımda deriden bir yatak üzerinde kaylule yapardı. Ben de terini toplamaya koyuldum ... " diye hadisin geri kalan bölümünü zikretmektedir. İşte bu rivayet, Ümmü Suleym'in, kaylule vakti onun terini alınca terini yanında bulunan saça eklediğini ortaya koymaktadır. Yoksa uyurken saçından bir şeyler aldığı şeklinde değildir. Yine bu rivayetten sözü geçen olayın, Veda haccından sonra olduğu da anlaşılmaktadır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçlarını ancak Veda haccı esnasında Mina'da traş etmişti. "Suk" denilen şey, çeşitli kokuların karışımıdır. el-Mühelleb dedi ki: Bu hadisten büyük zatın tanıdığı kimselerin evinde kaylule yapmasının meşruiyeti anlaşılmaktadır. Çünkü böyle bir iş, sevgının daha sağlamlaşıp pekişmesi için bir yoldur. el-Mühelleb dedi ki: Yine bu hadisten insanoğlunun saçının ve terinin tahir olduğu da anlaşılmaktadır. Başkaları ise: Hadiste buna dair bir delalet yoktur, demektedir. Çünkü bu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in özelliklerindendir. Buna dair delil oldukça güçlüdür, özellikle de bunların her birisinin tahir olduğuna dair delil de sabit olmuştur. "Ümmü Haram" Enes'in teyzesidir. Ona er-Rumeysa, Ümmü Suleym'e de el-Gumeysa denilirdi. "Bu denizin üstüne binecekler." es-Sebec: Bir şeyin üstü, sırtı demektir. Bir topluluk bunu böylece açıklamışlardır. el-Hattabı de: Denizin üstü ve sırtıdır, demiştir. İbn Abdilberr dedi ki: Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır ya, o ümmetinden denizde gazaya çıkan gazileri cennette tahtlar üzerinde krallar olarak görmüştür. Onun gördüğü rüya ise vahiydir. Yüce Allah da cennetliklerin nitelikleri hakkında: "Sedirler üzerinde karşılıklı otururlar. "(Hicr, 47); "Tahtlar üstünde yaslanacaklar."(Yasin, 52) diye buyurmaktadır. Sedirler üstü ince tüllerle örtülmüş tahtlara yaslanırlar, diye açıklanmıştır. Iyad dedi ki: Bu bir ihtimaldir. Aynı şekilde bunun, onların gazadaki rahat hallerine, işlerinin dimdik ve dosdoğru ayakta duruşuna, sayılarının çokluğuna, araç ve gereçlerinin çok iyi olacağına dair bir haber de olabilir. Bu halleriyle onlar tahtlar üzerinde hükümdarları andırırlar. Derim ki: Bu ihtimal biraz uzaktır. Birincisi daha güçlüdür. Bu hadisten az önce söylenenlerden başka şu sonuçlar da çıkar: 1 - Cihadın arzulanmasını sağlamak ve cihada teşvik 2- Mücahidin faziletinin açıklanması 3- Gaza için tuzlu denizlerde yolculuk yapmanın caiz oluşu Yine hadisten anlaşıldığına göre; 4- Şehitliği temenni etmek caizdir. 5- Gazi olarak ölen bir kimse, gazada öldürülen kimseler hükmündedir. 6- Geceleyin namaz kılmaya destek olacağından kayıtlle yapmak mcrudur. 7 - Bedeni rahatsız eden bit ve benzeri şeylerin çıkarılması caizdir. 8- Her imam ile birlikte cihada çıkmak meşrudur. Çünkü hadis, Kayser şehrine gaza yapan kimselere övgüyü de ihtiva etmektedir. 9- Niyeti doğru olması halinde gazinin fazileti sabittir. 10- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ileride meydana gelecek çeşitli haberleri vermiş ve dediği gibi ortaya çıkmıştır. İşte bu da onun nübüwetinin alametlerindendir. Bunlar arasında: Kendisinden sonra ümmetinin kalacağını, ümmeti arasında güçlü, kuwetli ve düşmana önemli zararlar verecek kimselerin bulunacağını bildirmesi, bunların denizde gazaya çıkacak kadar ülkelerde güçlü bir iktidara sahip olacaklarını, Ümmü Haram'ın o zamana kadar yaşayacağını, denizde gazaya çıkanlarla birlikte olacağını ama ikinci gazanın yapılacağı zamana erişemeyeceğini bildirmesi de vardır. 11- Meydana gelen nimetler dolayısıyla sevinmek ve sevinilecek şeylerin ortaya çıkması halinde gülmek caizdir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ümmetinin onlara vermiş olduğu düşmanlarıyla cihad emrini yerine getirdiklerini, Allah'ın da buna karşılık onları mükafatlandırdığını görmesinden hoşlanmış ve bundan dolayı da gülmüştür. 12- Misafirin, -izin ve fitneden emin olunması gibi şartlarına riayet edilerekkendi evinden başka bir yerde kaylule yapması caizdir. 13- Kadının, misafirin başındaki bitleri ayıklamak suretiyle hizmet etmesi caizdir. Bu husus bazıları için açıklanması zor görülmüştür. Bundan dolayı İbn Abdilberr şöyle demiştir: Zannederim Ümmü Haram yahut onun kızkardeşi Ümmü Suleym, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i emzirmiş, böylelikle onların her birisi onun sütannesi ya da teyzesi olmuştur. Bundan dolayı onun yanında uyur ve o da mahrem olan bir kimsenin mahremlerine yapabileceği şeyleri yapabiliyordu. Daha sonra da kendi senediyle Yahya İbn İbrahim İbn Muzeyyen'in şunları söylediğini zikretmektedir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ümmü Haram'a başından bitleri ayıklamasına imkan tanıması teyzeleri tarafından kendisine mahrem birisi oluşundan dolayıdır. Yunus İbn Abdil A'la yoluyla da şunları söylemektedir: Bize İbn Vehb dedi ki: Ümmü Haram, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in süt teyzelerinden birisidir. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun yanında kaylule yapar, onun kucağında uyur ve oda onun başındaki bitleri ayıklardı. İbnu'l-Arabi de İbn Vehb'in dediklerini naklettikten sonra şunları söylemektedir: Başkaları da şöyle demiştir: Aksine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem günahtan korunmuş bir kimse idi. O kendi zevcesine karşı bile kendisine hakim olduğuna göre, başkasına karşı münezzeh olduğu günahlardan kendisini nasıl koruyamasın? Çünkü o, çirkin her bir fiilden ve kötü her bir sözden uzak tutulmuştur. O halde bu onun özelliklerinden olur. ed-Dimyati aralarında mahremiyet olduğu iddiasında bulunanların görüşlerini reddetmekte aşırıya giderek şunları söylemiştir: Ümmü Haram'ın, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in süt teyzelerinden ya da nesep teyzelerinden birisi olduğunu iddia eden herkes yanıimıştır. Daha sonra ed-Dimyati şunları söyler: Bununla birlikte hadiste Ümmü Haram ile halvete dair delil teşkil edecek bir şey de yoktur. Muhtemelen bu durum, onun oğlu, hizmetçisi, kocası ya da onun yanında bulunan birisi ile bulunurken olmuştur. Derim ki: Bu, güçlü bir ihtimaldir, ama bununla birlikte açıklanması zor olan yanları bütünüyle ortadan kaldıramamaktadır. Çünkü baştaki bitin ayıklanması halinde tenlerin değme ihtimali olduğu gibi kalmaktadır. Kucakta uyumak da böyledir. O halde verilecek cevapların en güzeli, Nebiin böyle bir özelliğinin olduğudur. Böyle bir iddianın ancak delil ile sabit oluşunu ileri sürmek bu cevabın uygunluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü buna dair delil gayet açıktır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Sahîh-i Buhârî, 6283
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، قَالَ حَدَّثَنِي مَالِكٌ، عَنْ إِسْحَاقَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي طَلْحَةَ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ سَمِعَهُ يَقُولُ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا ذَهَبَ إِلَى قُبَاءٍ يَدْخُلُ عَلَى أُمِّ حَرَامٍ بِنْتِ مِلْحَانَ فَتُطْعِمُهُ، وَكَانَتْ تَحْتَ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، فَدَخَلَ يَوْمًا فَأَطْعَمَتْهُ، فَنَامَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ثُمَّ اسْتَيْقَظَ يَضْحَكُ‏.‏ قَالَتْ فَقُلْتُ مَا يُضْحِكُكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَقَالَ ‏"‏ نَاسٌ مِنْ أُمَّتِي عُرِضُوا عَلَىَّ غُزَاةً فِي سَبِيلِ اللَّهِ، يَرْكَبُونَ ثَبَجَ هَذَا الْبَحْرِ، مُلُوكًا عَلَى الأَسِرَّةِ ‏"‏‏.‏ ـ أَوْ قَالَ ‏"‏ مِثْلُ الْمُلُوكِ عَلَى الأَسِرَّةِ ‏"‏‏.‏ شَكَّ إِسْحَاقُ ـ قُلْتُ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ‏.‏ فَدَعَا ثُمَّ وَضَعَ رَأْسَهُ فَنَامَ، ثُمَّ اسْتَيْقَظَ يَضْحَكُ فَقُلْتُ مَا يُضْحِكُكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ نَاسٌ مِنْ أُمَّتِي عُرِضُوا عَلَىَّ، غُزَاةً فِي سَبِيلِ اللَّهِ، يَرْكَبُونَ ثَبَجَ هَذَا الْبَحْرِ، مُلُوكًا عَلَى الأَسِرَّةِ ‏"‏‏.‏ أَوْ ‏"‏ مِثْلَ الْمُلُوكِ عَلَى الأَسِرَّةِ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ ادْعُ اللَّهَ أَنْ يَجْعَلَنِي مِنْهُمْ‏.‏ قَالَ ‏"‏ أَنْتِ مِنَ الأَوَّلِينَ ‏"‏‏.‏ فَرَكِبَتِ الْبَحْرَ زَمَانَ مُعَاوِيَةَ، فَصُرِعَتْ عَنْ دَابَّتِهَا حِينَ خَرَجَتْ مِنَ الْبَحْرِ، فَهَلَكَتْ‏.‏

Enes İbn Malik r.a.'dan rivayete göre; "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kuba'ya gitti mi ÜmmüHaram bint Milhanım yanma uğrar, o da ona yiyecek bir şeyler ikram ederdi. -Ummü Haram, Ubade Ibri es-Samit'in hanımı idi.- Bir gün onun evine gitti, o da ona yemek ikram etti. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem uyudu. Sonra gülerek uyandı. Ümmü Haram dedi ki: Ey Allah'ın Resulü, neden gülüyorsun, dedim. O şöyle buyurdu: Bana ümmetimden Allah yolunda gazaya çıkmış birtakım insanlar gösterildi. Şu denizin sırtı üzerinde, (gemilere) tahtlar üzerinde krallar olarak binmişlerdi. -Yahut: Tahtlar üzerinde krallar gibi dedi, ki şüphe eden İshak'tır.- Ben: Allah'a beni de onlardan kılsın diye dua buyur, dedim. O da dua etti. Daha sonra yine başını koydu ve uyudu. Yine gülerek uyandı. Ben: Ey Allah'ın Resulü, neden gülüyorsun, dedim. Şöyle buyurdu: Ümmetimden Allah yolunda gazaya çıkmış olan kimseler bana gösterildi. Bunlar bu denizin sırtına tahtlar üzerinde hükümdarlar olarak binmişlerdi. -Yahut tahtları üzerinde hükümdarlar gibiydiler, diye buyurdu-o Ben: Allah'a beni de onlardan kılması için dua et, dedim. O: Sen ilkIerdensin, dedi. Daha sonra Ümmü Haram Muaviye döneminde denize (gemiye) bindi ve denizden karaya çıktığı sırada bineği üzerinden düşüp şehit oldu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Bir kavmi ziyaret edip yanlarında kaylule yapan kimse." Kaylule vakti yanlarında uyuyan kimse, demektir. "Onun terinden ve saçından alıp bir şişeye koydu." Müslim'in rivayetinde "şişelere" şeklinde olup, saçı söz konusu etmemiştir. Bu olayda saçın söz konusu edilmesinde de bir gariplik vardır. Bazıları bunu saçlarını tararken dökülen saçları diye yorumlamıştır. Daha sonra Muhammed İbn Sa'd'ın rivayetinde bu husustaki karışıklığı izale edecek bir bilgi gördüm. Onun, sahih bir senedIe Sabit'ten, onun da Enes'den rivayet ettiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mina'da saçını traş edince Ebu Talha saçını aldı ve o saçı Ümmü Suleym'e getirdi. Ümmü Suleym de onu suk denilen koku karışımı arasına koydu. Üm mü Suleym dedi ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem gelir ve benim yanımda deriden bir yatak üzerinde kaylule yapardı. Ben de terini toplamaya koyuldum ... " diye hadisin geri kalan bölümünü zikretmektedir. İşte bu rivayet, Ümmü Suleym'in, kaylule vakti onun terini alınca terini yanında bulunan saça eklediğini ortaya koymaktadır. Yoksa uyurken saçından bir şeyler aldığı şeklinde değildir. Yine bu rivayetten sözü geçen olayın, Veda haccından sonra olduğu da anlaşılmaktadır. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem saçlarını ancak Veda haccı esnasında Mina'da traş etmişti. "Suk" denilen şey, çeşitli kokuların karışımıdır. el-Mühelleb dedi ki: Bu hadisten büyük zatın tanıdığı kimselerin evinde kaylule yapmasının meşruiyeti anlaşılmaktadır. Çünkü böyle bir iş, sevgının daha sağlamlaşıp pekişmesi için bir yoldur. el-Mühelleb dedi ki: Yine bu hadisten insanoğlunun saçının ve terinin tahir olduğu da anlaşılmaktadır. Başkaları ise: Hadiste buna dair bir delalet yoktur, demektedir. Çünkü bu Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in özelliklerindendir. Buna dair delil oldukça güçlüdür, özellikle de bunların her birisinin tahir olduğuna dair delil de sabit olmuştur. "Ümmü Haram" Enes'in teyzesidir. Ona er-Rumeysa, Ümmü Suleym'e de el-Gumeysa denilirdi. "Bu denizin üstüne binecekler." es-Sebec: Bir şeyin üstü, sırtı demektir. Bir topluluk bunu böylece açıklamışlardır. el-Hattabı de: Denizin üstü ve sırtıdır, demiştir. İbn Abdilberr dedi ki: Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır ya, o ümmetinden denizde gazaya çıkan gazileri cennette tahtlar üzerinde krallar olarak görmüştür. Onun gördüğü rüya ise vahiydir. Yüce Allah da cennetliklerin nitelikleri hakkında: "Sedirler üzerinde karşılıklı otururlar. "(Hicr, 47); "Tahtlar üstünde yaslanacaklar."(Yasin, 52) diye buyurmaktadır. Sedirler üstü ince tüllerle örtülmüş tahtlara yaslanırlar, diye açıklanmıştır. Iyad dedi ki: Bu bir ihtimaldir. Aynı şekilde bunun, onların gazadaki rahat hallerine, işlerinin dimdik ve dosdoğru ayakta duruşuna, sayılarının çokluğuna, araç ve gereçlerinin çok iyi olacağına dair bir haber de olabilir. Bu halleriyle onlar tahtlar üzerinde hükümdarları andırırlar. Derim ki: Bu ihtimal biraz uzaktır. Birincisi daha güçlüdür. Bu hadisten az önce söylenenlerden başka şu sonuçlar da çıkar: 1 - Cihadın arzulanmasını sağlamak ve cihada teşvik 2- Mücahidin faziletinin açıklanması 3- Gaza için tuzlu denizlerde yolculuk yapmanın caiz oluşu Yine hadisten anlaşıldığına göre; 4- Şehitliği temenni etmek caizdir. 5- Gazi olarak ölen bir kimse, gazada öldürülen kimseler hükmündedir. 6- Geceleyin namaz kılmaya destek olacağından kayıtlle yapmak mcrudur. 7 - Bedeni rahatsız eden bit ve benzeri şeylerin çıkarılması caizdir. 8- Her imam ile birlikte cihada çıkmak meşrudur. Çünkü hadis, Kayser şehrine gaza yapan kimselere övgüyü de ihtiva etmektedir. 9- Niyeti doğru olması halinde gazinin fazileti sabittir. 10- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ileride meydana gelecek çeşitli haberleri vermiş ve dediği gibi ortaya çıkmıştır. İşte bu da onun nübüwetinin alametlerindendir. Bunlar arasında: Kendisinden sonra ümmetinin kalacağını, ümmeti arasında güçlü, kuwetli ve düşmana önemli zararlar verecek kimselerin bulunacağını bildirmesi, bunların denizde gazaya çıkacak kadar ülkelerde güçlü bir iktidara sahip olacaklarını, Ümmü Haram'ın o zamana kadar yaşayacağını, denizde gazaya çıkanlarla birlikte olacağını ama ikinci gazanın yapılacağı zamana erişemeyeceğini bildirmesi de vardır. 11- Meydana gelen nimetler dolayısıyla sevinmek ve sevinilecek şeylerin ortaya çıkması halinde gülmek caizdir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ümmetinin onlara vermiş olduğu düşmanlarıyla cihad emrini yerine getirdiklerini, Allah'ın da buna karşılık onları mükafatlandırdığını görmesinden hoşlanmış ve bundan dolayı da gülmüştür. 12- Misafirin, -izin ve fitneden emin olunması gibi şartlarına riayet edilerekkendi evinden başka bir yerde kaylule yapması caizdir. 13- Kadının, misafirin başındaki bitleri ayıklamak suretiyle hizmet etmesi caizdir. Bu husus bazıları için açıklanması zor görülmüştür. Bundan dolayı İbn Abdilberr şöyle demiştir: Zannederim Ümmü Haram yahut onun kızkardeşi Ümmü Suleym, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i emzirmiş, böylelikle onların her birisi onun sütannesi ya da teyzesi olmuştur. Bundan dolayı onun yanında uyur ve o da mahrem olan bir kimsenin mahremlerine yapabileceği şeyleri yapabiliyordu. Daha sonra da kendi senediyle Yahya İbn İbrahim İbn Muzeyyen'in şunları söylediğini zikretmektedir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ümmü Haram'a başından bitleri ayıklamasına imkan tanıması teyzeleri tarafından kendisine mahrem birisi oluşundan dolayıdır. Yunus İbn Abdil A'la yoluyla da şunları söylemektedir: Bize İbn Vehb dedi ki: Ümmü Haram, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in süt teyzelerinden birisidir. Bundan dolayı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun yanında kaylule yapar, onun kucağında uyur ve oda onun başındaki bitleri ayıklardı. İbnu'l-Arabi de İbn Vehb'in dediklerini naklettikten sonra şunları söylemektedir: Başkaları da şöyle demiştir: Aksine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem günahtan korunmuş bir kimse idi. O kendi zevcesine karşı bile kendisine hakim olduğuna göre, başkasına karşı münezzeh olduğu günahlardan kendisini nasıl koruyamasın? Çünkü o, çirkin her bir fiilden ve kötü her bir sözden uzak tutulmuştur. O halde bu onun özelliklerinden olur. ed-Dimyati aralarında mahremiyet olduğu iddiasında bulunanların görüşlerini reddetmekte aşırıya giderek şunları söylemiştir: Ümmü Haram'ın, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in süt teyzelerinden ya da nesep teyzelerinden birisi olduğunu iddia eden herkes yanıimıştır. Daha sonra ed-Dimyati şunları söyler: Bununla birlikte hadiste Ümmü Haram ile halvete dair delil teşkil edecek bir şey de yoktur. Muhtemelen bu durum, onun oğlu, hizmetçisi, kocası ya da onun yanında bulunan birisi ile bulunurken olmuştur. Derim ki: Bu, güçlü bir ihtimaldir, ama bununla birlikte açıklanması zor olan yanları bütünüyle ortadan kaldıramamaktadır. Çünkü baştaki bitin ayıklanması halinde tenlerin değme ihtimali olduğu gibi kalmaktadır. Kucakta uyumak da böyledir. O halde verilecek cevapların en güzeli, Nebiin böyle bir özelliğinin olduğudur. Böyle bir iddianın ancak delil ile sabit oluşunu ileri sürmek bu cevabın uygunluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü buna dair delil gayet açıktır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Sahîh-i Buhârî, 6282

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.