Sünen-i Ebû Dâvûd · 5080
Arapça metin
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ عُثْمَانَ الْحِمْصِيُّ، وَمُؤَمَّلُ بْنُ الْفَضْلِ الْحَرَّانِيُّ، وَعَلِيُّ بْنُ سَهْلٍ الرَّمْلِيُّ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُصَفَّى الْحِمْصِيُّ، قَالُوا حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ حَسَّانَ الْكِنَانِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي مُسْلِمُ بْنُ الْحَارِثِ بْنِ مُسْلِمٍ التَّمِيمِيُّ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ نَحْوَهُ إِلَى قَوْلِهِ " جِوَارٌ مِنْهَا " . إِلاَّ أَنَّهُ قَالَ فِيهِمَا " قَبْلَ أَنْ تُكَلِّمَ أَحَدًا " . قَالَ عَلِيُّ بْنُ سَهْلٍ فِيهِ إِنَّ أَبَاهُ حَدَّثَهُ وَقَالَ عَلِيٌّ وَابْنُ الْمُصَفَّى بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي سَرِيَّةٍ فَلَمَّا بَلَغْنَا الْمُغَارَ اسْتَحْثَثْتُ فَرَسِي فَسَبَقْتُ أَصْحَابِي وَتَلَقَّانِي الْحَىُّ بِالرَّنِينِ فَقُلْتُ لَهُمْ قُولُوا لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ تُحْرَزُوا فَقَالُوهَا فَلاَمَنِي أَصْحَابِي وَقَالُوا حَرَمْتَنَا الْغَنِيمَةَ فَلَمَّا قَدِمْنَا عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَخْبَرُوهُ بِالَّذِي صَنَعْتُ فَدَعَانِي فَحَسَّنَ لِي مَا صَنَعْتُ وَقَالَ " أَمَا إِنَّ اللَّهَ قَدْ كَتَبَ لَكَ مِنْ كُلِّ إِنْسَانٍ مِنْهُمْ كَذَا وَكَذَا " . قَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ فَأَنَا نَسِيتُ الثَّوَابَ ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَمَا إِنِّي سَأَكْتُبُ لَكَ بِالْوَصَاةِ بَعْدِي " . قَالَ فَفَعَلَ وَخَتَمَ عَلَيْهِ فَدَفَعَهُ إِلَىَّ وَقَالَ لِي ثُمَّ ذَكَرَ مَعْنَاهُمْ وَقَالَ ابْنُ الْمُصَفَّى قَالَ سَمِعْتُ الْحَارِثَ بْنَ مُسْلِمِ بْنِ الْحَارِثِ التَّمِيمِيَّ يُحَدِّثُ عَنْ أَبِيهِ .
(Müslim b. el-Haris b. Müslim et-Temimi'nin) babasından (rivayet edildiğine göre) Nebi (s.a.v.) (bir önceki 5079. hadisin) bir benzerini: "Ondan kurtuluş (beratı yazılır)" sözüne kadar söylemiş; şu farkla; ki (akşam namazını bitirince cümlesi ile sabah namazını bkirince anlamındaki) iki cümlenin başında (bir de) "Hiçbir kimse ile konuşmadan" sözüne ilave etmiştir. (Bu hadisi Musannif Ebû Davud'a rivayet eden) Ali Ibn Sehl bu hadisi "Haris b. Müslim'in babası, Haris'e haber verdi ki..." sözleriyle rivayet etti. Ali (b. Sehl) ile (Muhammed) b. el-Musaffa (Haris b. Müslim'in) şöyle dediğini rivayet ettiler: ""Rasûlullah (s.a.v.) bizi bir seriyye ile birlikte göndermişti. Baskın yapılacak yere yaklaşınca ben atımı (olanca hızıyla) koşturup arkadaşlarımı geçtim. Bunun (üzerine yaptığımız baskını gören) düşman askerleri, beni feryat sesleri ile karşıladılar. Ben de onlara "Lâ ilahe illallah sözüyle korununuz" dedim. Onlar da (hepsi) bu kelimeyi söylediler (ve dolayısıyla müslümari oldular. Müslüman oldukları içinde hem canlarını hem de mallarını kurtarmış oldular). Bunun üzerine arkadaşlarım: Bizi ganimetten mahrum ettin, diye beni kına(maya başla)dılar. Rasûlullah (s.a.v.)'in huzuruna gelince benim yaptığım bu işi kendisine anlattılar, Rasûlullah (s.a.v.) beni çağırdı ve yaptığım işi (çok) beğendi. "Şunu unutma ki (yüce) Allah (bu yaptığın işten dolayı) sana (müslüman olan) o kimselerden her birine karşılık şu kadar (sevap) yazmıştır" dedi. (Ravi) Abdurrahman da bu hadisi, (Hz. Nebi'in bahsetmiş olduğu bu sevabıfn miktarını) unuttum-, şeklinde rivayet etti. (Bu hadisi Ebu Davud'a aktaran Şeyh Ali b. Sehl rivayetine devam ederek el-Haris b. Müslim'in sözlerine şöyle devam ettiğini söyledi): "Sonra Rasûlullah (s.a.v.) (bana) Sana benden sonra (yapmaya devam edeceğin) bir vasiyet yazacağım, dedi ve (dediğini) yaptı. (Vasiyyetin) üzerini mühürIeyip bana verdi ve bana dedi ki: (Hadisin bundan sonraki kısmında Ali b. Sehl, Ebû Davud'un diğer Şeyhlerinin bir önceki hadiste geçen: Ey Allahım, beni cehennem ateşinden kurtar- anlamındaki dua ile ilgili) hadislerinin manasını rivayet etti. (Muhammed) b. el-Musaffa ise ravi Abdurrahman İbn Hassân'ın şöyle dediğini rivayet etti: "Ben el-Haris b. Müslim b. el-Haris el-Temimi'yi babasından hadis rivayet ederken işittim
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ مَيْسَرَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، - الْمَعْنَى - قَالاَ حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ بَشِيرِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ سَهْلِ بْنِ أَبِي حَثْمَةَ، وَرَافِعِ بْنِ خَدِيجٍ، أَنَّ مُحَيِّصَةَ بْنَ مَسْعُودٍ، وَعَبْدَ اللَّهِ بْنَ سَهْلٍ، انْطَلَقَا قِبَلَ خَيْبَرَ فَتَفَرَّقَا فِي النَّخْلِ فَقُتِلَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَهْلٍ فَاتَّهَمُوا الْيَهُودَ فَجَاءَ أَخُوهُ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ سَهْلٍ وَابْنَا عَمِّهِ حُوَيِّصَةُ وَمُحَيِّصَةُ فَأَتَوُا النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَتَكَلَّمَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ فِي أَمْرِ أَخِيهِ وَهُوَ أَصْغَرُهُمْ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " الْكُبْرَ الْكُبْرَ " . أَوْ قَالَ " لِيَبْدَإِ الأَكْبَرُ " . فَتَكَلَّمَا فِي أَمْرِ صَاحِبِهِمَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يُقْسِمُ خَمْسُونَ مِنْكُمْ عَلَى رَجُلٍ مِنْهُمْ فَيُدْفَعُ بِرُمَّتِهِ " . قَالُوا أَمْرٌ لَمْ نَشْهَدْهُ كَيْفَ نَحْلِفُ قَالَ " فَتُبَرِّئُكُمْ يَهُودُ بِأَيْمَانِ خَمْسِينَ مِنْهُمْ " . قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ قَوْمٌ كُفَّارٌ . قَالَ فَوَدَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مِنْ قِبَلِهِ . قَالَ قَالَ سَهْلٌ دَخَلْتُ مِرْبَدًا لَهُمْ يَوْمًا فَرَكَضَتْنِي نَاقَةٌ مِنْ تِلْكَ الإِبِلِ رَكْضَةً بِرِجْلِهَا . قَالَ حَمَّادٌ هَذَا أَوْ نَحْوَهُ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَاهُ بِشْرُ بْنُ الْمُفَضَّلِ وَمَالِكٌ عَنْ يَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ قَالَ فِيهِ " أَتَحْلِفُونَ خَمْسِينَ يَمِينًا وَتَسْتَحِقُّونَ دَمَ صَاحِبِكُمْ أَوْ قَاتِلِكُمْ " وَلَمْ يَذْكُرْ بِشْرٌ دَمًا وَقَالَ عَبْدَةُ عَنْ يَحْيَى كَمَا قَالَ حَمَّادٌ وَرَوَاهُ ابْنُ عُيَيْنَةَ عَنْ يَحْيَى فَبَدَأَ بِقَوْلِهِ " تُبَرِّئُكُمْ يَهُودُ بِخَمْسِينَ يَمِينًا يَحْلِفُونَ " . وَلَمْ يَذْكُرِ الاِسْتِحْقَاقَ قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَهَذَا وَهَمٌ مِنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ .
Selıl b. Ebî Has'ame ve Râfi b. Hadîc (radıyallâhu anhumâ) dan, şöyle (dedikleri) rivayet edilmiştir: Muhayyısa b. Mes'ûd ve Abdullah b. Sehl Hayber tarafına gitmişler ve hurmalıkta biribirlerinden ayrılmışlardı. Abdullah b. Sehl öldüiüldü. Yahudileri itham ettiler. Kardeşi Abdurrahman b. Sehl ve amcasının oğulları Huveyyisa ve Mühayyisa, Rasûlullah (s.a.v)'in huzuruna geldiler. Onların küçüğü olduğu halde, kardeşinin başına gelen şey konusunda Abdurrahman konuştu. Rasûlullah (s.a.v) "Büyük konuşsun, büyük" -veya: "büyük olan başlasın"[şek, râvidendir]-buyurdu. Bunun üzerine arkadaşlarının (amca oğullarının durumu) hakkında ikisi birden (Huveyyisa ve Mühayyisa) konuştular. Rasûlullah (s.a.v): "Sizden elli kişi onlardan bir adam aleyhine yemin ederse onun ipi (size) verilir" buyurdu. Onlar; "Görmediğimiz bir şeye nasıl yemin ederiz?!" dediler. Rasûlullah (s.a.v): "O halde yahûdiler kendilerinden elli kişinin yemini ile size karşı temize çıkarlar" buyurdu. Onlar: "Yâ Rasûlullah! onlar kâfirdirler. (Onların yeminine nasıl güvenilir?) dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) o maktulün diyetini kendisi verdi. Sehl (b. Ebî Hasme) der ki: "Birgün onların deve ağılına girdim, develerden birisi bana tekme attı." Hammâd bunu veya benzerini söyledi. Tahric eden diğer imamlar: Buhâri, edeb, cizye; Müslim, kasâme; Tirmizi, diyât; Nesai, kasâme; İbn Mace, diyat: Ahme b. Hanbel, IV, 2.3. Ehû Davud şöyle dedi: Bu hadisi Bişr b. el-Mufaddal ve Mâlik, Yahya b. Said'den rivayet ettiler. Yahya bu rivayette Rasûlullah1 in söyle dediğini söyledi: "Elli defa yemin edip arkadaşınızın veya katilinizin kanını hak eder misiniz?" Bişr, "kan’ı" anmadı. Abde, Yahya'dan, Hammâd'ın dediği gibi nakletti. Bu hadisi İbn Uyeyne, Yahya'dan rivayet etti. Rivayetine Rasûlullah s.a.v.'in şu sözü ile başladı: "Yahudiler, edecekleri elli yemin ile size karşı temize çıkarlar" Yahya "kanı hak etmeyi" anmadı. Ebu Davud, "Bu ibn Uyeyne'den bir vehmdir" der
حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا رِفَاعَةُ بْنُ يَحْيَى بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رِفَاعَةَ بْنِ رَافِعٍ الزُّرَقِيُّ، عَنْ عَمِّ، أَبِيهِ مُعَاذِ بْنِ رِفَاعَةَ عَنْ أَبِيهِ، قَالَ صَلَّيْتُ خَلْفَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَعَطَسْتُ فَقُلْتُ الْحَمْدُ لِلَّهِ حَمْدًا كَثِيرًا طَيِّبًا مُبَارَكًا فِيهِ مُبَارَكًا عَلَيْهِ كَمَا يُحِبُّ رَبُّنَا وَيَرْضَى . فَلَمَّا صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم انْصَرَفَ فَقَالَ " مَنِ الْمُتَكَلِّمُ فِي الصَّلاَةِ " . فَلَمْ يَتَكَلَّمْ أَحَدٌ ثُمَّ قَالَهَا الثَّانِيَةَ " مَنِ الْمُتَكَلِّمُ فِي الصَّلاَةِ " . فَلَمْ يَتَكَلَّمْ أَحَدٌ ثُمَّ قَالَهَا الثَّالِثَةَ " مَنِ الْمُتَكَلِّمُ فِي الصَّلاَةِ " . فَقَالَ رِفَاعَةُ بْنُ رَافِعِ ابْنِ عَفْرَاءَ أَنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ . قَالَ " كَيْفَ قُلْتَ " . قَالَ قُلْتُ الْحَمْدُ لِلَّهِ حَمْدًا كَثِيرًا طَيِّبًا مُبَارَكًا فِيهِ مُبَارَكًا عَلَيْهِ كَمَا يُحِبُّ رَبُّنَا وَيَرْضَى فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَقَدِ ابْتَدَرَهَا بِضْعَةٌ وَثَلاَثُونَ مَلَكًا أَيُّهُمْ يَصْعَدُ بِهَا " . قَالَ وَفِي الْبَابِ عَنْ أَنَسٍ وَوَائِلِ بْنِ حُجْرٍ وَعَامِرِ بْنِ رَبِيعَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى حَدِيثُ رِفَاعَةَ حَدِيثٌ حَسَنٌ . وَكَأَنَّ هَذَا الْحَدِيثَ عِنْدَ بَعْضِ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّهُ فِي التَّطَوُّعِ لأَنَّ غَيْرَ وَاحِدٍ مِنَ التَّابِعِينَ قَالُوا إِذَا عَطَسَ الرَّجُلُ فِي الصَّلاَةِ الْمَكْتُوبَةِ إِنَّمَا يَحْمَدُ اللَّهَ فِي نَفْسِهِ وَلَمْ يُوَسِّعُوا فِي أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ .
Muâz b. Rıfaa (r.a.)’ın babasından rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasulullah (s.a.v.)’in arkasında namaz kıldım, aksırdım arkasından da: “Elhamdü lillahi hamden kesîran tayyiben mübareken fihi mübareken aleyhî kema yuhibbû rabbuna ve yerda ANLAMI:(Rabbimizin razı olduğu ve sevdiği şekilde tüm bereketleriyle eksiksiz övgüler Allah’adır)” dedim. Rasûlullah (s.a.v.) namazı kılıp bitirince: “Namazda konuşan kimdi?” Buyurdu, kimse ses çıkarmadı, ikinci seferde aynı şekilde sordu, yine kimseden ses çıkmadı, üçüncü sefer sorunca; Rifâa b. Rafî b. Afrâ: “Benim Ya Rasûlullah!” dedi. “Nasıl demiştin?” buyurdu, bende dediğimi aynen tekrar ettim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki otuzdan fazla melek o söylediğin sözü Allah’ın huzuruna çıkarabilmek için harekete geçtiler.” Diğer tahric: Nesâî, İftitah; Ebû Dâvûd, Salat Bu konuda Enes, Vâil b. Hucr, Âmir b. Rabia’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Tirmîzî: Rifâa hadisi hasen sahihtir. Bir kısım ilim adamlarına göre bu hadisteki hüküm nafile namazlar hakkındadır. Tabiinden pek çok kişi şöyle demektedirler: “Bir kimse farz namazda aksırsa içinden sadece hamdeder, bundan fazla söylenecek sözlere cevaz vermemişlerdir.”
حَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، قَالَ رَأَى رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ رَجُلاً تَوَضَّأَ فَتَرَكَ مَوْضِعَ الظُّفْرِ عَلَى قَدَمِهِ فَأَمَرَهُ أَنْ يُعِيدَ الْوُضُوءَ وَالصَّلاَةَ . قَالَ فَرَجَعَ .
Ömer bin El-Hattab (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), abdest alan ve ayağı üzerinde tırnak kadar bir yeri kuru bırakan bir adam gördü ve ona abdestini ve namazını iade etmesini emretti. Adam da döndü." Diğer tahric: Müslim 575; (benzeri:) Ebu Davud 173, 174 ve 175. Aşağıdaki linklerle ulaşabilirsiniz. 2MÜSLİM HADİSİ VE NEVEVİ ŞERHİ İÇİN BURAYA TIKLA EBU DAVUD’UN BENZER HADİSLERİ VE İZAHLARI İÇİN: 173 – 174 – 175 AÇIKLAMA : Bir önceki hadisin açıklamasını yaparken Müslim'in Hz. Ömer (r.a.)'den rivayet ettiği hadisin mealini nakletmiştik. Oradaki rivayette Nebi (s.a.v.) o adama: ''Dön de abdestini güzel al.'' buyurmuştur. Ebu Davud da Müslim'deki rivayet gibi Ömer (r.a.)'in hadisini tahriç etmiştir. El-Hafız, Et-Telhis'te şöyle der: El-Bezzar: Cabir'in Ömer (r.a.)'den rivayet ettiği hadisi ancak bu senedIe biliriz, demiştir. Ebu'l-FadI EI-Herevi de: Bu hadis, yalnız İbn-i Lahia rivayetinden tanınıyor. Bunun merfu' gösterilmesi hatadır. Çünkü El-A'meş, bu hadisi Ebu Süfyan aracılığıyla Cabir'den; O da Ömer (r.a.)'den mevkuf olarak rivayet etmiş; Keza Haşim'de, başka bir senedie yine mevkuf olarak Ömer (r.a.)'den rivayet etmiştir, demiştir.' EI-Menhel yazarı ''Tefriku'l-Vudu' '' babında bu hadisin, mevkuf olarak Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine dair müteaddid senedler zikretmiştir. Bu arada Darekutni'nin tahric ,ettiği şu mealde bir hadisi de nakletmiştir: Ubeyd bin Umeyr El-Leysi'den rivayet edildiğine göre; ''Ömer bin EI-Hattab (r.a.), ayağının bir yeri kuru kalmış bir adam gördü de: Sen bu abdestle mi namaza duracaksın? diye sordu. Adam da: Ey mu'minlerin Emiri! Soğuk şiddetlidir. Beni ıslatacak bir şey de yanımda yoktur, deyince, ona önceden kızan Ömer (r.a.) bu sefer acıyarak: Ayağından kuru bıraktığın yeri yıka ve namazını iade et, buyurdu. Ve ona bir elbise verilmesini emretti: ' Ebu Davud, Ahmed ve Beyhaki bu hadisin bir benzerini HaIid bin Mi'dan'dan rivayet etmişlerdir. Bu rivayette ''Nebi (s.a.v.)'in bazı sahabilerden rivayet edildiğine göre'' ifadesi kullanılmıştır. Sahabinin meçhul oluşu, hadisin sıhhatine zarar vermez. Buradaki rivayette de ayağından bir yeri kuru bırakan adamın, abdest ve namazını iade etmesi emredilmiştir. Namazın iade edilmesi emri açıktır. Çünkü noksan bir abdestle namaza durulmuştur. Abdestin iadesine gelince, bu da müvalatın vacib olduğuna hükmeden alimlere göre durum bellidir. Hatta bu hadis onlar için delil olur. Müvalatın vacib olmadığı görüşünde olanlara göre abdestin iadesi, mükemmel bir abdestin alınması ve ibadette ihtiyatlı davranılması içindir. Hadis, zahirine göre müvalatın vucılbuna hükmedenler için bir delil ise de, hadisin sıhhatine itirazlar yapılmıştır. Bunun sahih olduğu kabul edilse bile, diğer rivayetlerle birlikte işlerliğinin kurulması için verilen emrin mendubluk için olduğu yorumu yapılır
وَحَدَّثَنَا الْحَسَنُ الْحُلْوَانِيُّ، حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ، حَدَّثَنَا أَبِي، عَنْ صَالِحٍ، عَنْ إِسْمَاعِيلَ بْنِ مُحَمَّدٍ، قَالَ سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ سَعْدٍ، يُحَدِّثُ هَذَا فَقَالَ فِي حَدِيثِهِ فَضَرَبَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ بَيْنَ عُنُقِي وَكَتِفِي ثُمَّ قَالَ " أَقِتَالاً أَىْ سَعْدُ إِنِّي لأُعْطِي الرَّجُلَ " .
Bize el-Hasan el-Hulvani de tahdis etti. Bize Yakub tahdis etti, bize babam Salih'ten tahdis etti. O İsmail b. Muhammed'den (şöyle dediğini) nakletti: Muhammed b. Sa'd'ı bu hadisi tahdis ederken dinledim sonra hadisi rivayetinde dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) eliyle omzumla ensem arasına dokundu sonra da: "(Onun için) savaşmak mı (istiyorsun) ey Sa'd? Ben adama veriyorum işte" buyurdu. Diğer tahric: Buhari, 1478; Müslim, 2432; Tuhfetu'l-Eşraf, 3921 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (376-379 numaralı hadisler): Bu babta (376) Sa'd b. Ebu Vakkas (radıyalIahu anh)'ın rivayet ettiği hadis vardır. Hadisin lafızlarına gelince ''Allah'ın onu yüz üstü ateşe yıkması korkusuyla" ibaresindeki 'bnu yıkması" fiilindeki zamir kendisine bir şeyler verilen kimseye aittir. Yani ben kendisine bir şeyler verilmeyecek olursa kafir olacağından korktuğum için ona bir şeyler vermekle kalbini ısındırıyorum, demektir. (377) "Bir grup kişiye bir şeyler verdi" ibaresindeki "raht" topluluk demektir. Asıl anlamı on kişiden az topluluk içindir. "Halbuki o aralarında en beğendiğim kişi idi" ifadesi benim inancıma göre en faziletlileri, en salih olanları idi, demektir. (2/180) "Muhakkak ben onu bir mümin olarak görüyorum" yani ben onu böyle biliyorum. Buradaki "onu görüyorum" fiilin hemzesinin fethalı okunması gerekir. Ötreli okunması caiz değildir. (Ötreli okunması halinde öyle zannediyorum, bana öyle görünüyor anlamında olur.) Çünkü kendisi "onun hakkında bildiklerime yenik düştüm" demiş ve üç defa Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e müracaat etmiştir. Eğer bu hususta inancı kesin olmamış olsaydı tekrar tekrar ona müracaat etmezdi. (378) "Salih'ten, o İbn Şihab'dan dedi ki: Bana Amir b. Sa'd tahdis etti." Bu üç kişi birbirinden rivayet• nakleden tabiinden üç zattır. Aynı zamanda bu büyüklerin küçüklerden rivayeti türündendir. Çünkü Salih, ez-Zühri'den yaşça daha büyüktür. Hadislerin Fıkhi ve Anlamları 1- İman ile İslam arasında fark vardır. Bu mesele hakkında uzunca bir görüş ayrılığı ve açıklamalar yapılmıştır. Bu meseleye dair açıklama ve geniş izahlar iman bölümünün baş taraflarında geçmiş bulunmaktadır. 2- Hak ehli olanların kalp ile itikatIa birlikte olmadığı sürece dil ile ikrarın faydası yoktur, şeklindeki görüşlerine delil vardır. Hak ehlinin bu görüşü de ikrar yeterlidir diyen Kerramiye'nin ve aşırı Mürcie'nin görüşüne muhaliftir. Onların bu görüşü ise açık bir hatadır. Müslümanların icmaı, bu nitelikleri taşıyan münafıkların kafir olduklarına dair naslar bunu reddetmektedir. 3- Haram olmayan hususlarda yöneticiler nezdinde şefaatte bulunmak mümkündür (iltimas yapılabilir). 4- Aynı hususta kendisine bir şeyler söylenen kişiye bunu tekrarlamak caizdir. 5- Fazileti daha az olanın daha faziletli olana masıahat olarak gördüğü hususa dikkat çekmesi caizdir. 6- Üstün (fazilet sahibi) kişi kendisine gösterileni kayıtsız ve şartsız kabul etmez. Aksine onun üzerinde düşünür. Şayet belirtilen görüşün maslahatı açıkça görülmezse gereğini yapmaz. 7 - Hakkında kesin bilgi olmadığı hususlarda kesin kanaat belirtmeyi terk etmek ve işi sağlamca araştırmak gerekir. 8- İmam, malı Müslümanların maslahatı uğrunda önem sırasına göre harcar. 9- Aşere-i mübeşşere ve benzerleri gibi hakkında nas sabit olmuş kimseler dışında muayyen olarak herhangi bir kimsenin cennetlik olduğuna kesin hüküm vermemek. Bu ehl-i sünnet tarafından üzerinde icma olunmuş bir hükümdür. ResululIah {Sallallahu aleyhi ve Sellemı'in: "Yahut müslümandır" buyruğunda mümin olduğu inkar edilmemektedir. Bunun anlamı kesin olarak iman sahibi olduğunu söylemenin yasaklanması ve böyle bir kimse için Müslüman demenin daha uygun olduğuna dikkat çekilmesidir. Çünkü İslam zahirin hükmü gereğince bilinen bir husustur. İman ise içte gizlidir, onu yüce Allah'tan başkası bilemez. et-Tahrir sahibi ise, bu hadiste o adamın mümin olmadığına bir işaret bulunduğunu ileri sürmüş ise de, durum onun zannettiği gibi değildir. Aksine hadiste onun mümin olduğuna işaret vardır. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Sa'd'a verdiği cevabında: "Ben adama başkasını ondan daha çok sevdiğim halde bir şeyler veririm" buyurmuştur. (2/181) Yani ben imanı zayıf olduğu için kafir olacağından korktuğum kimseye bir şeyler verirken, kalbinin iman ile huzur bulmuş ve imanı sapasağlam olduğunu bildiğim için, kendisini daha çok sevdiğim diğerlerine bir şeyler vermem. Müslim (rahimehullah)'ın babın başında (376): "Bize İbn Ebu Ömer tahdis etti. Bize Süfyan, ez-Zühri'den tahdis etti. O Amir'den" Senedi hakkında Ebu Ali el-Gassani şöyle demektedir: Hafız Ebu Mesud ed-Dımaşki dedi ki: Bu hadisi ancak Süfyan b. Uyeyne, Mamer'den, o ez-Zühri'den diye rivayet etmektedir. el-Humeydi, Said b. Abdurrahman ve Muhammed b. el-Cürcani böyle demişlerdir. Hepsi de Süfyan'dan, o Mamer' den, o ez-Zühri' den onun isnadıyla rivayet etmektedirler. Süfyan'dan mahfuz olan işte budur. Aynı şekilde Ebu'l-Hasan ed-Darakutni de el-İstidrakat adlı eserinde böyle demiştir. Derim ki: Bunların bu isnat hakkında bu söyledikleri ile ilgili olarak şöyle denilebilir: Bu hususta onlara muvafakat etmek gerekmez. Çünkü Süfyan'ın bu hadisi bir defa ez-Zühri'den, bir başka sefer Ma'mer'den, o ez-Zührı'den diye duymuş olması ve her iki şekilde de rivayet etmiş olması ihtimali vardır. Bu durumda bunların biri diğerini olumsuz olarak etkilemez. Fakat onların söylediklerini gerektiren birtakım hususlar birbirine eklenmiş bulunmaktadır. Süfyan'ın tedlis yapan bir ravi olup, burada "an" lafzmı kullanmış olması, ondan rivayet nakledenlerin çoğunlukla bunu Ma'mer' den diye rivayet etmiş olmaları bunu gerektiren hususlardandır. Bunlara daha önce kaydettiğimiz şu şekilde cevap verilebilir: Müslim (rahimehullah) tedlis yapan bir raviden "an" diye rivayet etmiş ise kendisinden an lafzı ile rivayet ettiği kişiden dinlemiş olduğu sabit olmadıkça rivayet nakletmez. Durum her ne olursa olsun isnat ile ilgili bu söylenenlerin metin üzerinde bir etkisi yoktur. (2/182) Çünkü metin her durumda sahih ve muttasıldır. Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَامِرِ بْنِ زُرَارَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ أَبِي مَرْيَمَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ صَلَّى بِنَا عَلِيٌّ يَوْمَ الْجَمَلِ صَلاَةً ذَكَّرَنَا صَلاَةَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَإِمَّا أَنْ نَكُونَ نَسِينَاهَا وَإِمَّا أَنْ نَكُونَ تَرَكْنَاهَا فَسَلَّمَ عَلَى يَمِينِهِ وَعَلَى شِمَالِهِ .
Ebu Musa (el-Eş'ari) (r.a.)'den şöyie demiştir: Ali (r.a.), Cemel olayı günü bize öyle bir namaz kıldırdı ki, onunla bize Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in namaz kılışını hatırlattı. Artık biz, ya O (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in namazını unutmuş oluyoruz. Ya da terk etmiş oluyoruz. Çünkü Ali (r.a.), (namazdan çıkarken) sağına da soluna da selam verirdi." Not: Zevaid'de: İsnadı sahihtir, ricalı da sıkadır, Ancak ravilerinden Ebu İshak, tediis ederdi ve ömrünün son zamanlarında ihtilat'a düştü, denilmiştir. Tedlis: Ravi'nin Hadis'i kendisine rivayet eden en yakın ravisini sebepli yada sebepsiz olarak söylememesi. Bunu yapan kişi güvenilir ise sorun yoktur. Ayrıntılı bilgi için Hadis terimleri sözlüğüne bakın. İhtilat: Hastalık, şok yada ihtiyarlık sebebiyle hafıza sorunu yaşamak, hadislerde karışıklık yaşamak. AÇIKLAMA(914, 915, 916 ve 917): Bu babta rivayet olunan hadisler, namazdan çıkarken sağa ve sola başı dönderip iki defa selam vermenin meşruluğuna delalet ederler. Bu hususta imam, cemaat ve tek olarak namaz kılanlar arasında bir fark yoktur. Sahabilerin cumhurunun kavli budur, Ebu Bekir-i Sıddik, Ali bin Ebi Talib, İbn-i Mes'ud, Ammar bin Yasir ve Nafi' bin el-Haris (r.anhum) böyle hükmeden sahabilerdendirler. Tabiilerden de Ata' bin Ebi Rabah, Alkama, Şa'bi ve başkaları ile re'y ehli, Sevri, Ahmed, İshak, Ebu Sevr böyle hükmetmişlerdir. Hanefi, Hanbeli ve Şafiiler'in mezhebi de budur. Delilleri ise bu babtaki hadislerdir. Bir selamın meşruluğuna hükmeden alimler ve görüşleri, bundan sonraki babta anlatılacaktır. İnşaallah EI-Menhel yazarı iki selam'ın meşruluğuna hükmedenlerle delillerini ve bir selam'ın meşruluğuna hükmeden alimlerle delillerini zikrettikten sonra şöyle der: ''İmam olsun, cemaat olsun, tek olsun, namaz kılan herkesin, namazdan çıkarken sağına ve soluna iki defa selam vermesinin meşruluğuna hükmeden alimlerin dayandıkları deliller kuvvetli olduğundan bu görüş kuvvetlidir. Er-Ravda sahibi: 'Yalnız bir selamın verilmesine dair varid olan hadisler, iki selam'ın meşruluğuna delalet eden hadislere ters düşmez. Çünkü bilindiği gibi, çelişki arzetmeyen rivayetteki fazlalığın kabulü vacibtir. İki selam la hükmetmek, varid olan bütün hadislerle amel etmek demektir. Fakat bir selamla hükmetmek böyle değildir. Çünkü bununla hükmetmek gereksiz olarak delillerin çogunu heder etmek demektir.' demiştir. EI-Hedy sahibi: 'Nebi (s.a.v.)'in namazdan çıkarken sağına ve soluna ''Es-Selamu aleyküm ve rahmetullah.. diyerek selam verdiğini on-beş sahabi kendisinden rivayet etmiştir. EI-Hedy sahibi bunları ismen zikrediyor. Nebi (s.a.v.)'in namazdan çıkarken önüne bir defa selam verdiği de kendisinden rivayet edilmiştir. Lakin sahih bir yolla bu hususta her hangi bir rivayet sabit olmamıştır. En iyi delil, Aişe (r.anha)'nın (919 nolu) hadisidir ki O da ma'luldur. Sünenlerde mevcut ise de gece namazı hakkındadır.' demiştir. EI-Hedy yazarı bir selamın meşruluğuna dair hadislerin zayıflık sebeplerini uzunca izah etmiş, el-Menhel yazarı da bunu nakletmişse de buraya aktarmaya gerek görmüyorum. EI-Hedy yazarı daha sonra şöyle der: 'Bir selamın meşrüluğuna hükmeden alimlerin elinde Medine halkının uygulamasından başka tutarlı bir delil yoktur. Medine halkının amelini delil göstermek sahihtir. Çünkü büyük zatlar, bu şehrin tatbikatını birbirinden miras olarak almışlardır. Fakat bir selam ile ilgili tatbikat hususunda, genellikle fıkıh alimleri muhalefet etmişlerdir. Doğrusu da fıkıh alimlerinin görüşüdür. Çünkü Nebi (s.a.v.)'in sabit olan sünneti, kim olursa olsun, hiç bir şehir halkının ameliyle reddedilmez. Nitekim Medine'deki ve başka şehirlerdeki bazı emirler, namazda birtakım şeyler ihdas etmişler, bu yoldaki uygulama süre gelmiştir. Fakat fıkıhçılar buna iltifat atmemişlerdir. Hulafa-i Raşidin devrindeki Medine halkının ameli, delil sayılırdı. Fakat onların vefatndan sonra ve oradaki sahabiler tükendikten sonra Medine halkının tatbikatı ile başka şehir halkının tatbikatı arasında değer bakımından bir fark yoktur. Halk arasında hakemlik yapan kaynak, Nebi (s.a.v.)'in sabit sünnetidir. Onun ve dört halife'nin vefatından sonra hiç bir kimsenin ameli hüküm kaynağı olamaz.' Maliki mezhebinin meşhur kavline göre namaz kılan şahıs imam ve münferid ise bir selam verir ve bununla namazdan çıkmaya niyet eder. Eğer imama uymuş durumda ise, sağ tarafına selam verir ve bununla namazdan çıkmayı kasdeder. Soluna da selam verir bununla da imam'ın selamını cevaplamak ister. SELAM'IN ŞER'İ HÜKMÜ: Fıkıhçılar ilk selamın vacibliği hususunda müttefiktirler. Ikinci selam ise, cumhur'a göre sünnettir. Tahavi, el- Kadı ve başkalarının dediğine göre Hasan bin Saiih, vacibliğine hükmetmiştir. Ahmed bin Hanbel'den yapılan bir rivayet de böyledir. Malik'in bazı arkadaşları da böyle demişlerdır. Zahiriye mezhebine mensub bazı alimlerin de böyle dediklerini İbn-i Abdi'l-Berr nakletmiştir. Hadislerin zahirine göre selam lafzı ''Es-Selamu aleykum ve rahmetullah,.dır . Hanefi mezhebine göre böyle selam vermek sünnettir. Kişi eğer yalnız ''Es-Selamu aleyküm,.'' veya ''Selamun aleyküm,.'' derse kafidir. Fakai sünneti terk etmiş olur. Şafii mezhebine göre de böyle selam vermek sünnettir. Şayet ''Es-Selamu aleyküm,''. veya ''Aleykumu's-Selam" derse en sıhhatli kavle göre farz ifade edilmiş olur . Malikiler'e göre' vaoib olan yalnız ''Es-Selamu aleyküm"dır. ''Ve rahmetullah,.'' lafzı ilave edilmez. Hanbeli mezhebine göre ''Es-Selamu aleyküm ve rahmetuliah,.'' lafzı ile selam vermek farzdır. Hadislerin zahirine göre selam verilirken sağa ve sola başı iyice döndürmek meşrudur. Öyle döndürmelidir ki onun arkasında oturan kişi yanağını görebilmelidir. Hanefi, Şafii, Hanbeli alimlerinin kavli budur. Malik'ten yapılan bir rivayete göre imam veya tek olarak namaz kılan için hüküm budur. İbn-i Kasım'ın Malik'ten yaptığı rivayete göre imam veya tek ola.rak namaz kılan kişi önüne selam verir ve başını hafifçe sağa döndürür. İmam'a uyan kişi ise yine İbn-i Kasım'ın rivayetine göre ilk selamı verirken hafifçe sağa bakar. İkinci selamı önüne verir ve imam'a işaret eder. Eğer solunda kimse varsa ona da üçüncü bir selam verir. Bu babtaki hadisler İbn-i Kasım'ın rivayetini reddederler
حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ، مُحَمَّدُ بْنُ الصَّبَّاحِ وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ - وَتَقَارَبَا فِي لَفْظِ الْحَدِيثِ - قَالاَ حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ حَجَّاجٍ الصَّوَّافِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ أَبِي مَيْمُونَةَ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ الْحَكَمِ السُّلَمِيِّ، قَالَ بَيْنَا أَنَا أُصَلِّي، مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذْ عَطَسَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ فَقُلْتُ يَرْحَمُكَ اللَّهُ . فَرَمَانِي الْقَوْمُ بِأَبْصَارِهِمْ فَقُلْتُ وَاثُكْلَ أُمِّيَاهْ مَا شَأْنُكُمْ تَنْظُرُونَ إِلَىَّ . فَجَعَلُوا يَضْرِبُونَ بِأَيْدِيهِمْ عَلَى أَفْخَاذِهِمْ فَلَمَّا رَأَيْتُهُمْ يُصَمِّتُونَنِي لَكِنِّي سَكَتُّ فَلَمَّا صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَبِأَبِي هُوَ وَأُمِّي مَا رَأَيْتُ مُعَلِّمًا قَبْلَهُ وَلاَ بَعْدَهُ أَحْسَنَ تَعْلِيمًا مِنْهُ فَوَاللَّهِ مَا كَهَرَنِي وَلاَ ضَرَبَنِي وَلاَ شَتَمَنِي قَالَ " إِنَّ هَذِهِ الصَّلاَةَ لاَ يَصْلُحُ فِيهَا شَىْءٌ مِنْ كَلاَمِ النَّاسِ إِنَّمَا هُوَ التَّسْبِيحُ وَالتَّكْبِيرُ وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ " . أَوْ كَمَا قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي حَدِيثُ عَهْدٍ بِجَاهِلِيَّةٍ وَقَدْ جَاءَ اللَّهُ بِالإِسْلاَمِ وَإِنَّ مِنَّا رِجَالاً يَأْتُونَ الْكُهَّانَ . قَالَ " فَلاَ تَأْتِهِمْ " . قَالَ وَمِنَّا رِجَالٌ يَتَطَيَّرُونَ . قَالَ " ذَاكَ شَىْءٌ يَجِدُونَهُ فِي صُدُورِهِمْ فَلاَ يَصُدَّنَّهُمْ " . قَالَ ابْنُ الصَّبَّاحِ " فَلاَ يَصُدَّنَّكُمْ " . قَالَ قُلْتُ وَمِنَّا رِجَالٌ يَخُطُّونَ . قَالَ " كَانَ نَبِيٌّ مِنَ الأَنْبِيَاءِ يَخُطُّ فَمَنْ وَافَقَ خَطَّهُ فَذَاكَ " . قَالَ وَكَانَتْ لِي جَارِيَةٌ تَرْعَى غَنَمًا لِي قِبَلَ أُحُدٍ وَالْجَوَّانِيَّةِ فَاطَّلَعْتُ ذَاتَ يَوْمٍ فَإِذَا الذِّيبُ قَدْ ذَهَبَ بِشَاةٍ مِنْ غَنَمِهَا وَأَنَا رَجُلٌ مِنْ بَنِي آدَمَ آسَفُ كَمَا يَأْسَفُونَ لَكِنِّي صَكَكْتُهَا صَكَّةً فَأَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَعَظَّمَ ذَلِكَ عَلَىَّ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَلاَ أُعْتِقُهَا قَالَ " ائْتِنِي بِهَا " . فَأَتَيْتُهُ بِهَا فَقَالَ لَهَا " أَيْنَ اللَّهُ " . قَالَتْ فِي السَّمَاءِ . قَالَ " مَنْ أَنَا " . قَالَتْ أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ . قَالَ " أَعْتِقْهَا فَإِنَّهَا مُؤْمِنَةٌ " .
Bize Ebu Ca'fer Muhammed b. Sabbâh ile Ebu Bekir b. Ebi Şeybe rivayet ettiler. Lâfızları da birbirine yakındır. Dedilerki: Bize İsmail b. İbrahim, Haccac-ı Savvâf dan, o da Yahya b. Ebî Kesir'den, o da Hilâl b. Ebî Meymûne'den, o da Atâ' b. Yesâr'dan, o da Muâviyetü'bnü Hakem Es-Sülemî'den naklen rivayet etti. Muâviye şöyle demiş: Bir defa ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile namaz kılarken cemâatdan bîri aksırıverdi. Ben hemen «yerhamukâ'llah!» (Allah sana rahmet eylesin!) dedim. Cemâat bana fena fena baktılar. Ben: Vay başıma gelenler!.. Size ne oluyor ki bana bakıyorsunuz! dedim. Bunun üzerine elleri ile uyluklarına vurmağa başladılar. Bunların beni susturmaya çalıştıklarını görünce kızdım. Lâkin sustum. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) namazı bitirince (Ne diyeyim) annem babam ona feda olsun! Ne ondan önce ne de sonra Nebi (Sallallahu. Aleyhi ve Sellem) kadar güzel öğreten hiçbir muallim görmedim. Vallahi beni ne azarladı, ne dövdü ne de sövdü; (sâdece): «Şu namaz yok mu! Onun İçinde insan sözünden hiç bir şey konuşmak caiz değildir. O ancak tesbîh, tekbîr ve Kur'ân okumakdan ibarettir» buyurdu. Yahut Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in buyurduğu gibidir. Ben: — Yâ Resûlullah! Ben câhiliyyetten yeni kurtulmuş bir kimseyim. Gerçi Allah islâmı getirdi. Ama bizden öyle adamlar var ki, hâlâ kahinlere giderler... dedim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Sen onlara gitme!» buyurdular. — Bizden bâzıları da tetayyur ediyorlar... dedim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : — «Bu onların içlerinden gelen bir şeydir. Ama sakın onları yoldan çıkarmasın!» buyurdu. (İbnü's-Sabbah: Sakın sizi yoldan çıkarmasın dedi) Ben: — Bizden bir takım adamlar da çizgi çiziyorlar... dedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Nebilerden biri çizgi çizerdi. Her kim onun çizgisine uygun düşürürse isabet etmiş olur.» buyurdu. (Muâviye diyorki) Benim bir cariyem vardı. Uhud ve Cevâniyye taraflarında koyunlarımı güderdi. Bir gün kendisini dolaşmaya gittim. Bir de ne göreyim!. Onun koyunlarından birini kurt götürmüş! Ben de Benî Âdem'den bir adamım. Onlar gibi ben de üzülürüm! Lâkin cariyeye öyle bir tokat aşkettim ki!.. Müteakiben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e geldim. Bu yaptığımı bana fazla buldu. Ben: — Yâ Resûlullah! o halde cariyeyi âzât edeyim mi? dedim. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : — «Sen onu bana getir.» buyurdular. Derhâl getirdim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: — «Allah nerededir?» diye sordu. Câriye: — Göktedir... Cevâbını verdi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : — «Ben kimim?» dedi. Cariye: — Sen Resulullah'sın! cevâbını verdi. Resulü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Onu âzâd et; çünkü o mü'minedir.» buyurdular