İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sünen-i İbn Mâce · 1377

Establishing the Prayer and the Sunnah Regarding Them

Arapça metin

حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ أَخْزَمَ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عُمَرَ، قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ لاَ تَتَّخِذُوا بُيُوتَكُمْ قُبُورًا ‏"‏ ‏.‏

(Abdullah) bin Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Evlerinizi kabirler yapmayınız.» AÇIKLAMA (1375, 1376, 1377): Asım bin Amr (r.a.)'ın ve Umeyr (r.a.)'ın hadisleri Zevaid türündendir. Ebu Said-i Hudri (r.a.)'ın hadisi de Zevaid türündendir. Ancak Müslim bu hadisi Cabir (r.a.)'den rivayet etmiştir. Müslim'in rivayetinde; --fi mescid-- (Bir Mescidde) ilavesi vardır. Tercemede bu ilaveyi parentez içi ifadeyle işaret ettim. Bu hadiste Nebi (s.a.v.) farzını mescidde kılan'ın sünnetini evinde kılması ve evinin namaz sayesinde hayra kavuşmasını tavsiye eylemiştir. Ahmed bin Hanbel'in Aişe (r.anha)'den rivayet ettiği bir hadiste de Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Evlerinizde (nafile) kılınız. Evlerinizi üzerinize kabirler yapmayınız.» Tirmizi'nin şerhi Tuhfe yazarı hadisi şöyle yorumlar: "Yani ölüler gibi olmayınız. Onlar evlerinde namaz kılmazlar. Onların evleri kabirlerdir. Hadisi şöyle yorumlayanlar da olmuştur: Evinde namaz kılmayan kimse, kendisini ölüye, evini de kabire benzetmiş olur. Müslim'in rivayet ettiği: «İçinde Allah'ın anıldığı ev ile içinde Allah'ın anılmadığı ev, diri ve ölüye benzerler.» mealindeki hadis bu yorumu te'yid eder. Bazıları: Hadisin manası: 'Ölülerinizi evlerinizde gömmeyiniz.' demektir, diye yorum yapmışlar ise de Hattabi: Bu yorum hiçbirşey değildir. Çünkü Resulullah (s.a.v.) oturduğu evine defnedilmiştir. Peygamberlerin, öldükleri yerlere gömüldükleri rivayetleri de vardır, demiştir

Sünen-i İbn Mâce, 1377

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

وَقَالَ الْمَكِّيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ،‏.‏ وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ أَبُو النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ احْتَجَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُجَيْرَةً مُخَصَّفَةً أَوْ حَصِيرًا، فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِيهَا، فَتَتَبَّعَ إِلَيْهِ رِجَالٌ وَجَاءُوا يُصَلُّونَ بِصَلاَتِهِ، ثُمَّ جَاءُوا لَيْلَةً فَحَضَرُوا وَأَبْطَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْهُمْ، فَلَمْ يَخْرُجْ إِلَيْهِمْ فَرَفَعُوا أَصْوَاتَهُمْ وَحَصَبُوا الْبَابَ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ مُغْضَبًا فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا زَالَ بِكُمْ صَنِيعُكُمْ حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّهُ سَيُكْتَبُ عَلَيْكُمْ، فَعَلَيْكُمْ بِالصَّلاَةِ فِي بُيُوتِكُمْ، فَإِنَّ خَيْرَ صَلاَةِ الْمَرْءِ فِي بَيْتِهِ، إِلاَّ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ ‏"‏‏.‏

Zeyd İbn Sabit r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (mescidde) hurma dallarından kendisi için küçük bir hücre çevirdi -yahut bir hasır edindi.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıkıp onun içinde namaz kılıyordu. Birtakım adamlar da kendisini takip ederek onun namazına uyup namaz kıldılar. Daha sonra yine bir gece gelip orada hazır bulundular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise onlara göre geç kaldı ve yanlarına çıkmadı. Bu sefer seslerini yükselterek kapıya da çakıl taşları atıp kapıyı çalmaya koyuldular. Allah Rasulü kızgınlıkla yanlarına çıktı ve onlara: Siz o yaptığınızı sürdürüp gidince ben de onun üzerinize farz olarak yazılacağını zannettim. Bu sebeple (nafile) namazlarınızı evlerinizde kılmaya bakınız. Çünkü şüphesiz farz namaz dışında kişinin en hayırlı namazı evinde kıldığıdır, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın emri dolayısıyla gazabın ve şiddet göstermenin caiz oluşu. Nitekim yüce Allah: "Kafirlerle münafıklara karşı cihad et ve onlara sert ol. "(Tevbe, 73) diye buyurmuştur." Buhari, bu başlıkla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eziyetlere sabrettiğine dair varid olan hadisin, ancak kendi nefsi ile ilgili olan hususlar ile ilgili olduğuna işaret ediyor gibidir. Eğer yüce Allah'ın bir hakkı sözkonusu ise o, o hususta Allah'ın sertlik gösterme emrine uyardı. Buhari bu başlıkta beş hadis zikretmektedir: Birincisi, Aişe'nin perde ile alakah hadisi olup buna dair açıklamalar daha önce Giyim bölümündEbu geçmiş bulunmaktadır. İkincisi, Ebu Mesud'un imamın sabah namazını uzun kıldırması olayı ile ilgili olan hadisidir. Bunun açıklaması da Namaz bölümünde (702.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Üçüncü hadis ise İbn Ömer'in balgam çıkarmak ile alakah hadisidir. Bunun açıklamaları da Namaz bölümünün baş taraflarında (406.hadiste) geçmiş bulunmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 6113
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، وَعَمْرُو بْنُ سَوَّادٍ الْمِصْرِيَّانِ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، أَنْبَأَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ رَزِينٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ يَزِيدَ بْنِ أَبِي زِيَادٍ، عَنْ أَيُّوبَ بْنِ قَطَنٍ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ نُسَىٍّ، عَنْ أُبَىِّ بْنِ عِمَارَةَ، - وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَدْ صَلَّى فِي بَيْتِهِ الْقِبْلَتَيْنِ كِلْتَيْهِمَا - أَنَّهُ قَالَ لِرَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَمْسَحُ عَلَى الْخُفَّيْنِ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ يَوْمًا قَالَ ‏"‏ وَيَوْمَيْنِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ وَثَلاَثًا حَتَّى بَلَغَ سَبْعًا قَالَ لَهُ ‏"‏ وَمَا بَدَا لَكَ ‏"‏ ‏.‏

Evinde Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in her iki kıble (Ka'be ve Mescid-i Aksa')'ya doğru namaz kılmış olduğu Ubeyy bin imare (r.a.) 'den rivayet edildiğine göre : Kendisi, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'e: Mestler üzerine meshedeyim (mi?) diye sormuş. Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) : — «Evet, buyurmuştur. Ubeyy (r.a.) : — Bir gün (mü?) diye sormuş, Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem): — «Ve iki gün de (meshedebilirsin)» buyurmuştur. Ubeyy (r.a.) : — Ve üç gün de (mi?) diye sormuş ve nihayet yedi güne kadar (olan hükmü sorarak) ulaştırmış. Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) de : — «Ve sana zuhur eden sürece (meshedebilirsin) buyurmuştur.» Not: Nevevi: Bu, hadis ehlinin ittifakı ile zayıf olan bir hadistir, demiştir

Sünen-i İbn Mâce, 557
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبَّادِ بْنِ آدَمَ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَلْقَمَةَ بْنِ مَرْثَدٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُعَلِّمُهُمْ إِذَا خَرَجُوا إِلَى الْمَقَابِرِ. كَانَ قَائِلُهُمْ يَقُولُ: السَّلاَمُ عَلَيْكُمْ أَهْلَ الدِّيَارِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُسْلِمِينَ وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِكُمْ لاَحِقُونَ نَسْأَلُ اللَّهَ لَنَا وَلَكُمُ الْعَافِيَةَ ‏.‏

Büreyde (r.a.)'den; Şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sahabilerine, kabristana çıkacakları zaman (ne söyleyeceklerini) öğretirdi. (Onlardan mezarlığa gideni) şöyle derdi: السلام عليكم، أهل الديار من المؤمنين والمسلمين، وإنا إن شاء اللَّه بكم لاحقون. نسأل اللَّه لنا ولكم العافي Meali: «Selam sizlere ey bu diyarın mu'min ve müslüman halkı! Biz de inşaallah sizlere iltihak edicileriz. Allah'tan kendimize ve sizlere afiyet dileriz.» AÇIKLAMA (1546, 1547): Aişe (r.anha)'nın hadisinin benzerini, Müslim daha uzun metin halinde rivayet etmiştir. Fakat buradaki; اللهم! لا تحرمنا أجرهم ولا تفتنا بعدهم duasına. oradaki rivayette rastlıyamadım. Aşe (r.anha)'nın Müslim'deki rivayetinde Nebi (s.a.v.)'in Baki' kabristanına vardığında Baki' deki ölülere hitabı şöyledir: BURAYA ALINAN METNİ MÜSLİMDE BULAMADIM Yine Aişe (r.anha)'nın Müslim'deki bir rivayetine göre Nebi (s.a.v.) Ona kabristandakilere şöyle hitab etmesini öğretmiştir: السلام عليكم دار قوم مؤمنين. وأتاكم ما توعدون غدا. مؤجلون. وإنا، إن شاء الله، بكم لاحقون. 1546’daki Büreyde (r.a.)'in hadisini de Müslim rivayet etmiştir. Dar kelimesinin asıl manası evdir. "Diyar"da onun çoğuludur. Hattabi: Mezarlığa Dar denilebileceği, hadisten anlaşılıyor. Doğrusu da budur. Çünkü Dar, Arap dilinde meskene denildiği gibi; harabelere de Dar denilir, demiştir. EI-Menhel yazarı da: Kabirlere Dar denilmiş. Çünkü kabirler, dirilerin meskenlerine benzer. Diriler, meskenlerde toplandıkları gibi, ölüler de kabirlerde toplanır, demiştir Hadisler: Dirilere olduğu gibi ölülere de selam vermenin meşruluğuna delalet ederler. Hadislerde ''İnşaallah biz de sizlere iltihak edicileriz" buyurulmuştur. Ölülere iltihak etmek kesindir. Burada teberrüken veya sözü süslemek için inşaaIlah sözü kullanılmıştır. Şöyle bir ihtimal de var: Imanla ölmek kesin olmadığı için inşaaIlah denilmiştir. Veyahut Nebi (s.a.v.) kabristana gittiği zaman beraberinde ihlaslı mü'minler bulunduğu gibi muhtemelen münafıklar da vardı. Münafıkların durumuna işaret olmak üzere: «İnşaaIlah» buyurulmuştur. Hadisler; kabir ziyaretine gidildiğinde bu kelimeleri söylemenin meşruluğuna deMlet ediyorlar. Hadis kitaplarında söylenmesi meşru kılınan başka kelimeler de vardır. EI-Menhel yazarı, meşru kabir ziyaretinin adabını Nevevi'den naklen özetle şöyle ifade eder: "Kabir ziyaretçisi; alçak gönüllü, Allah'ın azametini düşünücü, kendisinden önce ölenlerden ibret alıcı olarak ve Allah rızası için mezarlığa gitmelidir. Kabrin yanına vardığı zaman sırtını kıbleye verip yüzünü kabre döndürerek selam verir, Ve dua eder. Hadislerde varid olan selam ve dua şeklini tercih etmelidir. Nebi (s.a.v.) Baki'yea gittiği zaman ayakta durduğu gibi ziyaretçi ayakta durmalıdır. Ancak bir özür varsa oturmakta beis yoktur. Kabrin çevresinde tavaf yapmak, kabir sahibinden dilekte bulunmak sakıncalıdır." (Yani ziyaretçi: Ey kabir sahibi!. Bana evlad ver, beni şu kazadan koru v.b. sözlerden sakınmalıdır. Çünkü veren koruyan sadece Allah'tır.) Mahir: Bu tür istekler kişi'yi küfre, hatta en büyük günah olan şirke götürür. Salih kişi'nin hatrına Allah'tan istemek farklıdır ki, 'Allahım falanın hürmetine bana.......' şeklinde istek te yine Allah'tan taleb edilir. Bu konu bu şekilde ele alunırsa güzel ve sağlam olur. Şefaat edici zümreler vardır; Nebiler, Şehidler ve Salihler gibi. Bununla beraber Şefaat iznini miktarını belirleyen sadece ve sadece Herşeye hakim olan, Kadir-i Mutlak ve Mütekebbir olan Allah Azimun Alim'dir. Ölü'den Allah'ın izniyle istemeye gelince: Ölünün işitmesi ihtilaflı olup işitse bile yine de ona işittiren Allahtır. Emin olunuz ki direkt olarak Allah'tan istemek kadar sağlam değildir. Yukarıda da bahsettiğim gibi Salih kişinin hürmetini dua'da zikrederken Allah'tan istenmelidir. En doğrusunu Allahu Alimun halim bilir. Kabrin başında Kur'an okumaya gelince: 1- Ebu Hanife, bu konuda sahih bir hadis bulunmadığı gerekçesiyle mekruh görmüşse de Hanefi mezhebinin tercih edilen kavline göre Kur'an okumak müstehabtır. Çünkü bu konuda eserler vardır. Ziyaretçi, bilhassa Yasin suresini okumalıdır. Hanefiler'in 'Durru'l-Nuhtar' adlı fıkıh kitabmda; kabir ziyaretinde Yasin suresi okunur, denilmiştir. İbn-i Abidin de bu sözle ilgili olarak: Çünkü "Kabristana girip Yasin suresini okuyan olursa Allah o gün için azabtaki ölülerin azabını hafifletir ve okuyucu için ölü sayısınca hasenat alır." mealinde hadis varid olmuştur, der. EI-Lubab şerhinde: Ziyaretçi Fatiha, Bakara'nın ilk sahitesini Ayetü'l-Kürsi'yi, Amene'r-Resulu, Yasin ,Mülk, Tekasur surelerini ve oniki, onbir, yedi veya üç defa ihlas suresini okur; Sonra: Allah'ım! Şu okuduğumun sevabını falana veya şunlara ulaştır diye dua eder, denilmiştir. 2- Şafiiler'e göre ziyaretçinin Kur'an okuması müstehabtır.Nevevi el-Mecmu'da: Ziyaretçinin kabristana selam vermesi, ziyaret ettiği ölüye ve bütün kabristandakilere dua etmesi, Kur'an okuması ve sonra ölülere dua etmesi müstehabtır. Şafii'nin bu hususta nassı vardır. Arkadaşları da müttefiken te'yid etmişlerdir. 3- Hanbeliler'e göre Kur'an okunmalıdır. El-Muğni de: Ahmed 'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Kabristana girdiğin zaman üç defa Ayete'l-Kül'si ve İhlas suresini oku. Sonra de ki: Allah'ım! Bunun sevabı şu kabristan ehlinedir. Ölülere dua, istiğfar, sadaka ve Hac gibi hayratın sevabının bağışlanmasında bir ihtilaf bilemiyoruz. Ahmed; Ölüye hayrın her çeşidi ulaşır. Çünkü bu hususta varid olan nasslar vardır, d9miştir. 4- Malikiler'e göre kabir üzerinde Kur'an okumak mekruhtur. Çünkü Selef'in böyle bir tatbikatı yoktur. Selefin yaptığı şey, sadaka ve duadır. Malikiler'in bazılarına göre Kur'an okuyup sevabını ölüye bağışlamakta beis yoktur. İnşaaIlah ölÜye sevab hası1 olur

Sünen-i İbn Mâce, 1547
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي غَنِيَّةَ، عَنْ أَبِي الْخَطَّابِ الْهَجَرِيِّ، عَنْ مَحْدُوجٍ الذُّهْلِيِّ، عَنْ جَسْرَةَ، قَالَتْ أَخْبَرَتْنِي أُمُّ سَلَمَةَ، قَالَتْ دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ صَرْحَةَ هَذَا الْمَسْجِدِ فَنَادَى بِأَعْلَى صَوْتِهِ ‏ "‏ إِنَّ الْمَسْجِدَ لاَ يَحِلُّ لِجُنُبٍ وَلاَ لِحَائِضٍ ‏"‏ ‏.‏

Ümmü Seleme (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu mescidin avlusuna girerek en yüksek sesiyle: «Şüphesiz mescid, cünüb adam'a ve hayızlı kadın'a helal değildir.» buyurdu." Not: Ravi Mahdic sika olmadığı ve ravi Ebu'l-Hattab meçhul olduğu için isnadın zayıflığı Zevaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Bu hadisin hükmünü ifade eden Aişe (r.anha)'nın uzunca bir hadisini Buhari, Et-tatrihu'l-Kebir'de ve Ebu Davud, süneninde rivayet etmişlerdir. İbn-i Huzeyme, hadisin sahih olduğunu, İbnü'l-Kattan da hasen olduğunu söylemiş, Ebu Davud ise rivayet ederken bir şey söylememiştir. Sükut etmesi, kabul alametidir. Ebu Davud'un rivayeti şöyledir: Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Sahabilerin evlerinin kapıları mescide açılıyordu. Resulullah (s.a.v.) gelerek: ''Bu evlerin kapılarını mescid cephesinden başka tarafa çevirin." buyurdu ve içeri girdi. Sahabiler, kendilerine bir ruhsat ineceği ümidiyle kapı cephesini değiştirmediler. Bilahere Nebi (s.a.v.) onların bulunduğu yere çıkarak: ''Şu evlerin kapılarını mescid cephesinden çevirin.' Çünkü ben mescidi hayızlı kadın ve cünüb için helal kılmam.'' buyurdu." Hadisin zahirine göre hayızlı kadın'ın ve cünüb'ün camiye girmesi mutlaka haramdır. Camide durmak ile camiden geçmek arasında bir fark yoktur. Fakat, cünüb adamın ihtiyaç olsun olmasın, abdestli olsun olmasın mescidden geçmesinin caizliği iki hadisle sabittir. Said ve İbn-i Ebi Şeybe'nin rivayet ettiklerine göre Cabir (r.a.) bizden birisi, cünüb olarak mescid'den geçerdi, demiştir. İbnü'l-Münzir'in rivayetine göre Zeyd bin Eslem (r.a.) : Nebi (s.a.v.)'in ashabı cünüb olarak mescidde yürüyorlardı, demiştir. Bu iki hadiste bildirilen geçişler, Nebi (s.a.v.)'in zamanında idi. O da bu hareketi reddetmiştir. Bu nedenle mezkur hadisler, cünübün cami'den geçişinin mutlaka caiz olduğuna delalet ederler. Yani ihtiyaç olmasa da ve abdest alınmasa da geçmek caizdir. 1- İbn-i Mes'ud, İbn-i Abbas, Şafii, Şafii'nin arkadaşları ve Ahmed bin Hanbel böyle demişlerdir. Bunlar Nisa suresinin 43. ayetinde geçen; ''....Cünüb iken de - yoldan geçenler müstesna - (namaza yaklaşmayın) ... '' ilahi nazm'ı delil olarak gösterirler. Onlar, ayette geçen "Ubur = Geçiş'' ancak namaz yerinde olabilir. Bu geçişin yolcuya tahsisine dair her hangi bir delil yoktur. Yani yolcular cünüb olarak mescid'den geçebilirler de, mukim olanlar geçemez diye ayeti yorumlamak için bir delil yoktur. Bilakis, ayetin zahirine göre kasdedilen mana o yerden geçen herkestir. Çünkü yolcu adamdan ayetin sonlarında bahsedilmektedir. Eğer ''geçen kimseler,. tabiriyle yalnız yolcular kasdedilmiş olsaydı, ayette aynı şeyin tekerrür etmiş olması neticesine varılıyor ki, Kur'an böyle tekrarlardan korunmuştur. İbn-i Cerir'in Yezid bin Ebi Habib'ten rivayet ettiğine göre, Ensar-ı Kiram'dan birkaç zat'ın evlerinin kapıları Mescid-i Nebeviyye'ye açılıyordu. Bazen onlara cünüblük hali arız oluyordu da evlerinde su bulamıyorlardı. Su bulunan yere gitmeleri için, mescid'den geçmeleri gerekiyordu. Çünkü başka yolları yoktu. Bunun üzerine yukarıya alınan nazm-ı celil nazil oldu. Bu eser ayetle kasdedilenin mescidden geçen herkes olduğu husüsunda en ufak bir şüphe bırakmaz. En-NeyI sahibi: Ayeti, mescidde iken cünüb olan kişiye tahsis ederek yorumlamak mesnedsizdir, demiştir. 2- Ebu Hanife ve arkadaşlarına göre cünüb ve hayızlı kadının, durmadan geçmek niyetiyle de olsa, mescide girmeleri haramdır. Çünkü hadis mutlaktır. Ancak bir zaruret varsa, mesela evin kapısı mescide açılır, kapı cephesini değiştirmek mümkün olmazsa ve başka da mesken bulunmazsa, cünüb ve hayızlı kadının mescidden geçmeleri, zaruret icabı caiz olur. Eğer mescidde iken cünüb olursa bulunduğu yerde derhal teyemmüm edip hemen çıkması gerekir. Keza cünüb olduğunu unutarak mescide girdikten sonra cünüblüğünü hatırlarsa ayni şeyi yapar. Şayet teyemmüm yapmadan sür'atle camiden çıkarsa caizdir. Eğer, mescidden çıkmaya gücü yetmezse teyemmüm edip duracaktır. Lakin ne namaz kılabilir, ne Kur'an okuyabilir. 3- Malikiler'in çoğuna göre cünübün zaruret olmadıkça camiden geçmesi caiz değildir. Zaruret halinde teyemmüm ederek geçer. Onlar da, bu babtaki hadisin umumiliğini delil gösterirler. HAYIZLI KADIN VE CÜNÜB'ÜN MESCİD'DE DURMALARI Alimlerin cumhuruna (çoğuna) göre bu yasaktır. Yalnız, Hanbeliler ve İshak'a göre cünüb adam, abdestli ise durabilir. Hanefi alimlerine göre hayızlı ve lahusa kadının mescide girmeleri yasaktır. Malikiler'e göre de durum aynıdır. Ancak mal veya can tehlikesi olursa mescide girmeleri caizdir. Şafii ve Hanbeli alimlerine göre hayızlı ve lahusa kadın, mescidi kanla kirletmekten emin iseler mescid'den geçebilirler. Mescid'de durmaları ise Şafiiler'e göre mutlaka yasaktır. Hanbeliler'e göre ise, eğer kan kesilir ve abdest alırlarsa durmaları caizdir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1 - Dine uygun olmayan şeyleri değiştirmeye çalışmak gerekir. 2 - Hayızlı kadın ve cünübün mescide girmeleri yasaktır

Sünen-i İbn Mâce, 645
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا يُونُسُ بْنُ عَبْدِ الأَعْلَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ نَشِيطٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ النَّوْفَلِيِّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ مَنْ بَنَى مَسْجِدًا لِلَّهِ كَمَفْحَصِ قَطَاةٍ أَوْ أَصْغَرَ بَنَى اللَّهُ لَهُ بَيْتًا فِي الْجَنَّةِ ‏"‏ ‏.‏

Cabir bin Abdillah (r.a.)'dan; şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve 5ellem) buyurdular ki: «Her kim Allah için bağırtlak kuşu yuvası gibi veya daha küçük bir mescid yaparsa Allah da onun için Cennet'te bir ev yapar.» Not: Zevaid'de: İsnadı sahih, ricali de sika'dır, denilmiştir. Tahric: Ömer (r.a.l'in hadisini, İbn-i Hibban; Osman (r.a.)'ın hadisini Buhari, Müslim ve Tirmizi; Cabir (r.a.)'in hadisini İbn-i Huzeyme de rivayet etmişlerdir. Ali (r.a.)'in hadisini, müelliften başka rivayet edenin bulunup bulunmadığını bilmiyorum. AÇIKLAMA (735, 736, 737 ve 738) : Tirmizi, Osman (r.a.)'ın hadisini rivayet ettikten sonra: Bu konuda Ebu Bekir, Ömer, Ali, Abdullah bin Amr, Enes, İbn-i Abbas, Aişe, Ümmü Habibe, Ebu Zer, Amr bin Abese, Vasile bin el-Eska' Ebu Hureyre ve Cabir bin Abdillah (r.anhum)'dan da rivayetler vardır. Osman (r.a.)'ın hadisi hasen-sahihtir, demiştir. Bu babta geçen bütün hadisler, Allah için bir mescid yapmanın ne kadar sevab olduğunu ifade ederler. Hadislerde ''Allah için ... " tabirinden maksad, Mescid yapmaktan gayenin Allah rızası olmasıdır. Onun için el-Fetih'te beyan edildiğine göre İbnü'l-Cevzi: Kim yaptığı mescid üzerine ismini yazar veya yazdırırsa ihlastan uzak kalmış olur, demiştir. Ücret mukabilinde mescid inşaatında ça lışan kimse için de bu özel vaad hasıl olmaz. Çünkü ihlas yoktür. Bununla beraber sevabı bulunur. Hadisin; ''Allah onun için bir mislini Cennet'te yapar.'' parçasına gelince; Nevevi: parçadaki; '' ... misli ... '' kelimesi iki manaya muhtemeldir: 1- Yani Allah'ın Cennet'te yapacağı bina ev denilmesi bakımından mescid gibidir. Ama, genişliği ve diğer yönlerden üstünlüğü malumdur. Çünkü Cennet'teki yapılar, hadisle sabit olduğu gibi, hiç bir gözün görmediği hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir beşerin düşünemediği güzelliktedirler. 2- Mescid, dünya evlerinden üstün olduğu gibi Allah'ın o kişiye Cennet'te yapacağı bina, cennet'teki evlerden üstün olacaktır, demiştir. Tuhfetu'l-Ahvezi yazarının beyanına göre, bazıları, parçadaki: " ... misli ... '' kelimesini şöyle yorumlamışlardır: Allah'ın cennette yapacağı bina, büyüklük bakımından kişinin yaptığı mescid gibidit .. Lakin bir çok yönlerden daha güzel olacaktır. Cabir (r.a.)'in hadisinde; ''Bağırtlak kuşu yuvası gibi veya daha 'küçüh: bir mescid ... '' buyuruluyor. Alimlerin ekserisi bu ifadeyi mübalağa üzerine yorumlamışlardır. Çünkü gerçekten bağırtlak kuşu yuvası kadar küçük olan bir yerde bir insanın namaz kılmasının mümkün olmadığı bilinmektedir. Gaye, en ufak bir mescidi bile yapmanın faziletini anlatmaktadır. Bazı alimler bu ifadeyi zahirine göre yorumlayarak: Hadisin manası şudur, demişlerdir; Bir mescidi genişletmek ihtiyacı duyulduğu zaman, yapılacak ilave, bir kuş yuvası kadar bile olsa, anlatılan sevabı kazandırır. Yahut bir cemaat, ortaklaşa bir mescid inşa ederler de, katkıda bulunanların yardım hissesi, bir kuş yuvası tutarında bile olsa, hadiste bildirilen sevabı kazandırır. Bazıları; Mescid ile, bilinen mana kasdedildigi takdirde anlatılan yorumlara ihtiyaç duyulur. Lakin, mescid kelimesi ile secde yeri kasdedilirse, Bahsi geçen yorumlara ihtiyaç duyulmaz, demişlerdir. Tuhfetu'l-Ahvezi yazarı; Mescid ile, secde yeri değil de binanın murad olduğu bazı rivayetlerden açıkça anlaşılıyor. Mesela Ümmü Habibe'nin hadisinde; ''Kim Allah rızası için bir ev yaparsa ... '' buyurulmuştur. Ömer (r.a.)'in (735) nolu) hadisinde: ''Kim, içinde Allah isminin anıldığı bir mescid yaparsa... '' buyurulmuştur, demiştir

Sünen-i İbn Mâce, 738
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ قَالَ دَخَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْبَيْتَ هُوَ وَأُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ، وَبِلاَلٌ، وَعُثْمَانُ بْنُ طَلْحَةَ، فَأَغْلَقُوا عَلَيْهِمْ فَلَمَّا فَتَحُوا، كُنْتُ أَوَّلَ مَنْ وَلَجَ، فَلَقِيتُ بِلاَلاً فَسَأَلْتُهُ هَلْ صَلَّى فِيهِ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ نَعَمْ، بَيْنَ الْعَمُودَيْنِ الْيَمَانِيَيْنِ‏.‏

Salim'in naklettiğine göre babası şöyle anlatmıştır: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem; Usame İbn Zeyd, Bilal ve Osman bin Talha ile birlikte Kabe'nin içine girip kapıyı kapattılar. Bir süre sonra kapıyı açtılar. İçeri ilk ben girdim. Bilal ile karşılaştım. Bilal'e, Resûîullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in içeride namaz kılıp kılmadığını sordum. Bana "Evet. Yemen tarafındaki iki direk arasında" diye cevap verdi. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1- Bir sahabi, diğer bir sahabiden rivayet edebilir. 2- Daha az faziletli olan şeyin ne olduğu sorulup onunla yetinmek mümkündür. 3- Haber-i vahid hüccettir. 4- İlim öğrenmek amacıyla soru sormak ve bu konuda gayretli olmak gerekir. 5- İbn Ömer (r.a.), Hz. Nebi'in sünnetini öğrenip uygulama konusuda sahip olduğu titizlik sebebiyle faziletli bir kimsedir. 6- Daha faziletli olan bir sahabi, Hz. Nebi'in yaptığı faziletli bir amel sırasında bulunmayabiliyor. Fakat daha az faziletli bir sahabi orada bulunup, kendisinden daha faziletli kimsenin şahit olamadığı bir şeye şahit olabiliyor. Çünkü Ebû Bekir, Ömer ve diğer bazı sahabiler Bilal vd. sahabilerden daha faziletlidir. 7- Direkler arasında ferdî olarak namaz kılmak caizdir. Mescitlerde kapı bulunması ve bunların kapatılması caizdir, Sütre, namaz kılanın önünden bir kimsenin geçmesinden endişe edilmesi halinde konulmalıdır. Çünkü Resûlullah (s.a.v.) iki direk arasında namaz kılmış fakat direklerden hiçbirini önüne almamıştır. Görünen o ki, Efendimiz s.a.v., duvara yakın olduğu için sütre koymamıştır. Nitekim daha önce geçtiği gibi, onun, namaz kıldığı yer ile duvar arasındaki mesafe üç zira' kadardı. 8- Alimlerin, "Mescidi Haram'ın tahıyyetü'l-mescid namazı, tavaftır" şeklindeki görüşü Kabe'nin dışına mahsustur. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kabe'nin yanına çökmüş daha sonra Kabe'ye girerek iki rekat namaz kılmıştır. Bu namaz, ya Kabe'nin kendi başına müstakil bir mescit olması hasebiyle ya da genel bir tahıyyetü'l-mescid namazı olarak kılınmıştır. Allah (c.c) en iyisini bilir. 9- Kabe'ye girmek ve içinde namaz kılmak müstehaptır. Buradaki rivayet, nafile namaz kılmayı açıkça ifade etmektedir. Kabe'nin içinde farz namaz kılmak da aynı kategoride değerlendirilir. Çünkü namaz kılan kimsenin kıbleye yönelmesi bakımından, kılınan namazın nafile olması ile farz olması arasında fark yoktur. Alimler çoğunluğunun görüşü böyledir. İbn Abbas'ın, "Kabe'nin içinde kılınan hiçbir namazın sahih olmayacağı" görüşünde olduğu nakledilmiştir. Gerekçe olarak, Kabe'nin içinde, mutlaka Kabe'nin bir bölümünü arkaya almış olma durumunun söz konusu olması ileri sürülmüştür. Oysa Kabe'ye yönelmek emredilmiştir. Bu emrin, Kabe'nin tamamına yönelme şeklinde yorumlanması gerekir. Bazı Malikiler, Zahiriler ve Taberi de bu görüştedir. Mazerî şöyle demiştir: "Mezhepte meşhur olan görüşe göre Kabe'nin içinde namaz kılınamaz, kılınırsa iade etmek gerekir." باب: الصلاة في الكعبة. 52- Kabe'nin İçinde Namaz Kılmak

Sahîh-i Buhârî, 1598

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.