Sünen-i İbn Mâce · 1501
Arapça metin
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، عَنْ حَجَّاجٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، قَالَ مَا أَبَاحَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَلاَ أَبُو بَكْرٍ وَلاَ عُمَرُ فِي شَىْءٍ مَا أَبَاحُوا فِي الصَّلاَةِ عَلَى الْمَيِّتِ . يَعْنِي لَمْ يُوَقِّتْ .
Cabir (r.a.)'den; şöyle demiştir: Ne Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ne Ebü Bekir ve ne de Ömer (r.a.) cenaze namazı hakkında cevaz verdikleri kadar hiç bir şey hakkında bize cevaz vermediler. Yani (cenaze namazını) bir vakte bağlamadılar. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Ravi Haccac bin Ertat çok tedlisçi idi. Tedlisçilikle meşhurdu. Bu hadisi de an'ane ile rivayet etmiştir. AÇIKLAMA (1500 ve 1501): Bu hadis zevaid türündendir. Sindi bu hadisle ilgili olarak şöyle der: Yani cenaze namazının her vakitte kılınması hakkında verilen cevaz hiç bir şey hakkında verilmemiştir. Hadis, böyle yorumlanınca cenaze namazının mekruh vakitler dahil her vakitte kılınabileceğine ve cenaze namazı için hiç mekruh vakit olmadığına delalet eder. Halbuki bu mana hadislerin ifade ettikleri hükme muhalif olmakla beraber,müellif'in açtığı bu babla münasebeti de yoktur. Bunun içindir ki; bazıları: Hadisten maksad şu olabilir demişlerdir: Cenaze namazında belli bir dua'nın okunması tahdidi konulmamıştır. Herhangi bir dua okunabilir. Sindi'nin zikrettiği son yoruma göre hadisin son cümlesinin: لم يوقت değil لم يوقف olması gerekir. Bu iki cümlenin son harfinin yazılışı birbirine yakındır. Yani bir kalem hatası ihtimali üzerinde duruluyor. Birinci cümlenin manası: 'Tevkit etmemiş. Yani belli bir vakte bağlaımamıştır. ' İkinci cümlenin manası: 'Tevkif etmemiştir. Yani duayı belirli bir sınırda durdurmamıştır." Bence hadisteki ibaha'dan maksad; cevaz vermek değil, açıktan okumaktır. Ve hadisten maksad şudur: 'Resulullah (s.a.v.) olsun, Ebu Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.) olsun, bunlar cenaze namazında bize açıktan dua okudukları kadar, hiçbir şeyde bize açıktan dua okumamışlardır.' Zaten bu babtaki hadisler, Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in cenaze namazındaki duaları açıktan okuduğuna delalet ediyorlar. Bu hadis, böyle yorumlanınca bu babla olan münasebeti açıktır. Hadisin sonundaki; لم يوقت cümlesinin manası da şu olabilir: Cenaze namazındaki duayı açıktan okumayı herhangi bir vakte bağlamamıştır. Yani cenaze namazı, gece kıldırılsın, gündüz kıldırılsın, dua açıktan okunmuştur. Bilindiği gibi sair namazlarda durum değişiktir. Akşam, yatsı ve sabah namazlarında açıktan kıraat edilir. Gece kılınan sair namazlarda da açıktan okumak meşrudur. Gündüz kılınan öğle, ikindi farzları ve sair nafilelerde kıraat gizli yapılır. Miftahu'l-Hace'de nakledildiğine göre Hafız İbn-i Hacer: Benim muttali' olduğum şey, buradaki ibahanın cehren yani açıktan okumak manasında olmasıdır. Zahir budur ki; Cenaze duası açıktan da okunabilir, gizli de okunabilir, demiştir. Yukarıda acizane açıkladığımız muhtemel yorum, Ahmed'in Cabir (r.a.)'den rivayet ettiği ve el-Menhel yazarın'ın Ölüye Dua Babı'nda zikrettiği şu hadise aykırıdır: «Cabir (r.a.)'den şöyle demiştir: Ne ResuIlulah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ne Ebu Bekir ne de Ömer (r.anhuma) cenaze duasını bize açıktan okumadılar.» Yukarıdaki durum müvacehesinde hadisin asıl manasını Allah'a ve Resulüne havale etmek en ihtiyatlı olan'ıdır
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو النَّجَاشِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ رَافِعَ بْنَ خَدِيجٍ، يَقُولُ كُنَّا نُصَلِّي الْمَغْرِبَ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَيَنْصَرِفُ أَحَدُنَا وَإِنَّهُ لَيَنْظُرُ إِلَى مَوَاقِعِ نَبْلِهِ . حَدَّثَنَا أَبُو يَحْيَى الزَّعْفَرَانِيُّ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، نَحْوَهُ .
Rafi' bin Hadic (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Biz, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatta iken akşam namazını kılardık. Sonra birimiz namazdan çıkar da attığı okların düştüğü yerleri görürdü." Bize Ebu Yahya Ez-Za'ferani tahdis etti. (O da dedi ki:) Bize İbrahim bin Musa bu hadisin mislini tahdis etti. Diğer tahric: Buhari, Müslim ve Beyhaki Hadisin benzerini, Ebu Davud, Enes bin Malik'ten; Nesai, Eslem kabilesine mensub bir sahabi'den; Ahmed de Ensar'dan bir cemaat'tan rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Hadis, Peygamber (s.a.v.)'in, akşam namazını erken kıldığına ve akşam namazında kısa sureler okuduğuna delalet eder. Çünkü erken kılmasaydı ve kısa surelerle yetinmeseydi,namazdan çıkanların, attıkları okların düştüğü yerleri görebilmeleri mümkün değildir. Peygamber (s.a.v.)'in genellikle böyle yaptığı umulur. Bu nedenle akşam namazında A'raf veya Saffat veya Duhan veya Tur veya Mürselat suresini okuduğuna dair sabit olan rivayet, bu hadise muhalif düşmez. Çünkü bazen böyle yapıyormuş. Bazen de akşam namazını şafağın batmasına yakın bir zamana kadar tehir ettiğine dair rivayetin durumu da böyledir. Yani bazen caizliğini beyan etmek için akşam namazını tehir ediyormuş. Hadis, merfu' hükmündedir. Müslim, Ebu Davud ve diğer bazı rivayetlerde hadisin metni mealen şöyledir: "Biz akşam namazını Resulullah (s.a.v.) ile beraber kılardık. Sonra birimiz namazdan çıkar da attığı okların düştüğü yerleri görürdü.'' HADiSİN FIKIH YÖNÜ : Hadis, akşam namazının erken kılınmasının meşru olduğuna delalet eder. Ve yukarıda anlatıldığı gibi zamm-i surenin kısa olmasının matlub olduğuna zımnen delalet eder
حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ الْمُنْذِرِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ فُلَيْحٍ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبِي، عَنْ هِلاَلِ بْنِ عَلِيٍّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ سَمِعْتُهُ يَقُولُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَلَّى لَنَا يَوْمًا الصَّلاَةَ، ثُمَّ رَقِيَ الْمِنْبَرَ فَأَشَارَ بِيَدِهِ قِبَلَ قِبْلَةِ الْمَسْجِدِ، فَقَالَ " قَدْ أُرِيتُ الآنَ ـ مُنْذُ صَلَّيْتُ لَكُمُ الصَّلاَةَ ـ الْجَنَّةَ وَالنَّارَ مُمَثَّلَتَيْنِ فِي قُبُلِ هَذَا الْجِدَارِ، فَلَمْ أَرَ كَالْيَوْمِ فِي الْخَيْرِ وَالشَّرِّ، فَلَمْ أَرَ كَالْيَوْمِ فِي الْخَيْرِ وَالشَّرِّ ".
Enes İbn Malik r.a. şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün bizlere namaz kıldırdı, sonra minbere çıktı ve eliyle mescidin kıble tarafına işaret edip göstererek şöyle buyurdu: "Şimdi sizlere namaz kıldırdığımdan beri mescidin şu kıble duvarı önünde cennet ve cehennem, misallendirilmiş olarak bana gösterildi. Ben hayır ve şerde bugünkü gibisini görmedim, hayır ve şerde bugünkü gibisini görmedim!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kast" yani mutedil doğru yolu tutma, bir başka ifadeyle bunun müstehab olduğu. İleride bilginlerin "es-sedad" kelimesini, "kast" kelimesiyle açıkladıkları gelecektir. Bu açıklamayla hadisle başlık arasındaki münasebet ortaya çıkmaktadır. "Ve'l-müdaveme ale'l-amel" yani salih amele devam etme. İmam Buhari bu başlık altında sekiz hadise yer vermiştir. Bu hadislerin tümü salih amele -az bile olsa- devamı teşvik etmekte ve hiç kimsenin kendi ameli ile cennete giremeyeceğini, aksine Allah'ın rahmeti sayesinde gireceğini ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in namazında cenneti ve cehennemi gördüğünü ifade etmektedir. Birinci hadis atılan başlığı açıklamak için asıl hadistir. İkincisi ise konu dışı olarak zikredilmiştir. Onun da başlıkla ilişkisi vardır. İbn Battal bu hadisle, Allahu Teala'nın "Onlara 'işte size cennet; yapmış olduğunuz iyi ameilere karşılık ona varis kılındınız' diye seslenilir"(Araf 43) ayetinin cem ve telifi konusunda özetle şöyle demiştir: Ayet cennetteki makam ve mertebelere amellerle erişilir şeklinde yorumlanmıştır. Çünkü cennetin dereceleri kişinin amellerinin farklılığına göre farklılık gösterir. Hadis ise cennete girme ve orada ebedi kalma ile ilgili olarak yorumlanmıştır. İbn Battal bunun ardından yukarıdaki cevaba Allahu Teala'ın "(Onlar) meleklerin 'size selam olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin' diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir. "(Nahl 32) ayetini vermektedir. Bu ayet cennete girmenin de amellere göre olacağını açıkça belirtmektedir. İbn Battal buna ayetin lafzının mücmel olduğunu ve onu hadisin beyan ettiğini belirterek cevap vermiştir. Buna göre ayetin takdiri yapmış olduğunuz amellere karşılık cennetin makamlarına ve köşklerine giriniz şeklindedir. Yoksa bundan maksat cennete girmek değildir. İbn Battal daha sonra şöyle der: Hadisin ayet i tefsir etmiş olması mümkündür. Buna göre ayetin takdiri Allah'ın size olan rahmeti ve ihsanı ile birlikte yapmış olduğunuz amellere karşılık cennete girin şeklinde olur. Zira cennetin mertebeleri Allah'ın rahmeti sayesinde böıüşüıür. Cennete giriş de aynı şekilde onun rahmeti sayesindedir. Zira o amel edenlere sayesinde nail oldukları ameli ilham etmektedir. Onun kullarına verdiği müka.fat1ardan hiçbiri, rahmeti ve ihsanından hali değildir. Allahu Teala kullarını yoktan var ederek, sonra rızıklandırarak, ardından kendilerine ilim vererek daha ilk başta ihsanda ve lütufta bulunmuştur. İbnü'l-Cevzı şöyle der: Bütün bu açıklamalardan dört hüküm çıkmaktadır: 1- Amele muvaffak kılınmak Allah'ın rahmeti sayesindedir. Allah'ın daha önceden olan rahmeti olmasaydı, ne iman, ne de sayesinde kurtuluşun kazanıldığı itaat olmazdı. 2- Kulun sağladığı menfaatler efendisi içindir. Dolayısıyla onun ameli me vlasının hakkıdır. Mevlası ona ne kadar müka.fat verirse versin bu efendinin kendi ihsanından ve lütfundandır. 3- Bazı hadislerde cennete girmenin bizzat kendisi Allah'ın rahmeti ve cennetteki derecelerin taksimi ise amellere göredir denilmektedir. 4- İtaat amelleri kısa bir zaman dilimini almaktadır. Buna verilen sevap ise bitip tükenmez. Kısa bir zaman alan amelin karşılığı olarak verilen bitip tükenmeyen bir nimet, amellerin karşılığı değil, Allah'ın lütuf ve ihsanıdır. "Bi rahmetin" Ram şöyle demiştir: Bu hadis amel eden kimsenin kurtuluşu talep ederken ve cennetteki derecelere ermede kendi ameline güvenmesinin doğru olmadığını göstermektedir. Çünkü kul ancak Allah'ın muvaffak kılması sayesinde am el etmektedir. O masiyeti Allah'ın koruması sayesinde terk etmektedir. Bütün bunlar onun lütfu ve rahmeti iledir. "Seddidu." Bunun manası doğru yolu tutunuz ve ona yöneliniz şeklindedir. Bu ara cümlenin (istidrak) manası şudur: Kulun cennete kendi ameli ile gidemeyeceği vurgusundan amelin faidesizliği anlaşılabilir. Bundan dolayı sanki "Bilakis amelin faydası vardır. Amel kişiyi cennete sokan rahmetin varlığına alamettir. Dolayısıyla amel ediniz ve amelinizle doğruya yöneliniz. Bir başka ifadeyle gerek ihlas ve gerekse başka şeylerle sünnete uyunuz ki ameliniz kabul edilsin ve üzerinize rahmet insin" denilmektedir. "Karibu" yani ifrat etmeyiniz. İfrat edip de ibadette nefsinizi bitirmeyiniz. Çünkü bu sizi usanmaya götürür ve am eli büsbütün terk edip, ifrata gidersiniz. Bunun zühd konusunda İbnü'l-Mübarek'ten mevkuf olan Abdullah İbn Amr hadisiyle şahidi vardır. Abdullah İbn Amr şöyle der: "Bu din sağlamdır. Onda yumuşaklıkla ilerleyiniz. Nefislerinizi Allah'a ibadetten nefret ettirmeyiniz. Çünkü biniti helak olmuş olan kimse ne bir yol kat eder, ne de binecek herhangi bir sırt bulabilir." Bu ifadede geçen "el-münbett" çok yol almaktan dolayı biniti helak olmuş kişi demektir. Kelime "kesmek" anlamına gelen "el-bett" kökünden türemedir. Abdullah İbn Amr şunu söylemiş olmaktadır: Nefislerini Allah'a ibadetten nefret ettiren kimse yoldan kesilmiş olur. Maksadına eremez. Yumuşak davransa kendisini hedefine ulaştıracak olan binitini kaybeder. "Gündüzün ilk ve son saatlerinde yürüyün, gecenin sonunda da bir miktar faydalanın." Bu ifadede yer alan "el-ğuduvvu" gündüzün ilk saatinde yürümek, "er-revah" ise gündüzün ikinci yarısının baş tarafında yürümektir. "ed-Dulce" ise gece yürüyüşüdür. Arapça'da "Sara dulceten mine'l-leyl" denilir ki manası geceleyin bir süre yürüdü demektir. Bundan dolayı "şeyen mine'd-dulce" denilmiştir ki bunun sebebi bütün gecE' yürümenin zorluğundan dolayıdır. Burada adeta günün tamamının oruçla geçirilmesi, gecenin ise bir kısmında ibadet edilmesi ve bundan da genelolarak bütün ibadet şekillerinde böyle davranılması gerektiğine işaret vardır. Hadis ibadetlerde yumuşak davranmaya teşvik etmektedir. Bu da Buharlinin attığı başlığa uygun düşmektedir. O bunu yürüyüşe delalet eden bir kelime ile ifade etmiştir. Çünkü abid ikamet mahalline -cennete- giden yolcu gibidir. "el-Kasta" yani mutedil ve orta olan yolu tutunuz. "İklefu." Bundan maksat bir şeyi gayesine ulaştırmak demektir. Arapça'da keleftu "bi'ş-şey'i" denilir ki manası ona şiddetle sarıldım demektir. Burada "ame!" kelimesinden maksat namaz, oruç ve bunun dışındaki diğer ibadetlerdir. "Ma tutikCıne" yani takat getirebildiğiniz kadar. Kısacası Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ibadetlerde ciddiyeti ve onları son sınırına kadar ulaştırmayı emretmektedir. Fakat bu ibadeti yaparken insanı usanmaya ve bıkkınlığa götürecek meşakkatlerin 01mamasıyla kayıtlıdır. "O herhangi bir şeyi günlerden birine tahsis eder miydi?" Yani Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem benzerini başka günlerde yapmadığı özel bir ibadeti herhangi bir güne tahsis eder miydi? Hz. Aişe o soruya hayır diye cevap vermiştir. Ancak bu noktada ortaya bir sorun çıkmaktadır. Çünkü Sıyam Bölümünde açıklaması yapıldığı üzere Hz. Aişe Resulullah s.a.v.'in oruçlarının çoğunun Şaban ayında olduğunu belirtmiştir ve yine Sünenlerde yer aldığı ve daha önce açıklandığı üzere Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde "eyyam-ı bıyd" (oruç tuttuğu) nakledilmiştir. Bu probleme Hz. Aişe'nin maksadı muayyen bir ibadeti özel bir vakte tahsis etmediğidir. Onun Şaban ayında çok oruç tutması şiddetli durumlarla çok karşılaşmasındandı. Resulullah s.a.v. savaş dolayısıyla sık sık sefere çıkar ve oruç tutmak istediği bazı günlerde orucunu tutamazdı. Bazen de bunları ancak Şaban ayında kaza etme imkanı bulurdu. Dolayısıyla onun Şaban ayındaki tuttuğu oruç dıştan bakıldığında başka aylarda tuttuğundan daha çok olurdu. Eyyam-ı bıyda gelince, Resulullah bizzat bugünlerde oruç tutmaya devam etmezdi. Aksine bazen ayın başında, bazen ortasında, bazen sonunda tutardı. Bundan dolayı Enes şöyle demiştir: "Sen Resulullahı gündüzün oruç tutar görmek istediğinde görürdün. Geceleyin namaz kılar görmek istediğinde bunu da görürdün." Bütün bunlar burada yaptığımızdan daha geniş olarak Sıyam Bölümünde daha önce geçmişti. "Kane ameluhu dımeten" yani onun ameli daim idi demektir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، وَوَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، ح وَحَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَمَّا مَرِضَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مَرَضَهُ الَّذِي مَاتَ فِيهِ - وَقَالَ أَبُو مُعَاوِيَةَ لَمَّا ثَقُلَ - جَاءَ بِلاَلٌ يُؤْذِنُهُ بِالصَّلاَةِ فَقَالَ " مُرُوا أَبَا بَكْرٍ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ " . قُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبَا بَكْرٍ رَجُلٌ أَسِيفٌ - تَعْنِي رَقِيقٌ - وَمَتَى مَا يَقُومُ مُقَامَكَ يَبْكِي فَلاَ يَسْتَطِيعُ فَلَوْ أَمَرْتَ عُمَرَ فَصَلَّى بِالنَّاسِ . فَقَالَ " مُرُوا أَبَا بَكْرِ فَلْيُصَلِّ بِالنَّاسِ فَإِنَّكُنَّ صَوَاحِبَاتُ يُوسُفَ " . قَالَتْ فَأَرْسَلْنَا إِلَى أَبِي بَكْرٍ فَصَلَّى بِالنَّاسِ فَوَجَدَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مِنْ نَفْسِهِ خِفَّةً فَخَرَجَ إِلَى الصَّلاَةِ يُهَادَى بَيْنَ رَجُلَيْنِ وَرِجْلاَهُ تَخُطَّانِ فِي الأَرْضِ فَلَمَّا أَحَسَّ بِهِ أَبُو بَكْرٍ ذَهَبَ لِيَتَأَخَّرَ فَأَوْمَى إِلَيْهِ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَنْ مَكَانَكَ . قَالَ فَجَاءَ حَتَّى أَجْلَسَاهُ إِلَى جَنْبِ أَبِي بَكْرٍ فَكَانَ أَبُو بَكْرٍ يَأْتَمُّ بِالنَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَالنَّاسُ يَأْتَمُّونَ بِأَبِي بَكْرٍ .
Aişe (r.anha)'dun; şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), vefat ettiği hastalığa tutulduğu zaman (Ebu Muaviye demiştirki: Hastalığı ağırlaştığı zaman) Bilal (r.a.), O'na namaz vaktinin geldiğini haber vermek üzere geldi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Ebu Bekir'e emrimi iletiniz. Cemaata namaz kıldırsın» buyurdu. Biz: — Ya Resulallah! Ebu Bekir cidden yufka yüreklidir. Senin yerine geçtiği vakit ağlar ve bu yüzden (sesini cemaata) işittiremez. Bu nedenle Ömer'e emretsen de o namaz kıldırsa, diye ricada bulunduk. (Efendimiz bu sözümüzden) sonra : — «Ebu Bekir'e emrimi iletiniz. Cemaata namaz kıldırsın. Hakikatan siz, Yusuf (Nebi)'in günündeki kadınlarsınız» buyurdu." Aişe (r.anha) demiştir ki: Bunun üzerine biz Ebu Bekir (r.a.)'e emr-i nebevi'yi ilettik. Kendisi de (bu emir üzerine) cemaata namaz kıldırdı. (Ebu Bekir namaza başlayınca) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendinde bir hafiflik hissetti de iki adam arasında ve onlara dayanarak namaza gitti. Ayakları yerde sürünüyordu. Ebu Bekir (r.a.), O'nun geldiğini hissedince geri çekilmeye davrandı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ona: — «Yerinden ayrılma» diye işaret etti. Ravi demiştir ki Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ileriye geldi. Nihayet O'na yardım eden adamlar, onu Ebu Bekir (r.a.)'in yanına oturttular. Artık Ebu Bekir (r.a.), Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e uyuyordu, cemaat da Ebu Bekir (r.a.)'in namazına uyuyorlardı. Diğer tahric: Bu hadisi Buhari, Müslim, Nesai ve Tirmizi müteaddit senedIerle ve muhtelif lafızlarla rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA 1235’te
وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ الْمُثَنَّى - قَالاَ حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى ابْنِ الدَّحْدَاحِ ثُمَّ أُتِيَ بِفَرَسٍ عُرْىٍ فَعَقَلَهُ رَجُلٌ فَرَكِبَهُ فَجَعَلَ يَتَوَقَّصُ بِهِ وَنَحْنُ نَتَّبِعُهُ نَسْعَى خَلْفَهُ - قَالَ - فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الْقَوْمِ إِنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " كَمْ مِنْ عِذْقٍ مُعَلَّقٍ - أَوْ مُدَلًّى - فِي الْجَنَّةِ لاِبْنِ الدَّحْدَاحِ " . أَوْ قَالَ شُعْبَةُ " لأَبِي الدَّحْدَاحِ " .
{…} Bize Muhammedü'bnü'l - Müsennâ ile Muhammedü'bnü Beşşar rivayet ettiler. Lafız İbni Müsennâ'nındır. Dedilerki: Bize Muhammedü'bnü Ca'fer rivayet etti. (dediki): Bize Şu'be, Simâk b. Harb' den, o da Câbir b. Semura'dan naklen rivayet etti. Câbir şöyle demiş: «Resulullah (Salîallahu Aleyhi ve Sellem), İbni Dahdahın cenaze namazını kıldı. Sonra kendisine çıplak bir at getirdiler. Atı bir adam tutarak, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bindi. Derken at şahlanmaya başladı. Biz onu tâkib ediyor, arkasından koşuyorduk. Bu arada cemaattan biri şunları söyledi: — Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), (Cennette İbni Dahdah için asılmış yahut sarkıtılmış nice hurma salkımları vardır.) buyurdu. Yahut Şu'be, Ebû'd-Dahdah için, demiştir. İzah İbni Dahdah'ın ismi malûm değildir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in arkasından yürümek, ashâb-ı kirâm'ın âdetleri idi. Ulemâ, cenaze arkasından binek gitmeyi kerih görmüşlerdir. Çünkü Ebû Dâvûd'un tahric ettiği bir hadîsde şöyle denilmektedir: -Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e bir hayvan getirdiler, kendisi bir cenaze ile beraberdi ve hayvana binmedi. Cenazeden dönüşte hayvanı tekrar getirdiler. Bu defa bindi. Kendilerine neden böyle yaptıkları sorulduda: — Benimle beraber melekler de yürüyorlardı. Onlar yürürken binemezdim; buyurdular. Tirmizî'nin Hz. Sevbân'dan rivayet ettiği bir hadisde dahî: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile birlikte bir cenazeye çıktık. Hayvana binmiş bâzı insanlar gördü ve: — Siz utanmıyor musunuz, melekler yaya gidiyor; siz hayvanların sırtına kurulmuşsunuz; buyurdular.» denilmektedir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bu hadisine sebep şudur: Bir yetim, Hz. Ebû Lübâbe ile bir hurmalık hakkında dâvaya düşmüş. Resulullah {Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ebû Lübâbe'ye Hurmalığı yetime vermesini emir buyurmuş. Fakat; «Bu hurmalığa karşılık olarak cennette sana hurma salkımı var.» dediği hâlde Ebû Lübâbe buna razı olmamış, yetim ağlamış. O zaman Ebû'd-Dahdâh bunu işiterek Ebû Lübâbe'ye bahçesini vermek suretiyle hurmalığı ondan satın almış, sonra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e. Ben bu bahçeyi bu yetime verirsem bana da cennette hurma salkımı var mı? diye sormuş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)- — Evet, Ebû'd-Dahdâh için cennette nice hurma salkımları var; buyurmuşlar. İşte cemaattan bir zât bu hâdiseyi hatırlayarak Ebü'd -Dahdâh'in cenazesinden dönüşte arkadaşlarına nakletmiştir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَامِرِ بْنِ زُرَارَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ أَبِي مَرْيَمَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ صَلَّى بِنَا عَلِيٌّ يَوْمَ الْجَمَلِ صَلاَةً ذَكَّرَنَا صَلاَةَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَإِمَّا أَنْ نَكُونَ نَسِينَاهَا وَإِمَّا أَنْ نَكُونَ تَرَكْنَاهَا فَسَلَّمَ عَلَى يَمِينِهِ وَعَلَى شِمَالِهِ .
Ebu Musa (el-Eş'ari) (r.a.)'den şöyie demiştir: Ali (r.a.), Cemel olayı günü bize öyle bir namaz kıldırdı ki, onunla bize Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in namaz kılışını hatırlattı. Artık biz, ya O (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in namazını unutmuş oluyoruz. Ya da terk etmiş oluyoruz. Çünkü Ali (r.a.), (namazdan çıkarken) sağına da soluna da selam verirdi." Not: Zevaid'de: İsnadı sahihtir, ricalı da sıkadır, Ancak ravilerinden Ebu İshak, tediis ederdi ve ömrünün son zamanlarında ihtilat'a düştü, denilmiştir. Tedlis: Ravi'nin Hadis'i kendisine rivayet eden en yakın ravisini sebepli yada sebepsiz olarak söylememesi. Bunu yapan kişi güvenilir ise sorun yoktur. Ayrıntılı bilgi için Hadis terimleri sözlüğüne bakın. İhtilat: Hastalık, şok yada ihtiyarlık sebebiyle hafıza sorunu yaşamak, hadislerde karışıklık yaşamak. AÇIKLAMA(914, 915, 916 ve 917): Bu babta rivayet olunan hadisler, namazdan çıkarken sağa ve sola başı dönderip iki defa selam vermenin meşruluğuna delalet ederler. Bu hususta imam, cemaat ve tek olarak namaz kılanlar arasında bir fark yoktur. Sahabilerin cumhurunun kavli budur, Ebu Bekir-i Sıddik, Ali bin Ebi Talib, İbn-i Mes'ud, Ammar bin Yasir ve Nafi' bin el-Haris (r.anhum) böyle hükmeden sahabilerdendirler. Tabiilerden de Ata' bin Ebi Rabah, Alkama, Şa'bi ve başkaları ile re'y ehli, Sevri, Ahmed, İshak, Ebu Sevr böyle hükmetmişlerdir. Hanefi, Hanbeli ve Şafiiler'in mezhebi de budur. Delilleri ise bu babtaki hadislerdir. Bir selamın meşruluğuna hükmeden alimler ve görüşleri, bundan sonraki babta anlatılacaktır. İnşaallah EI-Menhel yazarı iki selam'ın meşruluğuna hükmedenlerle delillerini ve bir selam'ın meşruluğuna hükmeden alimlerle delillerini zikrettikten sonra şöyle der: ''İmam olsun, cemaat olsun, tek olsun, namaz kılan herkesin, namazdan çıkarken sağına ve soluna iki defa selam vermesinin meşruluğuna hükmeden alimlerin dayandıkları deliller kuvvetli olduğundan bu görüş kuvvetlidir. Er-Ravda sahibi: 'Yalnız bir selamın verilmesine dair varid olan hadisler, iki selam'ın meşruluğuna delalet eden hadislere ters düşmez. Çünkü bilindiği gibi, çelişki arzetmeyen rivayetteki fazlalığın kabulü vacibtir. İki selam la hükmetmek, varid olan bütün hadislerle amel etmek demektir. Fakat bir selamla hükmetmek böyle değildir. Çünkü bununla hükmetmek gereksiz olarak delillerin çogunu heder etmek demektir.' demiştir. EI-Hedy sahibi: 'Nebi (s.a.v.)'in namazdan çıkarken sağına ve soluna ''Es-Selamu aleyküm ve rahmetullah.. diyerek selam verdiğini on-beş sahabi kendisinden rivayet etmiştir. EI-Hedy sahibi bunları ismen zikrediyor. Nebi (s.a.v.)'in namazdan çıkarken önüne bir defa selam verdiği de kendisinden rivayet edilmiştir. Lakin sahih bir yolla bu hususta her hangi bir rivayet sabit olmamıştır. En iyi delil, Aişe (r.anha)'nın (919 nolu) hadisidir ki O da ma'luldur. Sünenlerde mevcut ise de gece namazı hakkındadır.' demiştir. EI-Hedy yazarı bir selamın meşruluğuna dair hadislerin zayıflık sebeplerini uzunca izah etmiş, el-Menhel yazarı da bunu nakletmişse de buraya aktarmaya gerek görmüyorum. EI-Hedy yazarı daha sonra şöyle der: 'Bir selamın meşrüluğuna hükmeden alimlerin elinde Medine halkının uygulamasından başka tutarlı bir delil yoktur. Medine halkının amelini delil göstermek sahihtir. Çünkü büyük zatlar, bu şehrin tatbikatını birbirinden miras olarak almışlardır. Fakat bir selam ile ilgili tatbikat hususunda, genellikle fıkıh alimleri muhalefet etmişlerdir. Doğrusu da fıkıh alimlerinin görüşüdür. Çünkü Nebi (s.a.v.)'in sabit olan sünneti, kim olursa olsun, hiç bir şehir halkının ameliyle reddedilmez. Nitekim Medine'deki ve başka şehirlerdeki bazı emirler, namazda birtakım şeyler ihdas etmişler, bu yoldaki uygulama süre gelmiştir. Fakat fıkıhçılar buna iltifat atmemişlerdir. Hulafa-i Raşidin devrindeki Medine halkının ameli, delil sayılırdı. Fakat onların vefatndan sonra ve oradaki sahabiler tükendikten sonra Medine halkının tatbikatı ile başka şehir halkının tatbikatı arasında değer bakımından bir fark yoktur. Halk arasında hakemlik yapan kaynak, Nebi (s.a.v.)'in sabit sünnetidir. Onun ve dört halife'nin vefatından sonra hiç bir kimsenin ameli hüküm kaynağı olamaz.' Maliki mezhebinin meşhur kavline göre namaz kılan şahıs imam ve münferid ise bir selam verir ve bununla namazdan çıkmaya niyet eder. Eğer imama uymuş durumda ise, sağ tarafına selam verir ve bununla namazdan çıkmayı kasdeder. Soluna da selam verir bununla da imam'ın selamını cevaplamak ister. SELAM'IN ŞER'İ HÜKMÜ: Fıkıhçılar ilk selamın vacibliği hususunda müttefiktirler. Ikinci selam ise, cumhur'a göre sünnettir. Tahavi, el- Kadı ve başkalarının dediğine göre Hasan bin Saiih, vacibliğine hükmetmiştir. Ahmed bin Hanbel'den yapılan bir rivayet de böyledir. Malik'in bazı arkadaşları da böyle demişlerdır. Zahiriye mezhebine mensub bazı alimlerin de böyle dediklerini İbn-i Abdi'l-Berr nakletmiştir. Hadislerin zahirine göre selam lafzı ''Es-Selamu aleykum ve rahmetullah,.dır . Hanefi mezhebine göre böyle selam vermek sünnettir. Kişi eğer yalnız ''Es-Selamu aleyküm,.'' veya ''Selamun aleyküm,.'' derse kafidir. Fakai sünneti terk etmiş olur. Şafii mezhebine göre de böyle selam vermek sünnettir. Şayet ''Es-Selamu aleyküm,''. veya ''Aleykumu's-Selam" derse en sıhhatli kavle göre farz ifade edilmiş olur . Malikiler'e göre' vaoib olan yalnız ''Es-Selamu aleyküm"dır. ''Ve rahmetullah,.'' lafzı ilave edilmez. Hanbeli mezhebine göre ''Es-Selamu aleyküm ve rahmetuliah,.'' lafzı ile selam vermek farzdır. Hadislerin zahirine göre selam verilirken sağa ve sola başı iyice döndürmek meşrudur. Öyle döndürmelidir ki onun arkasında oturan kişi yanağını görebilmelidir. Hanefi, Şafii, Hanbeli alimlerinin kavli budur. Malik'ten yapılan bir rivayete göre imam veya tek olarak namaz kılan için hüküm budur. İbn-i Kasım'ın Malik'ten yaptığı rivayete göre imam veya tek ola.rak namaz kılan kişi önüne selam verir ve başını hafifçe sağa döndürür. İmam'a uyan kişi ise yine İbn-i Kasım'ın rivayetine göre ilk selamı verirken hafifçe sağa bakar. İkinci selamı önüne verir ve imam'a işaret eder. Eğer solunda kimse varsa ona da üçüncü bir selam verir. Bu babtaki hadisler İbn-i Kasım'ın rivayetini reddederler
وَحَدَّثَنِي هَارُونُ بْنُ سَعِيدٍ الأَيْلِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، أَخْبَرَنِي مُعَاوِيَةُ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ عُبَيْدٍ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ، سَمِعَهُ يَقُولُ سَمِعْتُ عَوْفَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ صَلَّى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَى جَنَازَةٍ فَحَفِظْتُ مِنْ دُعَائِهِ وَهُوَ يَقُولُ " اللَّهُمَّ اغْفِرْ لَهُ وَارْحَمْهُ وَعَافِهِ وَاعْفُ عَنْهُ وَأَكْرِمْ نُزُلَهُ وَوَسِّعْ مُدْخَلَهُ وَاغْسِلْهُ بِالْمَاءِ وَالثَّلْجِ وَالْبَرَدِ وَنَقِّهِ مِنَ الْخَطَايَا كَمَا نَقَّيْتَ الثَّوْبَ الأَبْيَضَ مِنَ الدَّنَسِ وَأَبْدِلْهُ دَارًا خَيْرًا مِنْ دَارِهِ وَأَهْلاً خَيْرًا مِنْ أَهْلِهِ وَزَوْجًا خَيْرًا مِنْ زَوْجِهِ وَأَدْخِلْهُ الْجَنَّةَ وَأَعِذْهُ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ أَوْ مِنْ عَذَابِ النَّارِ " . قَالَ حَتَّى تَمَنَّيْتُ أَنْ أَكُونَ أَنَا ذَلِكَ الْمَيِّتَ . قَالَ وَحَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ جُبَيْرٍ حَدَّثَهُ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَوْفِ بْنِ مَالِكٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِنَحْوِ هَذَا الْحَدِيثِ أَيْضًا .
(Bize Nasru'bnü Alîyy El - Cehdamî Üe İshâk b. İbrahim ikisi birden Îsâ b. Yûnus'dan, o da Ebû Hamzete'l - Hımsî'den naklen rivâyette bulundular. H. Ebû't - Tâhir ile Hârûnu'bnü Saîd El- Eyli dahi rivâyet ettiler. Lâfız Ebü Tahinindir. Dediler ki: Bize İbn Vehb rivâyet etti. ki): Bana Amr b. Haris, Ebû Hamzete'bnü Süleym'den, o da Abdurrahmân b. Cübeyr b. Nufeyr'den, o da babasından, o da Avf b. Mâlik-i Eşçai'den naklen haber verdi. Avf Şöyle dedit Ben, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’i bir cenazenin namazını kılarken dinledim? şöyle diyordu; Buna mağfiret buyur; buna rahmet eyle; bunu affet ve kendisine afiyet ver. Vardığı yerde ona ikramda bulun; yerini genişlet; kendisini su tle, kar ve dolu ile yıka ve beyaz elbisenin kirden paklandığı gibi günahlardan pakla. Buna dünyâdaki yurdunun yerine daha hayırlı bir yurt; ailesinin yerine daha hayırlı bir aile; zevcesinin yerine daha hayırlı bir zevce ihsan eyle. Bunu kahirin fitnesinden ve cehennem azabından koru.» ki: «Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in o cenazeye yaptığı duadan dolayi: (Keski bu cenaze ben olaydım.) diye temenni ettim.» bu duaların yerine cenaze namazında Fatiha okunacağını bildiren hadîsler rivâyet etmiştir. lerle Mâlikî' lere göre, cenaze namazında Kur'ân okunmaz, Şafiî'lerle Hanbel'lere göre: îlk tekbirden sonra Fatiha okunabilir. namazında Kur'ân okunmaz» diyenler ashâb-ı kirâm'dan bu bâbda rivâyet edilen hadîsleri te'vîl etmiş ve Fâtiha'yi duâ niyetiyle okuduklarını söylemişlerdir. İmâmları, cenaze namazında Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in muhtelif dualar okuduğunu bildiren hadîsler rivâyet etmişlerdir. Ezcümle Ebû Dâvûd' un, Hazret-i Ebû Hüreyre’den rivâyet ettiği bir hadîste Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) şöyle demektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir cenazenin namazım kıldı da, şu duayı okudu: bizim dinimize, ölümüze, küçüğümüze, büyüğümüze, erkeğimize, kadınımıza, hâzırımıza ve gaibimize mağfiret buyur. Yâ Rabbî! Bizden yaşattıklarını îmânla yaşat; öldürdüklerini de selâm üzere öldür. Allah'ım! Bizi bu ölenin ecrinden mahrum etme ve onun arkasından bizi saptırma.» saptırma.» hadisi Tirmizî başka bir tarikden rivâyet etmiş ve: «Ben, Muhammed'e yani Buhârîye râvî Ebû îbrâhîm El-Eşhejî' nin adını sordum, Buhârî onu bilemedi.» demiştir. dahi «El - Müstedreknâm eserinde Yezid b. Rukâne (radıyallahü anh)'dan şu hadisi tahric etmiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) cenaze namazı kılmaya kalktığı vakit şöyle derdi: Kuluna ve kulunun oğluna mağfiret buyur. (Kulun) senin rahmetine muhtaçtır. Hâlbuki sen onu azâb etmekten müstağnisin. Eğer bu kulun iyi amellerde bulunmuşsa, onun iyiliğini arttır; kötü amelde bulunduysa, onu affeyle.» bâbda Hazret-i Alî, Vâsiletü'bnü Eskaa' ve Abdullah b. Haris' den hadîsler rivâyet olunmuştur. Alî hadîsini Müstağfirî; hadîsini Ebû Dâvûd; b. Haris hadisini Taberâni rivâyet etmişlerdir. Bu hadisler: Cenaze namazında dua okunacağına ve duâ okumanın nıüs-tehab olduğuna; Cenaze namazında duanın sesle okunacağına delildirler. diyor ki: «Ulemâmız gündüz kılınan cenaze namazında gizli okunacağında müttefiktirler. Gece kılınan cenaze namazı hakkında iki kavil vardır. Cumhûr'un kaail olduğu sahih veçhe göre geceleyin de gizli okumak gerekir, ikinci veçhe göre geceleyin sesli okunur. Fakat bu tafsilât Kur'ân hakkındadır. Dualar bilittifâk gizli okunur. O hâlde bu hadîs te'vil olunarak: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem). bana namazdan sonra öğretti; ben de belledim mânâsına hamlolunur.»