Sünen-i İbn Mâce · 349
Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَسْوَدُ بْنُ شَيْبَانَ، حَدَّثَنِي بَحْرُ بْنُ مَرَّارٍ، عَنْ جَدِّهِ أَبِي بَكْرَةَ، قَالَ مَرَّ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِقَبْرَيْنِ فَقَالَ " إِنَّهُمَا لَيُعَذَّبَانِ وَمَا يُعَذَّبَانِ فِي كَبِيرٍ أَمَّا أَحَدُهُمَا فَيُعَذَّبُ فِي الْبَوْلِ وَأَمَّا الآخَرُ فَيُعَذَّبُ فِي الْغِيبَةِ " .
Ebu Bekre r.a.’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iki kabrin yanından geçti ve: '' Gerçekten bunlar azab edilmektedir. Azabları da büyük bir şeyden dolayı değildir. Bunların birisi sidik(ten sakınmadığı) için tazib ediliyor. Diğerine ise ğıybet (ettiği) için azab edilmektedir. '' Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir; Buhari'nin rivayetinde (gıybet yerine) koğuculuk ifadesi var. Toberi el-At'raf'da bu hadisi Yahya aracılığı ile Abdurrahman bin Bekre'den, o da Ebu Bekre'den rivayet etmiştir, doğrusu da oradaki rivayettir. 347 348 349 İÇİN AÇIKLAMA: İbn-i Abbas'tan rivayet edilen (347 nolu) hadis Buhari ve Müslim'de daha uzun metinle rivayet edilmiştir. Müslim'in «Babu Necaseti'I-Bevl. .. » bölümünde rivayet olunan bu hadisin açıklamasını yapan Nevevi ezcümle şöyle söyler: 'Hadisin ........= «Ve bu iki kabir sahibinin azabı büyük bir şeyden dolayı değildir.» fıkrasına gelince, Buhari'nin Edeb kitabının En-Nemime babındaki rivayeti şöyledir: ....- « Ve bu iki kabir sahibinin azabı büyük bir şeyden dolayı değildir. Halbuki o şey aslında büyük (günah)tır ... » Buhari'nin Vudu kitabındaki rivayetinde de fıkra şöyledir: .......= «Ve bu iki kabir sahibinin azabı büyük bir şeyden dolayı değildir. Bilakis o şey şüphesiz büyük (günah)tır ... » Anılan kabir sahiplerinin azab edilmesine sebep olan suçun büyük olduğu, Buhari'nin bu iki rivayetindeki; ......... cümlesi ile sabittir. Bu duruma göre hadisin .......= ",Ve bu iki kabir sahibinin azabı büyük bir şeyden dolayı değildir ...'' fıkrasının te'vili gerekir. Alimler bu hususta iki tevil zikretmişlerdir : Birinci tevil: Kabir sahibIeri bu suçun büyük olmadıgını sanmışlardı. İkinci tevil: Bu suçtan sakınmak kabir sahibIeri ıçin büyük bir sorun değildi. Rahatlıkla bu suçtan uzak kalabilirlerdi. Merhum Kadi iyad şu üçüncü tevili de nakletmiştir: Azablanna sebep olan suç büyük günahların en büyüğü değil idi. Bu son tevil'e derim ki; Resul-i Ekrem s.a.v.'in bu söz ile maksadı halkı sakındırmaktır. Yani kimse sanmasın ki tazib ancak en büyük günahlardan dolayıdır. Çünkü tazib başka günahlar yüzünden de olabilir. Nitekim işte oldu. Bu iki suçun büyük günahlardan olduğunun sebebine gelince, sidikten sakınmamak, namazın bozulmasını gerektirir. Kılınan namaz kılınmamış sayılır. Bu nedenle sidikten kaçınmamak büyük günahtır. Koğuculuk ve fesatlık ise en çirkin şeylerdendir. Bilhassa bunu itiyad haline getirmek çok kötü bir şeydir. Kabit sahibinin bu çirkin şeyi defalarca işlediği hadisin: 'Koguculuk ederdi' tabirinden anlaşılır. Buhari ve Müsliın'in rivayetinde hadis metninin devamında ravi İbn-i Abbas r.a. şöyle buyurur: ''... Sonra Resulullah s.a.v. taze bir hurma dalını istedi. Getirilen dalı ikiye bölerek bu iki kabir üzerine birer parça dikti. Bunun hikmeti sorulunca da Resulullah s.a.v.: «Bu dallar yaş kaldığı müddetçe azablarının hafif kılınacağı umulur» diye cevap verdi. '' Kabir üzerine yaş hurma dallarının bırakılmasının hikmetine gelince alimler şöyle yorumlamışlar: Resulullah s.a.v. kabir sahipleri için şefaat dilemiş ve bırakılan dallar kuruyuncaya kadar azablarının hafif kılınması kabul edilmiştir. Konan dallar kuruyuncaya kadar Nebi s.a.v.'in kabir sahibIerine dua etmesi muhtemel olup bu nedenle azablarının bu sürece hafifletilmesi umulmuştur, diya.Yorum yapılmıştır. Bazı alimler de dallar yaş durdukça tesbih ederler, kuru dal ise tesbih etmez, diye yorumda bulunmuşlardır. Nitekim, '' ... Ve hiç bir varlık yoktur ki O'nu hamd ile tesbih etmesin ...'' buyurulmuştur. (İsra 44) Müfessirlerin çoğu böyle yorumlayarak demişler ki: Ayette geçen şeyden maksad yaşıyan şeydir. Her şeyin yaşaması kendisine özgü bir tarzdadır. Ağaç kurumadıkça, taş kesilmedikçe yaşarlar. Fakat muhakkik olan müfessir ve başka alimler ayetteki Şey kelimesine yaşama kaydını koşmamışlardır. Buna göre yaş, kuru her şey Allah'ı tesbih eder. Her şeyin Allah'ı tesbih ediş tarzı hususunda iki görüş vardır. Bir görüşe göre her şey bir eser olup sanii (yapıcısı) na delalet eder. Hal lisanı ile Allah'ı tesbih ve tenzih eder. Yani her türlü eksiklerden pak ve nezih olduğuna delalet eder. Muhakkik alimlerce desteklenen diğer görüşe göre yaş ve kuru her şey hakikaten Allah'ı tesbih eder. Allah Teala taş hakkında: .. ve şüphesiz taşlardan öylesi bulunur ki, Allah korkusundan aşağıya düşüverir •.... [Bakara. 74] buyurmuştur. Cansızların duygu sahibi kılınması aklen mahal degildir. Bu durum nass ile bildirilince ona dönüıür. Alimler bu hadise dayanarak kabir yanında Kur'an-ı Kerim'i okumayı müstahap sayarak demişler ki: Yaş hurma dalının tesbihi ile azabın hafifletilmesi umulurken Kur'an tilavetı ile azabın tahfifi daha çok umulmaya değer. Buhari'nin beyanına göre Ashab'dan Büreyde bin El-Hasib El-Eslemi r.a.. kabrine yaş olan iki hurma dalının konmasını vasiyet etmiştir. HADisTEN ÇıKARıLAN şER'i HÜKÜMLER 1. Kabir azabının varlığı isbat ediliyor. Hak ehlinin mezhebi de budur. Mutezililer buna inanmazlar. 2. Sidik damlaları necis (= pis) tir. 3. Koğuculuk ağır günahlardandır. Nevevl rahimehullah'ın verdiği izah burada bitti. [-Müslim'in şerhi Nevevi cild 3, sah. 122•]
Benzer hadisler
حَدَّثَنِي مُحَمَّدٌ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، عَنْ يُونُسَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ أَبِي بَكْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ خَسَفَتِ الشَّمْسُ وَنَحْنُ عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَامَ يَجُرُّ ثَوْبَهُ مُسْتَعْجِلاً، حَتَّى أَتَى الْمَسْجِدَ وَثَابَ النَّاسُ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ، فَجُلِّيَ عَنْهَا، ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا وَقَالَ " إِنَّ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ آيَتَانِ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ، فَإِذَا رَأَيْتُمْ مِنْهَا شَيْئًا فَصَلُّوا وَادْعُوا اللَّهَ حَتَّى يَكْشِفَهَا ".
Ebu Bekre r.a.'dan, dedi ki: "BizIer Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda iken güneş tutuldu. AceIe edip eIbisesini sürükleyerek kalktı ve nihayet mescide geIdi. İnsanIar da mescide döndüIer. İki rekat namaz kII(dır)dı. Güneş tutuIması da geçti. Sonra bize yöneIerek şöyIe buyurdu: Şüphesiz güneş ve ay, AlIah'ın ayetlerinden iki ayettir. OnIarda bu kabiIden bir şey görecek oIursanız, AlIah onu açıp giderinceye kadar namaz kılıp dua ediniz." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kibire kapılmaksızin izarını yerde sürükleyen kimse." BöyIe bir kişi sözü geçen tehditle istisna edilmiştir. Ama bu bir mazeret sebebiyIe ise, onun için bir veba! yoktur. Herhangi bir mazeretinin buIunmamasl hali ile ilgili açıklamalar da ileride geIecektir. "Gevşeyip sarkıyar." Gevşeyip sarkmasının sebebi, Ebu Bekr'in bedenen zayıf oIuşu idi. "Bu hususta ona dikkat etmeyecek oIursam", yani eğer gerektiği gibi dikkat etmezsem gevşeyip sarkar. Ma'merlin, Zeyd b. EsIem'den diye nakIettiği, Ahmed'de yer alan rivayette: "Şüphesiz benim izarım bazen gevşeyip sarkıyor" şeklindedir. Muhtemelen izarını bağladıktan sonra hareket edip yürüdüğünde yahut başka bir sebeple, kendi isteği olmadan çözülüyor; ona gerektiği gibi dikkat ederse çözülmüyormuş. ÇÜnkü gevşemeye yüz tuttukça onu bir daha sıkıştırıp bağlıyormuş. İbn Sa'd, Talha b. Abdullah b. Abdurrahman b. Ebi Bekr yoluyla Aişe'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Ebu Bekr oldukça zayıftl. İzarı yerinde durmaz ve onu düğümleyip bağladığı yerden gevşeyip sarkardı." "Sen bunu büyüklenerek yapanlardan değilsin." Zeyd b. Eslem yoluyla gelen rivayette: "Sen bunlardan değilsin" şeklindedir. Hadisten anlaşıldığına göre mutlak olarak, bir kasıt olmaksızın yerde izarı sürüklenen kimse için bir vebal yoktur. İbn Ebi Şeybe'nin, İbn Ömer'den her durumda izarı yerde sürükleyip çekmeyi mekruh gördüğüne dair rivayeti hakkında İbn Battal: Bu, onun işi oldukça sıkı tuttuğu hususlardan birisidir, diye açıklama yapmıştır. Yoksa bu başlıktaki hadisi bizzat kendisi rivayet etmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla bunun hükmü de onun için gizli değildir. Derim ki: Hayır, İbn Ömer'in bunu mekruh görmesi, ister büyüklenmek amacıyla olsun, ister olmasın kasten elbisesini sarkıtan herkes hakkında yorumlanır. Böyle bir açıklama da onun sözü geçen rivayetine uygundur. İbn Ömer'in herhangi bir amacı olmayan kimseyi sorumlu tutacağı zannedilmemelidir. O, bu işin mekruh olduğunu, izarı kendi isteği olmadığı halde yerde sürüklenen, sonra da bu halini devam ettirip bunu telafi etmeyen kimseyi kastederek söylemiştir. Bu hususta da görüş birliği vardır. Bununla birlikte (ilim adamları) buradaki kerahetin tahrimı ya da tenzihı olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Hadisten, hükümler hususunda şahısların farklı hallerinin göz önünde bulundurulacağı da anlaşılmaktadır. Bu da çoğunlukla göz önünde bulundurulması gereken bir esastır. "Bana Muhammed tahdis etti" diye başlayan (Ebu Bekre'nin rivayet ettiği) hadis, daha önce Küsuf namazı bahsinde açıklamasıyla geçmiş bulunmaktadır. Burada bu hadisin zikredilmesinden maksat, "acele ederek elbisesini yerde sürükleyerek kalktı" ibaresidir. Buradan elbisenin yerde sürüklenmesi, acele etme sebebiyle olmuşsa, yasağın kapsamına girmeyeceği anlaşılmaktadır. Böylelikle bu yasağın, sadece büyüklenmek maksadı ile olması haline mahsus olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte buradaki yasağın, -ileride yüce Allah'ın izniyle açıklanacağı gibi, uzunluğundan ötürü yerde sürüklenen kamis (entari) ve bu gibi elbiseleri giymenin caiz olduğunu söyleyecek kadar- yalnızca büyüklenmek kastı ile olması haline mahsus olduğunu kabul edenlerin lehine delilolacak bir taraf yoktur. "İnsanlar döndüler" ibaresi: mescidden çıkmış olduktan sonra mescide geri döndüler, demektir
حَدَّثَنِيهِ أَحْمَدُ بْنُ يُوسُفَ الأَزْدِيُّ، حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ أَسَدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ، عَنْ سُلَيْمَانَ الأَعْمَشِ، بِهَذَا الإِسْنَادِ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ " وَكَانَ الآخَرُ لاَ يَسْتَنْزِهُ عَنِ الْبَوْلِ أَوْ مِنَ الْبَوْلِ " .
Bana bunu Ahmed b. Yusuf el-Ezdî rivayet etti. (Dediki): Bize Mualla b. Esed rivayet etti. (Dediki): Bize Abdülvahid, Süleyman el-A'meş'den bu isnadla rivayet etti. Yalnız o: «Diğeri bevlden dolayı yahut bevlden temizlenmezdi.» demiş. DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ: Bu babta İbn Abbas (r.a.)'ın: "Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) iki kabrin yanından geçti. .. " diye rivayet ettiği hadis yer almaktadır. (3/200) Diğer rivayette ise: "Sidikten -yahut bevlden- kendisini korumazdı" denilmektedir. Hadiste geçen "asıb" hurma ağacı dalıdır. Nemıme (laf taşıyıcılık)nin gerçek anlamı insanlardan bazılarının söyledikleri sözleri bozgunculuk maksadıyla diğerlerine taşımaktır. İman kitabının nemımenin ağır haram olduğu babında açıklamaları açık ve etraflı bir şekilde geçmiş bulunmaktadır. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "La yestetiru (korunmazdı)" kelimesi "yestetiru", "yestenzihu" ve "yestebriu" olarak rivayet edilmiştir. Bu üç şekilde Buhari ve başka kaynaklarda da geçmektedir, hepsi de sahihtir. Üçünün de, ondan kendisini korumaz, ondan uzak durmazdı, demektir. Allah en iyi bilendir. "Büyük bir şeyden dolayı azap edilmiyorlar." Buhari'nin rivayetinde: "Büyük bir şeyden dolayı azap edilmiyorlar ama gerçekte o büyüktür. Onlardan birisi sidikten korunmazdı" şeklindedir. Hadisi Buhari, Kitabu'l-Edeb, Nemime Büyük Günahlardandır babında ve Vudu (abdest almak) kitabında "halbuki büyük bir günah sebebiyle azap edilmiyorlar, ama o aslında büyüktür" şeklinde zikredilmektedir. İşte bu sahih iki fazlalık ile bunun büyük bir günah olduğu sabit olmaktadır. Buna göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Büyük bir günah dolayısıyla onlara azap edilmiyor" buyruğunun tevili gerekmektedir. İlim adamları bu hususta iki tevil yapmışlardır: 1- Bu onların kendi yanlış kanaatlerine göre büyük günah değildi. 2- Bu günahları ferk etmek onlar için büyük bir iş değildi. Kadı İyaz -yüce Allah'ın rahmeti ona- üçüncü bir tevil nakletmektedir: Bu en büyük günahların en büyükleri değildir. Derim ki: Buna göre bu sözlerden kasıt, başkalarını alıkoymak ve sakındırmaktır. Yani herhangi bir kimse kabir az ab ın ın ancak helake götüren en büyük günahlardan dolayı olacağını zannetmesin, çünkü başka günahlar sebebiyle de olur demektir. Allah en iyi bilendir. Bu iki günahın büyük olmasının sebebine gelince, sidikten korunmamak namazın batıl olması sonucunu doğurur. O halde bunu (korunmayı) terk etlTek şüphesiz büyük bir günahtır. Nemime (laf taşıyıcılık) ve arayı bozmak için çalışmak ise en çirkin işlerdendir. Özellikle Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "(laf) taşırdı" lafzı ile çoğunlukla devamlılık bildiren bir hal için yapıldığını ifade eden bir kip kullanmıştır. Allah en iyi bilendir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kabirlerin üzerine iki hurma dalı parçasını koymasına gelince (3/201) ilim adamları şöyle demektedir: Bu onun o kimseler için şefaat dileğinde bulunduğu şeklinde yorumlanır. O hurma dalları kuruyuncaya kadar azaplarının hafifletilmesi ile ilgili şefaati kabul olundu. Müslim -yüce Allah'ın rahmeti ona- kitabın sonlarında uzunca bir hadis olan Cabir (r.a.)'ın iki kabir sahibi hakkındaki bu hadisi zikretmekte ve: "Bu iki dal yaş kaldıkları sürece bu azabın üzerlerinden kaldırılması şeklindeki şefaatim kabulolundu." buyruğunu da kayd etmektedir. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in O süre boyunca o iki kişiye dua etmeyi sürdürüyor olması ihtimali vardır diye de açıklanmıştır. Bir diğer açıklama da şöyledir: Çünkü o hurma dalları yaş kaldıkları sürece tesbih ederlerdi. Kurumuş dalın ise tesbihi olmaz. Yüce Allah'ın: "Onu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur." (İsra, 17/44) buyruğu hakkında müfessirlerin pek çoğunun ya da çoğunluğunun benimsediği kanaat bu olup, canlı her bir şey mutlaka onu tesbih eder anlamındadır, demişlerdir. Sonra da şu açıklamaları eklerler: Her bir şeyin hayatı kendisine göredir. Ağacın hayatı kurumadığı sürece, taşın hayatı kesilmediği sürece devam eder. Muhakkik müfessirler ve müfessir olmayanların kanaatine göre ise buyruk genel anlamı üzerine alınmalıdırDiğer taraftan bu kanaatte olanlar gerçekten mi tesbih eder yoksa bunlarda yaratana delalet mi vardır, böylelikle kendi durumu ve sureti ile Allah'ı tesbih eden ve tenzih eden bir varlık olması mı demek olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Muhakkikler onun gerçek anlamda tesbih etmediği kanaatindedir. Yüce Allah da: "Öylesi de vardır ki Allah korkusundan yuvarlanır. " (el-Bakara, 2/74) diye haber vermektedir. Akıl bunlarda temyiz gücünün yaratılmasını imkansız kabul etmeyip, nas da bunu ifade ettiğine göre onun dediğinin kabul edilmesi icab eder. Allah en iyi bilendir. Bu hadis dolayısıyla ilim adamları kabrin yanında Kur'an okumayı müstehab kabul etmişlerdir. Çünkü hurma dalının tesbihi sebebiyle azabın hafifletilmesi umulabiliyorsa, Kur'an-ı Kerim tilaveti için bunun öncelikle sözkonusu olması gerekir. Allah en iyi bilendir. Buhari Sahih'inde sahabi Bureyde b. Husayb el-Eslemi'nin (r.a.) kabrine iki hurma dalı konulmasını vasiyet ettiğinden söz etmektedir. Buradan anlaşıldığına göre o (r.a.) Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in yapmış olduğu bir işin benzerini yaparak bereketinden yararlanmak istemiştir. Hattabi bu hadise dayanarak insanların hurma yapraklarını, dallarını birbirine dolamaları şeklindeki uygulamalarını kabul etmeyip, reddetmiş, bunun aslı da yoktur, açıklanabilir bir tarafı da yoktur demiştir. Allah en iyi bilendir. Bu babtaki hadislerden çıkartılan fıkhi hükümlere gelince; 1- Kabir azabı sabittir. Mutezile'ye hilafen hak ehlinin görüşü budur. 2- İkinci rivayetteki: Kendisini idrardan korumazdı, ifadesinden ötürü sidik necistir. 3- Koğuculuk (nemime) büyük bir haramdır. 4- Ve bunun dışında daha önce sözkonusu edilen diğer hususlar. Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ أَيُّوبَ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ جَمِيعًا عَنِ ابْنِ عُلَيَّةَ، قَالَ ابْنُ أَيُّوبَ حَدَّثَنَا ابْنُ عُلَيَّةَ، قَالَ وَأَخْبَرَنَا سَعِيدٌ الْجُرَيْرِيُّ، عَنْ أَبِي نَضْرَةَ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ، قَالَ أَبُو سَعِيدٍ وَلَمْ أَشْهَدْهُ مِنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَلَكِنْ حَدَّثَنِيهِ زَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ قَالَ بَيْنَمَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي حَائِطٍ لِبَنِي النَّجَّارِ عَلَى بَغْلَةٍ لَهُ وَنَحْنُ مَعَهُ إِذْ حَادَتْ بِهِ فَكَادَتْ تُلْقِيهِ وَإِذَا أَقْبُرٌ سِتَّةٌ أَوْ خَمْسَةٌ أَوْ أَرْبَعَةٌ - قَالَ كَذَا كَانَ يَقُولُ الْجُرَيْرِيُّ - فَقَالَ " مَنْ يَعْرِفُ أَصْحَابَ هَذِهِ الأَقْبُرِ " . فَقَالَ رَجُلٌ أَنَا . قَالَ " فَمَتَى مَاتَ هَؤُلاَءِ " . قَالَ مَاتُوا فِي الإِشْرَاكِ . فَقَالَ " إِنَّ هَذِهِ الأُمَّةَ تُبْتَلَى فِي قُبُورِهَا فَلَوْلاَ أَنْ لاَ تَدَافَنُوا لَدَعَوْتُ اللَّهَ أَنْ يُسْمِعَكُمْ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ الَّذِي أَسْمَعُ مِنْهُ " . ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ فَقَالَ " تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ عَذَابِ النَّارِ " . قَالُوا نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ عَذَابِ النَّارِ فَقَالَ " تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ " . قَالُوا نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ . قَالَ " تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنَ الْفِتَنِ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ " . قَالُوا نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الْفِتَنِ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ قَالَ " تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ فِتْنَةِ الدَّجَّالِ " . قَالُوا نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ فِتْنَةِ الدَّجَّالِ .
Bize Yahya b. Eyyûb ile Ebû Bekr b. Ebî Şeybe hep birden îbni Uleyye'den rivayet ettiler. İbni Eyyûb dediki: Bize İbni Uleyye rivayet etti. (Dediki): Bize de Saîd El-Cûreyrî, Ebû Nadra'dan, o da Ebû Saîd-i Hudrî'den, o da Zeyd b. Sâbit'ten naklen haber verdi. Ebû Saîd demiş ki: Ben bunu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den işitmedim. Lâkin onu bana Zeyd b. Sabit rivayet etti, (Dediki): Bir defa Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) biz de beraberinde olduğumuz halde bir katırının üzerinde Benî Neccâr'ın bir bahçesinde iken anîden hayvan onu yoldan saptırdı, az daha düşüyordu. Bir de ne görelim, altı veya beş yahut dört kabir! (Râvî, Cüreyrî böyle diyordu, demiş.) Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Bu kabirlerin sahiplerini kim biliyor?» diye sordu. Bir adam: — Ben (biliyorum), dedi. «Öyleyse bunlar ne zaman öldüler?» dedi. Adam : -- Onlar şirk içerisinde öldüler, cevabını verdi. Müteakiben Nebi (Sullallahu Aleyhi ve Sellem): «Gerçekten bu ümmet kabirlerinde imtihan olunuyor. Eğer defnetmemeniz endişesi olmasaydı, kabir azabından benim işitmekte olduğumu, size de işittirmesi İçin Allah'a dua ederdim.» dedi. Sonra yüzünü bize dönerek: «Cehennem azabından Allah'a sığının!» buyurdu. Ashab: -- Biz cehennem azabından Allah'a sığınırız, dediler. (Bu sefer) : «Kabir azabından Allah'a sığının!» buyurdu, Ashab: — Biz kabir azabından Allah'a sığınırız, dediler. «Fitnelerin açığından, kapalısından Allah'a sığının!» buyurdu. Ashab: — Biz fitnelerden, onların açığından, kapalısından Allah'a sığınırız, dediler. «Deccal'ın fitnesinden Allah'a sığının!» buyurdu. Ashab: — Biz Deccal'ını fitnesinden Allah'a sığınırız! dediler. İZAH 2875 TE
وَحَدَّثَنِيهِ مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ سُفْيَانَ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ عُمَيْرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْحَارِثِ، قَالَ أَخْبَرَنِي الْعَبَّاسُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، ح وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، بِهَذَا الإِسْنَادِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِنَحْوِ حَدِيثِ أَبِي عَوَانَةَ .
Bu hadisi bana Muhammed b. Hatim'de rivayet etti. (Dediki): Bize Yahya b. Sa'id Süfyan'dan rivayet etti. Demişki: Bana Abdilmelik b. Umeyr rivayet etti. Dedi ki: Bana Abdullah b. Haris rivayet etti. Dediki: Bana Abbas b. Abdulmuttalib haber verdi. H. Bize Ebu Bekr b. Ebî Şeybe dahi rivayet etti. (Dedi ki): Bize Vekî Süfyan'dan bu isnadla Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen Ebu Avane hadisi gibi rivayet etti. NEVEVİ ŞERHİ 213.sayfada. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Buhari «Menakıbu'I Ensar» babında tahric etmiştir. Hadis-i şerif Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in amcası Ebu Talib'e şefa'atta bulunduğunu ve bu şefa'atınm azabını tahfif ettiğini bildirmektedir. Allah-u Alem. Bu şefa'at ya İsra gecesinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cehennemi gördüğü zaman fiilen olmuştur. Yahut kıyamet günü olacaktır. Ebu Talib'in iman edip etmediği ulema arasında ihtilaflıdır. Bazıları küfrüne kail olmuşlardır. Bunların delilleri «Sen dilediğini hidayete erdiremezsin, lakin Allah dilediğini hidayete erdirir.» ayeti kelimesidir. Mezkur ayetin bilittifak Ebu Talip hakkında nazil olduğunu söylerlersede icma' iddiası sahih değildir. Buradaki hadisler dahi küfrüne kail olanlara delildir. İmanına kail olanlar İbni İshak'ın İfani Abbas (Radiyallahu anh) 'dan rivayet ettiği bir hadisle istidlal ederler. Bu hadise göre Ebu Talib'in vefatı yaklaştığı zaman Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine (La ilahe illallah) demesini telkinde bulunmuş o bundan imtina etmiş. Fakat orada bulunan Abbas (Radiyallahu anh) Ebu Talib'in dudaklarının kıpırdadığını görerek ne söylediğini dinlemiş ve Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'e dönerek: «Ey kardeşim oğlu! Vallahi kardeşim Ebu Talib senin emrettiğin kelimeyi söyledi» demiştir. Hadis uleması bu hadis için: «Senedinde ismi zikredilmeyen bir ravî vardır. Hadis Sahih bile olsa babımızın hadislerine muarızdır. Halbuki; bu hadisler ondan daha sahihdir» diyerek îbni Abbas rivayetini çürütmüşlerdir. Maamafih kelam, ulemasından bazıları Ebu Talib'in küfrü hakkında söz soylemeyi zaid addetmişlerdir. Onlara göre bu babta ileri geri söz söylemek Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i gücendirebilir. Çünkü Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcası Ebu Talib'i çok severdi. Binaenaleyh gerek Ebu Talib gerekse Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in ebeveyni ile ecdadı hakkında hiç bir şey söylemeyip sükut etmeyi ihtiyata daha uygun görmüşlerdir. Dahdah: Ancak topuğa kadar ayaklan örten sığ su demektir. Burada bu kelime ile Ebu Talib'in azabının hafifletildiği ifade olunmuştur. Hadis-İ Şerif küffarın derece derece azab edileceklerine delildir. Ebu Talib‘in iman etmediği kabul edilirse Resuli Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e yaptığı iyiliklerin ne faydası olabilir; Küffarın hayır amelleri heba olup gider? şeklindeki bir suale Buhari şarihi Aynî şu cevabı vermektedir : «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Ebu Talib'e şefaatta bulunması onun azabını bir dereceye kadar azaltmıştır. Bu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bereket ve hasaisindendir.»
حَدَّثَنَا أَبُو نُعَيْمٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، سَمِعْتُ جَابِرًا، قَالَ جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ بَايِعْنِي عَلَى الإِسْلاَمِ. فَبَايَعَهُ عَلَى الإِسْلاَمِ، ثُمَّ جَاءَ الْغَدَ مَحْمُومًا فَقَالَ أَقِلْنِي. فَأَبَى، فَلَمَّا وَلَّى قَالَ " الْمَدِينَةُ كَالْكِيرِ، تَنْفِي خَبَثَهَا، وَيَنْصَعُ طِيبُهَا ".
Cabir b. Abdullah şöyle demiştir: Bir bedevi Nebie gelerek "Ya Resulallah! Benimle İslam üzere bey'at et" dedi. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onunla İslam üzere bey'at etti. Sonra ertesi günü bu bedevi sıtma hastalığına tutulmuş olarak geldi ve "(Ya Resulallah!) Benim bey'atımı çöz!" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun bu teklifini kabul etmedi. Adam arkasını dönüp gidince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Medine demireinin körüğü gibidir. Değersiz olan kiri pası dışarı atar, temiz olanı da ortaya çıkarır" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yaptığı bey'atı Bozma." İmam Buhari bu konuda bedevi olayı ile ilgili olan Cabir hadisini zikretmiştir. Bu hadise Bedevilerin bey'atı başlığı ile 2355. sayfada işaret edilmişti. bey'ab bozma konusundaki tehditle ilgili olarak İbn Ömer hadisinde şu ifade geçmişti: "Bir kimsenin bir adama Allah'ın ve Resulünün bey'at emri üzere bey'at edilip de sonra savaş bayrağı dikilmesinden daha büyük bir sözden cayma bilmiyorum." Bu hadis fiten bölümünün sonlarında geçmişti. Bunun bir benzeri merfu olarak şu şekilde nakledilir: "Her kim bey'atını verir, sonra onu bozarsa (kıyamet günü) Yüce Allah'a yemini yanında olmadığı halde gelir." Bu hadisi Taberani ceyyid bir isnadla rivayet etmiştir. (Taberani, Mucemu'I-Evsat, iX, 50) Bu konuda Ebu Hureyre' den nakledilen merfu bir rivayet daha vardır: "Namaz üç şey hariç (yapılanlara) kefarettir. Bunlar Allah'a ortak koşmak, safkayı bozmak ve sünneti terk etmektir." Bu rivayette "safkayı bozmak" ifadesinin tefsiri "Safkayı bozmak bir kimseye bey'atını verip, sonra onunla çarpışmandır" şeklinde yer almaktadır. Hadisi Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II)
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، هِشَامُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرًا ـ رضى الله عنه ـ يَقُولُ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فِي دَيْنٍ كَانَ عَلَى أَبِي فَدَقَقْتُ الْبَابَ فَقَالَ " مَنْ ذَا ". فَقُلْتُ أَنَا. فَقَالَ " أَنَا أَنَا ". كَأَنَّهُ كَرِهَهَا.
Cabir r.a.'dan di ki: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna babamın üzerindeki bir borç dolayısıyla gitmiştim. Kapıyı çaldım, o kim diye sordu. Ben: Benim deyince, Allah Rasulü verdiğim cevaptan hoşlanmamış gibi: Benim, benim, dedi." Diğer tahric edenler: Tirmizi Edeb; Müslim, Edeb Fethu'l-Bari Açıklaması: "Kim o, diyene benim diye cevap verirse" Bu husustaki haber böyle demenin mekruh olduğu hususunda açık bir ifade taşımadığından ötürü kesin bir hüküm vermemiş gibidir. Musannıfel-Edebu'l-Müfred'de, Hakim'in de sahih olduğunu belirttiği Bureyde'nin rivayet ettiği şu hadisi kaydetmiştir: "Nebi s.a.v. mescide geldi. O sırada Ebu Musa Kur'an okuyordu. Bureyde dedi ki: Ben de geldim. Kim o, dedi. Ben: Ben Bureyde'yim dedim." Daha önce de Ümmü Hani'nin rivayet ettiği: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardım. Ben Üm mü Hani'yim dedim ... " şeklindeki hadis de Kuşluk namazı bahsinde geçmiş bulunmaktadır. Nevevı der ki: Eğer kişi kendisinin künyesini söylemeksizin tanınmayacaksa kendisini bu şekilde tanıtması mekruh değildir. Aynı şekilde: Ben şeyh filan yahut kari filan yahut kadı filanım demesi de -ancak bu yolla başkalarından ayırt edilebiliyorsa- mekruh değildir. İbnu'l-Cevzi'nin zikrettiğine göre "benim" demesinin mekruh oluş sebebi, bunda bir tür tekebbür bulunmasından dolayıdır. Çünkü böyle diyen bir kimse: Ben adını da, nesebini de ayrıca belirtmeye ihtiyacı olmayan kimseyim, demiş gibi olur. Ancak Muğultaı ona itiraz ederek, böyle bir konumda Cabir hakkında bu düşünülemez, demiştir. Buna şöyle cevap verilmiştir: Evet, Cabir dediğiniz gibi olsa bile bu, bnu sürdürmemesi ve alışkanlık haline getirmemesi için ona gerekeni öğretmeye engel değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. İbnu'l-Arabi dedi ki: Cabir'in hadisinden, kapıyı çalmanın meşru olduğu anlaşılmaktadır. Buhari el-Edebu'l-Müfred'de, Enes'den: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kapıları tırnaklarla çalınırdı" hadisini rivayet etmiş bulunmaktadır. Bu ise onların ileri derecede edepli davrandıklarına yorumlanır. Kapıya yakın bir yerde bulunan kimse için de bu güzel bir şeydir. Ama tırnakla kapının çalınmasının sesini alamayacak kadar kapıdan uzakta bulunan bir kimsenin kapısının duruma göre daha fazlasıyla çalınması müstehaptır