İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sünen-i İbn Mâce · 381

The Book of Purification and its Sunnah

Arapça metin

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كَانَ الرِّجَالُ وَالنِّسَاءُ يَتَوَضَّئُونَ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ مِنْ إِنَاءٍ وَاحِدٍ ‏.‏

(Abdullah) İbni Ömer r.a.’den şöyle rivayet edilmiştir: Erkekler ve Kadınlar, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zamanında bir kab'dan abdest alırlardı. Diğer tahric: Ebu Davud, Nesei, Beyhaki ve İbn-i Huzeyme tarafından aynı sözlerle rivayet edilmiştir. AÇIKLAMA : EI-Menhel'de hadisle ilgili olarak şu izah var: ''Resulullah s.a.v. zamanında ... '' tabiri, hadisin hükmen merfu' olduğunu ifade eder. Çünkü Sahabi, bir fiili Resul-i Ekrem'in zamanına isnad edince merfu' hükmünde olur. Hadisin zahirine göre erkekler ile kadınlar bir kabtan aynı zamanda abdest alırlardı. Eğer böyle manalandırılırsa hadis eş durumunda olanlara ve mahremlere ait olur. Çünkü yabancı erkeklerle kadınların bir. kabtan aynı zamanda abdest almaları uzak bir ihtimaldir. İbnü't-Tin'in dediği gibi şayet hadis mahrem olanlara tahsis edilmeyerek genel olarak kabul edilirse hadisden maksad şu olur: ''Erkekler kendi aralarında toplu halde kadınlar da kendi aralarında toplu halde aynı kabtan abdest alırlardı." Bu takdirde erkekler ayrı, kadınlar da ayrı olmuş olur. Ebu Davud'un Müsedded'den bir rivayetinde bulunan "Cemian = toplu halde" kelimesi de İbnü't-Tin tarafından bu şekilde açıklanmıştır. Erkeklerin ve kadınların ayrı ayrı zamanlarda ama toplu halde aynı kaptan abdest almış olduğu burada anlatılmış oluyor. Bazıları da kadınların örtünmesine ait 'Hicab' emri gelmeden önceki zamanda erkeklerle kadınların bir arada ve aynı zamanda bir kaptan abdest aldıkları bu hadiste ifade edilmiş olabilir, demişler ise de bu yorum pek kabule şayan görülmemiştir. Çünkü bu hal akıldan bile uzaktır. Sindi de bu hadisle ilgili olarak ezcümle şöyle söyler: 'Suyuti, Rafii'den naklen beyan ettiğine göre bu hadis, eş durumunda olan erkek ve kadının bir kabtan beraber abdest aldıklarını, bu durumun Nebi s.a.v. zamanında yoğun olduğunu, Nebi s.a.v.in bu duruma itiraz etmediğini ve değiştirmediğini belirtmek içindir.» EI-Menhel yazarı daha sonra hadisten çıkarılan fıkıh hükmünün şu olduğunu ifade eder: 1. İki ve daha çok kimsenin bir kabtan suyu avuçlayarak (kabın dışında) abdest almaları caizdir. 2. El-Hafız, EI-Fetih'de demiştir ki: Kabtan su avuçlamakla, kabta kalan suyun müsta'mel sayılmayacağı hükmü bu hadisten çıkar. Çünkü onların kabları küçük idi. Nitekim Şafii bu hususu EI-Ümm'ün bir çok yerlerinde açıkça belirtmiştir. 3. Sindi'nin beyanına göre, bazı alimler: 'Bu hadis, kadının abdest artığı ile erkeğin abdest almasının caiz olduğuna delalet eder.' demiştir. Şöyle ki: Erkek ile kadın bir kabtan abdest alınca icabında kadın erkekten önce abdestini tamamlar, dolayısı ile erkek kadın artığı sayıları kabtaki su ile abdest almış sayılır. Eğer bu artik ile erkeğin abdest alması memmi olmuş olsaydı sahabiler bu artıkla abdest almayacaklar idi

Sünen-i İbn Mâce, 381

Benzer hadisler

HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي الشَّوَارِبِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا عَاصِمٌ الأَحْوَلُ، عَنْ أَبِي الْمُتَوَكِّلِ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ إِذَا أَتَى أَحَدُكُمْ أَهْلَهُ ثُمَّ أَرَادَ أَنْ يَعُودَ فَلْيَتَوَضَّأْ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Said(-i Hudri) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Biriniz eşine yaklaşır, sonra tekrar yaklaşmak istediği zaman abdest alsın.» AÇIKLAMA : Müslim, Ebu Davud, Nesai, ibn-i Huzeym ve, İbn-i Hibban, Tahavi ve Beyhaki de bu hadisi rivayet etmişlerdir. Tirmizi de rivayet ederek hasen-sahih olduğunu söylemiş, El-Hakim de EI-Müstedrek'te rivayet ederek, sahihliğini bildirmiştir. Hadisteki yaklaşmaktan maksad, cinsi münasebettir. istenen abdest ile şer'i abdest kasdedilmiştir. Çünkü mutlak olarak kullanıldığı zaman böyle anlaşılır.' Ayrıca ibn-i Huzeyme'nin rivayetinde; ''Namaz abdesti gibi abdest alsın." buyurulmaktadır. . Hadisteki abdest emri, Zahiriy e mezhebi alimlerine ve Maliki olan ibn-i Habib'e göre vücub içindir. Onlar, hadisin zahirini tutmuşlardır. Fakat Cumhur, emrin müstehablık için olduğunu söylemişlerdir. Çünkü Tahavi'nin Aişe (r.anha)'dan rivay,et ettiğine göre Nebi s.a.v., bazen apdest almadan tekrar yaklaşırdı. Hanefi alimlerinden Ebu Yusuf'a göre söz konusu abdest ne vacibtir ne de menduptur. Hadisteki emir de mubahlık içindir. Bazı alimler de; Hadisteki ''vudu' (abdest)" kelimesi ile şer'i abdest değil, lüğavi abdest olan avret mahallini. yıkamak anlamı kastedilmiştir, demışlerdir. Hadis, iki cima' arasında abdest alınmasının matlub olduğuna ve ğusletmenin vacib olmadığına delalet eder. BU HADİS’İN EBU DAVUD RİVAYETİ VE İZAH İÇİN BURAYA TIKLAYIN

Sünen-i İbn Mâce, 587
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ الْمُقْرِئُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي غُطَيْفٍ الْهُذَلِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، فِي مَجْلِسِهِ فِي الْمَسْجِدِ فَلَمَّا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَصَلَّى ثُمَّ عَادَ إِلَى مَجْلِسِهِ فَلَمَّا حَضَرَتِ الْعَصْرُ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَصَلَّى ثُمَّ عَادَ إِلَى مَجْلِسِهِ فَلَمَّا حَضَرَتِ الْمَغْرِبُ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَصَلَّى ثُمَّ عَادَ إِلَى مَجْلِسِهِ فَقُلْتُ أَصْلَحَكَ اللَّهُ أَفَرِيضَةٌ أَمْ سُنَّةٌ الْوُضُوءُ عِنْدَ كُلِّ صَلاَةٍ قَالَ أَوَ فَطِنْتَ إِلَىَّ وَإِلَى هَذَا مِنِّي فَقُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ فَقَالَ لاَ لَوْ تَوَضَّأْتُ لِصَلاَةِ الصُّبْحِ لَصَلَّيْتُ بِهِ الصَّلَوَاتِ كُلَّهَا مَا لَمْ أُحْدِثْ وَلَكِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ تَوَضَّأَ عَلَى كُلِّ طُهْرٍ فَلَهُ عَشْرُ حَسَنَاتٍ ‏"‏ ‏.‏ وَإِنَّمَا رَغِبْتُ فِي الْحَسَنَاتِ ‏.‏

Ebu Gutayf El-Huzeli (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Abdullah bin Ömer bin El-Hattab (r.a.), Mescid-de, yerinde oturuyordu. (Öğle) namazı vakti olunca kalktı, abdest alıp namaz kıldı. Sonra yerine dönüp oturdu. Ta ikindi namazı zamanı gelince (abdesti olduğu halde) yeniden abdest alıp namaz kıldı. Sonra yerine geçip oturdu. Akşam namazı zamanı olunca kalkıp (tekrar) abdest tazeleyip namaz kıldıktan sonra yine yerine dönünce ben O'na : Allah, seni salihlerden kılsın, her farz namaz zamanı abdest tazelemek farz mıdır? Sünnet midir? diye sordum. Kendisi bana: Sen bana ve benim şu yaptığıma mı baktm? diye sordu. Ben de: Evet, deyince kendisi: Hayır. Ben, sabah namazı için abdest alsaydım, abdestim bozulmadıkça onunla (günlük) bütün namazları kılabilirdim. Lakin Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim: «Kim abdest üzerine abdest alırsa kendisi için on hasene vardır.» Gerçekten ben de bu hasenelere rağbet ettim, dedi." Not: Zevaid'de: Hadisin sıhhat bakımından medarı ravi Abdurrahman bin Ziyad El-İfriki üzerindedir. Kendisi zayıftır. Ve zayıf olmakla berabar tedlis yapardl. Ebu Davud da hadisi rivayet etmiş, Tirmizi ise hadis'ten yalnız Resul-i Ekrem'e ait metni rivayet etmiştir, denilmektedir. AÇIKLAMA : Hadisin son kısmı İbn-i Ömer (r.a.)'in mevcut abdestini bozmadan abdest tazelediğine delalet ettiği için tercemede bu durumu parentez .içi ilavelerle ifade ettik. Hasene: Kulun işlediği hayırlı haslete denir. Abdest almak bir hasenedir. Hadis, abdest üzerine abdest alan kimseye AIlah Teala'nın on abdest sevabını vereceğini bildiriyor. İşlenen bir hasene karşılığında Allah'ın vadettiği mükafatın en azı o hasenenin 10 katıdır, Bazen bu mükafat 70 kat, bazen 700 kat bazen daha çok olabilir. Ebu Davud ve Tirmizi Sünenlerinin şerhleri, Tuhfe ve Menhel'de bu durum belirtiliyor. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Hadis, her farz namaz için abdest tazelemenin müstahab olduğuna delalet eder. Bu hususta mukim ve yolcu arasında bir fark yoktur. Cumhur'un mezhebi budur. 2- Tecdid-i Vudu', yani abdest üzerine abdest almamn mükafatını bildiriyor. 3- İbn-i Ömer (r.a.) aldığı bir abdestIe namaz kıldıktan sonra ikinci bir farz namaz için, abdest üzerine abdest aldığı noktasından hareketle bazı alimler: 'Bir abdestIe; namaz, Kur'an'ı ellemek ve Ka'be'yi tavaf gibi bir ibadet yapıldıktan sonra abdest üzerine abdest almak müstahabtır. Aksi takdirde yani alınan abdestle bir ibadet yapılmadıkça o abdes.t üzerine tekrar abdest almak müstahab değildir, demişlerdir. Bazı alimler ise: 'Abdest üzerine abdest almak için böyle bir kayıtlama yoktur. Tecdid-i Vudu', daima müstahabtır, demişlerdir

Sünen-i İbn Mâce, 512
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا حَرْمَلَةُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ حُمَيْدٍ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ لَهِيعَةَ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، قَالَ رَأَى رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ رَجُلاً تَوَضَّأَ فَتَرَكَ مَوْضِعَ الظُّفْرِ عَلَى قَدَمِهِ فَأَمَرَهُ أَنْ يُعِيدَ الْوُضُوءَ وَالصَّلاَةَ ‏.‏ قَالَ فَرَجَعَ ‏.‏

Ömer bin El-Hattab (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), abdest alan ve ayağı üzerinde tırnak kadar bir yeri kuru bırakan bir adam gördü ve ona abdestini ve namazını iade etmesini emretti. Adam da döndü." Diğer tahric: Müslim 575; (benzeri:) Ebu Davud 173, 174 ve 175. Aşağıdaki linklerle ulaşabilirsiniz. 2MÜSLİM HADİSİ VE NEVEVİ ŞERHİ İÇİN BURAYA TIKLA EBU DAVUD’UN BENZER HADİSLERİ VE İZAHLARI İÇİN: 173 – 174 – 175 AÇIKLAMA : Bir önceki hadisin açıklamasını yaparken Müslim'in Hz. Ömer (r.a.)'den rivayet ettiği hadisin mealini nakletmiştik. Oradaki rivayette Nebi (s.a.v.) o adama: ''Dön de abdestini güzel al.'' buyurmuştur. Ebu Davud da Müslim'deki rivayet gibi Ömer (r.a.)'in hadisini tahriç etmiştir. El-Hafız, Et-Telhis'te şöyle der: El-Bezzar: Cabir'in Ömer (r.a.)'den rivayet ettiği hadisi ancak bu senedIe biliriz, demiştir. Ebu'l-FadI EI-Herevi de: Bu hadis, yalnız İbn-i Lahia rivayetinden tanınıyor. Bunun merfu' gösterilmesi hatadır. Çünkü El-A'meş, bu hadisi Ebu Süfyan aracılığıyla Cabir'den; O da Ömer (r.a.)'den mevkuf olarak rivayet etmiş; Keza Haşim'de, başka bir senedie yine mevkuf olarak Ömer (r.a.)'den rivayet etmiştir, demiştir.' EI-Menhel yazarı ''Tefriku'l-Vudu' '' babında bu hadisin, mevkuf olarak Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine dair müteaddid senedler zikretmiştir. Bu arada Darekutni'nin tahric ,ettiği şu mealde bir hadisi de nakletmiştir: Ubeyd bin Umeyr El-Leysi'den rivayet edildiğine göre; ''Ömer bin EI-Hattab (r.a.), ayağının bir yeri kuru kalmış bir adam gördü de: Sen bu abdestle mi namaza duracaksın? diye sordu. Adam da: Ey mu'minlerin Emiri! Soğuk şiddetlidir. Beni ıslatacak bir şey de yanımda yoktur, deyince, ona önceden kızan Ömer (r.a.) bu sefer acıyarak: Ayağından kuru bıraktığın yeri yıka ve namazını iade et, buyurdu. Ve ona bir elbise verilmesini emretti: ' Ebu Davud, Ahmed ve Beyhaki bu hadisin bir benzerini HaIid bin Mi'dan'dan rivayet etmişlerdir. Bu rivayette ''Nebi (s.a.v.)'in bazı sahabilerden rivayet edildiğine göre'' ifadesi kullanılmıştır. Sahabinin meçhul oluşu, hadisin sıhhatine zarar vermez. Buradaki rivayette de ayağından bir yeri kuru bırakan adamın, abdest ve namazını iade etmesi emredilmiştir. Namazın iade edilmesi emri açıktır. Çünkü noksan bir abdestle namaza durulmuştur. Abdestin iadesine gelince, bu da müvalatın vacib olduğuna hükmeden alimlere göre durum bellidir. Hatta bu hadis onlar için delil olur. Müvalatın vacib olmadığı görüşünde olanlara göre abdestin iadesi, mükemmel bir abdestin alınması ve ibadette ihtiyatlı davranılması içindir. Hadis, zahirine göre müvalatın vucılbuna hükmedenler için bir delil ise de, hadisin sıhhatine itirazlar yapılmıştır. Bunun sahih olduğu kabul edilse bile, diğer rivayetlerle birlikte işlerliğinin kurulması için verilen emrin mendubluk için olduğu yorumu yapılır

Sünen-i İbn Mâce, 666
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَامِرِ بْنِ زُرَارَةَ، وَإِسْمَاعِيلُ بْنُ مُوسَى السُّدِّيُّ، قَالُوا حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ لاَ يَتَوَضَّأُ بَعْدَ الْغُسْلِ مِنَ الْجَنَابَةِ ‏.‏

Aişe (r.a.a)'dan rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), cünüplükten (dolayı) guslettikten sonra abdest almazdı. Tahric: Beyhaki, Nesai, Ebu Davud, Tirmizi ve Hakim de bu hadisi az lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Tirmizi ve Hakim, sahih olduğunu da belirtmişlerdir. Ebu Davud'un rivayetinde Aişe (r.anha) şöyle, der: "Resulullah (s.a.v.), ğusledcrdi. Ve iki rek'at (sabah farzından önceki sünnet) namaz ile sabah farzını kılardı. ğusülden sonra abdest aldığını bilmem, (veya) sanmam.'' EI-Menhel yazarı şöyle der: ''Cünüplük ğuslünden sonra abdestin meşru olmadığı bu hadisten anlaşılıyor. Tirmizi: Sahabi ve tabiilerden bir kısmının kavli budur, demiştir. İbn-i Ömer r.a.'den rivayet edildiğine göre ResuluHah (s.a.v.)'e; ğusülden sonra abdest alınıp alınmıyacağı sorulduğu zaman O: ''Hangi abdest ğusüldcn daha efdaldır.'' diye cevap vermiştir. El-Hakim bunu rivayet etmiştir. İbn-i Ebi Şeybe'nin İbn-i Ömer r.a.'den rivayet ettiğine göre ğusülden sonra abdest aldığını söyleyen bir adama ibn-i Ömer (r.a.): Hakikatan sen işi derinleştirmişsin, demiştir. Tirmizi'nin Aişe r.anha'dan rivayet ettiğine göre Resulullah (s.a.v.), ğusülden sonra abdest almazdı. Huzeyfe (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Tepesinden ayağına kadar yıkanmak birinize yetmiyor mu ki, abdest alsın? demiştir. Sahabilerden bir cemaat ve onlardan sonra bir çok alim, aynı şeyi söylemişlerdir. Hatta Ebu Bekir bin El-Arabi: Abdestin, ğuslün altına girdiği hususunda alimler arasında ihtilaf yoktur, demiştir. Hadis, sabah farzından önce iki rek'at fecir sünnetinin kılmmasının meşruluğuna ve ğusülden sonra abdest almanın meşru olmadığına delalet eder

Sünen-i İbn Mâce, 579
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مُرَّةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ سَلِمَةَ، قَالَ دَخَلْتُ عَلَى عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ فَقَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَأْتِي الْخَلاَءَ فَيَقْضِي الْحَاجَةَ ثُمَّ يَخْرُجُ فَيَأْكُلُ مَعَنَا الْخُبْزَ وَاللَّحْمَ وَيَقْرَأُ الْقُرْآنَ وَلاَ يَحْجُبُهُ - وَرُبَّمَا قَالَ وَلاَ يَحْجُزُهُ - عَنِ الْقُرْآنِ شَىْءٌ إِلاَّ الْجَنَابَةُ ‏.‏

Abdullah bin Seleme (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Ben. Ali bin Ebi Talib (r.a.)'ın yanına girdim Buyurdu ki : «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) helaya uğrayıp ihtiyacını giderdikten sonra çıkar ve (abdest almadan) bizimle beraber ekmekle et yiyer, Kur'an okurdu. Cünüplükten başka hiç birşey, O'nu Kur'an okumaktan men etmezdi.» AÇIKLAMA : Ahmed, İbn-i Hibban, Ebu Davud, El-Hakim, El-Bezzar. Darekutni. El-Beyhaki, Em-Nesai de bu hadisi tahriç etmişler, Tirmizi, İbnü's-Seken, Abdu'l-Hak ve Bağavi bunun sahih olduğunu söylemişlerdir. Bazı rivayetler daha .uzundur. Tıybi: Et yendikten sonra abdest tazelenmeden ve ağza su alınmadan namaza durmak sahih olduğu gibi. Kur'an okumanın da sahih olduğunu bildirmek için burada et yemek ile Kur'an. okumak bir arada anlatılmış olabilir demiştir. Ravi, Hz. Ali (r.anh)'in; لا يحجبه veya; لا يحجزه dediğinde tereddüd etmiştir. Hangi fiil kullanılmış ise netice değişmez. Her iki fiilin manası men etmektir. Onun için tercemede: ''Onu men etmez." diye anlatıldı. Hadis, cünüp adamın Kur'an okumasının caiz olmadığına. delalet eder. Cumhur'un görüşü budur. Delilleri de bu hadis, bundan sonra gelen İbn-i Ömer (r.anh)'in hadisi ve Darekutni'nin Ebu'l-Ğarif El-Hemedani'den rivayetle Hz. Ali r.anh'in şu mealdeki haberidir: ''Cünüp olmadığınız müddetçe Kur'an okuyunuz. Birinize cünüplük isabet ederse Kur'art okumasın. Tek bir harfini de okumasın..'' Cumhurun görüşüne,delalet eden rivayetler çoktur. Bazılarının sahihliğine itiraz edilmiş ise de riyayetler birbirini takviye eder. Malikiler: 'Ayetü'l-Kürsi, ihlas ve Muavvizeteyn gibi az bir parçayı, korunmak ve benzeri maksadlarla okumak caizdir. Fakat uzun parça okumak haramdır. demişlerdir. Şafiiler: Kur'an niyeti ile değil, zikir veya dua niyetiyle az bir şey okumak caizdir, demişlerdir."•" Ahmed bin Hanbel: Cünübün bir ayet mikdarını okumasına ruhsat verilmiştir, der. Ebu Hanife: Bir ayetin bir parçasını okumak caizdir, demiştir. El-Hattabi şöyle der: ''Cünübün Kur'an okuyamıyacağı hükmü, hadisten .çıkarılıyor. Aybaşı adetini gören kadin'da okuyamaz. Çünkü onun abdestsizliği, cünübün abdestsizliğinden daha ağırdir. imam Malik, cünübün bir ayet miktarını okuyabileceğini söylemiştir. Kendisinin: Aybaşı adeti gören kadın Kur'an okuyabilir. Fakat cünüb okuyamaz. Hayz süresi uzayabildiği için kadın okumadığı takdirde, Kur'an'ı unutabilir. Fakat cünüblük süresi uzun değildir, dediği rivayet edilmiştir. İbnü'l-Müseyyeb ve İkrime'nin de, cünübün Kur'an okurnasında beis görmedikleri rivayet edilmiştir. Alimlerin ekserisi, cünübün Kur'an okumasının haram olduğunu söylemişlerdir.'' EI-Menhel yazarı 'Cünübün Kur'an Okuması Babı'ında yukarıdaki bilgileri verdikten sonra, cünübün Kur'an'a dokunmasının cumhura göre haram olduğunu bildirir. Bu arada cumhurun delil olarak gösterdikleri ayet ve hadisleri nakleder. Konunun uzatılmaması için delilleri buraya nakletmekten vazgeçtim. EI-Menhel yazarı daha sonra abdestsiz olarak Kur'an'a ellemenin hükmüne ait fıkıhçıların görüşlerini şöylece nakleder: ''Hanefiler, Şafiiler ve Hanbeliler: 'Kur'an'ı öğreten ve öğrenen dahil hiç kimse abdestsiz olarak Kur'an'a dokumaöaz. Ancak çocuğun, ayetlerin yazılı olduğu levhalan ellemesi zaruret icabı caizdir. Mushaf'ın cildini, sahifelerin yazısız olan kenarlarını, satırlar arasındaki boşlukları ellemesi de haramdır. Keza kılıf içinde veya rahle üzerinde. yahut eşya içerisinde Kur'an'ı taşıması da.haramdır. Ancak, eşyanın taşınması da kasdedildiği takdirde haram değildir." demişlerdir. Hanefi ve HanbelI alimlerine göre Mushaf'a yapıak olmayan kılıfı içinde Kur'an'ı abdestsiz olarak taşımak caızdir. Mushaf'ın yangın ve sel gibi bir afetle zayi olması tehlikesi karşısinda, yahut kafirlerin İslam memleketini işgal etmesi halinde, veyahut pis yere atılmış olan Mushaf'ı kurtarmak niyetiyle abdestsizin onu taşıması, hatta cÜnübün taşıması vacibtir. Mushaf'ın korunması ve saygınlığı bunu gerektirir. Eğer abdestsiz veya cünüp kişi, Mushaf'ı kurtarabildiği halde taşımaz da yangın veya selde zayi olmasına yahut kafirlerin istilasına maruz kalmasına göz yumarsa günahkar olur. Şayet pis yerden kaldırmazsa kafir olur. Keza abdestsiz olarak Kur'an ayetini yazmak da haramdır. Beğavi: 'Duvarları ve elbiseleri ayetlerle veya Allah'ın adlarıyla süslemek, yani bu yerlere yazmak mekruhtur. Mushaf'ları yastık gibi kullanmak caiz değildir. Keza dini ilimIere ait kitapları yastık gibi kullanmak caiz değildir. Ancak kaybolmasından korkulduğu takdirde, ona dayanmak caizdir. küçük yaştaki çocuğa ve deliye Kur'an'ı elletmek caiz değildir,' demiştir

Sünen-i İbn Mâce, 594
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ أَعْيَنَ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ يَحْيَى الشَّيْبَانِيُّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ بْنِ حَفْصٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي بَعْضِ غَزَوَاتِهِ فَمَرَّ بِقَوْمٍ فَقَالَ مَنِ الْقَوْمُ فَقَالُوا نَحْنُ الْمُسْلِمُونَ ‏.‏ وَامْرَأَةٌ تَحْصِبُ تَنُّورَهَا وَمَعَهَا ابْنٌ لَهَا فَإِذَا ارْتَفَعَ وَهَجُ التَّنُّورِ تَنَحَّتْ بِهِ فَأَتَتِ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَتْ أَنْتَ رَسُولُ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَرْحَمِ الرَّاحِمِينَ قَالَ ‏"‏ بَلَى ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ أَوَلَيْسَ اللَّهُ بِأَرْحَمَ بِعِبَادِهِ مِنَ الأُمِّ بِوَلَدِهَا قَالَ ‏"‏ بَلَى ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ فَإِنَّ الأُمَّ لاَ تُلْقِي وَلَدَهَا فِي النَّارِ ‏.‏ فَأَكَبَّ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَبْكِي ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ إِلَيْهَا فَقَالَ ‏"‏ إِنَّ اللَّهَ لاَ يُعَذِّبُ مِنْ عِبَادِهِ إِلاَّ الْمَارِدَ الْمُتَمَرِّدَ الَّذِي يَتَمَرَّدُ عَلَى اللَّهِ وَأَبَى أَنْ يَقُولَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ‏"‏ ‏.‏

İbn-i Ömer (r.a.)'dan; Şöyle demiştir: Biz savaşlarının birisinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in beraberinde bulunuyorduk. O bir kavme uğrayarak: Bunlar kimdir? diye sordu. O kavim de: Biz müslümanız, dediler. Bir kadın da tandırına yakacak atmakla meşguldü ve beraberinde bir oğlu vardı. Tandırın alevi yükselince kadın çocuğunu uzaklaştırırdı. Sonra kadm Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına geldi ve: Sen Allah'ın Resulü (mü)sün? dedi. O da: Evet, buyurdu. (Bunun üzerine) kadın (O'na): Babam, anam sana feda olsun! Allah merhametli olanların en çok merhametlisi değil mi? dedi. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): Evet, (en merhametlisidir), buyurdu. Kadın: Allah, kullarına, annenin çocuğuna şefkatinden daha çok merhametli değil midir? dedi. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): Evet, (daha merhametlidir), buyurdu. Kadın: Peki, anne, çocuğunu ateşe kesinlikle atmaz, dedi. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ağlıyarak mübarek başını eğip uzun zaman yere baktı. Sonra mübarek başını kadına doğru kaldırarak: Şüphesiz Allah, hak yoldan sapıp O'na itaat etmeye tenezzül etmeyen ve Tevhîd kelimesini söylemekten imtina eden azgın kulundan başka kullarına azab vermeyecektir, buyurdu. Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Ravi İsmail bin Yahya'nın zayıflığı sebebiyle İbn-i Ömer (r.a.)'ın bu hadisine ait sened zayıftır. Bu ravinin zayıflığı hususunda ittifak vardır. Sindi de : Ben derim ki bu hadisin aslı Zevaid nevinden değildir. AÇIKLAMA 4300’de

Sünen-i İbn Mâce, 4297

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.