İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sünen-i İbn Mâce · 388

The Book of Purification and its Sunnah

Arapça metin

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الْقَاسِمِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، قَالَ حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، - هُوَ ابْنُ مِقْسَمٍ - عَنْ جَابِرٍ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ سُئِلَ عَنْ مَاءِ الْبَحْرِ فَقَالَ ‏ "‏ هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ الْحِلُّ مَيْتَتُهُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو الْحَسَنِ بْنُ سَلَمَةَ حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ الْحَسَنِ الْهِسِنْجَانِيُّ، حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الْقَاسِمِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ حَازِمٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، - هُوَ ابْنُ مِقْسَمٍ - عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَذَكَرَ نَحْوَهُ ‏.‏

Cabir r.a.’den rivayet edildiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e deniz suyu(nun hükmü) sorulmuş, O da: '' Deniz, suyu tahür (=temizleyici)dir, meytesi (ölüsü) helaldir. '' buyurdu. Müellifimiz, yine Cabir bin Abdillah’a ulaşan ikinci bir senedin müellifin şeyhinden yukarıya doğru şu zatlardan ibaret olduğunu ifade ediyor: Ebul Hasan bin Seleme,Ali bin El-Hasan El-Hestecani, Ahmed bin Hanbel, Ebul-Kasım bin Ebiz-Ziyad, İshak bin Hazım,Ubeydullah İbni Mıksem ve Cabir bin Abdillah … (Radıyallahu anhum). Not: Zevaid'de belirtildiğıne göre İbn-i Hibban ve Darekutni de hadisi yine Cabir bin Abdillah'a ulaşan birer senedIe rivayet etmişlerdir

Sünen-i İbn Mâce, 388

Benzer hadisler

HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُؤَمَّلِ بْنِ الصَّبَّاحِ، وَعَبَّادُ بْنُ الْوَلِيدِ، قَالاَ حَدَّثَنَا بَكْرُ بْنُ يَحْيَى بْنِ زَبَّانَ، حَدَّثَنَا حِبَّانُ بْنُ عَلِيٍّ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي زِيَادٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلِ بْنِ أَبِي طَالِبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ يُجْزِئُ مِنَ الْوُضُوءِ مُدٌّ وَمِنَ الْغُسْلِ صَاعٌ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَ رَجُلٌ لاَ يُجْزِئُنَا ‏.‏ فَقَالَ قَدْ كَانَ يُجْزِئُ مَنْ هُوَ خَيْرٌ مِنْكَ وَأَكْثَرُ شَعَرًا ‏.‏ يَعْنِي النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏.‏

Muhammed bin Akil bin Ebi Talib r.a.’den rivayet edildiğine göre babası Akil bin Ebi Talib, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu söylemiştir: ‘‘ Abdest için bir müd (miktarı su) ve gusül için bir sa' (miktarı su) yeterdir. ‘‘ Akil’in bu hadisi rivayet etmesi üzerine (tabiinden) bir adam: ‘‘ Bu miktar su bize kafi gelmez’’ deyince, Akil: ‘‘ Bu miktar su sen'den daha hayırlı ve saçı daha çok olan zat'a şüphesiz yetiyordu. ‘‘ dedi. Akil (zat derken) Nebi s.a.v.’i kasdediyordu. ‘‘ Not: Zevaid de: ‘’Bu hadis’in isnadı zayıftır, Hibban ve Yezid zayıftır.’’ Deniyor. Bu Hadis’in isnadı zayıf olsada metni şüpheye yer bırakmayacak şekilde sahihtir. 267, 268 ve 269 nolu hadislere bakın

Sünen-i İbn Mâce, 270
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُؤَمَّلِ إِنَّهُ سَمِعَ أَبَا الزُّبَيْرِ، يَقُولُ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ مَاءُ زَمْزَمَ لِمَا شُرِبَ لَهُ ‏"‏ ‏.‏

Cablr bin Abdillah (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre: Kendisi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den şu hadîsi işitmiştir: Zem-zem suyu ne maksadla içilirse onun için (yararlı) dır. Not: Suyuti bu kitabın haşiyesinde: Bu hadis diller üstünde çok meşhur bir hadistir. Hadis hafızları bu hadisin sıhhati hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazılarına göre sahih, bir kısmına göre hasen, diğer bir kısmına göre zayıftır. Kuvvetli olan görüş ilk görüştür, demiştir. Zevaid'de de şöyle denilmiştir: Ravi Abdullah bin el-Müemmel'in zayıflığı sebebiyle bu sened zayıftır. El-Hakim bu hadisi el-Müstedrek'te İbn-i Abbas yoluyla rivayet ederek, senedinin sahih olduğunu söylemiştir. Sindi de: Ben diyorum ki alimler bu hadisin hükmünü denediklerini ve bildirilen sonucu aldıklarını anlatmışlardır. (Yani zemzem suyu açlığı gidermek, susuzluğu gidermek, bir has.. talıktan kurtulmak gibi ne niyetle içilirse Allah'ın lütfu ile o niyete uygun sonuç alırur. Bu dunun tecrübelerle sabittir,) der

Sünen-i İbn Mâce, 3062
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، حَدَّثَنِي صَفْوَانُ بْنُ سُلَيْمٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ سَلَمَةَ، - هُوَ مِنْ آلِ ابْنِ الأَزْرَقِ - أَنَّ الْمُغِيرَةَ بْنَ أَبِي بُرْدَةَ، - وَهُوَ مِنْ بَنِي عَبْدِ الدَّارِ - حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا نَرْكَبُ الْبَحْرَ وَنَحْمِلُ مَعَنَا الْقَلِيلَ مِنَ الْمَاءِ فَإِنْ تَوَضَّأْنَا بِهِ عَطِشْنَا أَفَنَتَوَضَّأُ مِنْ مَاءِ الْبَحْرِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ الْحِلُّ مَيْتَتُهُ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.’den: Şöyle demiştir: Bir adam, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gelerek: Ya Resulallah! Biz deniz'e binerek beraberimizde (tatlı) az su taşırız. Eğer onunla abdest alırsak susamış (susuz) kalırız.Bu sebeple deniz suyu ile abdest alabilirmiyiz? diye sordu. Buna cevaben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: '' Deniz, suyu tahür (temizleyici)dir, meytesi (ölmüşü) helaldir. '' Diğer tahric: Malik, Ahmed, Nesei, Tirmizi. İbn-i Ebi Şeybe, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban, Darimi, El-Hakim. Darekutni, ve İbnü'l-Carud AÇIKLAMA : Tirmizi, hadisin hasen-sahih olduğunu söylemiş, İbn-i Abdi'l-Ber, İbnü'l-Münzir ve Ebu Muhammed El-Bağavi de hadisin sıhhatına hükmederek alimlerc.e makbul sayıldığını belirtmişlerdir. Resul-i Ekrem (s.a.b.)'e müracaat eden zatın Abdullah El-Müdlici olduğu Darekutni'nin bazı senedIerinde belirtilmiş, Darimi'nin rivayetinde de «Beni Müdlic» kabilesinden bir adam ... diye geçer. El-Hakim'in rivayetinde ise: Bir avcı geldi...» ifadesi kullanılmıştır. Soru sahibinin maksadı: EI-Hakim ve El-Beyhaki'nin tafsilatlı olan rivayetinde açıklandığı gibi, avlanmak için denize açıldığında bazen abdest almak veya ğusletmek gerekir. Beraber götürülen tatlı su az olup hem içme hem taharet için bazen yetmez. Abdest veya ğusülde kullanıldığı takdirde içme suyu kalmaz. Deniz suyu acı olduğundan içmeye elverişli değildir. Acaba taharette kullanılabilir mi? Verilen cevapta deniz suyunun temizleyici olduğu bildirilmekle, abdest ve gusül'de kullanılabildiği gibi necasetin (pisliğin), giderilmesinde de kullanılabileceği belirtiliyor. Tahur: Temizleyici demektir. Tahur sayılan bir su hadesten taharette (abdest ve gusülde) ve necasetten (pislikten) taharette kullanılabilir. Soru sahibi, deniz suyunun abdest için kullanılıp kullanılamıyacağını sormuş, fakat Resul-i Ekrem (s.a.v.) daha kapsayıcı bir cevap vererek deniz suyunun taharetin her çeşidine elverişli olduğunu bildiriyor. Meyte: Boğazlanmadan ölen hayvan demektir. Çekirgeden başka karada yaşayan bütün hayvanlann meytesi necistir. Soru sahibi denizde yaşayan hayvanların meytesinin helal olup olmadığını sormadığı halde önemine binaen Resul-i Ekrem (s.a.v.) meytenin hükmünü bildirmekle bunun açıklanmasını gereğine işaret buyurmaktadır. Deniz meytesine ait hükmün cevapta yer alması sebebi şöyle de olabilir: Genel olarak meyte, necis olup içine düştüğü az suyu da necis eder. Deniz meytesinin diğer meytelerden farklı olup necis sayılmadığı bildirilmekle, deniz suyunun, içindeki meytesinden dolayı pislenmediği belirtiliyor. Böylece soru sahibinin ve emsalinin deniz meytesi ile deniz suyunun pislendiğini sanmaları önlenmiş oluyor. DENİZ MEYTELERİ HAKKINDAKİ ALİMLERİN FETVALARI: Taharet Kitabından bir babı konuya ayıran Ebu Davud'un Sünen şerhi EI-Menhel'de verilen geniş malumat şöyledir: 'Deniz meytesi hakkındaki alimlerin verdiği cevaplarda ayrıntılar vardır: Buhari'nin şarihi El-Ayni şöyle demiştir: Malik. Şafii ve Ahmed, bu hadise dayanarak deniz hayvanlarının hepsinin meytesi helaldır. Ancak Şafii ve Ahmed'den gelen bir rivayette kurbağa bu hükümden hariç tutulmuştur. Bu üç imam'a göre karada eti yenmeyen hayvanın denizdeki türünün meytesi de haramdır. Bizim arkadaşlarımız yani Hanefi alimleri ise; 'deniz hayvanlarından balık, bütün çeşitleri ile helaldır. Diğer deniz hayvanlarının eti yenmez. Çünkü Allah Teala; '' ... Ve murdar şeyleri de üzerlerine haram kılıyor ...'' mealindeki El-A'raf suresinin 157'nci ayetinde murdarları haram kılmıştır. Balıktan başkası murdardır. Hadisteki meyte (murdar) ise; balık ile yorumlanır. Nitekim Resul-i Ekrem (s.a.v.) : 'Bizim için iki meyte ve iki kan helal kılınmıştır. İki meyte balık ve çekirgedir ...' buyurmuştur; demişlerdir. (Ayni'den yapılan nakil burada bitti). Hanefi alimlere göre zahiren sebepsiz olarak ve kendi kendine ölüp su yüzüne çıkan ve karın kısmı yukarı çıkan balıklar yenilemez. Ama sıcak, soğuk veya başka sebeple ölen balık anılan durumda su yüzüne çıkmış olsa bile yenir. Kurbağa ve kaplumbağa gibi denizde ve karada yaşıyabilen .deniz hayvanının yenilmesi hususunda Maliki mezhebinde ihtilaf vardır. El-Baci, Muvatta' şerhinde diyor ki: Deniz hayvanı iki kısımdır. Bir kısmı karada yaşıyamaz. Balık türleri gibi. Diğeri karada da yaşıyabilendir. Kurbağa, yengeç ve kaplumbağa gibi. Balık ne şekilde ölürse ölsün tahirdir ve yenilir. Malik ve Şafii böyle hükmetmişlerdir. Ebu Hanife ise, kendi kendine ve sebepsiz ölen balık yinilmez, demiştir. = «Deniz altı ve taamı sizler için helal kılındı.» (Maide 96) ayeti ve (bu babta geçen) hadis bizim delilimizdir. Lügat ehli olan Ömer bin El-Hattab r.a. ayetin tefsirinde: Deniz avı senin avlandığındır. Taamı da denize atılandır, demiştir. Meyte kelimesi kayıtsız olarak şer-i şerifte kullanıldığı zaman boğazlanmadan ölen hayvan demektir. Deniz kurbağası ve kaplumbağası gibi karada hayatını sürdürebilen hayvan Malik'e göre temiz ve helaldır. Boğazlanması gerekmez. İbn-i Nafi ise; bunlar sebepsiz ölürse pistir ve haramdır, demiştir. tmam Malik'e göre bunlar balık gibi deniz hayvanı olup boğazlanmasına ihtiyaç yoktur. İbn-i Nafi'e göre ise bunlar kuş gibi karada yaşıyabilen hayvandır. (El-Baci'nin sözü burada bitti.) Hanbeli alimlerine göre deniz hayvanlarından kurbağa, yılan ve timsah yiyilmez, diğerlerin hepsi yiyilir. Şafii alimlerince genel hüküm budur: Yalnız denizde yaşayan ve karada yaşıyamayan hayvanlar balık şeklinde olmasa bile yinilir. Deniz köpeği ve deniz domuzu gibi. Fakat hem denizde hem karada yaşıyabilen hayvanların yinilmesi haramdır. Kurbağa, yengeç, yılan, kaplumbağa ve timsah gibi. Minhac'ın şerhi Nihayetü'I-Muhtaç müellifi El-AIIame Muhammed Er-Remli konu hakkında şöyle der: Karada yaşıyamıyan deniz hayvanlarından balık türü nasıl ölürse ölsün yenilir. Çünkü Cenab-ı Allah: «Deniz avı ve taamı sizin için helal kılındı» buyurmaktadır. (Maide 96) Sahabilarin ve tabiilerin cumhüru ayetteki «taamı» su yüzünde kalan, diye yorumlamışlardır. (Bu babta geçen) hadis de sahihtir. Evet su yüzünde kalan balık şayet şişerek sıhhi yönden zarar verecek durumda ise yinilmesi haramdır. Karada yaşıyamıyan diğer deniz hayvanları da nasıl ölürse ölsün en sahih kavle göre balık gibi helaldır. Er-Ravda'da belirtildiği gibi karada yaşayamayan bütün deniz hayvanlarına Semek = balık». deniIir. Balıktan. başka deniz hayvanlarının helal olmadığına dair bir kavil vardır. Bu kavIin delili : ''Bizim için iki meyte helal kılındı. Bunlar da balık ve çekirgedir.'' hadisidir. Fakat 'Semek - Balık' kelimesinin bütün deniz hayvanlarına verilen bir isim olduğu gerekçesi ile bu kavil reddedilmiştir. Şafii mezhebindeki diğer bir kavle göre deniz hayvanı. eğer karadaki benzeri yiyilen cinsten ise yenilir. Aksi takdirde yenmez. Buna göre deniz merkebi ve deniz köpeği yenmez. Kurbağa, yengeç, yılan ve kaplumbağa gibi hem denizde hem de karada yaşıyabilen hayvan yinilmez. Çünkü bunlar ham habistir hem de zararlıdır. Mutemed olan kavil budur. (Nihaye'nin sözü burada bitti.) HADİSTEN ÇıKARILAN FIKHİ HÜKÜMLER: 1. Kişi bilmediği bir sorunu ilim ehline sormalıdır. 2. Susuzluk korkusu bulunduğu takdirde içme suyunun abdestte kullanılmaması mübahtır. 3. Acı olan deniz suyu ile abdest almak caizdir. Selef ve halef'in cumhuru böyle demiştir. 4. Deniz hayvanları yenilir. Bunun tafsilatını yukarda gördük. 5. Balığın boğazlanması gerekmez. Diğer deniz hayvanları da balik gibidir. 6. Müftü, sorulan soruya uzaktan veya yakından ilişkin hususlar soru sahibinin ihtiyacını sezdiğinde sorunun cevabını verirken bu hususları da anlatmalıdır. Hulasa bu hadis, bir çok hükümleri ve önemli kaideleri içermektedir. Bu nedenledir ki Şafii (Rahimehullah): Bu hadis taharet ilminin yarısıdır. demiştir

Sünen-i İbn Mâce, 386
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، أَخْبَرَنَا وَكِيعٌ، ح وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، جَمِيعًا عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ بَيْعِ فَضْلِ الْمَاءِ ‏.‏

Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki): Bize Veki' haber verdi. H. Bana Muhammed b. Hatim de rivayet etti. (Dediki): Bize Yahya b. Saîd rivayet etti. Bu râviler hep birden İbni Cüreyc'den, o da Ebu'z-Zübeyr'den, o da Câbir b. Abdillâh'dan naklen rivayette bulunmuşlardır. Câbir: «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) suyun fazlasını satmaktan nehî buyurdu.» demiş

Sahîh-i Müslim, 4004
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْحَمِيدِ بْنُ حَبِيبِ بْنِ أَبِي الْعِشْرِينَ، حَدَّثَنَا الأَوْزَاعِيُّ، عَنْ عَطَاءِ بْنِ أَبِي رَبَاحٍ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يُخْبِرُ أَنَّ رَجُلاً، أَصَابَهُ جُرْحٌ فِي رَأْسِهِ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ثُمَّ أَصَابَهُ احْتِلاَمٌ فَأُمِرَ بِالاِغْتِسَالِ فَاغْتَسَلَ فَكُزَّ فَمَاتَ فَبَلَغَ ذَلِكَ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ ‏"‏ قَتَلُوهُ قَتَلَهُمُ اللَّهُ أَفَلَمْ يَكُنْ شِفَاءَ الْعِيِّ السُّؤَالُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ عَطَاءٌ وَبَلَغَنَا أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏"‏ لَوْ غَسَلَ جَسَدَهُ وَتَرَكَ رَأْسَهُ حَيْثُ أَصَابَهُ الْجِرَاحُ ‏"‏ ‏.‏

Ata' bin Ebi Rebah (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Ben İbn-i Abbas (r.a.)'dan şu haberi duydum, demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayatta iken bir adam başından yaralanmış sonra ihtilam olup ona gusül yapması gerekir denmiş, kendisi de yıkanarak soğuk algınlığı neticesinde ölmüştür. Olay, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e ulaşmış, bunun üzerine O : «Onu öldürmüşler. Allah onları öldürsün. Cehaletin şifası sormak değil miydi?» buyurmuştur.» Ata': Ve Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: «Vücudunu yıkayıp, başının yaralı yerini terketmiş olsaydı.» buyurduğu bize ulaşmıştır.» Not: İsnadının münkati' olduğu Zevaid'de bildirilmiştir, AÇIKLAMA : Evzai de bu hadisi Ata' aracılığıyla İbn-i Abbas (r.a.)'tan rivayet etmiş olup, doğrusu da budur. Beyhaki. müteaddit tariklerden rivayet ederek, zayıf olduğunu söylemiştir. Ebu Davud ve Darekutni ise hadisi Ata' aracılığıyla Cabir bin Abdillah El-Ensari'den rivayet etmişler, İbnü's-Seken de bunu sahih görmüştür. Ancak bu senedde Ata'dan münferiden rivayet eden Zübeyr bin Harik adlı ravinin kuvvetli olmadığını Darekutni söylemiştir. Hulalsa sargılar ve cebireler üzerine meshetmek hususunda Resul-i Ekrem (s.a.v.)'den bir şey sabit olmamıştır. Lakin Abdullah İbn-i Ömer (r.anh)'in bütün meshi yaptığı sabittir. HADİSİN MANASINA GELİNCE : Başından yaralı adam, ihtilam olunca, yarayı ıslatmaktan korkmuş, bu nedenle boy abdestini almamak için bir çarenin bulunup bulunmadığını yanındakilere sorarak; su bulunmasına rağmen mazeretim dolayısıyla teyemmüm yapabilir miyim? demek istemiş. Yanındakiler de: Biz, senin için bir ruhsat olduğunu bilmiyoruz, demişlerdir. Çünkü onlar, su bulunmadığı zaman teyemmüm yapılabilir. su varken teyemmüm yapılamaz, itikadında idiler. Hadiste geçen: "Allah onları öldürsün.'' parçası, bilmeden fetva vermekten ve müslümanlara zarar vermekten kaçındırmak için buyurulmuş olan önleyici bir tehdit mahiyetindedir. Yoksa onların öldürülmesini dilemeK değildır. Hadis, yanlış fetva verme neticesinde doğan zarar ölüm dahi olsa kısas yolu ile fetva verenin öldürülmeyeceğine delalet eder. "Cehaletin şifası sormak değil midir?'' parçası ile öğrenmek ve bilenlere baş vurmak isteniyor. Resul-i Ekrem (s.a.v.), kesin bilgi olmadan fetva verdiklerinden dolayı onları kınamış ve dinde güçlük olmadığına dair İslami prensibi düşünmeme kusurunu işlediklerinden dolayı onlara beddua etmiştir. Ebu Davud'un rivayetinde Resul-i Ekrem (s.a.v.)'e ait hadis metninde kişinin yapması gerekli olan iş şöyle buyuruluyor: "Onun teyemmüm etmesi, yarasına bir bez sarması, sonra bezin üstünü meshedip vücudunun kalan kısmmı y!kaması kafi idi.'' Hattabi bu rivayetle ilgili olarak: 'Burada yaralının sağlam vücudunu yıkaması ve teyemmüm etmesi emrediliyor. Yalnız yıkanma veya yalnız teyemmüm kafi görülmüyor. Rey ehline göre kişinin uzuvlarının azı yaralı ise hem yıkanır hem teyemmüm eder. Şayet yaralı' uzuvlar çoğunlukta ise sağlam yerleri yıkamaya gerek yok. Teyemmüm kafidir. Şafii mezhebine göre sağlam kısım çok olsun az olsun yıkanmalıdır.' der. EI-Menhel yazarı şöyle der: "Hasılı su kullanmayı tehlikeli gören kişi, alimlerin ittifakıyla teyemmüm edebilir. Şayet hastalığının artmasından veya iyileşmesinin gecikmesinden endişelenirse Ebu Hanife ve Malik'e göre teyemmüm etmesi caizdir. Bu haliyle kıldığı namazı bilahere iade etmez. Şafii mezhebinin racih kavli de budur. Her hangj bir uzvunda yara, kırıklık gibi bir şey olup, üzerine cebire çekilmiş ve açılması tehlikeli görülüyorsa Şafii'ye göre; cebire üzerine mesh yapılarak teyemmüm yapılır ve eğer cebireyi abdestli iken koymuşsa, bilahere namazı iade etmez. Ebu Hanife ve Malik'e göre vücudunun bir kısım yaralı olan kişinin bedeninin çoğu sağlam ise orayı. yıkar. Yaraya da mesheder. Şayet çoğu yaralı ise teyemmüm eder. Sağlam yeri yıkaması gerekmez. Ahmed bin Hanbei ise: Kişi sağlam yeri yıkar, yaralı yer için teyemmüm eder, demiştir ..• BU HADİS’İN EBU DAVUD RİVAYETLERİ: 336 –

Sünen-i İbn Mâce, 572
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا أَزْهَرُ بْنُ سَعْدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عَوْنٍ، قَالَ أَنْبَأَنِي مُوسَى بْنُ أَنَسٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم افْتَقَدَ ثَابِتَ بْنَ قَيْسٍ فَقَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَنَا أَعْلَمُ لَكَ عِلْمَهُ‏.‏ فَأَتَاهُ فَوَجَدَهُ جَالِسًا فِي بَيْتِهِ مُنَكِّسًا رَأْسَهُ فَقَالَ لَهُ مَا شَأْنُكَ‏.‏ فَقَالَ شَرٌّ‏.‏ كَانَ يَرْفَعُ صَوْتَهُ فَوْقَ صَوْتِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ، وَهْوَ مِنْ أَهْلِ النَّارِ‏.‏ فَأَتَى الرَّجُلُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَأَخْبَرَهُ أَنَّهُ قَالَ كَذَا وَكَذَا ـ فَقَالَ مُوسَى ـ فَرَجَعَ إِلَيْهِ الْمَرَّةَ الآخِرَةَ بِبِشَارَةٍ عَظِيمَةٍ فَقَالَ ‏ "‏ اذْهَبْ إِلَيْهِ فَقُلْ لَهُ إِنَّكَ لَسْتَ مِنْ أَهْلِ النَّارِ، وَلَكِنَّكَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ ‏"‏‏.‏

Enes İbn Malik r.a.'den rivayet edildiğine göre, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Sabit İbn Kays'ı göremedi. Bunun üzerine biri "Ey Allah'ın elçisi! Senin için onun hakkında bilgi edinirim," dedi ve ona gitti. Sabit'i, evinde başını öne eğmiş bir halde otururken buldu. Ona "Neyin var?" diye sordu. O da "Kötüyüm. [Kendisini kastederek bu adam] Hz. Nebi'den daha yüksek sesle konuşuyordu. Bu yüzden amelleri boşa gitti ve Cehennem ehlinden oldu," diye cevap verdi. Bunun üzerine adam Hz. Nebi'e gelip Sabit'in söylediklerini anlattı. Hadisin ravilerinden Musa olayın devamım şu şekilde anlatmıştır: Adam tekrar Sabife gitti ve ona büyük bir müjde verdi. Çünkü Hz. Nebi ona şu talimatı vermişti: Ona git ve 'Sen Cehenne ehlinden değilsin, bilakis Cennet ehlindensin,' de! Fethu'l-Bari Açıklaması: Temimoğulları kafilesi ifadesi Ahmed İbn Hanbel'in rivayetinde Temimoğulları heyeti şeklinde geçmiştir. Temimoğulları, Uyeyne İbn Hısn'ın Temim kabilesinin bir' kolu olan Anberoğullarını kırıp geçirmesinden sonra hicretin 9. yılında Medıne'ye gelmişti. Bu rivayetin ayrıntılı açıklaması "Kitabu'l-menakıb"da geçmiştj,(Hadis no:)

Sahîh-i Buhârî, 4846

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.