Sünen-i İbn Mâce · 396
Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْحَارِثِ، قَالَ دَعَا عَلِيٌّ بِمَاءٍ فَغَسَلَ يَدَيْهِ قَبْلَ أَنْ يُدْخِلَهُمَا الإِنَاءَ ثُمَّ قَالَ هَكَذَا رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ صَنَعَ .
El-Haris (Radiyallahu anh)'den şöyle dediği rivayet olunmuştur : Ali (Radiyallahu anh) su istedi, (su getirilince) ellerini, kaba sokmadan önce yıkadı. Sonra dedi ki: «Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in böyle yaptığını gördüm.» Hadisi rivayet edenler: Az bir lafız değişikliği ile aynı manayı ifade eden hadis Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, Darekutni, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban ve Beyhaki tarafından müteaddit senedlerle rivayet edilmiştir .. AÇIKLAMA : (393, 394, 395 ve 396) İlk üç hadis, uykudan uyanan kimsenin önce ellerini yıkamasını ve ondan sonra su kabına sokmasını hükme bağlıyor. Bunlardan birinci hadiste «Gece uykusu» tabiri var ise de diğerlerinde uyku mutlak geçiyor. Yani gece veya gündüz kaydı bulunmuyor. Ebu Davud'un Ebu Hureyre (r.a.)'den naklettiği rivayetin birisinde gece uykusu kaydı var iken diğerinde gece kaydı yoktur. El-Menhel yazarı gece kaydı bulunan rivayetle ilgili olarak diyor ki: «Uyku genellikle geceleyin vuku bulduğundan dolayı gece tabiri kullanılmıştır. Hüküm bakımından gece uykusu ile gündüz uykusu arasında bir fark yoktur. Nitekim diğer rivayette böyle bir kayıt bulunmuyor.» . Hadislerdeki; ........... = « ••• Elini sokmasm ...•• cümlesi yerine Ebu Davud'un bir rivayetinde; ...... ve Bezzar'ın rivayetinde; ...... ifadesi kullanılmıştır. Bu ifade, kasdedilen manayı daha açık belirtir. Çünkü maksad, eli yıkamadan kabın içindeki abdest suyuna sokmamaktır. Ebu Davud ile Bezzar'ın rivayetindeki mezkur cümlenin manası: "Sakm elini batırmasın" demektir. Su'ya batırılmadan ve dokunulmadan el'in kab'a sokulmasında bir sakınca yoktur. Bu itibarla burada kullanılan; ..... cümlesinden maksad «Elini kabtaki suya sokmamaktır.'' İlk iki hadiste geçen ''kab'' tan maksad abdest suyu kabıdır. Nitekim üçüncü hadiste ''abdest su kabı'' diye belirtilmiştir. Buhari ve Müslim'in rivayetinde de üçüncü hadiste olduğu gibi ''abdest su kabı'' tabiri bulunur. El-Bezzar'ın rivayeti de böyledir. EI-Menhel yazarı bu hususta şöyle der: eEI-Fetih'de beyan edildigine göre; hadislerde geçen kab'dan maksad abdest su kabıdır. Ğusül kabı da abdest su kabı hükmündedir. Çünkü ğusül de bir nevi abdesttir. Diğer kablar ise; abdest su kabına kıyaslanır. Fakat bunlara el batırmak mekruhtur, denemez. Çünkü bu hususta bir yasaklama yoktur. Bu sebeple el yıkamak müstahabdır, denilir. Kab tabiri ile, havuz ve göl gibi büyük sular hükmün dışında tutulmuş oluyor. Dolayısıyla uykudan uyanan kimse elini yıkamadan havuz ve benzeri büyük suya batırabilir." Elin kaç defa yıkanması hususuna gelince birinci hadiste. İki veya üç defa,. tabiri vardır. İbn-i Ömer (r.a.)'den rivayet edilen ikinci hadis ve Cabir (r.a.)'den rivayet olunan üçüncü hadiste yıkama sayısı belirtilmemiştir. Müslim'in Cabir (r.a.)'den olan rivayetinde ise üç defa yıkama hükmü bulunur. Ebu Davud'un Ebu Hureyre (r.a.)'den aldığı iki rivayette de üç defa yıkama emri yer almış, diğer bir rivayet ise; buradaki ilk hadiste olduğu gibi İki veya üç defa,. tabiri bulunur. Hadisin: ''İki veya üç" tabiri hakkında El-Menhel yazarı şunu söyler: Bu tabir Resul-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in mübarek sözünden olabilir. Bu takdirde, elin iki veya üç defa yıkanması hususunda mükellef, serbest bırakılmış olur. Şayet bu tabir ravilerden birisine ait ise yıkama sayısındaki tereddüdünü belirtir. Kuvvetli ihtimal ise bu sözün raviye ait olmasıdır. Çünkü diğer rivayetlerde kesin olarak üç defa,. tabiri kullanılmıştır. Bu duruma göre üç defa yıkama yükümlülüğü konmuştur. İlk ve üçüncü hadisin son fıkralarında ise uykudan uyanan kişinin kaptaki abdest suyuna elini batırmadan önce yıkama sebebine işaret edilerek şöyle buyuruluyor: ''Çünkü kişi, uyku halinde elinin nereye dokunduğunu ve neyin üzerine bıraktığını bilemez." İbn-i Huzeyme ve Darekutni, Ebu Hureyre'den olan rivayetlerinin sonunda:........ = ''Yani cesedinden ... " kelimelerini eklemişler. Fıkranın manası şudur: Kişi, uyku halinde iken, cesedinin temiz veya necis olan yerlerinden nerelere elinin dokunduğunu bilemez. İnsan vücudunda çiban ve yara olabilir. Avret mahaIlini taşla temizleyip su ile yıkamamış olabilir. Uyku uyurken terleme ve benzeri nedenlerle avret mahalli ıslanmış iken kalıntı gibi sebeplerle eli, avret yerine dokunmuş veya sivilce, çiban ve yara yerine sürülmüş olabilir. Bu şüpheler karşısında elini yıkaması öngörülmüştür. EI-Menhel yazarı şöyle der: El-Hafız: Bu fıkraya göre uyanıklık halinde iken elinin pis bir şeye dokunduğundan şüphe eden kişi de aynı hükme tabidir. Keza mesela eline iyice bir bez sardıktan sonra uyuyan ve uyandığı zaman sargısının aynen durduğunu görmek suretiyle pis bir yere dokunmadığını anlayan bir kimsenin elini yıkamadan kabtaki suya batırması mekruh değildir. Ancak böyle kimsenin elini yıkaması müstahabtır. Nasıl ki; uyumamış olan kimsenin elini suya batırmadan önce yıkaması müstahabdır. Yasaklamanın sebebine gelince; bu hususta değişik görüşler vardır. İbnü'l-Kayylm demiştir ki : Bazı alimler, yasaklama hikmeti taabbüdidir. Yani biz bunun hikmetini bilemeyiz. Şari-i Hakim emretmiştir. Biz de O'nun emrine itaat ederiz. Bu görüş tutarsız sayılmıştır. Çünkü hadis'in sonunda yasaklamanın illeti beyan edilerek: Çünkü kişi, uyku halinde iken elinin nereye dokunduğunu bilemez buyurulmuştur. Bazıları, yasaklamanın hikmeti elin pis bir yere dokunması ihtimalidir, demiştir. Bu görüş de zayıftır. Çünkü yasaklama umumidir. Taşla istinca etmiş olsun, su ile taharetlenmiş olsun, vücudunda sivilce, çiban, yara ve benzeri rahatsızlık bulunsun bulunmasın netice değişmez. Halbuki eğer hikmet elin pislenmiş olması ihtimali olsaydı, yasaklamanın yalnız taş ile istinca edene ve vücudunda çiban ve benzeri şeyler bulunanlara tahsis edilmesi gerekirdi. Oysa kimse böyle bir tahsis yoluna gitmemiştir. Sahih olan görüşe göre yasaklamanın hikmeti elin şeytan üzerinde veya şeytanın el üzerinde gecelemiş olmasıdır. Bu hikmet, uykudan kalkan kimsenin burnuna su çekmesi hikmetine benzer. Şöyle ki Şari-i Hakim (s.a.v.) sahih olan bir hadiste buyuruyor ki : «Biriniz uykudan uyandığı zaman burnuna su çeKsin. Çünkü şeytan onun genizi üzerinde geceler.» Buhari ve Müslim bu hadiste ittifak etmişlerdir. Şari-i Hakim (s.a.v.) burada da "Çünkü hiç biriniz elinin nerede geeelediğini bilemez.» buyurmakla yıkama sebebinin elin nerede gecelediğinin bilinmemesi olarak gösteriliyor. Bu durum ise; şeytanın geniz üzerinde gecelemesi ile alakalıdır. Şeytanın geniz üzerinde gecelemesi ve el ile ilişkisinin sırrını ancak ruhların hükümlerini bilenler çözerler. Şeytan pis olduğu için pis yerlerden hoşlanır. Ve böyle yerlerde yuvalanmak ister. Kul uyuduğu zaman cesedinin dış kısmında genizden daha kirli yer göremeyen şeytan orada geceler. Şeytanın el ile ilişkisine gelince insanoğlu bir çok günahı eli ile işler. El, günahların pisliği ile çok kirlendiği için şeytan ondan da çok hoşlanır.» El-Baci, uykudan kalkan kişinin elini yıkaması hikmeti hakkında çeşitli görüşleri beyan ederek bunların hiç birisini uygun görmediğini ifade ettikten sonra şöyle der: «En kuvvetli ve açık hikmet, bizim Maliki alimlerimizden olan Irak'lı üstadlarımızın ve başkalarının da katıldığı şu sebeptir: Uyuyan kimse cesedini, bedenindeki çiban yerini, koltuk altını, terleyen yerlerini ve avret mahallini kaşımaktan boş kalmaz. Uyanınca temizlik bakımından elini abdest suyuna batırmadan önce yıkaması müstahab görülmüştür. Şayet elini yıkamadan suya batırırsa günah işlemiş sayılmaz.» Nevevi de şöyle söyler: «Şafii ve başka alimler demişler ki: Hicaz halkı taş ile istinca ederlerdi. İklimIeri de çok sıcak idi. Bu nedenle birisi uyuduğu zaman terlerdi. Dolayısıyla elinin, necis olan avret yerine veya bir sivilce veyahut kirli ve benzeri yerlere dokunmasından emin olamazdı.» Hadisler, uykudan uyanıldığı zaman elin yıkanmadan önce abdest suyuna sokulmasını yasaklıyorlar. Alimler bu yasağın değeri hususunda muhtelif görüşler beyan etmişlerdir. EI-Menhel'de bu görüşlerle ilgili olarak şu bilgi veriliyor: Mutekaddimin (ilk nesil) ve Mutaahhirin (sonradan gelen) alimlerin cumhuruna (çoğunluğuna) göre; bu yasak tenzihen kerahet içindir. Buna göre kişi yasağa aykırı hareket ederek elini yıkamadan abdest suyuna batırırsa suyun temizliğine bir halel gelmez ve kişi de günah işlemiş sayılmaz. Muhakkik (araştırmacı) alimlere göre kerahet hükmü uykudan kalkmaya münhasır (özel) değildir. Hükmün dönüm noktası elin pislenmesinden şüphe duymaktır. İster gece uykusundan veya gündüz uykusundan kalkmış olsun, ister hiç uyumamış olsun elinin necis olduğu şüphesine düşen kimsenin elini yıkamadan abdest suyuna sokması mekruhtur. cumhurun görüşü budur. Ahmed bin Hanbel ve Davud-i Zahiri'ye göre gece uykusundan kalkan için -tahrimen mekruh olup gündüz uykusundan kalkan için tenzihen mekruhtur. Şafii de şöyle demiştir: «Gece veya gündüz uykusundan uyanan herkesin elini yıkamadan abdest suyuna sokmamasını arzu ederim. Eğer elini yıkamadan suya sokarsa eli necis olmadığı takdirde bu hareketi mekruhtur. Suyun temizliğine bir zarar gelmez.» Kişi elinin temiz olduğunu kesinlikle bildiği takdirde cumhur'a göre elini yıkamadan abdest suyuna sokmasında bir kerahet yoktur. HULASA Hanbeli mezhebine göre, uykudan kalkan kişinin elini abdest suyuna sokmadan önce yıkaması vaciptir (farzdır). Hanefi, Şafii ve Maliki mezhebIerine göre ise sünnettir. Hattabi demiştir ki: «Hadisteki emir vucup için değildir. Çünkü bu emir, elin pis olması şüphesine bağlanmıştır. Şüpheye bağlı bir emir vucubu gerektirmez. Diğer taraftan suyun ve insan bedeninin aslı taharettir. Bir şeyin temizliği kesin olarak sabit olduktan sonra şüpheli nedenlerle o temizlik giderilemez.» HADİSTEN ÇIKARILAN FlKHİ HÜKÜMLER : 1. Uykudan uyanan kimse elini, yıkamadan önce abdest ve ğusül suyuna sokamaz. 2. Necis olan yer, üç defa yıkanmalıdır. Çünkü pis olması muhtemel olan elin üç defa yıkanması istenirken pis olduğu kesin bilinen bir uzuv, elbise ve benzeri şeylerin en az üç defa yıkanması gereği açıkça anlaşılır. 3. İbadetlerde vesveseye düşmemek kaydı ile daima ihtiyatlı davranılmalıdır. Bu babtaki son hadiste ise uyku durumu söz konusu edilmeden elin abdest alınacak su kabına sokulmadan önce yıkanması isteniyor ve el yıkandıktan sonra abdest alınacak su kabına sokulabileceği belirtiliyor
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، أَحْمَدُ بْنُ بَكَّارٍ الدِّمَشْقِيُّ - يُقَالُ هُوَ مِنْ وَلَدِ بُسْرِ بْنِ أَرْطَاةَ صَاحِبِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ عَنِ الأَوْزَاعِيِّ عَنِ الزُّهْرِيِّ عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ وَأَبِي سَلَمَةَ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا اسْتَيْقَظَ أَحَدُكُمْ مِنَ اللَّيْلِ فَلاَ يُدْخِلْ يَدَهُ فِي الإِنَاءِ حَتَّى يُفْرِغَ عَلَيْهَا مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا فَإِنَّهُ لاَ يَدْرِي أَيْنَ بَاتَتْ يَدُهُ " . وَفِي الْبَابِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ وَجَابِرٍ وَعَائِشَةَ . قَالَ أَبُو عِيسَى وَهَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ . قَالَ الشَّافِعِيُّ وَأُحِبُّ لِكُلِّ مَنِ اسْتَيْقَظَ مِنَ النَّوْمِ قَائِلَةً كَانَتْ أَوْ غَيْرَهَا أَنْ لاَ يُدْخِلَ يَدَهُ فِي وَضُوئِهِ حَتَّى يَغْسِلَهَا فَإِنْ أَدْخَلَ يَدَهُ قَبْلَ أَنْ يَغْسِلَهَا كَرِهْتُ ذَلِكَ لَهُ وَلَمْ يُفْسِدْ ذَلِكَ الْمَاءَ إِذَا لَمْ يَكُنْ عَلَى يَدِهِ نَجَاسَةٌ . وَقَالَ أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ إِذَا اسْتَيْقَظَ مِنَ النَّوْمِ مِنَ اللَّيْلِ فَأَدْخَلَ يَدَهُ فِي وَضُوئِهِ قَبْلَ أَنْ يَغْسِلَهَا فَأَعْجَبُ إِلَىَّ أَنْ يُهَرِيقَ الْمَاءَ . وَقَالَ إِسْحَاقُ إِذَا اسْتَيْقَظَ مِنَ النَّوْمِ بِاللَّيْلِ أَوْ بِالنَّهَارِ فَلاَ يُدْخِلْ يَدَهُ فِي وَضُوئِهِ حَتَّى يَغْسِلَهَا .
Ebû Hüreyre (radıyallahü anh)’den rivâyet edildiğine göre, Rasûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Biriniz gece uykusundan uyandığında elini iki yada üç sefer yıkamadan su kabının içine sokmasın çünkü elinin nerede gecelediğini bilemez.” (Nesâî, Gusul: 29; Ebû Dâvûd, Tahara: 49) konuda İbn Ömer, Câbir ve Âişe’den de hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis hasen sahihtir der. Her uykudan kalkan kimsenin elini yıkamadan abdest kabına daldırmamasını severim. Yıkamadan elini daldıran kimseyi hoş görmem. Elinde necaset olmaz ise su bozulmaz. b. Hanbel: Gece uykusundan uyandığında elini yıkamadan önce abdest kabına daldırırsa o suyun dökülmesi hoşuma gider. Gece veya gündüz uykusundan uyanan kişi elini yıkamadan abdest kabına elini daldırmasın
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ الدِّمَشْقِيُّ، حَدَّثَنَا أَنَسُ بْنُ عِيَاضٍ، حَدَّثَنَا أُسَامَةُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ سَالِمٍ أَبِي النُّعْمَانِ، - وَهُوَ ابْنُ سَرْجٍ - عَنْ أُمِّ صُبَيَّةَ الْجُهَنِيَّةِ، قَالَتْ رُبَّمَا اخْتَلَفَتْ يَدِي وَيَدُ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فِي الْوُضُوءِ مِنْ إِنَاءٍ وَاحِدٍ . قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ ابْنُ مَاجَهْ سَمِعْتُ مُحَمَّدًا يَقُولُ أُمُّ صُبَيَّةَ هِيَ خَوْلَةُ بِنْتُ قَيْسٍ . فَذَكَرْتُ لأَبِي زُرْعَةَ فَقَالَ صَدَقَ .
Ümmü Subyetül-Cüheniyye r.a.’den: Şöyle söylemiştir: ''Tek bir kab'dan abdest alırken bazen benim elim ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in eli gelip giderdi. '' Ebu Abdillah bin Maceh dedi ki: '' Ümmü Subye’nin Kays kızı Halvete olduğunu Muhammed’den işittim,sonra Ebu Zura’ya anlattım.Ebu Zura : Muhammed doğru söyledi, dedi. Diğer tahric: Ebu Davud; Darekutni, Ahmed, Beyhaki, İbn-i Ebi Şeybe, Tabarani ve Tahavi; Buhari de EI-Edebu'l-Müfred'de nakletmiştir. (40) AÇIKLAMA : EI-Menhel yazarı, Ebu Davud'un rivayet ettiği bu hadisi açıklarken ez cümle şunları söyler: Ümmü Subye r.a.'nın maksadı: Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in bazen kendisinden önce ve bazen de kendisinden sonra suyu avuçla kabtan aldığını belirtmektedir. Ümmü Subye, Kays kızı Havlete'dir. Resul-i Ekrem'e biat edenlerdendir. Ravileri de Harrabuz'un oğulları Salim ve Nafi'dir. Ebu Davud ve İbn-i Maceh, onun hadislerini almışlardır. Ümmü Subye (r.a.) , Nebi (s.a.v.)'in mahremi veya zevcesi olmadığı halde, Nebi s.a.v. ile aynı kabtan abdest almaları nasıl caiz olur? denmesin, çünkü ikisinin arasında ve su kabı üzerinde bir perdenin gerilmiş olması ve perde arkasında durup sırayla suyu avuçlamış olmaları muhtemeldir. 'Sindi bu ihtimalin yanında ikinci bir ihtimalolarak bu durumun "HiCAB,. emrindcan önceki zamanda meydana gelmiş olmasıdır, der.' El-Menhel'de daha sonra hadisten çıkarılan şu fıkhi hükümleri anlatılır: 1. Abdestsiz bir kimsenin (temiz olan) eli ile kabtan avucuyla su alması caizdir. 2. Abdestsiz bir kimse (temiz olan) elini kaba batırmakla kabtaki su müstamel sayılmaz /temizleyicidir, taharette kullanılır.) 3. Kabta kalan su ile abdest alınabilir. 4. Biri erkek, diğeri kadın bile olsa iki kişinin tek bir kabtan abdest alması caizdir. (Yabancı erkek ile kadının bir arada bulunup abdest almalarının başka yönlerden yasak olması ayrı bir husustur)
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَأَبُو كُرَيْبٍ قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ كُهَيْلٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَامَ مِنَ اللَّيْلِ فَقَضَى حَاجَتَهُ ثُمَّ غَسَلَ وَجْهَهُ وَيَدَيْهِ ثُمَّ نَامَ .
Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe ile Ebu Kureyb rivayet ettiler. Dedilerki: Bize Vekî' Süfyan'dan, o da Selemetü'bnü Küheyl'den, o da Kureyb'den, o da İbni Abbas'tan naklen rivayet ettiki: Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geceleyin kalktı, ihtiyacını giderdikten sonra yüzünü ve ellerini yıkadı sonra da uyudu. Diğer tahric: Buhari, 6316; Müslim, 1785, 1791, 1793, 1794; Ebu Davud, 5043; Nesai, 1120; İbn Mace, 508 NEVEVİ ŞERHİ: Bu babta "İbn Abbas {r.a.)'ın rivayet ettiği Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in geceleyin kalkıp ihtiyacını görmesi. .. " ile ilgili hadisi yer almaktadır. Allah en iyi bilendir. Göründüğü kadarıyla ihtiyacını gidermekten kasıt hadestir (abdest bozmaktır). Kadı İyaz böyle demiştir. Yüzü yıkamanın hikmeti uyuklamayı ve uykunun etkilerini ortadan kaldırmaktır. Elleri yıkamak hakkında da Kadı İyaz, ellerine bulaşmış olan bir şey dolayısıyla olabilir, demiştir. Bu hadiste geceleyin uyandıktan sonra uyumanın mekruh olmadığına delil vardır. Bununla birlikte seleften zahid bazı kimselerin bunu mekruh gördükleri de rivayet edilmiştir. Muhtemelen onlar yaptığı gece ibadetini kaçırmayacak ve Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yaptıklarına aykırı bir davranış yapmayacak şekilde derin bir uyku uyumayacağından emin olamayan kimseleri kastetmişlerdir. Çünkü O (sallallahu a1eyhi ve sellem) yapageldiği vird ve ibadetlerini kaçırmayacağından emin idi. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisin şerhinde Nevevî şunları söylemiştir: Allah-u A'lem kaza-i hacetten murad abdest bozmak olacaktır. Kaadi lyaz'da aynı şeyi söylemektedir. Yüzü yıkamaktaki hikmet uyku eserini gidermektir el yıkamaya gelince Kaadi lyaz: «İhtimal ellerine bulaşan bir şeyden dolayıdır» demiştir. Bu hadis geceleyin uyandıktan sonra tekrar uyumanın mekruh olmadığına delildir. Selefin bazı zahid ve abid zevatından bunun mekruh olduğu nakledilmiştir. İhtimal onlar bundan vazifeye mani olacak derecede dalarak uyumayı kastedmişlerdir. Bu takdirde uykuyu kerih görmeleri Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in fi'line muhalif değildir. Çünkü (Aleyhisselatu vesselam)'efendimiz vazife ve evradına mani olacak derecede uykuya dalmazdı.»
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ هِشَامٍ، حَدَّثَنَا النَّضْرُ بْنُ شُمَيْلٍ، أَنْبَأَنَا شُعْبَةُ، حَدَّثَنِي سُهَيْلُ بْنُ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ إِذَا صَلَّى رَكْعَتَىِ الْفَجْرِ اضْطَجَعَ .
Ebu Hureyre (r.a.)den; şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sabah sünnetini kıldığı zaman (sağ) yanı üstünde yatardı. Bu Hadis'i: Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed ve Beyhaki de benzer lafızlarla rivayet etmişlerdir AÇIKLAMA (1198 ve 1199): Tirmizi ve Ebu Davud'un rivayetleri kavli hadis mahiyetinde olup meali şöyledir: 'ResuluIlah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Sizden birisi sabah sünnetini kıldığı zaman sağ yanı üzerinde yatsın.... '' İbn-i Hazm, mealini hadisteki emri, vaciblik için yorumlamakla sabah sünnetinden sonraki yatışın vacip olduğunu söylemiştir. Cumhur, bu emri müstahablık için yorumlamıştır. Cumhur'un delili de Buhari, Müslim, Ebu Davud ve başkalarının rivayet ettiği Aişe (r.anha)'nın şu mealdeki hadisidir: "Nebi (SalIalIahu Aleyhi ve Sellem) sabah sünnetini kıldığı zaman eğer ben uykuda isem sağ yanı üzerinde yatardı. Şayet ben uyanık isem benimle konuşurdu." Bu hadisin zahirine göre Aişe (r.anha) uyanık olduğu zaman Nebi (s.a.v.) yatmazdı. Şu halde yatmak vacib değildir. EI-Menhel yazarı, sabah sünnetinden sonra yatmak hakkında alimlerin ihtilaf ettiklerini söyleyerek, bu husustaki görüşleri şöyle nakleder: 1- Sabah sünnetinden sonra sağ yanı üzerinde yatmak sünnettir. Ebu Musa El-Eş'ari, Rafi' bin Hadic, Enes, Ebu Hureyre ve başka sahabiler (r.anhum) ile İbn-i Sirin, Said bin El-Müseyyeb, Urve bin Zübeyr ve başka tabiinin kavli budur. Şafii ve Ahmed de böyle hükmetmişlerdir .. 2- Vacibtir. Bu kavlin sahibi İbn-i Hazm'dır. 3- Abdullah bin Mes'ud ve İbn-i Ömer (r.a.)'e göre bid'attır. Tabiilerden Esved bin Yezid, İbrahim Nehai ve Said bin Cübeyr'in bunu mekruh gördükleri rivayet olunmuştur. Malik ve Cumhur'un da bunu mekruh saydıklarını Kadı iyaz nakletmiştir. Bunlara göre Nebi (s.a.v.)'in yatışı, yorgunluk nedeniyledir. 4- Gece namazına kalkan kimsenin dinlenmesi için yatması müstahabtır. Gece namazına kalkmamış olan için meşru değildir. İbnü'l-Arabi bunu seçmiştir. 5- Sabah sünnetini evinde kılan kimse için evinde yatması müstahabtır. Mescidde bunu yapmak müstahab değildir. Selef alimlerinin bir kısmı bununla hükmetmiştir. İbn-i Ömer (r.a.)'in de böyle dediği rivayet olunmuştur. Nebi (s.a.v.)'in mescidde böyle yaptığına dair her hangi bir rivayetin olmaması, bu görüşü te'yid eder. Bunun içindir ki İbn-i Ömer (r.a.), mescidde böyle yapmayı yasaklıyarak: Bu, bid'attır demiştir. Eğer Nebi (s.a.v.) mescidde böyle yapsaydı İbn-i Ömer (r.a.) ve İbn-i Mes'ud (r.a.) gibi zatların bundan haberdar olmamaları akıldan uzaktır. Zaten bilindiği gibi Nebi (s.a.v.), sünnetleri evde kılardı. Bu yatış, sabah sünnetinden hemen sonra olduğu için evde yapılırdı
حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ حَمْزَةَ، حَدَّثَنِي عُتْبَةُ بْنُ أَبِي حَكِيمٍ، حَدَّثَنِي طَلْحَةُ بْنُ نَافِعٍ، حَدَّثَنِي أَبُو أَيُّوبَ الأَنْصَارِيُّ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " الصَّلَوَاتُ الْخَمْسُ وَالْجُمُعَةُ إِلَى الْجُمُعَةِ وَأَدَاءُ الأَمَانَةِ كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهَا " . قُلْتُ وَمَا أَدَاءُ الأَمَانَةِ قَالَ " غُسْلُ الْجَنَابَةِ فَإِنَّ تَحْتَ كُلِّ شَعَرَةٍ جَنَابَةً " .
Ebu Eyyub El-Ensari (r.a.)'den: şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: «Beş vakit namaz, Cum'a namazları ve emaneti eda etmek, aralarındaki (küçük) günahlara keffaret olur.» Ben ı Emaneti eda etmek nedir? diye sordum. Buyurdular ki: «Cünüblük guslüdür. Çünkü her kılın altında bir cünüblük vardır.» Not: Ravilerden Talha bin Nafi', Ebu Eyyub'dan hadis işitmediği için, bu senedin zayıf olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Ebu Hureyre r.a.'in hadisini Beyhaki, Ebu Davud ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Tirmizi: Ra vi El-Haris İbn-i Vecih'in hadisi ğaribtir. Kendisini yalnız hadisinden tanırız, demiştir. Ebu D avud da: El-Haris bin Vecih'in hadisi münker olup, kendisi zayıftır, demiştir. Hadisin manasına gelince: ''Her kılın altında bir cünüblük vardır.'' cümlesi ile vücudunun dış kısmının tamamen cünüb sayıldığı bildirilmek istenmiştir. Vücudun her tarafı cünüb sayıldığı için, vücuddaki bütün kılların yıkanması emrediliyor. Hattabi: ''Hadisin zahiri saç örgülerinin cünüblükten ğusül edilirken çözülmesini vacib kılıyor. Çünkü örgü, çözülmedikçe bütün kılların her tarafının ıslatılması mümkün değildir. İbrahim En-Nahai, örgünün çözdürülmesini vacib görmüştür. Fakat alimlerin kahir ekseriyetine göre örgünün çözülmesi önemli değildir. Mühim olan bütün kılların her tarafının ıslatılmasıdır. Islatıldığı takdirde örgü çözdürülmeden yapılan ğusül kafidir.' demiştir. Örgü çözdürme ile ilgili geniş tafsilat 108. babta anlatılacak inşaallah.!!! Hadisin: ''Deriyi iyice temizleyiniz.'' cümlesinden maksad, derinin kirlerden ve suyun deriyi ıslamasına mani olan maddelerden giderilmesidir. Çünkü her hangi bir şey, derinin en küçÜk bir yerine suyun ulaşmasına mani olduğu takdirde cünüblük kalkmaz. Hattabi: "Cüpüblükte buruna su çekmek ve ağıza su almak vacibtir, diyenler bu hadise dayanırlar. Çünkü burun içinde kıl bulunur. Ağzın içi de vücudun dışından sayılır, demişlerdir. Fakat bu görüş lügat ehlinin sözüne aykırıdır. Şöyle ki: Hadiste geçen "beşere'' kelimesi, bakan adamın gözle gördüğü bedenin dış kısmına denir. Ağızın iç kısmı bilindiği gibi karşıdan bakıldığı zaman görülmez. Ağız ve burunun iç kısmına; ... denir, demiştir. Hattabi'nin bu sözü reddedilmiştir. Çünkü lügat ehlinden Cevheri ve başkaları ...'nin, derinin ete bakan iç yüzüne denildiğini belirtmişlerdir. Ağız ve burun'un iç kısmı böyle değildir. Bu itibarla ğusülde ağıza su almanın gerekliliği bu hadisten çıkarılabilir. Ayni de: 'İmam-ı Azam bu hadise dayanarak ğusülde mazmaza ve istinşak'ın farz olduğunu söylemiştir. İstinşak farzdır. Çünkü Resul-i Ekrem (s.a.v.): "Her kılın altında cünüblük var.'' buyurmuştur. Burunun içinde de kılIar vardır. Mazmazaya gelince; Ağızın içi, bedenin dış kısmından sayılır. Nitekim,oruçta ağıza bir şey alınabilir. Mazmaza bu itibarla farz kılınmış, Hattabi'nin dediği itibarla farz kılınmamıştır,'' demiştir. HADISTEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ 1 - Bütün deriyi ve kılları suyla ıslatmak ğuslün farzıdır. 2 - Deri ve kıllara suyun ulaşmasına mani olan şeyleri gidermek gerekir .. Ebu Eyyub-i Ensari (r.anh)'in hadisine gelince; Bu hadiste beş vakit namaz ile Cuma namazının ve emaneti ödemenin fazileti anlatılarak, bunlara riayet edildiği takdirde bunların, aralarında işlenen günahlara kefaret olduğu bildirilmiştir. Günahlardan maksad, kul hakkı ile ilgisi olmayan küçük günahlardır. Buna benzer hadisler böyle yorumlanır. Hadiste geçen: "Emanetin edası'' ile cünüblükten dolayı, yapılan ğuslün kasdedildiği, ravinin sorusu üzerine Resul-i Ekrem (s.a.v.) tarafından açıklanmıştır .. Sindi, cünüblükten dolayı yapılan, ğuslün, bir emaneti ödemek olarak sayılması ile ilgili olarak şöyle der: 'Emanet sahibi, emanete müstahak olduğu gibi, insan vücudu da, cünüplükten sonra ğusle müstahak olur. Bu nedenle ğusül,sahibine ödenmesi vacip olan emanetler cümlesinden sayılmış ve ona emanet denmiştir
حَدَّثَنَا مَحْمُودُ بْنُ خَالِدٍ، وَالْعَبَّاسُ بْنُ الْوَلِيدِ الدِّمَشْقِيَّانِ، قَالاَ حَدَّثَنَا مَرْوَانُ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا رِشْدِينُ، أَنْبَأَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ رَاشِدِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ الْبَاهِلِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِنَّ الْمَاءَ لاَ يُنَجِّسُهُ شَىْءٌ إِلاَّ مَا غَلَبَ عَلَى رِيحِهِ وَطَعْمِهِ وَلَوْنِهِ " .
Ebu Ümame El-Bahili (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: «Şüphesiz hiç bir şey, suyu necis etmez. Ancak suyun kokusuna, tadına ve rengine galebe çalan şey, onu necis eder.» Not: Ravilerden Rişdin. zayıf olduğu için, isnadın zayıf olduğu Zevaid'de bildirilmiştir. Sindi: 'Hadisin «Ancak suyun .. ,» kısmı hariç baş kısmı Nesai, Ebu Davud ve Tirmizi tarafından Ebu Said-i Hudri'nin hadsinden rivayet edilmiştir.' der. AÇIKLAMA : Hadisin ilk bölümü yani: 'Şüphesiz hiç bir şey suyu necis etmez' kısmı yukarıdaki notta işaret edildiği gibi Sünen sahipleri tarafından rivayet edilmiştir. Ancak, son ravisi Ebu Ümame değil, Ebu Said-i Hudri'dir. EI-Menhel yazarının beyanına göre: Tirmizi, hadisin hasen olduğunu ve Ahmed bin Hanbel de hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Hadis, Şafii, Darekutni, Hakim ve Beyhaki tarafından da rivayet edilerek Yahya bin Main ve Ebu Muhammed bin Hazm tarafından da sahih görülmüştür. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : EI-Menhel yazarı 'Bidaet Kuyusu' için açılan bab'ta rivayet edilen bu hadisin fıkıh yönünü özetle şöyle beyan eder: 'Hadis, az olsun çok olsun suyun, içine giren bir şeyle pislenmediğine delalet eder. Hatta suyun evsafı değişse bile hükmün bu olduğu görülür. Fakat, bir necasetle suyun vasıflarından birisi değiştiği zaman, taharette kullanılamıyacağı hususunda icma' vardır. Şu halde vasıtları değişen suyun pislenme hükmü icmaa dayalıdır, Ebu Ümame'den rivayet edilen hadisteki; «Ancak suyun kokusuna. tadına ve rengine galebe çalan şey onu necis eder.» mealindeki istisnaya dayalı değildir. Çünkü hadisin istisna kısmı sabit görülmemiştir. Yukarda belirtilen duruma göre suyun evsafı değişmedikçe miktarı az olsun, çok olsun necasetin girmesiyle pislenmez. Hadisin zahiri buna delalet eder. İbn-i Abbas, Ebu Hureyre, Hasan-ı Basri, İbnü'l-Müseyyeb, İkrime, İbn-i Ebi Leyla, Sevri, Davud-i Zahiri, Nehai, Cabir bin Zeyd, Malik ve Gazali bu görüştedirIer. İbn-i Ömer, Mücahid, İshak, Ehl-i Beyt'ten El-Hadi, EI-Müeyyed Billah, Ebu Talib, Nasır ile Hanefi, Şafii ve Hanbeli alimleri şöyle demişlerdir : Necaset, az suyun içine girdiği zaman suyun evsafı değişsin değişmesin onu necis eder. Çünkü o su. kullanıldığı zaman içindeki necaset de kullanılmış olur. Bunların delilleri şu hadislerdir: 1- "Biriniz uykudan kalktığı zaman elini yıkamadan kab'a sokmasın. Çünkü elinin nerede gecelediğini bilmez.'' Bu hadiste uykudan uyanan kişi elini kab'a batırmaktan men ediliyor ve yasaklama sebebi de necaset endişesi olarak gösteriliyar. Bilindiği gibi ele uykuda dokunan ve görülmeyen necaset, suyu değiştirecek durumda değildir. 2- "Köpek. birinizin kabını yaladığı zaman, içindekini döktükten sonra yedi defa yıkasın." Buradaki dökme ve yıkama emri necasetin delilidir. 3- "Sakın hiç biriniz durgun suyu içmesin.» 4- "Müftüler sana fetva verseler bile sen, kalbinden fetva iste." 5- "Seni şüpheye düşüreni bırak. Şüphesiz olana git.» Bu görüşte olan alimler: ''Hiç bir şey suyu necis etmez." mealindeki hadisin yukarıda anılan delillerle muhassas oldugunu söylemişlerdir. Bu alimler az su ve çok su miktarı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları: Su kullanıldığı zaman içine düşen necasetin de kullanıldığı sanıldığı, takdirde bu su az sayılır, demişlerdir. Bir rivayete göre, Ebu Hanife de böyle demiştir. Diğer bir kısım alimler: İki kulleden az olan su az sayılır, demişlerdir. Şafii ve arkadaşları bu görüştedirIer. EI-Menhel'in verdiği izah çok uzundur. Alimlerin değişik görüşleri ve karşılıklı müdafaa ve itirazları bu izahta beyan edilmektedir