İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sünen-i İbn Mâce · 3979

Tribulations

Arapça metin

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ يَزِيدَ بْنِ جَابِرٍ، حَدَّثَنِي بُسْرُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنِي أَبُو إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيُّ، أَنَّهُ سَمِعَ حُذَيْفَةَ بْنَ الْيَمَانِ، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏"‏ يَكُونُ دُعَاةٌ عَلَى أَبْوَابِ جَهَنَّمَ مَنْ أَجَابَهُمْ إِلَيْهَا قَذَفُوهُ فِيهَا ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ صِفْهُمْ لَنَا قَالَ ‏"‏ هُمْ قَوْمٌ مِنْ جِلْدَتِنَا يَتَكَلَّمُونَ بِأَلْسِنَتِنَا ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ فَمَا تَأْمُرُنِي إِنْ أَدْرَكَنِي ذَلِكَ قَالَ ‏"‏ فَالْزَمْ جَمَاعَةَ الْمُسْلِمِينَ وَإِمَامَهُمْ فَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُمْ جَمَاعَةٌ وَلاَ إِمَامٌ فَاعْتَزِلْ تِلْكَ الْفِرَقَ كُلَّهَا وَلَوْ أَنْ تَعَضَّ بِأَصْلِ شَجَرَةٍ حَتَّى يُدْرِكَكَ الْمَوْتُ وَأَنْتَ كَذَلِكَ ‏"‏ ‏.‏

Huzeyfe bin el-Yeman (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Cehennem kapılarında (halkı cehenneme) çağırıcı (cehennemlik) bir gurup olacak. Kim o davetçilere icabetle o kapılara giderse davetçiler o kimseyi cehennem'e atarlar (yani cehenneme girmesine sebep olurlar)», buyurdu. (Huzeyfe demiştir ki) Ben: Ya Resulallah! O gurubun vasiflarını bize anlat, dedim. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): «Onlar bizim milletimizden (veya Adem oğullarından) bir zümredir, dillerimizle konuşurlar», buyurdu. Ben: Peki, o fitne devri bana erişirse nasıl davranmamı emredersin? diye sordum. O: «Sen müslumanların cemaatina ve imamına bağlan. Müslümanların cemaati olmaz ve imamları yoksa o fırkaların hepsinden uzaklaşman bir ağacın kökünü ısırman suretiyle (meşakkatli) de olsa ölüm sana erişinceye kadar, dişlerini sıkarak fırkaların hepsinden uzak durmaya devam et,» buyurdu. Diğer tahric: Bu hadisi; Buhari, Müslim ve Ebu Davud da rivayet etmişlerdir

Sünen-i İbn Mâce, 3979

Benzer hadisler

HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُمَرَ بْنِ عَلِيٍّ الْمُقَدَّمِيُّ، حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَامِرٍ، حَدَّثَنَا أَبُو عَامِرٍ الْخَزَّازُ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ هِلاَلٍ، عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ قُرْطٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ بْنِ الْيَمَانِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ تَكُونُ فِتَنٌ عَلَى أَبْوَابِهَا دُعَاةٌ إِلَى النَّارِ فَأَنْ تَمُوتَ وَأَنْتَ عَاضٌّ عَلَى جِذْلِ شَجَرَةٍ خَيْرٌ لَكَ مِنْ أَنْ تَتْبَعَ أَحَدًا مِنْهُمْ ‏"‏ ‏.‏

Huzeyfe bin el-Yeman (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: «Bir takım fitneler olacak. O fitnelerin kapıları başında cehennem ateşine çağırıcı kimseler olacaktır. Bir ağac'ın kökünü ısırır halde ölmen onlardan birisine tabi olmandan senin için daha iyidir.»

Sünen-i İbn Mâce, 3981
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ مُوسَى، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ، قَالَ حَدَّثَنِي ابْنُ جَابِرٍ، قَالَ حَدَّثَنِي بُسْرُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ الْحَضْرَمِيُّ، قَالَ حَدَّثَنِي أَبُو إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيُّ، أَنَّهُ سَمِعَ حُذَيْفَةَ بْنَ الْيَمَانِ، يَقُولُ كَانَ النَّاسُ يَسْأَلُونَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْخَيْرِ، وَكُنْتُ أَسْأَلُهُ عَنِ الشَّرِّ مَخَافَةَ أَنْ يُدْرِكَنِي‏.‏ فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا كُنَّا فِي جَاهِلِيَّةٍ وَشَرٍّ، فَجَاءَنَا اللَّهُ بِهَذَا الْخَيْرِ، فَهَلْ بَعْدَ هَذَا الْخَيْرِ مِنْ شَرٍّ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ وَهَلْ بَعْدَ ذَلِكَ الشَّرِّ مِنْ خَيْرٍ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ، وَفِيهِ دَخَنٌ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ وَمَا دَخَنُهُ قَالَ ‏"‏ قَوْمٌ يَهْدُونَ بِغَيْرِ هَدْيِي تَعْرِفُ مِنْهُمْ وَتُنْكِرُ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَهَلْ بَعْدَ ذَلِكَ الْخَيْرِ مِنْ شَرٍّ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ دُعَاةٌ إِلَى أَبْوَابِ جَهَنَّمَ، مَنْ أَجَابَهُمْ إِلَيْهَا قَذَفُوهُ فِيهَا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ صِفْهُمْ لَنَا فَقَالَ ‏"‏ هُمْ مِنْ جِلْدَتِنَا، وَيَتَكَلَّمُونَ بِأَلْسِنَتِنَا ‏"‏ قُلْتُ فَمَا تَأْمُرُنِي إِنْ أَدْرَكَنِي ذَلِكَ قَالَ ‏"‏ تَلْزَمُ جَمَاعَةَ الْمُسْلِمِينَ وَإِمَامَهُمْ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُمْ جَمَاعَةٌ وَلاَ إِمَامٌ قَالَ ‏"‏ فَاعْتَزِلْ تِلْكَ الْفِرَقَ كُلَّهَا، وَلَوْ أَنْ تَعَضَّ بِأَصْلِ شَجَرَةٍ حَتَّى يُدْرِكَكَ الْمَوْتُ وَأَنْتَ عَلَى ذَلِكَ ‏"‏‏.‏

Huzeyfe r.a. diyor ki: "İnsanlar Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hayra dair sorarlardı. Ben de bana yetişir korkusuyla şerre dair ona sorardım. Ey Allah'ın Resulü dedim. Bizler cahiliye ve şer içinde idik. Allah bize bu hayrı gönderdi. Bu hayırdan sonra bir şer olacak mıdır? Euet, diye buyurdu. Ben: Peki, gelecek olan bu şerden sonra bir hayır olacak mıdır, diye sordum. Euet ama onu bir parça bulandıran şeyler de bulunacaktır, buyurdu. Peki, onu ne bulandıracaktır, diye sordum. Şöyle buyurdu: Benim yolumun dışında çeşitli uygulamalarda bulunacak bazı kimseler (olacaktır). Sen onların yaptıklarının bir kısmını maruf göreceksin, bir kısmını da münker. Peki, bu hayırdan sonra bir şer gelecek mi, diye sordum. Euet, cehennem'in kapılarına çağıran davetçiler olacaktır. Onlarm cehenneme davetlerini kabul edenleri onlar da oraya atacaklar (atılmalarına sebep olacaklar) dır, diye buyurdu. Ey Allah'ın Resulü, bize onların niteliklerini anlat, dedim. Şöyle buyurdu: Onlar bizim cinslerimizdendir. Bizim dillerimizi konuşacaklardır. Peki eğer bu hal bana yetişecek olursa bana ne emredersin, dedim. Şöyle buyurdu: Müslümanların cemaatine ve imamlarına bağlı kalırsın. Şayet onların bir cemaati ve bir imamları yoksa, diye sordum. O takdirde bütün bu fırkalardan uzak dur. Bir ağacın kökünü ısıracak dahi olsan sen bu halde iken ölüm seni gelip yetişinceye kadar (böyle kal) ." Tekrar: 3607 ve

Sahîh-i Buhârî, 3606
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ جَابِرٍ، حَدَّثَنِي بُسْرُ بْنُ عُبَيْدِ اللَّهِ الْحَضْرَمِيُّ، أَنَّهُ سَمِعَ أَبَا إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيَّ، أَنَّهُ سَمِعَ حُذَيْفَةَ بْنَ الْيَمَانِ، يَقُولُ كَانَ النَّاسُ يَسْأَلُونَ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْخَيْرِ، وَكُنْتُ أَسْأَلُهُ عَنِ الشَّرِّ، مَخَافَةَ أَنْ يُدْرِكَنِي فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا كُنَّا فِي جَاهِلِيَّةٍ وَشَرٍّ فَجَاءَنَا اللَّهُ بِهَذَا الْخَيْرِ، فَهَلْ بَعْدَ هَذَا الْخَيْرِ مِنْ شَرٍّ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ وَهَلْ بَعْدَ ذَلِكَ الشَّرِّ مِنْ خَيْرٍ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ، وَفِيهِ دَخَنٌ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ وَمَا دَخَنُهُ قَالَ ‏"‏ قَوْمٌ يَهْدُونَ بِغَيْرِ هَدْىٍ، تَعْرِفُ مِنْهُمْ وَتُنْكِرُ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَهَلْ بَعْدَ ذَلِكَ الْخَيْرِ مِنْ شَرٍّ قَالَ ‏"‏ نَعَمْ، دُعَاةٌ عَلَى أَبْوَابِ جَهَنَّمَ، مَنْ أَجَابَهُمْ إِلَيْهَا قَذَفُوهُ فِيهَا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ صِفْهُمْ لَنَا‏.‏ قَالَ ‏"‏ هُمْ مِنْ جِلْدَتِنَا، وَيَتَكَلَّمُونَ بِأَلْسِنَتِنَا ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَمَا تَأْمُرُنِي إِنْ أَدْرَكَنِي ذَلِكَ قَالَ ‏"‏ تَلْزَمُ جَمَاعَةَ الْمُسْلِمِينَ وَإِمَامَهُمْ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَإِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُمْ جَمَاعَةٌ وَلاَ إِمَامٌ قَالَ ‏"‏ فَاعْتَزِلْ تِلْكَ الْفِرَقَ كُلَّهَا، وَلَوْ أَنْ تَعَضَّ بِأَصْلِ شَجَرَةٍ، حَتَّى يُدْرِكَكَ الْمَوْتُ، وَأَنْتَ عَلَى ذَلِكَ ‏"‏‏.‏

Huzeyfe b. el-Yeman anlatmıştır: İnsanlar Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hayır hakkında soru soruyorlardı. Ben ise bana erişir diye korkumdan kötülüğü sorardım. Bir keresinde "Ya Resulallah! Biz (vaktiyle) cahiliye döneminde ve kötülük içindeydik. Sonra Yüce Allah bize bu hayrı getirdi. Bu hayırdan sonra bir şer var mıdır?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: "Evet, vardır!" diye buyurdu. Ben "O kötülük ve şerden sonra bir hayır var mıdır?" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet, içinde kin ve fesat bulunan bir hayır olacaktır" buyurdu. Ben "Onun fesadı nedir?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "O devirde gelecek bir zümre, benim sünnetim ve yolumun dışında bir yoldan gideceklerdir. Sen bazılarının hareketlerini tanıyacak ve tepki koyacaksın" buyurdu. Ben "Ya Resulallah! Bu karışık hayır devrinden sonra yine bir şer ve fesat devri gelecek midir?" diye sordum. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet, gelecektir. O devirde birtakım davetçiler halkı cehennem kapılarına çağıracaklardır. Her kim onların davetine icabet ederse onu cehenneme atacaklardır" buyurdu. Ben "Ya Resulallah! Bu davetçileri bize tanıtsanız!" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Onlar bizim milletimizin insanlarıdır. Bizim dillerimizle konuşurlar" buyurdu. Ben "Ya Resulallah! O devre yetişirsem nasıl hareket etmemi emredersiniz?" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Müslümanların topluluğundan ayrılma ve onların idarecilerine itaat et!" buyurdu. Ben "Ya Resulallah! Onların bir topluluğu ve başlarında idarecileri yoksa?" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bu takdirde bu fırkaların hepsinden -senin açından bir ağaç kökünü ısırmak gibi meşakkatli bile olsa- uzak dur! Artık ölüm sana erişinceye kadar bu tavır üzere bulun!" buyurdu. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Cemaat bulunmadığında nasıl hareket edileceği. " Başlıktaki "Kane" burada tam fiildir. Manası şudur: Bir halife etrafında bir araya gelmeden önce ihtilaf durumunda Müslüman ne şekilde hareket etmelidir? "Biz (vaktiyle) cahiliye döneminde ve kötülük içindeydik." Huzeyfe bu sözü ile İslam'dan önce küfür içinde olduklarına, birbirlerini öldürüp, birbirlerinin mallarını yağmaladıklarına ve çirkin fiilleri işlediklerine işaret etmektedir. "Sonra Yüce Allah bize bu hayrı getirdi." Yani bize imanı, düzgün hali veya çirkin fiillerden kaçınmayı nasip etti. Müslim'in nakline göre Huzeyfe "Biz şimdi o durumdayız" demiştir. "O kötülük ve şerden sonra bir hayır var mıdır?" dedim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "evet, vardır" buyurdu. İbn Ebi Şeybe'de SUbey' b. Halid'in nakline göre Huzeyfe "Bu kötülükten korunmanın yolu nedir?" diye sormuş. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kılıçtır" diye cevap vermiştir. Huzeyfe "Kılıçtan sonr.a başka bir şey daha var mıdır?" diye sorunca, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Evet, vardır! Bu ateşkestir" buyurmuştur. (İbn Ebi Şeybe, Musannef, 7,447. ) Hadiste geçen "şer / kötülük" ten maksat, Hz. Osman'ın öldürülmesinden sonra ortaya çıkan bir dizi fitnelerdir ya da bu fitnelerin sonucu ahirette verilecek cezalardır. "Evet, içinde kin ve fesat bulunan bir hayır olacaktır." Arapça'da "dehan" kin demektir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bununla kötülük döneminden sonra gelecek olan iyilik döneminin halisane ve saf bir iyilik değil, içerisinde bulanıklık olan bir iyilik dönemi olduğuna işaret etmektedir. Bazılarına göre "eddahan" kelimesinden maksat, "duhan =duman" dır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bununla yaşanılacak durumun bulanıklığına işaret etmektedir. Başka alimlere göre "ed-dahan" istenilmeyen ve hoşlanılmayan her şeydir. Ebu Ubeyd, bu hadiste ne söylenmek istediğini bir başka hadis şu şekilde açıklamaktadır demiş.tir: "İnsanlann kalbi eski safiyetine dönmeyecektir." "Dahan" kelimesi esasen hayvanın rengindeki bulanıklık anlamına gelmektedir. Buna göre hadisin manası onların kalpleri birbirine karşı saf ve tertemiz olmayacaktır demek olur. "O devirde gelecek hir zümre, benim sünnetim ve yolumun dışında bir yoldan gideceklerdir." Ebu'I-Esved'in rivayet i "Benden sonra benim yolumdan gidip, sünnetime uy'mayacak amirler gelecektir" şeklindedir. "......." yani o adı geçen tophıluktan bazılarını tanıyıp, yaptıkları amellere tepki göstereceksin. Müslim'in Ummü Seleme'den nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Kim bunlara tepki gösterirse uzak olur, kim hoşlanmazsa salim olur" buyurmuştur.(Müs/im, İmara) "........" kelimesinin çoğulu olup, haktan başkasına davet eden davetçiler demektir. "Cehennem kapılan üzerine çağıracaklar." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in onlar hakkında bu ifadeyi kullanması, ileride bu duruma düşmeleri açısındandır. Bu tıpkı haram bir fiili emreden kimseye "Adam cehennemin kıyısında durdu" denilmesine benzer. "Onlar bizim milletimizin insanlandır. " Yani bizim kavmimizden, dilimizi konuşan ve milletimize mensup kimselerdir. Kabisi şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: Onlar zahiren bizim dinimiz üzeredirler ama içten muhaliftirler. Ebü'I-Esved'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Onlann içinde birtakım kimseler vardır ki kılıklan insan gibi olmasına karşılık, kalpleri şeytanın kalpleri gibidir" demiştir. Kadı Iyaz şöyle der: Hadiste yer alan "birinci kötülük"ten maksat, Hz. Osman' dan sonra meydana gelen fitnelerdir. Ondan sonra meydana gelen hayırdan maksat Ömer b. Abdulaziz zamanında görülen iyi icraatlardır. "Tanıdığın ve yaptıklarına tepki koyduğun kimseler"den maksat Ömer b. Abdulaziz'den sonrakilerdir. Onların içinde sünnete, adalete yapışanlar olduğu gibi bid'ate davet eden ve insanlara zulmeden kimseler de vardı. Biz de şunu ekleyelim: Öyle anlaşılıyor ki hadisteki "birinci kötülük"ten maksat, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in işaret ettiği ilk fitnelerdir. "Hayır" dan maksat ise insanların Ali ve Muaviye etrafında toplanmalarıdır. "Dehan" kelimesi ile kastedilen, Irak'ta Ziyad örneğinde olduğu gibi onların zamanındaki bazı valiler ve Haricller örneğinde olduğu gibi bazı kimselerin muhalefetidir. "Cehennem kapıları üzerindeki davetçiler", Haricl ve başkalarından olmak üzere iktidarı talep eden kimseler demektir. Nebi s.a.v. "Müslümanlann topluluğundan aynlma ve onlann idarecilerine itaat et" sözüyle buna işaret etmektedir. Yani Müslümanların idarecileri zalim bile olsa onlara yapış demektir. Nitekim Ebu.'I-Esved'in "O sırtına vursa ve malını alsa bile" şeklindeki rivayet i bunu açıklığa kavuşturmaktadır. Haccac'ın ve benzerlerinin valiliği döneminde bunun birçok örnekleri görülmüştür. "Bir ağaç kökünü ısırmak gibi ... " Bu ifade Müslümanların topluluğuna bağlanmanın ve asi bile olsalar onların hükümdarlarına itaat etmenin gerektiğinin kinayeli anlatımıdır. Beydavi' şöyle demiştir: Hadisin manası şudur: Yeryüzünde halife yoksa uzlete çekil ve zamanın sıkıntılarını üstlenmek için sabırlı ol. "Ağaç kökünü ısırma" tabiri, meşakkat çekmenin kinayeli anlatımıdır. Bu "Filanca ağrılarının şiddetinden taşı ısırıyor" cümlesine benzer ya da maksat bağlanmaktır. Bir başka hadisteki ".L:-Irl4 4::k \=onu azı dişleriyle ısırdılar, ona hırsla sanldılar" hadisi örnektir. Birinci yaklaşımı ve başka hadisteki şu ifade teyit etmektedir: "Bir ağacın kökünü ısırdığın halde ölmen onlardan birinin ardından gitmekten sana daha hayırlıdır." İbn Battal şöyle der: Bu hadis Müslümanların topluluğuna yapışmanın ve zalim idarecilere isyan etmemenin gerekliği konusunda fıkıh bilginlerine delil olmuştur. Zira Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem diğer zümreyi "Cehennemin kapılan üzerindeki davetçiler" olarak nitelemektedir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem onlar hakkında birinci zümre hakkında kullandığı gibi "Onları tanırsın, bazı hareketlerine tepki gösterirsin" dememiştir. Onların bu şekilde olmaları, hak üzere olmamalarından başka bir sebeb e dayanmamaktadır. Bununla birlikte Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem topluluktan ayrılmamayı emretmiştir. Taberi' şöyle demiştir: Hadisteki emir ve topluluk hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazıları bu emir, vücub ifade eder, topluluk ise Müslümanların çoğunluğudur demişlerdir. Taberi' daha sonra Muhammed b. Si'ri'n'in bir haberine yer vermiştir. Buna göre İbn Mesud, Hz. Osman öldürülünce ne yapacağını soran kimseye "Topluluğa sarıL. Çünkü Yüce Allah, Muhammed ümmetin İ sapıklık üzere bir araya getirmez" tavsiyesinde bulunmuştur. Bir başka grup ise "Topluluk"tan maksat, sahabilerdir, onlardan sonraki nesil değildir derken, bir diğer grup onlardan maksat ilim ehlidir, çünkü Yüce Allah alimleri halka hüccet ve delil olarak yaratmıştır. İnsanlar dini hususlarda onlara uyarlar demişlerdir. Taberl'ye göre doğru olanı şudur: Haberden maksad, idareci olması hususunda ittifak edilen kimseye itaat üzere olan topluluktan ayrılmamak gerekir. Böyle bir idareciye uymaktan vazgeçen kimse cemaatten ayrılmış demektir. Taberi şöyle devam eder: Hadisten anlaşıldığına göre insanların idarecileri yoksa ve zümrelere, hiziplere ayrılmışlarsa kişi bu fırkalardan herhangi birine uymaz, kötülüğe düşmek korkusuyla gücü yetiyorsa bunların tümünden uzak durur. Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- İbn Ebi Cemre şöyle der: Hadiste Yüce Allah'ın her bir kulunu dilediği tavra nasıl yönlendirdiğine dair hikmeti yer almaktadır. Bunun neticesi olarak sahabilerin çoğunluğuna gereğine göre amel edip, başkalarına tebliğ etmeleri için iyiliğin çeşitlerini sorma sevgisi verilirken, Huzeyfe'ye kötülüğü sorma sevdirilmiştir. Bununla onun kötülükten kaçınması ve yapılan açıklamanın Yüce Allah'ın kurtulmasını dilediği kimselerden kötülı1ğü savuşturmasına sebep olması hedeflenmiştir. 2- Hadisten Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in gönlünün ne kadar geniş (toleransıı) olduğu ve bütün hikmetleri bildiği anlaşılmaktadır. Hatta Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisine soru soran herkese durumuna uygun cevap veriyordu. 3- Herhangi bir şeyin sevgisi nasip olan herkes, o konuda başkasından daha üstündür. Bundan dolayı Huzeyfe Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sır arkadaşıydı ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sırları ondan başkasına söylemiyordu. Öyle ki ona münafıkların isimlerini ve ileride olacak birçok şeyleri haber vermişti. 4- Öğretme adabından birisi de öğretmenin öğrenciye mubah olan ilimIerden onun eğilim duyduğunu gördüğü ilimieri öğretmesidir. Çünkü böylesi onun hızlı anlaması ve gereğini yapması için en uygun yoldur. 5- Hayır yoluna insanı ileten her şeye hayır denir. Bunun aksi için de aynı şeyleri söylemek mümkündür. 6- Dil için kitap ve sünnet dışında bir asıl tespit edip, kitap ve sünneti o uydurulan aslın bir uzantısı yapan kimse kınanmıştır. 7 - Batılı ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yoluna muhalif olan her şeyi reddetmek gerekir. Bunu söyleyen, ister yüksek tabakadan, ister aşağı zümreden olsun hiç farketmez

Sahîh-i Buhârî, 7084
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ نَافِعٍ، عَنْ زَيْنَبَ بِنْتِ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ قَالَتْ أُمُّ سَلَمَةَ لِعَائِشَةَ إِنَّهُ يَدْخُلُ عَلَيْكِ الْغُلاَمُ الأَيْفَعُ الَّذِي مَا أُحِبُّ أَنْ يَدْخُلَ عَلَىَّ ‏.‏ قَالَ فَقَالَتْ عَائِشَةُ أَمَا لَكِ فِي رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أُسْوَةٌ قَالَتْ إِنَّ امْرَأَةَ أَبِي حُذَيْفَةَ قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ سَالِمًا يَدْخُلُ عَلَىَّ وَهُوَ رَجُلٌ وَفِي نَفْسِ أَبِي حُذَيْفَةَ مِنْهُ شَىْءٌ ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَرْضِعِيهِ حَتَّى يَدْخُلَ عَلَيْكِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed h. El-Müsennâ rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet etli. (Dediki): Bize Şu'be, Humeyd b. Nâfi'den, o da Zeyneb binti Ümmi Seleme'den naklen rivayette bulundu. Zeyneb şunu söylemiş: — Ümmü Seleme Âişe'ye dediki: Kendi yanıma girmesini istemediğim o sabî-i murahik [buluğa yaklaşmış çocuk] senin yanına giriyor. Âişe şu cevabı verdi: — Senin için Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'de örnek yokmudur? Ebu Huzeyfe'nin karısı : — «Yâ Resulâllah! Salim artık adam olduğu halde yanıma girmeye devam ediyor. Ebu Huzeyfe'nin nefsinde bundan bir hoşnudsuzluk var; dedi de, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): — «Onu emzir ki, yanına girebilsin!» buyurdular

Sahîh-i Müslim, 3603
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ،‏.‏ وَحَدَّثَنِي مَحْمُودٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، أَخْبَرَنِي أَنَسُ بْنُ مَالِكٍ ـ رضى الله عنه‏.‏ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم خَرَجَ حِينَ زَاغَتِ الشَّمْسُ فَصَلَّى الظُّهْرَ فَلَمَّا سَلَّمَ قَامَ عَلَى الْمِنْبَرِ فَذَكَرَ السَّاعَةَ، وَذَكَرَ أَنَّ بَيْنَ يَدَيْهَا أُمُورًا عِظَامًا ثُمَّ قَالَ ‏"‏ مَنْ أَحَبَّ أَنْ يَسْأَلَ عَنْ شَىْءٍ فَلْيَسْأَلْ عَنْهُ، فَوَاللَّهِ لاَ تَسْأَلُونِي عَنْ شَىْءٍ إِلاَّ أَخْبَرْتُكُمْ بِهِ، مَا دُمْتُ فِي مَقَامِي هَذَا ‏"‏‏.‏ قَالَ أَنَسٌ فَأَكْثَرَ النَّاسُ الْبُكَاءَ، وَأَكْثَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنْ يَقُولَ ‏"‏ سَلُونِي ‏"‏‏.‏ فَقَالَ أَنَسٌ فَقَامَ إِلَيْهِ رَجُلٌ فَقَالَ أَيْنَ مَدْخَلِي يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ النَّارُ ‏"‏‏.‏ فَقَامَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ حُذَافَةَ فَقَالَ مَنْ أَبِي يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ ‏"‏ أَبُوكَ حُذَافَةُ ‏"‏‏.‏ قَالَ ثُمَّ أَكْثَرَ أَنْ يَقُولَ ‏"‏ سَلُونِي سَلُونِي ‏"‏‏.‏ فَبَرَكَ عُمَرُ عَلَى رُكْبَتَيْهِ فَقَالَ رَضِينَا بِاللَّهِ رَبًّا، وَبِالإِسْلاَمِ دِينًا، وَبِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وسلم رَسُولاً‏.‏ قَالَ فَسَكَتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حِينَ قَالَ عُمَرُ ذَلِكَ، ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَقَدْ عُرِضَتْ عَلَىَّ الْجَنَّةُ وَالنَّارُ آنِفًا فِي عُرْضِ هَذَا الْحَائِطِ وَأَنَا أُصَلِّي، فَلَمْ أَرَ كَالْيَوْمِ فِي الْخَيْرِ وَالشَّرِّ ‏"‏‏.‏

Enes b. Malik şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem güneş (tam tepe noktasından batıya doğru) kayınca (odasından) dışarı çıktı ve öğlen namazını kıldırdı. Selam verince minbere çıktı. Kıyametten ve onun hemen öncesinde birtakım büyük olayların meydana geleceğinden söz etti. Sonra şöyle buyurdu: "Herhangi bir şey sormak isteyen varsa buyursun sorsun! Allah'a yemin ederim ki bana ne sorarsanız şu makamımda bulunduğum sürece onu size haber vereceğim." Enes şöyle devam etti: İnsanlar gözyaşlarına boğuldular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Bana sorun" deyip durdu. Sonra birisi ayağa kalktı ve "Ya Resulallah! Ben nereye gireceğim" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Cehenneme" buyurdu. Abdullah b. Huzafe ayağa kalktı ve "Ya Resulallah! Babam kimdir?" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Baban Huzafe'dir" diye cevap verdi. Bundan sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Dilediğinizi sorun, dilediğinizi sorun" deyip durdu. Bunun üzerine Hz. Ömer dizleri üzere çökerek şöyle dedi: "Bizler Allah'ı Rab, İslamı din ve Muhammed'i Resul olarak seçtik ve razı 01duk." Ömer'in bu sözü üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sustu, sonra şöyle buyurdu: "Bu daha iyidir. Kudretiyle yaşadığım Allah'a yemin ederim ki az önce namaz kılarken bu duvarda bana cennet ve cehennem gösterildi. Hayır ve şerde bugünkü gibisini görmedim

Sahîh-i Buhârî, 7294
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا قُتَيْبَةُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي وَائِلٍ، عَنْ حُذَيْفَةَ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ قَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه ـ أَيُّكُمْ يَحْفَظُ حَدِيثَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْفِتْنَةِ قَالَ قُلْتُ أَنَا أَحْفَظُهُ كَمَا قَالَ‏.‏ قَالَ إِنَّكَ عَلَيْهِ لَجَرِيءٌ فَكَيْفَ قَالَ قُلْتُ فِتْنَةُ الرَّجُلِ فِي أَهْلِهِ وَوَلَدِهِ وَجَارِهِ تُكَفِّرُهَا الصَّلاَةُ وَالصَّدَقَةُ وَالْمَعْرُوفُ‏.‏ قَالَ سُلَيْمَانُ قَدْ كَانَ يَقُولُ ‏ "‏ الصَّلاَةُ وَالصَّدَقَةُ، وَالأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْىُ عَنِ الْمُنْكَرِ ‏"‏‏.‏ قَالَ لَيْسَ هَذِهِ أُرِيدُ، وَلَكِنِّي أُرِيدُ الَّتِي تَمُوجُ كَمَوْجِ الْبَحْرِ‏.‏ قَالَ قُلْتُ لَيْسَ عَلَيْكَ بِهَا يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ بَأْسٌ، بَيْنَكَ وَبَيْنَهَا باب مُغْلَقٌ‏.‏ قَالَ فَيُكْسَرُ الْبَابُ أَوْ يُفْتَحُ‏.‏ قَالَ قُلْتُ لاَ‏.‏ بَلْ يُكْسَرُ‏.‏ قَالَ فَإِنَّهُ إِذَا كُسِرَ لَمْ يُغْلَقْ أَبَدًا‏.‏ قَالَ قُلْتُ أَجَلْ‏.‏ فَهِبْنَا أَنْ نَسْأَلَهُ مَنِ الْبَابُ فَقُلْنَا لِمَسْرُوقٍ سَلْهُ‏.‏ قَالَ فَسَأَلَهُ‏.‏ فَقَالَ عُمَرُ ـ رضى الله عنه ـ‏.‏ قَالَ قُلْنَا فَعَلِمَ عُمَرُ مَنْ تَعْنِي قَالَ نَعَمْ، كَمَا أَنَّ دُونَ غَدٍ لَيْلَةً، وَذَلِكَ أَنِّي حَدَّثْتُهُ حَدِيثًا لَيْسَ بِالأَغَالِيطِ‏.‏

Huzeyfe r.a. şöyle nakleder: Ömer, "Kim Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in fitne ile İlgili hadisini ezbere biliyor?" diye sordu. Ben, "Aynen Efendimiz'in buyurduğu gibi biliyorum" dedim. Bana, "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hakkında çok da cesursun. Söyle bakalım nasıl buyurmuştu?" dedi. Ben de, "İnsanın, ailesi, çocuğu ve komşusu ile ilgili olarak karşılaştığı imtihandan dolayı İşlediği günahları, kıldığı namaz, verdiği sadaka ve yaptığı iyilikler örter" dedim. (Ravîlerden) Süleyman bazen şöyle rivayet ettiğini söylemiştir: "Namaz, sadaka, iyiliği emredip kötülükten sakındırmaktır." Ömer: Benim sormak istediğim bu değil. Deniz dalgası gibi her tarafı sarsacak olan fitneden bahsediyorum. Huzeyfe: O fitnenin senin için bir zararı yok. İkiniz arasında kilitli bir kapı var. Ömer (dediki): Kapı kırılacakmı yoksa açılacak mı? Huzeyfe: Kırılacak (dedi). Ömer: O kapı kırıldığı zaman asla kapanmaz. Huzeyfe: Doğrudur. Ravi Şakîk: O kapının kim olduğunu sormaya çekindik. Mesruk'tan ona sormasını istedik. O da sordu. Huzeyfe (dediki): O kapı Ömer'dir. Biz, "Ömer senin kimi kasdettiğini anladı mı?" diye sorduk. Huzeyfe: Evet, hem de gündüzden önce gece geldiğini bildiği gibi. Çünkü ben ona, hiç bir hata bulunmayan bir hadis aktardım

Sahîh-i Buhârî, 1435

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.