Sünen-i İbn Mâce · 4025
Arapça metin
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَهُوَ يَحْكِي نَبِيًّا مِنَ الأَنْبِيَاءِ ضَرَبَهُ قَوْمُهُ وَهُوَ يَمْسَحُ الدَّمَ عَنْ وَجْهِهِ وَيَقُولُ رَبِّ اغْفِرْ لِقَوْمِي فَإِنَّهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ .
Abdullah (bin Mes'ud) (r.a.)'den; şöyle demiştir: Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e, Nebilerden birisinin halini (geçmişte bize) anlatırken sanki şu anda bakıyor gibiyim. O Nebi'yi kendi kavmi döğmüş (de kan içinde bırakmış.). Fakat o, yüzünden hem kanı siliyor, hem de: «Ya Rabbi! Kavmi mi mağfiret eyle! Çunkü onlar bilmiyorlar» diyordu. Diğer tahric: Bu hadisi Buhari, "Kitabü'l-Enbiya'da ve ''İstitabetü'l-Mürteddin" bölümlerinde, Müslim de "Kitabü'l-Cihad ve's-Siyer"de rivayet etmişlerdir
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، عَنْ شَقِيقٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَحْكِي نَبِيًّا مِنَ الأَنْبِيَاءِ ضَرَبَهُ قَوْمُهُ وَهُوَ يَمْسَحُ الدَّمَ عَنْ وَجْهِهِ وَيَقُولُ " رَبِّ اغْفِرْ لِقَوْمِي فَإِنَّهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ " .
Bize Muhammed b. Abdillâh b. Numeyr rivayet etti. (Dediki): Bize Vekî' rivayet etti. (Dediki): Bize A'meş, Şakîk'dan, o da Abdullah'dan naklen rivayet etti. Abdullah şöyle demiş: Sanki ben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i görüyor gibiyim: Nebilerden birini kavminin doğduğunu hikâye ediyor, kendisi de hem yüzünden kanı siliyor hem de: «Yâ Rabbi! Kavmimi affet! Çünkü onlar bilmiyorlar!» diyordu
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي شَقِيقٌ، قَالَ عَبْدُ اللَّهِ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَحْكِي نَبِيًّا مِنَ الأَنْبِيَاءِ ضَرَبَهُ قَوْمُهُ فَأَدْمَوْهُ، وَهْوَ يَمْسَحُ الدَّمَ عَنْ وَجْهِهِ، وَيَقُولُ " اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِقَوْمِي فَإِنَّهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ ".
Abdullah dedi ki: "Sanki ben Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i Nebilerden birisinin durumunu anlatırken görür gibiyim. Kavmi ona vurmuş ve onu kanatmışlardı. O ise yüzünden kanı silerken: Allah'ım, kavmime mağfiret buyur. Çünkü onlar bilmiyorlar, diyordu." Hadis 6929 numara ile gelecektir
حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ حَفْصٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا الأَعْمَشُ، قَالَ حَدَّثَنِي شَقِيقٌ، قَالَ قَالَ عَبْدُ اللَّهِ كَأَنِّي أَنْظُرُ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَحْكِي نَبِيًّا مِنَ الأَنْبِيَاءِ ضَرَبَهُ قَوْمُهُ فَأَدْمَوْهُ، فَهْوَ يَمْسَحُ الدَّمَ عَنْ وَجْهِهِ وَيَقُولُ رَبِّ اغْفِرْ لِقَوْمِي، فَإِنَّهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ.
Şekik'in nakline göre Abdullah;b. Mesud şöyle demiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, Nebilerden birinin başından geçenleri anlattığı an hala gözlerimin önündedir. Bu Nebii kavmi dövmüş ve kanını akıtmışlardı. O da yüzünden hem kanını siliyor, hem de "Ya Rab! Kavmimi bağışla! Çünkü onlar bilmiyorlar!" diyordu. Fethu'l-Bari Açıklaması: Öyle anlaşılıyor ki İmam Buhari bu hadise yer vermek suretiyle Yahudilerin öldürülmemesinin onlarla kaynaşma maslahatına yönelik olduğu yolundaki görüşü tercih ettiğine işaret etmektedir. Zira bir Nebi'yi dövüp, yaralayan kimse helak olması için kendisine beddua ile muaheze etmeyip, aksine verdiği eziyete sabrettiği ve üstüne üstlük bir de dua ettiğine göre sözlü eziyete evleviyetle sabreder ve üstü kapalı sataşmayla öldürmeyi terk etme hükmü evleviyetle alınır. İbn Mesud hadisinin açıklaması meğazi bölümünde Uhud savaşı başlığı altında geçmişti. "Nebilerden bir Nebii anlatır." Bu hadis, Enbiya bölümünde İsrailoğulları ilgili hadislerin arasında bu isnadla daha önce geçmişti. Orada adı geçen Nebiin Hz. Nuh olduğunu söyleyen kişiden söz etmişti k. Sonra A'meş'in bu hadisin isnadına ilaveten kendi isnadıyla yaptığı ve İbn Asakir'in rivayet ettiği hadisi gördüm. Hz. Nuh'un aleyhisseliim hayat hikayesini konu alan bu hadiste şöyle bir cümle geçmekteydi: "Nuh'u aleyhisseliim kavmi bayılıneaya kadar dövdü, sonra ayılıp kendine geldiğinde 'Ya Rabbi! Kavmime hidayet eyle! Çünkü onlar bilmiyorlar' dedi." Orada ayrıca Kurtubl'nin şu ifadeleri de geçmişti: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hem hikaye idi ve hem de kendisinden hikaye olunan bir şahsiyetti. Bu ifadenin neden reddedildiğini belirtmiştik. Uhud savaşı bölümünde Nebi s.a.v.'in yüzünden yara alması ve "Nebilerinin yüzünü kana bulayan bir kavim nasıl iflah olur?" buyurduğu ve yine "Ya Rabbi kavmimi bağışla! Çünkü onlar bilmiyorlar" şeklinde dua ettiği geçmişti
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ عَمْرٍو، سَمِعَ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ أَتَى النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم عَبْدَ اللَّهِ بْنَ أُبَىٍّ بَعْدَ مَا أُدْخِلَ قَبْرَهُ، فَأَمَرَ بِهِ فَأُخْرِجَ، وَوُضِعَ عَلَى رُكْبَتَيْهِ، وَنَفَثَ عَلَيْهِ مِنْ رِيقِهِ، وَأَلْبَسَهُ قَمِيصَهُ، وَاللَّهُ أَعْلَمُ.
Cabir b. Abdullah r.a.'dan, dedi ki: "Abdullah b. Ubey (b. Selul) kabrine indirildikten sonra Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onun yanına geldi. Emir verilerek kabrinden dışarıya çıkarıldı, Nebiin dizleri üzerine konuldu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendi tükürüğünden ona üfledi ve gömleğini ona giydirdi. Artık (niçin böyle yaptığını) Allah en iyi bilendir
حَدَّثَنِي عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ مُعَاذٍ الْعَنْبَرِيُّ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، قَالَ سَمِعْتُ الْبَرَاءَ بْنَ عَازِبٍ، يَقُولُ كَتَبَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ الصُّلْحَ بَيْنَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم وَبَيْنَ الْمُشْرِكِينَ يَوْمَ الْحُدَيْبِيَةِ فَكَتَبَ " هَذَا مَا كَاتَبَ عَلَيْهِ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ" . فَقَالُوا لاَ تَكْتُبْ رَسُولُ اللَّهِ فَلَوْ نَعْلَمُ أَنَّكَ رَسُولُ اللَّهِ لَمْ نُقَاتِلْكَ . فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم لِعَلِيٍّ " امْحُهُ " . فَقَالَ مَا أَنَا بِالَّذِي أَمْحَاهُ . فَمَحَاهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِيَدِهِ قَالَ وَكَانَ فِيمَا اشْتَرَطُوا أَنْ يَدْخُلُوا مَكَّةَ فَيُقِيمُوا بِهَا ثَلاَثًا وَلاَ يَدْخُلُهَا بِسِلاَحٍ إِلاَّ جُلُبَّانَ السِّلاَحِ . قُلْتُ لأَبِي إِسْحَاقَ وَمَا جُلُبَّانُ السِّلاَحِ قَالَ الْقِرَابُ وَمَا فِيهِ .
Bana Ubeydullah b. Muâz El-Anberî rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Şu'be, Ebû ishâk'dan naklen rivayet etti. (Demişki): Bera' b. Âzib'i şunları söylerken işittim: Aliy b. Ebî Tâlib Hudeybiye günü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellme)'le müşrikler arasındaki anlaşmayı yazdı ve: «Bu, Resûlullah Muhammed'in üzerine yazışma yaptığı sulhnâmedir.» diye yazdı. Müşrikler: — Resûlullah (kelimesini) yazma! Biz senin Resûlullah olduğunu bilsek seninle fıarbetmezdik! dediler. Bunun üzerine Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellme) Alî'ye: «Sil onu!» buyurdu. Ali: — Onu silecek ben değilim! dedi. Artık onu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellme) kendi eli ile sildi. Koştukları şartlar arasında Mekke'ye girip orada üç gün kalmak, fakat oraya silâhla değil de ancak silâhın cülübhânı ile girmek de vardı. Ben Ebû ishâk'a : Silâhın cülübbânı nedir? diye sordum. — Dağarcık ve onun içindekidir; dedi
حَدَّثَنَا أَبُو كُرَيْبٍ، وَأَحْمَدُ بْنُ سِنَانٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي سَعِيدٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " يَجِيءُ النَّبِيُّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمَعَهُ الرَّجُلُ وَيَجِيءُ النَّبِيُّ وَمَعَهُ الرَّجُلاَنِ وَيَجِيءُ النَّبِيُّ وَمَعَهُ الثَّلاَثَةُ وَأَكْثَرُ مِنْ ذَلِكَ وَأَقَلُّ فَيُقَالُ لَهُ هَلْ بَلَّغْتَ قَوْمَكَ فَيَقُولُ نَعَمْ . فَيُدْعَى قَوْمُهُ فَيُقَالُ هَلَ بَلَّغَكُمْ فَيَقُولُونَ لاَ . فَيُقَالُ مَنْ شَهِدَ لَكَ فَيَقُولُ مُحَمَّدٌ وَأُمَّتُهُ . فَتُدْعَى أُمَّةُ مُحَمَّدٍ فَيُقَالُ هَلْ بَلَّغَ هَذَا فَيَقُولُونَ نَعَمْ . فَيَقُولُ وَمَا عِلْمُكُمْ بِذَلِكَ فَيَقُولُونَ أَخْبَرَنَا نَبِيُّنَا بِذَلِكَ أَنَّ الرُّسُلَ قَدْ بَلَّغُوا فَصَدَّقْنَاهُ . قَالَ فَذَلِكُمْ قَوْلُهُ تَعَالَى {وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا} .
Ebu Saîd(-i Hudri) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: (Kıyamet günü bir) Nebi beraberinde (ümmeti olarak) iki adam olduğu halde gelir. Bir başka Nebi, beraberinde (ümmeti olarak) üç kişi bulunduğu halde gelir. Bundan fazla ve az (ümmetle gelen Nebi) de olur. Sonra o (gelen her) Nebi'e: Sen kendi kavmine (dini) tebliğ ettin mi? diye sorulur. O da: Evet, der. Sonra onun kavmi (huzura) çağrılarak: Nebiniz size (dini) tebliğ etti mi? denilir. Onlar: Hayır, derler. Bunun üzerine (onların Nebiine): Senin (dini kavmine tebliğ ettiğine dair) şahidin kimdir? denilir. O da: Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve ümmeti der. Bunun üzerine Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ümmeti çağırılır ve (onlara): Bu Nebi (dinini kavmine) tebliğ etti mi? diye sorulur. Onlar da: Evet, derler. Sonra Allah Teala (Ümmet-i Muhammedi'ye): Bu Nebi'in kendi kavmine dinî tebliğ ettiğine dair bilginiz nedir (yani bu durumu nasıl bilebilirsiniz) ? der. Onlar da: Nebiler'in (dinlerini kendi kavimlerine) tebliğ ettiklerini bize Nebimiz (Muhammed) (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) haber verdi, biz de O'nu doğruladık, derler. İşte bu açıklamam Allah Teala'nın: 'Ve böylece sizi hayırlı ve adil bir ümmet kıldık ki bütün insanlar üzerine şahidler olasınız. Nebi (iniz) de üzerinize şahid olsun." (Bakara, 143) buyruğunun muhtevasıdır (içeriğidir). Diğer tahric: Buhari, Tirmizi