İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sünen-i İbn Mâce · 419

The Book of Purification and its Sunnah

Arapça metin

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ خَلاَّدٍ الْبَاهِلِيُّ، حَدَّثَنِي مَرْحُومُ بْنُ عَبْدِ الْعَزِيزِ الْعَطَّارُ، حَدَّثَنِي عَبْدُ الرَّحِيمِ بْنُ زَيْدٍ الْعَمِّيُّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ قُرَّةَ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، قَالَ تَوَضَّأَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَاحِدَةً وَاحِدَةً فَقَالَ ‏"‏ هَذَا وُضُوءُ مَنْ لاَ يَقْبَلُ اللَّهُ مِنْهُ صَلاَةً إِلاَّ بِهِ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ تَوَضَّأَ ثِنْتَيْنِ ثِنْتَيْنِ فَقَالَ ‏"‏ هَذَا وُضُوءُ الْقَدْرِ مِنَ الْوُضُوءِ ‏"‏ ‏.‏ وَتَوَضَّأَ ثَلاَثًا ثَلاَثًا وَقَالَ ‏"‏ هَذَا أَسْبَغُ الْوُضُوءِ وَهُوَ وُضُوئِي وَوُضُوءُ خَلِيلِ اللَّهِ إِبْرَاهِيمَ وَمَنْ تَوَضَّأَ هَكَذَا ثُمَّ قَالَ عِنْدَ فَرَاغِهِ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ فُتِحَ لَهُ ثَمَانِيَةُ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ يَدْخُلُ مِنْ أَيِّهَا شَاءَ ‏"‏ ‏.‏

(Abdullah) İbn-i Ömer (Radiyallahu anh)'den: şöyle söylemiştir: Resülullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem (abdest uzuvlarını) birer defa (yıkayarak) abdest aldı ve : - «Bu, o kimsenin abdestidir ki Allah hiç bir namazını bunsuz kabul etmez.» buyurdu. Sonra (abdest uzuvlarım) ikişer defa (yıkamak suretiyle), abdest aldı ve : - «Bu, değerli ve kıymetli abdesttir.» buyurdu ve (mübarek uzuvlarını) üçer defa da (yıkayarak) abdest aldı ve: - «Bu, abdestin en mükemmel olanıdır. Ve bu (şekil), benim ve Halilü'l-llah İbrahim'in abdestidir. Kim böyle abdest alıp tamamladıktan sonra: «Eşhedu en la ilahe İllallah, ve eşhedu enne Muhammeden Resulullah,» Derse o kimse için Cennetin sekiz kapısı (beraber) açılır. Onlardan dilediğinden girer.» buyurdu." Not: Zevaid'de isnadın zayıf olduğu belirtilerek nedenleri şöyle anlatılıyor: Ravilerinden Zeyd EI-Ammi zayıftır, ravi Abdurrahim ise metruk, hatta kezzabtır. Ravi Muaviye bin Kurra ise İbn-i Ömer'e ulaşmamıştır. İbn-i Hatim bu durumu EI-İlel'de söylemiş EI•Hakim de EI-Müstedrek'te açıklamıştır. AÇIKLAMA : Hadis, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in abdest uzuvlarını birer defa, ikişer defa ve üçer defa yıkamak suretiyle üç türlü abdest aldığını bildirmektedir. Birer defa yıkamak, namazın sıhhatinin şartı olduğu, bunsuz namaz kılınamıyacağı ve kabul olunmayacağı hükmü veriliyor. Abdest uzuvlarını ikişer defa yıkamak suretiyle alınan. abdes iin Allah katında değerli ve kıymetli olduğu ifade buyurul uyar. Sindi diyor ki, fıkradan maksad, abdestin bizatihi değerli ve kıymetli olmasını veyahut böyle bir abdestle kılınan namazın değerli ve kıymetli olmasını belirtmektir. İki yorum şekli de uygundur. Hadisin son kısmında ise Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in, uzuvları üçer defa yıkamak suretiyle alınan abdestin en mükemmel abdest olduğunu ifade buyurduktan sonra, bu çeşit abdestin, Zat-ı Nebevilerinin ve dedesi Hz. İbrahim (a.s.)'ın abdest şekli olduğu belirtilmiştir. Sindi'nin Suyuti'den naklen beyan ettiğine gqre, Tabarani'nin rivayetinde; .....ve vuduil enbiyai min kabli = ''....Ve benden önceki NebiIerin abdestidir.'' cümlesi de bulunur. Sindi, diyor ki: Hadislerden anlaşıldığı gibi peygamberimizin ümmeti, abdest eseri olarak ahirette yüzleri, kolları ve ayakları nurla parlar halde haşrolunacak ve bu parıltı onlara mahsustur. Sair ümmetlerin böyle bir durumu olmayacaktır. Ama peygamberlerin hepsinin bu durumda haşrolunması muhtemeldir. Böyle yorum yapılınca bu hadisin, abdest eseri olarak görülecek parlamaya ait hadislere aykırı düşecek bir yönü kalmaz. Çünkü netice şu olur: Bütün peygamberlerin abdest almış olmaları, ÜmmetIerinin de abdest aldıklarını gerektirmez. Abdest eseri olarak ümmetimizde bulunacak ve ",Gurre ile Tahcil'' denilen nur parıltısının peygamberlerde bulunması, bunun ümmetimize mahsus olduğuna engel değildir. Çünkü hadisler diğer ümmetlerde gurre ve tahcil bulunmayacağını ifade ederler. Fakat peygamberlerde bulunmayacağına dair bir kayıt yoktur. Şayet, diğer peygamberlerin ümmetIerinin de böyle abdest aldıkları kabul edilirse şöyle denilecek: Onlar da abdest almışlar ise de gurre ve tahcil durumu onlarda bulunmayacaktır. Allah Teale. Ümmet-i Muhammediyye'ye özel bir ikram mahiyetinde gurre ve tahcili verecektir. Abdestin isbağı (= mükemmel bir şekilde alınması) ve abdest'in bitiminde kelime-i şahadet okunuşu halinde cennet kapılarının açılması ile ilgili fıkra. Müslim'de ve Ebu Davud'un süneninde Hz. Ö mer (r.a.)'den ve Hz. Ukbe bin Amir El-Cuheni (r.a.)'den müteaddit senedlerle rivayet edilmiştir. Abdest sonunda okunan kelime-i şehadetin baş kısmında; -vahdehu la şerike leh- parçası da bulunur. Tabarani ise daha uzun bir ilave yaparak şöyle nakleder: -vahdehu la şerike leh lehul mulk ve lehul hamd ve huve ala kulli şey'in kadir- Tirmizi'rıin rivayetindeki dua ise şöyledir : -Eşhedu en la ilahe illallah vahdehu la şerike leh ve eşhedu enne muhammeden abduhu ve resuluhu Allahumme’c-alnî mine’t-tevvabîne ve’c-alnî minel mutetahhirîn” TİRMİZİ’NİN BU HADİS’İ İÇİN BURAYA TIKLAYIN Ömeı ve Ukbe (r.a.)'nın isbağ ve dua ile ilgili hadisleri kitabımızın 60'ıncı babında da. Yukarıdaki hadis'in senedi zayıf olsada içerdiği hükümler ve yer alan dua ve mükafatı sahih hadislerde, Müslim Tirmizi ve Ebu Davud gibi muteber kitaplarda sabittir. Yani hadis'in metni muteber, geçerli ve sabittir, senedi zayıftır

Sünen-i İbn Mâce, 419

Benzer hadisler

HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يَزِيدَ الْمُقْرِئُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي غُطَيْفٍ الْهُذَلِيِّ، قَالَ سَمِعْتُ عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، فِي مَجْلِسِهِ فِي الْمَسْجِدِ فَلَمَّا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَصَلَّى ثُمَّ عَادَ إِلَى مَجْلِسِهِ فَلَمَّا حَضَرَتِ الْعَصْرُ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَصَلَّى ثُمَّ عَادَ إِلَى مَجْلِسِهِ فَلَمَّا حَضَرَتِ الْمَغْرِبُ قَامَ فَتَوَضَّأَ وَصَلَّى ثُمَّ عَادَ إِلَى مَجْلِسِهِ فَقُلْتُ أَصْلَحَكَ اللَّهُ أَفَرِيضَةٌ أَمْ سُنَّةٌ الْوُضُوءُ عِنْدَ كُلِّ صَلاَةٍ قَالَ أَوَ فَطِنْتَ إِلَىَّ وَإِلَى هَذَا مِنِّي فَقُلْتُ نَعَمْ ‏.‏ فَقَالَ لاَ لَوْ تَوَضَّأْتُ لِصَلاَةِ الصُّبْحِ لَصَلَّيْتُ بِهِ الصَّلَوَاتِ كُلَّهَا مَا لَمْ أُحْدِثْ وَلَكِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ تَوَضَّأَ عَلَى كُلِّ طُهْرٍ فَلَهُ عَشْرُ حَسَنَاتٍ ‏"‏ ‏.‏ وَإِنَّمَا رَغِبْتُ فِي الْحَسَنَاتِ ‏.‏

Ebu Gutayf El-Huzeli (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Abdullah bin Ömer bin El-Hattab (r.a.), Mescid-de, yerinde oturuyordu. (Öğle) namazı vakti olunca kalktı, abdest alıp namaz kıldı. Sonra yerine dönüp oturdu. Ta ikindi namazı zamanı gelince (abdesti olduğu halde) yeniden abdest alıp namaz kıldı. Sonra yerine geçip oturdu. Akşam namazı zamanı olunca kalkıp (tekrar) abdest tazeleyip namaz kıldıktan sonra yine yerine dönünce ben O'na : Allah, seni salihlerden kılsın, her farz namaz zamanı abdest tazelemek farz mıdır? Sünnet midir? diye sordum. Kendisi bana: Sen bana ve benim şu yaptığıma mı baktm? diye sordu. Ben de: Evet, deyince kendisi: Hayır. Ben, sabah namazı için abdest alsaydım, abdestim bozulmadıkça onunla (günlük) bütün namazları kılabilirdim. Lakin Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'i şöyle buyururken işittim: «Kim abdest üzerine abdest alırsa kendisi için on hasene vardır.» Gerçekten ben de bu hasenelere rağbet ettim, dedi." Not: Zevaid'de: Hadisin sıhhat bakımından medarı ravi Abdurrahman bin Ziyad El-İfriki üzerindedir. Kendisi zayıftır. Ve zayıf olmakla berabar tedlis yapardl. Ebu Davud da hadisi rivayet etmiş, Tirmizi ise hadis'ten yalnız Resul-i Ekrem'e ait metni rivayet etmiştir, denilmektedir. AÇIKLAMA : Hadisin son kısmı İbn-i Ömer (r.a.)'in mevcut abdestini bozmadan abdest tazelediğine delalet ettiği için tercemede bu durumu parentez .içi ilavelerle ifade ettik. Hasene: Kulun işlediği hayırlı haslete denir. Abdest almak bir hasenedir. Hadis, abdest üzerine abdest alan kimseye AIlah Teala'nın on abdest sevabını vereceğini bildiriyor. İşlenen bir hasene karşılığında Allah'ın vadettiği mükafatın en azı o hasenenin 10 katıdır, Bazen bu mükafat 70 kat, bazen 700 kat bazen daha çok olabilir. Ebu Davud ve Tirmizi Sünenlerinin şerhleri, Tuhfe ve Menhel'de bu durum belirtiliyor. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Hadis, her farz namaz için abdest tazelemenin müstahab olduğuna delalet eder. Bu hususta mukim ve yolcu arasında bir fark yoktur. Cumhur'un mezhebi budur. 2- Tecdid-i Vudu', yani abdest üzerine abdest almamn mükafatını bildiriyor. 3- İbn-i Ömer (r.a.) aldığı bir abdestIe namaz kıldıktan sonra ikinci bir farz namaz için, abdest üzerine abdest aldığı noktasından hareketle bazı alimler: 'Bir abdestIe; namaz, Kur'an'ı ellemek ve Ka'be'yi tavaf gibi bir ibadet yapıldıktan sonra abdest üzerine abdest almak müstahabtır. Aksi takdirde yani alınan abdestle bir ibadet yapılmadıkça o abdes.t üzerine tekrar abdest almak müstahab değildir, demişlerdir. Bazı alimler ise: 'Abdest üzerine abdest almak için böyle bir kayıtlama yoktur. Tecdid-i Vudu', daima müstahabtır, demişlerdir

Sünen-i İbn Mâce, 512
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا جَعْفَرُ بْنُ مُسَافِرٍ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ قَعْنَبٍ أَبُو بِشْرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَرَادَةَ الشَّيْبَانِيُّ، عَنْ زَيْدِ بْنِ الْحَوَارِيِّ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ قُرَّةَ، عَنْ عُبَيْدِ بْنِ عُمَيْرٍ، عَنْ أُبَىِّ بْنِ كَعْبٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ دَعَا بِمَاءٍ فَتَوَضَّأَ مَرَّةً مَرَّةً فَقَالَ ‏"‏ هَذَا وَظِيفَةُ الْوُضُوءِ ‏"‏ ‏.‏ أَوْ قَالَ ‏"‏ وُضُوءٌ مَنْ لَمْ يَتَوَضَّأْهُ لَمْ يَقْبَلِ اللَّهُ لَهُ صَلاَةً ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ تَوَضَّأَ مَرَّتَيْنِ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ قَالَ ‏"‏ هَذَا وُضُوءٌ مَنْ تَوَضَّأَهُ أَعْطَاهُ اللَّهُ كِفْلَيْنِ مِنَ الأَجْرِ ‏"‏ ‏.‏ ثُمَّ تَوَضَّأَ ثَلاَثًا ثَلاَثًا فَقَالَ ‏"‏ هَذَا وُضُوئِي وَوُضُوءُ الْمُرْسَلِينَ مِنْ قَبْلِي ‏"‏ ‏.‏

Ubeyy bin Ka'b (Radiyallahu anh)'den şöyle dediği rivayet olunmuştur : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), su istedi ve (abdest uzuvlarını) birer defa (yıkayarak) abdest aldı. Sonra buyurdu ki: «Bu, abdest görevidir.» veyahut şöyle buyurdu: «Bu, kişinin öyle abdestidir ki, onu almazsa Allah, hiç bir namazını kabul etmez.» Bundan sonra O, (uzuvlarını) ikişer defa (yıkamakla) abdest aldı ve bundan sonra şöyle buyurdu : «Bu, kişinin öyle bir abdestidir ki, onu aldığı zaman Allah ona sevabdan iki pay verir.» Daha sonra O, üçer defa (yıkamak suretiyle) abdest aldı. Sonra buyurdu ki: «Bu, benim ve ben'den önceki Resullerin abdestidir.» Not: Hadisin isnadıııda zayi! olan Zeyd El-Ammi ve yine zayıf olan ravisi bulunduğundan imadm zayıflığı Zevaid'de ifade edilmiştir. Yine Zevaid'in bildirildiğine göre İmam Ahmed de Müsnedinde hadisi şu senedle rivayet etmiştir: ''Ebu. İsrae'den, o da Zeyd El-Ammi'den. o da Nafi'd8n. o da İbn-i Ömer'den ... '' 419’un izahını okumadıysanız okuyun

Sünen-i İbn Mâce, 420
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا عَلْقَمَةُ بْنُ عَمْرٍو الدَّارِمِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَطَاءٍ الْبَجَلِيِّ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ الْجُهَنِيِّ، عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَتَوَضَّأُ فَيُحْسِنُ الْوُضُوءَ ثُمَّ يَقُولُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ إِلاَّ فُتِحَتْ لَهُ ثَمَانِيَةُ أَبْوَابِ الْجَنَّةِ يَدْخُلُ مِنْ أَيِّهَا شَاءَ ‏"‏ ‏.‏

Ömer bin El-Hattab (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre kendisi Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Seİlem) şöyle buyurdu, demiştir: «Her hangi bir müslüman abdestini güzelce alır sonra «Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in O'nun kulu ve Resulü olduğuna şübhesiz şehadet ederim, derse mutlaka onun için cennetin 8 kapısı açılır. Bunlardan dilediğinden (cennet'e) girer.» AÇIKLAMA : Hadiste geçen "Güzelce abdest'' tabirinden maksad isbağdır. Yani rükünleri ile beraber abdestin sünnet ve adabına riayet etmek ve suda israf etmemektir. Sindi Güzelliği böyle açıkladıktan sonra der ki: «Tirmizi'nin rivayetinde duanın sonunda şu parça da vardır. = «Allah'ım! Beni çok tevbe edenlerden kıl ve beni çok temizlenenlerden eyle.,. Nevevi demiştir ki, Nesai'nin Amelu'l-Yevm Ve'l-Leyle kitabında merfu' olarak rivayet etmiş olduğu şu duayı da eklemek müstahabtır. «Allah'ım, senin her türlü noksanlıktan pak ve nezih olduğuna inanırım. Senin hamdinle şahadet ederim ki senden başka ilah yoktur. Sen tek'sin hiç bir ortağın yoktur. Senden mağfiret dilerim ve sana tevbe ederim.» Hadisin «Cennet'in 8 kapısı açılır.» parçasına gelince bir kapı kişinin Cennet'e girmesi için kafi olduğu halde, mezkur amelin üstün değerini belirtmek ve yüceltmek için sekiz kapının açılacağı haber veriliyor.» Ebu Davud, Sünen'inde, benzer başlık altında açtığı babta, Ukbe bin Amir'den rivayet edilen uzun metinli hadisin sonunda Hz. Ömer'den rivayet edilen metin Müslim'de de bulunur. EI-Menhel yazarı hadisi açıklarken özetle şöyle der: 'Cennet'in sekiz kapısının adları şöyledir: İman kapısı, Namaz kapısı, Oruç kapısı, Sadaka kapısı, Öfkesini yenenler kapısı, Razılar kapısı, Cihad kapısı ve Tevbe kapısı. Bir hadise göre Cennetin Reyyan kapısından yalnız oruçlular girer. Başkası bu kapıdan giremez. Yukardaki hadise göre abdest alıp dua okuyan kimse için (bu kapı dahil) Cennet'in sekiz kapısının açılması durumu bir çelişki arzetmez. Çünkü eğer abdest ve duayı gerçekleştiren kimse oruçluluk vasfını da taşıyorsa dileğine binaen Reyyan kapısından veya başka kapıdan girer. Şayet oruçluluk vasfını taşımıyorsa Reyyan kapısından girmek arzusunu duymaz. Veya buna muvaffak kılınmaz. Bu takdirde hadisteki muhayyerlik hikmeti ve faydası o şahsın ihraz edeceği şeref ve azameti belirtmektir. Nasıl ki Allah Teala, bütün peygamberlere Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in zamanına ulaşmaları halinde O'na iman etmelerini emretmiştir. Halbuki Hz. Muhammed'in diğer peygamberlerin zamanında zuhur etmiyeceği ve hepsinden sonra gönderileceği malum idi. Bu emir sırf peygamberimizin şerefinin açıklanması ve ilanı içindir. Abdest tamamlandıktan sonra okunması emrolunan yukardaki duaların hepsinin peygamberimizden rivayet edilmesi sabittir. Fakat abdest alındığında her uzuv yıkanırken okunması itiyad haline getirilen dualar sabit görülmemiştir. Müslim, Nesai, Tirmizi ve Ebu Davud abdest sonunda şahadet kelimesinin okunmasına dair hadisi uzun ve kısa metinler halinde rivayet etmişlerdir. Müslim ve Nesai'nin rivayetlerinde abdestten sonra iki rek'at namaz kılan ve huşu' içinde namazını tamamlayanlar için benzer mükafat vaad edilmiştir. Bu sebeble Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebIerine göre abdestten sonra iki rek'at namaz kılmak sünnettir

Sünen-i İbn Mâce, 470
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، سَمِعْتُ سُفْيَانَ، يَقُولُ لِزَائِدَةَ بْنِ قُدَامَةَ يَا أَبَا الصَّلْتِ هَلْ سَمِعْتَ فِي، هَذَا شَيْئًا فَقَالَ حَدَّثَنَا سَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ، عَنْ كُرَيْبٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَامَ مِنَ اللَّيْلِ فَدَخَلَ الْخَلاَءَ فَقَضَى حَاجَتَهُ ثُمَّ غَسَلَ وَجْهَهُ وَكَفَّيْهِ ثُمَّ نَامَ ‏.‏ حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ خَلاَّدٍ الْبَاهِلِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، أَنْبَأَنَا سَلَمَةُ بْنُ كُهَيْلٍ، أَنْبَأَنَا بُكَيْرٌ، عَنْ كُرَيْبٍ، قَالَ فَلَقِيتُ كُرَيْبًا فَحَدَّثَنِي عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَذَكَرَ نَحْوَهُ ‏.‏

İbn-i Abbas (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) gece uykudan kalkıp helaya girdi. Kaza-i hacet ettikten sonra çıkıp yüzünü ve bileklerine kadar ellerini yıkadı. Sonra uyudu.» AÇIKLAMA : Müellif, İbn-i Abbas'tan rivayet ettiği bu hadis için iki sened zikretmiştir. Birinci senedde belirtildiğine göre, ravilerden Veki'demiş ki: Ben, Süfyan'ın Zaide b. Kudame'ye: Ey Ebu's-Salt! Uyumak için abdest almak hakkında bir şey işittin mi? diye sorduğunu ve Zaide'nin: Bize Seleme bin Kuheyl, Kureyb'den O da İbn-i Abbas'tan şöyle rivayet etti, diye cevap verdiğini işittim. İkinci senedde de ravilerden Bukeyr demiş ki: Ben Kureyb ile görüştüm. Kendisi İbn-i Abbas'ın Peygamber'den rivayetle şu hadisini bana anlattı. .. Sindi diyor ki: Musannifin maksadı uyumak için abdest almanın mendub olduğunu bildirmektir. Söz konusu abdest hakkında sahih hadisler vardır. İbn-i Abbas'ın. hadisi, uyumak için kafi olan abdest miktarını beyan eder. Musannifin bu istinbatı gariptir. Buna göre cünüp kişi, ğusül etmeden uyumak istediği zaman hadislerle alması istenen abdestin de böyle yorumlanması mümkündür. Fakat, cünüple ilgili olarak istenen abdeste ait hadiste bu yoruma engel vardır. Sindi'nin, Musannifin istinbatını garipsemesinin nedeni .görüldüğü gibi İbn-i Abbas'ın hadisinde Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in yalnız ellerini ve yüzünü yıkadığı bildiriliyor. Oysa bu, şer'i abdest sayılamaz. Diğer taraftan Buhari ve Müslim'de Bera' bin Azib'den rivayet edilen hadiste Resul-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: ''Yatağına varmak istediğin zaman namaz abdesti gibi abdest al..'' Mendub olan şey, yalnız el ve yüzü yıkamak değil, namaz abdesti gibi tam abdest almaktır. Müellifin rivayetine göre elleri ve yüzü yıkamaya 'Vudu'' = abdest denmesi ile şer'i abdest değil, kelimenin lugat manası olan temizlenme kasdedilmiştir

Sünen-i İbn Mâce, 508
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنِي سَلَمَةُ بْنُ شَبِيبٍ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ أَعْيَنَ، حَدَّثَنَا مَعْقِلٌ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرٍ، أَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ، أَنَّ رَجُلاً، تَوَضَّأَ فَتَرَكَ مَوْضِعَ ظُفُرٍ عَلَى قَدَمِهِ فَأَبْصَرَهُ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ ‏ "‏ ارْجِعْ فَأَحْسِنْ وُضُوءَكَ ‏"‏ ‏.‏ فَرَجَعَ ثُمَّ صَلَّى ‏.‏

Bana Selemetü'bnü Şebîb rivayet etti. (Dediki) : Bize Hasen b. Muhammed b. A'yen rivayet etti. (Dediki) : Bize Ma'kıl, Ebu'z-Zübeyr'den, o da Cabir'den naklen rivayet etti. Cabir şöyle demiş: Bana Ömer b. el-Hattab'ın haber verdiğine göre bir adam abdest aldı, ayağının üstünde bir tırnak kadar bir yeri yıkamadan bıraktı. Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu görünce: "Dön de iyice abdest al" buyurdu. Adam döndü (abdest aldıktan) sonra namaz kıldı. Diğer tahric: İbn Mace, 666; Tuhfetu'l-Eşraf, 10421 NEVEVİ ŞERHİ: "Bir adam abdest aldı (3/131) sonra namaz kıldı." Bu hadisten abdest alırken temizlenmesi gereken yerlerden çok küçük bir kısmı dahi terk edecek olursa, abdestinin sahih olmayacağı anlaşılmaktadır. Bu da üzerinde ittifak olunmuş bir husustur. Ancak ilim adamları teyemmüm alan bir kimsenin yüzünün bir kısmını terk etmesi hakkında farklı kanaatlere sahiptir. Bizim ve cumhurun mezhebine göre abdesti sahih olmadığı gibi, teyemmümü de sahih olmaz. Ebu Hanife' den ise bu hususta üç rivayet gelmiştir. Birincisine göre eğer yarısından azını terk etmiş ise yeterli olur, ikincisine göre eğer bir dirhem miktarından daha azını terk etmişse yeterli olur, üçüncü rivayete göre dörtte birini ve daha azını terk ederse yeterli olur şeklindedir. Cumhur ise kıyası delil göstermek imkanına sahiptir. Allah en iyi bilendir. Bu hadiste, bilmeden abdest organlarından bir kısmını terk eden kimsenin abdestinin sahih olmayacağına delil vardır. Yine bu hadisten bilmeyen kimseye öğretmek ve ona yumuşak davranmak gerektiği de anlaşılmaktadır. Bir topluluk bu hadisi, ayaklar hakkında farz olanın onları mesh etmek değil, yıkamak olduğuna delil göstermişlerdir. Kadı İyaz (rahimehullah) ve başkaları da bu hadisi abdest alırken muvalata (abdest azalarını arka arkaya yıkamaya) da delil göstermişlerdir. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Güzel bir şekilde abdest al" buyurmuş ve yıkamadan bıraktığın yeri yıka buyurmamıştır. Böyle bir delillendirme zayıf yahut batıldır. Çünkü Nebi (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in: "Güzel bir şekilde abdest al" buyurması tamamlamak anlamına gelme ihtimalini de taşır, yeniden abdest almak ihtimalini de taşır. Hadisin anlamını bunlardan birisi hakkında yorumlamak diğerine göre öncelikli değildir. Allah en iyi bilendir. "Zufur"un iki söyleyişi sözkonusudur. En iyileri zı ve fe harflerini ötreli (zufur) diye okumaktır. Kur'an-ı azimuşşan'da da bu şekilde (bk. En'am, 6/146) gelmiştir. Fe harfinin sakin okunarak "zufr" denilmesi caiz olduğu gibi, zı kesreli fe sakin olarak "zıfr" da her ikisi kesreli "zifir" da denilir. Şaz kıraatlerde her iki şekilde de okunmuştur. Çoğulu "ezfar" gelir. Çoğulun çoğulu ise "ezatır"dir. Aynı zamanda tekilolarak "uzfur" da denilir. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi-i şerif abdest alırken yıkanmadık az bir yer bırakan kimsenin abdesti sahîh olmadığına delildir. Mes'ele ulema arasında ittifakidîr. Yalnız teyemmüm eden bir kimsenin yüzünden bir yeri mesh etmeden bırakması ihtilaflıdır. Cumhur-u ulemaya göre; teyemmüm de abdest gibidir. Binaenaleyh o da sahih olmaz. Bu babta Ebu Hanifeden üç kavil rivayet edilmiştir: 1) Teyemmüm ederken yüzün yarısından az bir yer bırakılırsa o teyemmüm sahihtir. 2) Dirhem miktarından az bir yer bırakılırsa teyemmüm sahihtir. 3) Yüzün dörtte birini veya daha azını bırakırsa teyemmüm sahihtir. Yine bu hadisle Ulema cahili rifk-u mülayemetle öğretmek lazım geldiğine ve keza abdest alırken ayakların yıkanması farz olduğuna istidlal etmişlerdir. Kaadî Iyaz abdest alırken muvalaatın yani; her uzvu peşi peşine yıkamanın farz olduğuna bu hadisle istidlal etmişsede Nevevî onun bu istidlalini zaif hatta batıl görmüştür. Çünkü: «Abdestini tertemiz al» emri hem abdesti yeniden almaya hemde o abdesti tamamlamaya ihtimalli bir sözdür. Bu ihtimallerden birini tercih etmek için ortada bir delil yoktur. Fakat Nevevî bu itirazında haksız görülmüştür. Çünkü; hadis abdesti yenilemek manasında kesindir. îmam Ahmedin iyi bir, isnadla rivayet ettiği Halid bin Ma'dan hadisinde; «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Namaz kılan bir adam gördü; ayağının üzerinde dirhem mikdarı su isabet etmemiş bir yer vardı. Resulullah (Sallaîlahu Aleyhi ve Sellem) ona yeniden abdest almasını emir buyurdu.» denilmektedir. Malîkîler bu hadisle istidlal ederek muvalatın farz olduğunu söylemiş, diğer ulema ise; buradaki emri nedb manasına almışlardır. Tırnak manasına gelen zufur; kelimesi zufr ve zıfr şekillerinde de okunabilir. Fakat meşhur kıraeti zufurdur. Netekim kur'an-ı kerîmde de bu kiraet üzere varid olmuştur

Sahîh-i Müslim, 576
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي فُدَيْكٍ، عَنْ عَبْدِ الْمُهَيْمِنِ بْنِ عَبَّاسِ بْنِ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيِّ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ لاَ صَلاَةَ لِمَنْ لاَ وُضُوءَ لَهُ وَلاَ وُضُوءَ لِمَنْ لَمْ يَذْكُرِ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ وَلاَ صَلاَةَ لِمَنْ لاَ يُصَلِّي عَلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ وَلاَ صَلاَةَ لِمَنْ لاَ يُحِبُّ الأَنْصَارَ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو الْحَسَنِ بْنُ سَلَمَةَ حَدَّثَنَا أَبُو حَاتِمٍ، حَدَّثَنَا عُبَيْسُ بْنُ مَرْحُومٍ الْعَطَّارُ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْمُهَيْمِنِ بْنُ عَبَّاسٍ، فَذَكَرَ نَحْوَهُ ‏.‏

Not: Senedin iki kolunun birleştiği ravi Abdu'l-Muheymin'in zayıflığı hususunda alimler ittifak ettikleri gerekçesi ile isnadın zayıf olduğu Zevaid'de belirtilmiştir. Fakat Sindi demiş ki Abdu'l-Muheymin yalnız kalmamıştır. Çünkü onun kardeşi oğlu da rivayette bulunmuştur. Bu rivayeti Taberani, El-Mu'cemu'l-Kebir'de nakletmiş tir. AÇIKLAMA : (397, 398, 399, 400) ''Abdesti olmayanın namazı yoktur.'' manası şudur: Hiçbir farz veya nafile namaz abdestsiz kılınamaz. Abdestsiz olarak kılınan namaz sahih değildir, namaz sayılamaz. Bütün müslümanlar, abdest almaya gücü yeten bir kimsenin abdest almasının namazın sıhhati için şart olduğunda ittifak etmişlerdir. Su bulamayan veya kullanamayan kimse için teyemmüm de abdest hükmündedir. Hadisin "Abdest üzerinde Allah ismini zikretmeyenin abdesti yoktur.'' bölümüne gelince: Allah'ın ismini zikretmek çeşitli şekillerde olabilir. Beyhaki, Nesai ve Darekutni'nin Enes r.a.'den rivayet ettiklerine göre Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in mubarek parmakları arasından bir mucize mahiyetinde su fışkırdığı zaman Resulullah (s.a.v.) ...... = "Bismillah diyerek abdest alınız'' buyurmuştur. Taberani'nin Ebu Hureyre r.a.'den rivayetine göre Resul-i Ekrem (s.a.v.) ona: Ya Eba Hureyre! Abdest almak istediğin zaman; Bismillah ve'l-hamdu Lillah söyle. Çünkü böyle söylersen o abdestin bozuluncaya kadar senin görevli meleklerin senin için hasenat yazarlar. buyurmuştur. Fakat bu hadis'in sen.edinin zayıf olduğu Subulu's-Selam»da belirtilmiştir. Fethü'l-Kadir'de denildiğine göre Seleften veya Nebi (s.a.v.)'den nakledilen söz; --- Bizmillahi'l-Azim ve'l-hamdu Lillahi ala dini'l-İslam--- dır. Bir de en faziletlisi, istiazeden sonra tam besmele çekmektir, diyenler vardır. EI-Muhit'te ise Kelime-i Tevhid veya Kelime-i Şehadet yahut AIlah'a hamd etmek ile hadisin gereği yapılmış olur, denilmiştir. Bölümün ",.. Abdesti yoktur.'' hükmü de iki şekilde yorumlanmıştır. 1. Allah'ın ismini anmayanın abdesti sahih değildir. 2. Allah'ın ismini anmayanın abdesti kamil ve olgun değildir. Bölümün zahirine göre birinci şekilde yorumlanır. Böyle yorumlanınca tesmiye (= Allah'ın adını zikretmek) abdestin sıhhati için vacip olur. Zahiriye mezhebine mensup alimler İshak ve başka bir grup alim bu görüştedirler. Bunlardan Zahiriye mezhebine göre tesmiye abdestin farzıdır. Unutularak bile terk edilirse abdest sahih sayılmaz. Diğerlerine göre kasden terkedenin abdesti sahih değil ise de unutarak terkedenin abdesti sahihtir. Ahmed bin HanbeI'den bir rivayete göre O da böyle söylemiştir. Ashabı da bu görüştedir. Gusül ve teyemmüm de abdest gibidir. Abdest esnasında hatırlayan kimse hemen besmele çekerek abdestine, kaldığı yerden devam eder. Bölümü ikinci şekilde yorumlayan alimlerin başında gelen Hanefi, Şafii ve Maliki'ler ise; tesmiyenin sünnet olduğuna hükmetmişler. Ahmed bin HanbeI'in bir rivayeti de böyledir. Tesmiye çeşitleri hakkındaki Hanefi'lerin görüşü; yukarda Fethü'l-Kadir'den alınan nakilde belirtildi. Şafii'lere göre ise BismilIah demek yeterlidir. Tam besmeleyi çekmek ise daha faziletlidir. Maliki mezhebine göre besmeleyi tam çekmek hakkında iki görüş vardır. Birisine göre tam çekmek daha iyidir. Diğerine göre ise yalnız Bismillah demek daha iyi sayılmıştır. Tesmiyenin vacip olmadığını söyleyerek bölümü 2'nci şekilde yorumIayanların delili şu hadistir. 'Kim Allah adını zikrederek abdest alırsa, aldığı abdest onun bütün bedenini temizler. Allah adını zikretmeden aldığı abdest ise yalnız abdest uzuvlarını temizlemiş olur.' Bu hadisi, Darekutni ve Beyhaki İbn-i Ömer (r.a.)'den merfuan rivayet etmişler. Fakat senedIerinde rivayeti metruk olan AbduIlah bin El-Hakem Ed-Dahiri bulunur. Darekutni, Ebu Hureyre (r.a.)'den de rivayet etmiş ise de onun senedinde, zayıf olan Mirdas bin Muhammed bin AbdiIIah ve babası vardır. Keza Darekutni ve Beyhaki, İbn-i Mes'ud (r.a.)'den de rivayette bulunmuşlar. Lakin bu senedde de metruk olan Yahya bin Haşim Es-Simsar bulunur. Bu hadis tesmiyenin vacip olmadığına delalet eder, diyen alimler yukarıda Beyhaki, Nesai ve DarekutnI'nin Enes (r.a.)'den rivayet ettiklerini belirttiğimiz 'Bismillah diyerek abdest alınız' mealindeki hadise dayanarak besmele'nin sünnet olduğunu söylemişlerdir. Nevevi de, bu mes'elede Ebu Hureyre (r.a.)'in şu mealdeki hadisini delil göstermek mümkündür, demiştir: 'Allah adı ile başlanmayan önemli her iş sakattır, eksiktir.' Ebu Davud'un şerhi EI-Menhel'de bu izahat verildikten sonra şöyle deniliyor: Bu dayanakların kuvvetli oimadığı ve matluba pek delalet etmediği görülmektedir. Lakin Tirmizi' nin şerhinde İbn-i Seyyidi'n-Nas, bazı rivayetlerde, hadis metninde: = .. Kamil abdest... tabiri bulunur, demiştir. Rafii de bu tabirin bulunduğu rivayeti delil göstermiştir. Eğer bu rivayet sabit ise, tesmiye'nin sünnet olduğunu ispatlayan en kuvvetli delil budur. Tirmizi'nin şerhi Tuhfe'de şöyle deniliyor: «Abdest alınırken Allah adını anmak hususunda rivayet olunan hiç bir hadisin kuvvetli olmadığı El-Bezzar tarafından ifade edilmiştir. Ben derim ki: Bu babta çok hadis rivayet olunmuş olup bir diğerini desteklemektedir. Bunların toplamından anlaşılıyor ki; tesmiyenin bir aslı vardır. El-Hafız İbn-i Hacer de: Hadislerin toplamından bir kuvvet doğup tesmiyenin bir aslının bulunduğuna delalet var, der. Ebu Bekr bin Şeybe de: Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in abdest alırken tesmiyede bulunduğu bizce sabittir, demiştir. 400 nolu hadisteki: 'Ve Nebi üzerine salavat getirmeyenin namazı yoktur.' bölümü ile ilgili olarak Sindi şöyle der: Bölümün manası şudur: Ömründe bir defa olsun Nebi'ye salavat getirmenin farziyetine inanmayarak bu nedenle salavat getirmeyen veya ömür boyunca Nebi'ye salavat getirmeyi hiçe sayarak bu vecibeyi ifa etmiyenin namazı makbul değildir. Şafii ise: Bu bölümden maksad, namaz içinde Nebi'ye salavat getirmeyenin namazının sahih olmadığını ifade etmektir, diyerek namazda O'na salavat getirmeyi farz saymıştır. 'Ensar'ı sevmiyenin namazı yoktur ..' bölümünden maksad ise, Ensar-ı Kiram (r.a.)'ın yapmış oldukları fedakarlık ve yardımlara değer vermiyerek onların fazilet ve üstünlüklerini tanımayan kimsenin namazı makbul değildir

Sünen-i İbn Mâce, 400

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.