Sünen-i İbn Mâce · 428
Arapça metin
حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ حُمَيْدِ بْنِ كَاسِبٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ حَمْزَةَ، عَنْ كَثِيرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ رَبَاحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " كَفَّارَاتُ الْخَطَايَا إِسْبَاغُ الْوُضُوءِ عَلَى الْمَكَارِهِ وَإِعْمَالُ الأَقْدَامِ إِلَى الْمَسَاجِدِ وَانْتِظَارُ الصَّلاَةِ بَعْدَ الصَّلاَةِ " .
Ebu Hureyre (Radiyallahu anh)'den rivayet edildiğine göre, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu : Güçlüklere rağmen abdest'i kemal üzere almak ve mescitlere doğru çok adım atmak ve (bir) namazdan sonra da gelecek namazı gözetlemek (beklemek) günahların kefaretidir. AÇIKLAMA : Müslim ve Tirmizi'nin «Abdest İsbağı» babında Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettikleri şahid durumundaki hadiste Resul-i Ekrem'e ait kısım burdaki lafızların aynıdır. Sahabi'ye ait lafızlarda manayı etkilemeyen az bir değişiklik vardır. Oradaki hadisin meali şöyledir: "Ebu Hureyre (r.a.)'den : Şöyle söylemiştir: Resulullah (s.a.v.), (sahabilere) : «Allah'ın, günahları imha ettirdiği ve dereceleri yükselttirdiği şeyleri size göstermiyeyim mi?» buyurdu. Sahabiler: - Göster, Ya ResulalIah! dediler. Resulullah (s.a.v.) : «Güçlüklere rağmen abdesti tam olarak almak, mescidlere doğru çok adım atmak ve (bir) namazdan sonra diğer (bir) namazı beklemektir. İşte sizin ribatınız (= nöbetiniz) budur.'' buyurdu." Yukarıya mealini aldığımız Ebu Hureyre'nin hadisindeki Resul-i Ekrem'e aıt buyruğun son cümlesi Ebu Said-i Hudri'nin hadisinde yoktur. Tirmizi'nin şerhi Tuhfe'de Nevevi'den naklen beyan edildiğine göre Kadi İyad, hadisle ilgili olarak şöyle demiştir: 'Günahların imhasından maksad, onları mağfiret etmek (örtmek) tir. Bununla beraber, imha tabiri ile günahları hafeze meleklerin defterinden silmek kasdedilmiş olabilir ki, bu takdirde yine günahların mağfiretine delalet eder.' Derecelel'in yükselmesi de cennetteki makamın yükselmesi demektir. Konuşmanın soru ve cevap şeklinde oluşu, buyurulan hakikatların zihinlerde iyice yerleşmesini sağlar Hadisteki "Güçlükler ... " tabiri ile şiddetli soğuk, suyun dokunmasından eziyet duyulan hastalık. su arayıp bulmakta duyulan güçlük, gerektiğinde parayla. hatta pahalı bir fiatla suyu satın almak ve benzeri zorluklar kasdedilmiştir. "Mescidlere doğru çok adım atmak.'' durumu ise Nevevi'nin beyan ettiği gibi evin mescidlere uzak oluşu ve mescitlere devamlı gitmekle sağlanır. ''Bir namazdan sonra diğer bir namazı beklemek'' parçasından maksad, Tuhfe'de şöyle açıklanıyor: Yani, kişi cemaatle veya tek başına namaz kıldıktan sonra. oturduğu yerde veya evde diğer namaz vaktinin gelişini bekler. fikrini ona bağlar, yahut işiyle meşgul olmakla beraber, kalbini gelecek namaz vaktine bağlar. Ebu'l-Velid EI-Baci ise parçayı, bir vakit namazından sonra oturdugu' yerde diğer namaz vaktini belkemek, şeklinde yorumlamış ve bu durum, zamanları birbirine yakın olan namazıara mahsustur. Diğer namazlar için böyle bir bekleyiş adet olmamıştır, der. Musannıfın rivayetinde bulunmayan, fakat Müslim ile Tirmizi'nin rivayetinde bulunan «İşte sizin ribatınız budur cümlesine gelince; ribat; nöbet yeri ve bir şeye kendini hapsetmek, demektir. Namaz kılmak için camiye gidip orada namaz vaktini bekliyen kimse kendini ibadete hapsetmiş gibidir. Şöyle de denilebilir: Hadiste anılan ibadetlere devam etmek cihad ve serhatte nöbet beklemek gibidir. Bazıları; anılan ibadetler, sahibini günahlardan menettiği için buna ribat denmiştir, derler. Nevevi de parça hakkında: «Yani rağbet edilen ribat budur. Bir kısım ilim adamlarına göre rıbatın en faziletlisi budur. Nasıl ki, cihadın en büyüğü nefisle yapılan cihaddır. Şöyle yorumlamak da mümkündür: Ribat çeşitleri arasında herkes için yapılması ve sevabına kavuşulması mümkün olan ribat işte budur.» Tuhfe'de beyan edildiğine göre Kadi iyad şöyle demiştir: Bu ameller gerçek ribattır. Çünkü şeytanın nefis üzerine yapmak istediği etki yollarını tıkar, şehvani arzuları yener, vesveselere engel olur. Bu ise büyük cihaddır
Benzer hadisler
وَزَادَنَا عَمْرٌو قَالَ أَخْبَرَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ دِينَارٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " تَعِسَ عَبْدُ الدِّينَارِ وَعَبْدُ الدِّرْهَمِ وَعَبْدُ الْخَمِيصَةِ، إِنْ أُعْطِيَ رَضِيَ، وَإِنْ لَمْ يُعْطَ سَخِطَ، تَعِسَ وَانْتَكَسَ، وَإِذَا شِيكَ فَلاَ انْتَقَشَ، طُوبَى لِعَبْدٍ آخِذٍ بِعِنَانِ فَرَسِهِ فِي سَبِيلِ اللَّهِ، أَشْعَثَ رَأْسُهُ مُغْبَرَّةٍ قَدَمَاهُ، إِنْ كَانَ فِي الْحِرَاسَةِ كَانَ فِي الْحِرَاسَةِ، وَإِنْ كَانَ فِي السَّاقَةِ كَانَ فِي السَّاقَةِ، إِنِ اسْتَأْذَنَ لَمْ يُؤْذَنْ لَهُ، وَإِنْ شَفَعَ لَمْ يُشَفَّعْ ". قَالَ أَبُو عَبْدِ اللَّهِ لَمْ يَرْفَعْهُ إِسْرَائِيلُ وَمُحَمَّدُ بْنُ جُحَادَةَ عَنْ أَبِي حَصِينٍ وَقَالَ تَعْسًا. كَأَنَّهُ يَقُولُ فَأَتْعَسَهُمُ اللَّهُ. طُوبَى فُعْلَى مِنْ كُلِّ شَىْءٍ طَيِّبٍ، وَهْىَ يَاءٌ حُوِّلَتْ إِلَى الْوَاوِ وَهْىَ مِنْ يَطِيبُ.
Ebu Hureyre'nin naklettiğine göre Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Altın'a ve gümüş'e kul olan kahrolsun, sürünsün! Kadifeye ve işlemeli kumaşlara kul olan kahrolsun, sürünsün! Böyle menfaat düşkünü insanlara bir şey versen hoşuna gider fakat hiçbir şey vermezsen razı olmaz." Hadisin ravilerinden İsrail ve Muhammed İbn Cuhade bu hadisi Ebu Husayn'dan merfu olarak rivayet etmemişlerdir. [-2887-] Ebu Hureyre'nin naklettiğine göre Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Altın'a ve gümüş'e kul olan kahrolsun, sürünsün, bedbaht olsun! İşlemeli kumaşlara kul olan kahrolsun, sürünsün, bedbaht olsun! Böyle menfaat düşkünü insanlara bir şey versen hoşuna gider fakat hiçbir şey vermezsen öfkelenir. Kahrolsun böylesi, perişan olsun! Ayaklarına diken batsa bunu çıkaracak yardımcı bulamasın!. Buna karşılık saçı başı dağınık ve ayakları tozlar içinde olsa bile Allah yolunda savaşırken atının yularına yapışarak mücadele eden kul'a ne mutlu; bütün güzellikler onundur. Bu mücahit eğer görev verilirse öncü birliklerle ileri gidip nöbet tutar; yok geri hizmeti yapacaksa bu görevini de en iyi şekilde yerine getirir. Buna rağmen bir yere girmek üzere izin isteyecek olsa kendisine izin verilmez, herhangi bir hususta aracılık etse aracılığı kabul olunmaz." İmam Buhari şöyle demiştir: "Hadisin ravilerinden İsrail ve Muhammed İbn Cuhade bu hadisi Ebu Husayn'dan merfu' olarak rivayet etmemişlerdir. Bu rivayet: "Allah onları kahretsin!" diye de nakledilmiştir. (Ne mutlu! diye tercüme ettiğimiz) طوبى (Tuba) kelimesi فعلى (Fu'la) veznindedir ve her şeyin temiz, hoş olanı anlamına gelir. يطيب fiilinden türemiş olan bu kelimenin aynü'l-fiil denen ortadaki harfi . ...... (ya), ....... (vav)'a dönüşmüştür
حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ مُوسَى الْقَطَّانُ، حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ سُلَيْمَانَ التَّيْمِيِّ، عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي غَلاَّبٍ، عَنْ حِطَّانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الرَّقَاشِيِّ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " إِذَا قَرَأَ الإِمَامُ فَأَنْصِتُوا فَإِذَا كَانَ عِنْدَ الْقَعْدَةِ فَلْيَكُنْ أَوَّلَ ذِكْرِ أَحَدِكُمُ التَّشَهُّدُ " .
Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir: İmam okuduğu zaman, siz susunuz. İmam oturduğu zaman her hangi birinizin ilk zikri teşehhüd olsun.»" AÇIKLAMA : Müslim, bu hadisi uzun bir metin halinde rivayet etmiştir. Onun rivayetinde: ....''İmam okuduğu zaman susunuz." cümlesi yoktur. Müslim; Cerir'in, Süleyman aracılığıyla Katade (r.a.)'den yaptığı rivayette mezkur cümlenin bulunduğunu söylemiştir. Müslim'in arkadaşı Ebu İshak demiştir ki: Ebu'n-Nadr'ın kız kardeşinin oğlu Ebu Bekir, bu hadis hakkında bir söz söyledi. Müslim, Ona: Sen, hıfzı Süleyman'dan daha kuvvetli adam mı istiyorsun? dedi. Ebu Bekir (r.a.), bu sefer Ona şunu sordu: Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisine ne dersin? Müslim; Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisi sahihtir, dedi. Ebu Hureyre' (r.a.)'in hadisinden maksad; onun, merfu' olarak rivayet ettiği: "Ve imam okuduğu zaman susunuz." hadisidir. Müslim: Bu hadis bence sahihtir, deyince; Ebu Bekir (r.a.) Ona: O halde bunu niçin kitabına almadın? diye sordu. Müslim: Ben, kendimce sahih olan her şeyi buraya koymuş değilim. Ben, buraya ancak ulama'nın ittifak ettikleri hadisleri koydum, dedi. Nevevi, bu hadisin açıklamasını yaparken şöyle der: ''Bilmiş ol ki; 've iza kerea fe ensitu..' ziyadesinin sıhhati hakkında hadis hafızları ihtilaf etmişlerdir. Beyhaki'nin Sünen-i Kebir'de Ebu Davud-i Sicistani'den rivayet ettiğine göre. bu ziyade mahfuz değildir. Keza Beyhaki aynı durumu Yahya bin Main, Ebu Hatim er-Razi, Darekutni ve el-Hafız Ebu Ali en-Nisaburi' den nakletmiştir.' Beyhaki'nin dediğine göre Ebu Ali el-Hafız: Bu lafız mahfuz değildir. Süleyman et-Teymi bu lafzı ilave etmekle Katade (r.a.)'in bütün arkadaşlarına muhalefet etmiştir. Şu lafızların Süleyman'ın ilavesinin zayıflığı üzerinde toplanmış olmaları, Müslim'in bu ilaveyi sahih görmesine tercih edilir. Kaldı ki, Müslim bu ziyadeyi senedli olarak sahihinde rivayet etmemiştir.'' Tirmizi'nin şerhi Tuhfe yazarı da bu ziyade hakkında uzun uzadı konuşmuştur. 'Cehri namazda imam'ın arkasındayken kıraatı terketmek babı'nda verdiği bilgi özetle şöyledir: Hanefi alimlerinin, imamın arkasındayken kıraat yapılmayacağına dair gösterdikleri delillerden birisi de, Ebu Musa el-Eş'ari ve Ebu Hureyre (r.a.)'dan rivayet edilen: 've iza kerea fe ensitu..' hadisidir. Ebu Hureyre (r.a.)'nin hadisini Tirmizi hariç, diğer Kütüb-i Sitte sahipIeri rivayet etmişlerdir. Ebu Musa (r.a.)'ın hadisini de Ahmed ve Müslim tahric etmişlerdir. Anılan iki sahabi'nin rivayet ettikleri hadislerde bulunup, Hanefi alimlerince delil olarak gösterilen mezkur cümle, hadis hafızlarmın ekserisi yanında mahfuz değildir. Mahfuz olduğu teslim edilse bile imam'ın arkasındayken okumanın yasaklığına delil gösterilmesi sıhhatlı değildir. Bunun çok yönden izahı vardır. Bunlardan birisi, mevcud hadisleri uzlaştırmak için bu cümlede emredilen susmak ile Fatiha'dan başka bir şey okumamak istenmiştir, şeklinde yapılan yorumdur. El-Hafız İbn-i Hacer, Fethu'I-Bari'de: 'Cehri naınazlarda imam'a uyan kişi, Fatiha okumaz, diyen Malikiler ve bu görüşteki alimler; 've iza kerea fe ensitu ' hadisini delil göstermişlerdir. Bu hadis sahihtir. Müslim, bu hadisi Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.)'den tahric etmiştir. Fakat bu görüş'e delaleti yoktur, Çünkü cemaat, imam okurken, susmayı ve Fatiha'yı okumayı beraber yürütebilir, Şöyle ki: İmam Fatiha'yı okurken cemaat dinler. İmam sekte yapınca cemaat Fatiha okur, Ve imam sure okuyunca cemaat onu dinler, sure'yi okuma, Buhari, Cüz'ul-Kıraat'ta: Eğer bu hadis sahih olsaydı şöyle yorumlanabilirdi: Cehri namazlarda cemaat Fatiha'dan başka bir şey okumaz, imam'ı dinler. İmam sekte yaptığında cemaat'ın fatiha okuması, bu hadise aykırı degildir, demiştir.' der. Ebu Hureyre (r.a.), Peygamber (s.a.v.)'in vefatından sonra, cehri namazlar olsun, gizli namazlar olsun, bütün namazlarda imam'ın arkasındayken kişinin Fatiha okumasına hükmederdi. Üzerinde konuşulan hadisin ravisi de kendisidir
حَدَّثَنَا دَاوُدُ بْنُ رُشَيْدٍ، حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ غِيَاثٍ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، وَعَنْ أَبِي سُفْيَانَ، عَنْ جَابِرٍ، قَالاَ جَاءَ سُلَيْكٌ الْغَطَفَانِيُّ وَرَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَخْطُبُ فَقَالَ لَهُ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ " أَصَلَّيْتَ رَكْعَتَيْنِ قَبْلَ أَنْ تَجِيءَ؟ " قَالَ: لاَ . قَالَ: " فَصَلِّ رَكْعَتَيْنِ وَتَجَوَّزْ فِيهِمَا " .
Ebu Hureyre ve Cabir (r.anhuma)'dan; şöyle söylemişlerdir : Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hutbe okurken Süleyk el-Ğatafani (r.a.) geldi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ona: «Sen gelmeden önce iki rek'at namaz kıldın mı?» diye sordu. Süleyk (r.a.): Hayır, dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : — «İki rek'at namaz kıl ve bunları hafif tut» buyurdu. Diğer tahric: Müslim, Ebu Davud, Darekutni ve Beyhaki AÇIKLAMA (1112, 1113, 1114): Cabir (r.a.)'in ilk 1112 nolu hadisini Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Darekutni ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Rivayetlerin bir kısmında Süleyk (r.a.)'in ismi belirtilmemiştir. Bazı rivayetlerde: ''Kalk da namaz kıl.'' ifadesi geçmektedir. Ebu Said (r.a.)'in 1113 nolu hadisini Ebu Davud hariç, Kütüb-i Sitte sahipIeri rivayet etmişlerdir. Cabir (r.a.) ve Yakarıdaki yani Ebu Hureyre (r.a.)'in 1114 nolu hadisini Müslim, Ebu Davud, Darekutni ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Ebu Davud'un Cabir (r.a.)'den olan bir rivayetinde şu ilave vardır: ''İmam hutbe okurken biriniz (mescide) geldiği zaman iki rek'at namaz kılsın ve bunları hafif tutsun.'' Bu babtaki hadisler, hutbe esnasında mescide girenin iki rek'at "Tahiyyetü'I-Mescid" kılmasının meşruluğuna. delalet ederlar. Tirmizi, Ebu Said (r.a.)'in hadisini rivayet ettikten sonra: Bu hadis hasen-sahihtir. İlim ehlinin bazısının uygulaması bu hadis'e göredir. Şafii, Ahmed ve İshak bununla hükmetmişlerdir. Bazı alimler: İmam hutbe okurken mescid'e giren hemen oturur, hutbeyi dinler, namaz kılmaz demişlerdir. Süfyan-ı Sevri ve Kufe ehlinin kavli budur. Birinci kavil daha sahihtir, demiştir. Tchfe müellifi, Nevevi' nin Müslim'in şerhinde şöyle dediğini nakletmiştir: Müslim'in rivayet ettiği bu hadislerin hepsi Şafii, Ahmed, İshak ve hadisçilerin Fıkıhçılarının kavline delildir. Bu zatların kavline göre cuma günü imam hutbe okurken mescide girenin iki rek'at Tahiyyetü'l-Mescid namazı kılması müstahabtır. Kılmadan oturması mekruhtur. Bir an önce hutbeyi dinlemesi için bu namazı hafif tutması müstahabtır. Hasan-i Basri ve diger bazı Mütekaddiminin mezhebinin bu oldugu nakledilmişdir. El-Kadi'nin dediğine göre Malik. El-Leys, Ebu Hanife. Sevri, sahabilerle tabiilerin cumhuru, bu namazı kılmamaya hükmetmişlerdir. Ömer, Osman ve Ali (r.a.)'den bu yolda rivayet vardır. Bu gruptaki alimlerin delili. imamı dinlemek ve susmak hakkındaki delildir. Bunlar, bu babta rivayet edilen hadisleri te'vi! etmişlerdir, demiştir. Tuhfetü'I-Ahvezi yazarı ve EI-Menhel yazarı, her iki grubun delillerini. yorumlarını ve birbirlerine vermiş oldukları cevabıarı çok geniş almışlardır. Netice her ikisi. birinci gruptaki alimlerin görüşünü tercih etmişlerdir. (Yani Tehiyatu'l-Mescid Namazı -Mescid Namazı- İmam Hutbe verirken dahi müstehabtır demişlerdir)
حَدَّثَنِي الْقَعْنَبِيُّ، حَدَّثَنَا أَنَسٌ يَعْنِي ابْنَ عِيَاضٍ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، - وَهَذَا لَفْظُ ابْنِ الْمُثَنَّى - حَدَّثَنِي سَعِيدُ بْنُ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم دَخَلَ الْمَسْجِدَ فَدَخَلَ رَجُلٌ فَصَلَّى ثُمَّ جَاءَ فَسَلَّمَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَرَدَّ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَلَيْهِ السَّلاَمَ وَقَالَ " ارْجِعْ فَصَلِّ فَإِنَّكَ لَمْ تُصَلِّ " . فَرَجَعَ الرَّجُلُ فَصَلَّى كَمَا كَانَ صَلَّى ثُمَّ جَاءَ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمَ عَلَيْهِ فَقَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " وَعَلَيْكَ السَّلاَمُ " . ثُمَّ قَالَ " ارْجِعْ فَصَلِّ فَإِنَّكَ لَمْ تُصَلِّ " . حَتَّى فَعَلَ ذَلِكَ ثَلاَثَ مِرَارٍ فَقَالَ الرَّجُلُ وَالَّذِي بَعَثَكَ بِالْحَقِّ مَا أُحْسِنُ غَيْرَ هَذَا فَعَلِّمْنِي . قَالَ " إِذَا قُمْتَ إِلَى الصَّلاَةِ فَكَبِّرْ ثُمَّ اقْرَأْ مَا تَيَسَّرَ مَعَكَ مِنَ الْقُرْآنِ ثُمَّ ارْكَعْ حَتَّى تَطْمَئِنَّ رَاكِعًا ثُمَّ ارْفَعْ حَتَّى تَعْتَدِلَ قَائِمًا ثُمَّ اسْجُدْ حَتَّى تَطْمَئِنَّ سَاجِدًا ثُمَّ اجْلِسْ حَتَّى تَطْمَئِنَّ جَالِسًا ثُمَّ افْعَلْ ذَلِكَ فِي صَلاَتِكَ كُلِّهَا " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ قَالَ الْقَعْنَبِيُّ عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ وَقَالَ فِي آخِرِهِ " فَإِذَا فَعَلْتَ هَذَا فَقَدْ تَمَّتْ صَلاَتُكَ وَمَا انْتَقَصْتَ مِنْ هَذَا شَيْئًا فَإِنَّمَا انْتَقَصْتَهُ مِنْ صَلاَتِكَ " . وَقَالَ فِيهِ " إِذَا قُمْتَ إِلَى الصَّلاَةِ فَأَسْبِغِ الْوُضُوءَ " .
Ebu Hureyre (r.a.)'den nakledilmiştir: Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) mescide girmiş onun arkasından bir zat girerek namaz kılmış, sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e selam vermiş, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) selamı almış ve o zata: Dön de namazını kıl, çünkü sen namaz kılmadın" buyurmuştur. O zat dönerek evvelce kıldığı gibi namazı tekrar kılmış, sonra Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek selam vermiş Resulullah: "Ve aleykesselamu" dedikten sonra: “Dön de (yeniden) kıl, zira sen namaz kılmadın" buyurmuş ve bunu üç defa tekrarlamış, nihayet o zat: Seni hak (din) ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, ben bundan a'lasını beceremiyorum. Bana öğret, demiş, Resülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de: "Namaz'a kalktığın zaman tekbir al. Sonra kolayına geldiği kadar Kur'an oku, sonra rüku' et ve organlar yatışincaya kadar rükuda kal. Sonra başını kaldırarak iyice doğrul. Sonra secdeye vararak (azalann) yatışıncaya kadar secde et. Sonra başını kaldır ve (azalarını) yatışıncaya kadar otur ve bunu bütün namazlarında böyle yap" buyurmuşlardır. Ebu Davud dedi ki: el-Ka'nebf'nin Saîd b. Ebt Saîd el-Makburî vasıtasıyle Ebu Hureyre (r. a.) 'den naklettiğine göre (Resul-i Ekrem sözünün) sonunda, "Bunu (böyle) yaptığın zaman namazın tamamdır. Bundan eksilttiğin şey kadar namazından eksiltmiş olursun" buyurmuş. Sözünün başında ise, "Namaza kalktığın zaman abdesti güzel al" buyurmuştur. Diğer tahric: Buharî, imam; Tırmızî, salat, isti'zan; Nesaî, iftitah, tatbîk, sehv, "ibn Mace, ikame
وَقَالَ ابْنُ وَهْبٍ أَخْبَرَنِي عَمْرٌو، عَنْ بُكَيْرٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى الله عنه ـ أَنَّهُ قَالَ بَعَثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي بَعْثٍ، وَقَالَ لَنَا " إِنْ لَقِيتُمْ فُلاَنًا وَفُلاَنًا ". ـ لِرَجُلَيْنِ مِنْ قُرَيْشٍ سَمَّاهُمَا ـ فَحَرِّقُوهُمَا بِالنَّارِ. قَالَ ثُمَّ أَتَيْنَاهُ نُوَدِّعُهُ حِينَ أَرَدْنَا الْخُرُوجَ فَقَالَ " إِنِّي كُنْتُ أَمَرْتُكُمْ أَنْ تُحَرِّقُوا فُلاَنًا وَفُلاَنًا بِالنَّارِ، وَإِنَّ النَّارَ لاَ يُعَذِّبُ بِهَا إِلاَّ اللَّهُ، فَإِنْ أَخَذْتُمُوهُمَا فَاقْتُلُوهُمَا ".
Ebu Hureyre r.a. anlatıyor: Bir defasında Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizi askeri bir göreve gönderdi ve bize şu talimatı verdi: "Kureyş kabilesinden şu iki adamı yakalarsanız onları ateşte yakın!" Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu iki kişinin isimlerini de söylemişti. Daha sonra biz hazırlıklarımızı yapıp vedalaşmak üzere Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardık. Bize şöyle dedi: "Ben daha önce size Kureyş kabilesinden iki kişinin ismini söylemiş ve yakalarsanız ateşte yakmanızı istemiştim. Ateşle azap etmek sadece Allah'a mahsustur. Onları ele geçirecek olursanız öldürün!" Tekrar: 3016 Diğer tahric: Tirmizi Siyer; Dârimî, Siyer Tirmizi: Bu konuda İbn Abbâs, Hamza b. Amr ve Eslemî’den de hadis rivâyet edilmiştir. Tirmizî: Ebu Hüreyre hadisi hasen sahihtir. İlim adamlarının görüşü de bu hadise göredir. Muhammed b. İshâk bu hadisin senedine Süleyman b. Yesâr ile Ebû Hüreyre arasına bir kimse daha ilave etmiştir. Pek çok kimse Leys’in rivâyeti gibi rivâyet etmektedir. Fakat leys b. Sâd’ın rivâyeti daha sahih ve güzeldir
حَدَّثَنِي إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ الْمُنْذِرِ الْحِمْصِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ، حَرْبٍ حَدَّثَنَا الزُّبَيْدِيُّ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، وَأَبِي عَبْدِ اللَّهِ الأَغَرِّ، مَوْلَى الْجُهَنِيِّينَ - وَكَانَ مِنْ أَصْحَابِ أَبِي هُرَيْرَةَ - أَنَّهُمَا سَمِعَا أَبَا هُرَيْرَةَ يَقُولُ صَلاَةٌ فِي مَسْجِدِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَفْضَلُ مِنْ أَلْفِ صَلاَةٍ فِيمَا سِوَاهُ مِنَ الْمَسَاجِدِ إِلاَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ فَإِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم آخِرُ الأَنْبِيَاءِ وَإِنَّ مَسْجِدَهُ آخِرُ الْمَسَاجِدِ . قَالَ أَبُو سَلَمَةَ وَأَبُو عَبْدِ اللَّهِ لَمْ نَشُكَّ أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ كَانَ يَقُولُ عَنْ حَدِيثِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَمَنَعَنَا ذَلِكَ أَنْ نَسْتَثْبِتَ أَبَا هُرَيْرَةَ عَنْ ذَلِكَ الْحَدِيثِ حَتَّى إِذَا تُوُفِّيَ أَبُو هُرَيْرَةَ تَذَاكَرْنَا ذَلِكَ وَتَلاَوَمْنَا أَنْ لاَ نَكُونَ كَلَّمْنَا أَبَا هُرَيْرَةَ فِي ذَلِكَ حَتَّى يُسْنِدَهُ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِنْ كَانَ سَمِعَهُ مِنْهُ فَبَيْنَا نَحْنُ عَلَى ذَلِكَ جَالَسَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ بْنِ قَارِظٍ فَذَكَرْنَا ذَلِكَ الْحَدِيثَ وَالَّذِي فَرَّطْنَا فِيهِ مِنْ نَصِّ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنْهُ فَقَالَ لَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ إِبْرَاهِيمَ أَشْهَدُ أَنِّي سَمِعْتُ أَبَا هُرَيْرَةَ يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " فَإِنِّي آخِرُ الأَنْبِيَاءِ وَإِنَّ مَسْجِدِي آخِرُ الْمَسَاجِدِ " .
Bana İshak b. Mensur rivayet etti. (Dediki): Bize İsâ b. Münzir El-Hımsî rivayet etti. (Dediki): Bize Muhammed b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Zübeydî, Zühri'den, o da Ebû Selemete'bnü Abdirrahman ile Cüheynilerîn azatlısı Ebû Abdillah El-Eğarr'dan naklen rivayet eyledi, Ebû Abdillah Hz. Ebû Hureyre'nin ashabındanmış. Bu iki zat Ebû Hureyre'yi şöyle derken işitmişler : «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in mescidinde kılınan bir namaz başka mescidlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir; yalnız Mescid-i Haram müstesna! Çünkü Resûlullah (Sallallahu Aleyhi've Sellem) Nebilerin sonuncusudur. Onun mescidi de mescidlerin sonuncusudur.» Ebû Seleme ile Ebû Abdillah (Demişlerki): «Biz Ebû Hureyre'nin Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in hadîsini söylediğinde şüphe etmedik. Bu da hadîs hakkında Ebû Hureyre'den isbat istememize mâni oldu. Ebû Hureyre dünyadan gidince bunu aramızda müzakere ettik. Şayet hadîsi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) den işittiyse bu hususta Ebû Hureyre'ye söz edip niçin hadîsi ona isnad ettirmedik diye birbirimizi müâhaze eyledik. Biz bu halde iken yanımıza Abdullah b. İbrahim b. Kaarız oturdu. Kendisine bu hadîsi ve hadîs hakkında Ebû Hureyre'nin nassan Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den rivayeti hususunda yaptığımız kusuru anlattık. Bunun üzerine Abdullah b. İbrahim bize şunu söyledi: Şehadet ederim ki, ben Ebû Hureyre'yi şöyle derken işittim : «Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Çünkü ben Nebilerin sonuncusuyum; Mescidim de mescidlerin sonuncusudur.» buyurdular