İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sünen-i İbn Mâce · 433

The Book of Purification and its Sunnah

Arapça metin

حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الرَّقِّيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رَبِيعَةَ الْكِلاَبِيُّ، حَدَّثَنَا وَاصِلُ بْنُ السَّائِبِ الرَّقَاشِيُّ، عَنْ أَبِي سَوْرَةَ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ الأَنْصَارِيِّ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ فَخَلَّلَ لِحْيَتَهُ ‏.‏

Ebu Eyyub El-Ensari (Radiyallahu anh)'den rivayel edildiğine göre şöyle söylemiştir : Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i gördüm. Abdest aldı ve (abdest alırken) sakalını tahlil etti. Not: Zevaid'de: Bu, zayıf bir isnaddır. Çünkü ravilerinden Ebu Sevr'e ve Vasıl Er.Rakkaşi'nin zayıflığı hususunda alimler ittifak etmişlerdir, denilmiştir. AÇIKLAMA : Tahlil: Sindi diyor ki, tahlil, aslen bir şeyi diğer bir şeyin arasına sokmak, demektir. Burada ise sakal'ın kıllarını aralamaktır. Tuhfetü'l-Ahvezi'nin beyamna göre, İbnü'-Arabi; Tahlil, burada parmakları sakal kılları arasına sokmaktır, demiştir. Tirmizi ve Ebu Davud da sünenlerinde Tahlil için bir bab açmışlardır. Ebu Davud, bu babta yalnız Hz. Enes (r.a.)'in (431 nolu) hadisini başka bir sened ile ve başka cümlelerle nakletmiştir. Oradaki metne göre: 'Resulullah (s.a.v.) abdest aldığı zaman bir avuç su alarak mübarek çenesinin altına sokup onunla sakal-ı şerifini parmakları ile karıştırırdı ve '' Rabbim azze ve celle bana böyle yapmamı emretti.'' buyururdu.'' Tirmizi ise Hz. Ammar bin Yasir (r.a.)'ın 429 nolu hadisini buradaki senedIe ve daha uzun metinle, Hz. Osman (r.a.)'ın 430 nolu hadisini de son ravi hariç, aynı sened ile ve şu manayı ifade eden metin ile rivayet etmiştir: ''Nebi (s.a.v.), sakalını tahlil ederdi.'' Tirmizi, bu arada şöyle der: «Tahlil hakkında Aişe. Ümıü Seleme, Enes, ibn-i Ebi Evfa ve Ebu Eyyub (r.a.)'den hadisler rivayet edilmiştir. Hz. Osman'ın hadisi hasen ve sahihtir. Buhari, de: Tahlil hakkında rivayet olunan en sahih hadis, Amir bin Şakik'in Ebu Vail aracılığı ile Osman'dan rivayet ettiği hadistir. demiştir. ''Hz. Osman (r.a.)'ın hadisinin İbn-i Hibban, İbn-i Huzeyme, Darekutni ve El-Hekim tarafından da rivayet edildiği Tuhfe'de bildirilmiştir. EI-Menhel yazarı da Tahlil babında Enes (r.a.)'ın hadisini açıklarken kısaca şunları söyler: «Hadis, abdest alınırken sakalı hilallamanın meşrüluğuna delalet eder. Bu meşrüluğun değeri konusunda alimler ihtila! etmişlerdir. Maliki, Şafii ve Hanbeli imamları ile Hanefi imamlarından Ebu Yusuf, gür olan sakalı tahlil etmek sünnettir. Hafif olan sakalın içini ve dışını yıkamak vacibdir. Bir sakala karşıdan bakııdığı zaman kılların arasında deri görülmezse gür sayılır, görülürse hafif sayılır, demişlerdir. Bu imamların tahlil hakkındaki delilleri Enes (r.a.)'ın hadisi ile ona benzeyen hadislerdir. Ebu Hanife, İmam Muhammed ve bazı Malikiler tahlilin müstahab olduğunu ve bu konuda varid olan hadislerin zayıf olup tahliIin sünnet oluşuna yeterli delil sayılamayacağını söylemişlerdir. Fakat Tirnizi. El-Hakim. İbnü'l-Kattan, İbnü's-Seken ve başkaları tahlil hakkında varid olan hadislerin bir kısmını sahih görmüşlerdir. Zahiriye mezhebine mensup alimler ve İshak bin Raheveyh ile Hasan Enes (r.a.)'in hadisindeki; ''Benim Rabbim bana böyle emretti.'' fıkrasmm zahirine bakarak tahlilin vücubuna hükmetmişlerdir. Cumhur ise: parçadaki emir ve benzeri emirler mustahablık içindir. Vucup için emir hafif sakaIın tahliline mahsustur, demişlerdir

Sünen-i İbn Mâce, 433

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا حَبَّانُ بْنُ هِلاَلٍ، حَدَّثَنَا أَبَانٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، أَنَّ زَيْدًا، حَدَّثَهُ أَنَّ أَبَا سَلاَّمٍ حَدَّثَهُ عَنْ أَبِي مَالِكٍ الأَشْعَرِيِّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ الطُّهُورُ شَطْرُ الإِيمَانِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلأُ الْمِيزَانَ ‏.‏ وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلآنِ - أَوْ تَمْلأُ - مَا بَيْنَ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَالصَّلاَةُ نُورٌ وَالصَّدَقَةُ بُرْهَانٌ وَالصَّبْرُ ضِيَاءٌ وَالْقُرْآنُ حُجَّةٌ لَكَ أَوْ عَلَيْكَ كُلُّ النَّاسِ يَغْدُو فَبَائِعٌ نَفْسَهُ فَمُعْتِقُهَا أَوْ مُوبِقُهَا ‏"‏ ‏.‏

Bize İshak b. Mansur tahdis etti, bize Habban b. Hilal tahdis etti, bize Eban tahdis etti. Bize Yahya'nın tahdis ettiğine göre Zeyd kendisine şunu tahdis etti: Ebu Sellam kendisine Ebu Malik el-Eş'arl'den şöyle dediğini tahdis etti: Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Abdest imanın yarısıdır. Elhamdulillah mizanı doldurur. Subhanallah ve'l-hamdulillah da göklerle yer arasını doldururlar -yahut doldurur-, namaz bir nurdur, sadaka bir burhandır, sabır bir ışıktır, Kur'an senin lehine ya da aleyhine bir huccettir. Bütün insanlar sabah gider ve nefsini satar. Bu sebeple ya onu hürriyetine kavuşturur (azad eder) yahut onu helake götürür. '' Diğer tahric: Tirmizi, 3517; Tuhfetu'l-Eşraf, 12167 DAVUDOĞLU ŞERHİ AŞAĞIDA NEVEVİ ŞERHİ: Müslim (rahimehullah) dedi ki: "Bize İshak b. Mansur tahdis etti ... Ebu Malik el-Eş'ar'i'den." Bu Darakutni'nin ve başkalannın hakkında bazı tenkitlerde bulunduğu isnadlardan birisidir. Onlar derler ki: Bu isnadta Ebu Sellam ile Ebu Malik arasında bir ravi düşmüştür. (3/99) Düşen ravi ise Abdurrahman b. Gunm'dır. Düştüğünün delili de Muaviye b. Sellam bu hadısi kardeşi Zeyd b. Sellam'dan, O dedesi Ebu Sellam'dan, O Abdurrahman b. Gunm'dan, o Ebu Malik el-Eş'ari'den diye rivayet etmiş olmasıdır. Bu hadisi Nesai, İbn Mace ve başkaları da böyle tahriç etmişlerdir. Bu itiraza Müslim adına şu şekilde cevap vermek mümkündür: Müslim'in halinin zahirinden anlaşılan onun Ebu Sellam'ın bu hadisi Ebu Malik'ten dinlediğini bilmesidir. Bu durumda Ebu Sellam bu hadisi hem Ebu Malik'ten dinlemiş, hem de Abdurrahman b. Gunm'dan, o Ebu Malik'ten diye de dinle miştir. Bazen onu bizzat ondan, bazen de Abdurrahman'dan diye rivayet etmiştir. Durum her ne olursa olsun metin sahihtir, hakkında bir tenkit sözkonusu değildir. Allah en iyi bilendir. Habban b. Hilal'in isminde ha harfi fethalı okunur, Eban'dan daha önce kitabın baş taraflarında söz edilmiş, munsarıf ve gayrı munsarıf olabileceği, tercih edilenin de munsarıf olduğu belirtilmiş idi. Ebu Sellam'ın adı Mantur elN.rec el-Habeşı ed-Dımeşkl'dir. Onun bu nispeti Habeşlilere değil Yemen'den Himyer'in bir kolunadır. Ebu Malik'in adı hakkında ihtilM edilmiştir. Haris, Ubeyd ve Ka'b b. Asım olduğu, Amr olduğu da söylenmiştir. Şamlı raviler arasında sayılır. "Abdest imanın yarısıdır. .. yahut onu helake götürür." Bu İslam'ın esaslarından pek büyük hadistir. İslam'ın önemli birtakım kaidelerini kapsar. Tuhur (abdest)ten kasıt abdest alma eylemidir. Bu sebeple tercih edilen ve çoğunluğunun görüşüne göre tı harfinin ötreli okunacağıdır, az önce geçtiği gibi fethalı okunması da caizdir. Şatr ise yarısı demektir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Abdest imanın yarzsıdır" buyruğunun anlamı hususunda farklı açıklamalar yapılmıştır. Onun için verilecek mükMat imanın ecrinin yarısına kadar kat1andırılıp, yükselir demek olduğu söylendiği gibi iman kendisinden önceki günahları siler, süpürür, abdest de böyledir. Çünkü abdest ancak iman ile birlikte sahih olur. İman şartına bağlı olması dola~;.'ısıyla yarısı demektir anlamında olduğu da söylenmiştir. Bir diğer açıklamaya göre burada imandan kasıt namazdır. Nitekim yüce Allah: "Allah sizin imanınızı boşa çıkaracak değildir." (Bakara, 2/143) buyurmaktadır. Taharet (şer'i temizlik) namazın sıhhati için bir şarttır. Bundan dolayı yarısı gibi değerlendirilmiştir. Şatr lafzının gerçek manada yarım olması da zorunlu değildir. Görüşler arasında doğruya en yakın olan budur. Bunun şu anlama gelme ihtimali de vardır: İman kalp ile tasdik, zahiren de inkiyad (emre itaat ve bağlılık) demektir. Bu ikisi imanın birer şatrı (yarısı)dır. Taharet (abdest) ise namazı da ihtiva eder. (3/100) Bu sebepten dolayı namaz da zahiren emre bağlılığı ortaya koyar. Allah en iyi bilendir. "Elhamdulillah mizanı doldurur." Bu da ecrinin büyük olduğu ve bu ecrin mizanı doldurduğu anlamına gelir. Amellerin tartılacağına ve tartıların ağır ve hafif geleceğine dair Kur'an ve sünnetin nasıarı birbirini pekiştirmektedir. "Subhanallah ve elhamdulillah göklerle yer arasını doldururlar -yahut doldurur. -" Bu buyruğun anlamı ile ilgili olarak şöyle denilebilir: Eğer bunların sevapıarı bir cisim olarak takdir edilirse göklerle yer arasını doldurur. Faziletlerinin büyük olmasının sebebi ise subhanallah demekle yüce Allah'ın tenzih edilmesi (her türlü eksiklikten münezzeh olduğunun bildirilmesi) ve elhamdulillah diyerek de işlerin yüce Allah'a havale edilip, ona ihtiyacın arz edilmesi anlamlarını kapsadıklarındandır. Allah en iyi bilendir. "Namaz nurdur." Yani o masiyetlerden alıkoyar, hayasızlıklardan ve münkerden uzaklaştırır, doğruya iletir. Tıpkı nur ile aydınlanıldığı gibi. Bunun, namazın ecri kıyamet gününde namaz kılan için bir nur olacaktır anlamında olduğu söylendiği gibi, namaz kılarken kalp onun sebebiyle başka şeylerden boşalıp, zahiri ve batını ile yüce Allah'a yöneldiğinden ötürü hakikatlerin mükaşefesine ve kalbin genişleyip, marifet nurlarının parıldamasına sebep olduğu için de ona nur denilmiştir diye de açıklanmıştır. Şanı yüce Allah da: "Sabır ve namaz ile (Allah'tan) yardım isteyin." (Bakara, 45) buyurmaktadır. Namazın nur olmasının şu anlamda olduğu da söylenmiştir: Namaz kıyamet gününde namaz kılanın yüzü üzerinde açıkça görünen bir nur olacaktır. Nitekim dünyada da namaz kılmayanların aksine namaz kılanın yüzünde bir parlaklık ve aydınlık olur. Allah en iyi bilendir. "Sadaka burhandır. " Tahrir sahibi der ki: Yani delil ve belgelere başvurulduğu gibi, sadakaya da sığınılır. Çünkü ku la kıyamet gününde malını nerede harcadığı sorulacak olursa onun verdiği sadakalar bu soruya verilecek cevabın burhanları (delilleri, belgeleri) olacak, o: Malımı tasadduk ettim diyecek. (Devamla) der ki: Sadaka veren kimsenin kendisiyle tanınacağı bir aiametle alametlendirilecek olması da mümkündür. Böylelikle bu alamet onun halinin ne olduğuna dair bir burhan olur ve malını nerede harcadığı ona sorulmaz. Tahrir sahibinden başkası da şöyle demektedir: Yani sadaka, sadaka verenin imanına dair bir delildir; çünkü münafık sadakaya inanmadığından ötürü sadaka vermez. Bundan dolayı sadaka verenin verdiği sadaka imanının sıdkına (doğruluğuna) delildir. Allah en iyi bilendir. "Sabır bir ziyadır." Bunun anlamı şeriatta sevilen sabır türüdür. Bu da yüce Allah'a itaat üzere sabır, masiyetleri işlemekten uzak durmakta sabır ve aynı zamanda dünyada hoşlanılmayan türlü hal ve musibetlere karşı sabırdır. Maksat ise sabrın övülen bir halolup, sabırlı kimsenin her zaman için doğruluk üzerinde aydınlanan ve sürekli olarak hidayet üzere olan bir kimse olduğunun anlatılmasıdır. (3/101) İbrahim el-Hawas dedi ki: Sabır, kitap ve sünnet üzere sebat etmektir. İbn Ata dedi ki: Sabır, bela halinde güzel bir edeple durmaktır. Üstat Ebu Ali ed-Dekkak (rahimehullah) da şöyle demektedir: Sabrın hakikati takdire itiraz etmemektir. Şikayet etmek maksadıyla olmamak üzere uğradığı belayı açıklamak ise sabra aykırı değildir. Çünkü Eyyub (aleyhisselam): "Rabbim başıma bu bela gelip çattı." (Enbiya, 21/83) dediği bildirilmekle birlikte yüce Allah da onun hakkında: "Gerçekten biz onu sabredici bulduk, o ne güzel kuldur." (Sad, 38/44) buyurmaktadır. Allah en iyi bilendir. "Kur'an senin lehine ya da aleyhine bir deli/dir" anlamı gayet açıktır yani onu okuyup, gereğince amel edecek olursan ondan yararlanırsın, aksi takdirde o senin aleyhine bir delil olur. "Bütün insanlar sabahleyin gider ... " Bütün insanlar bizzat kendisi için çalışır. Kimisi itaat etmek suretiyle nefsini yüce Allah'a satarak azaptan azat eder, kurtarır, kimisi de onu şeytana ve hevaya uymak suretiyle onlara onu satar ve böylelikle onu helak eder. Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: İSNADI VE TAHRİCİ: Bu hadisi Nesaî ile İbni Mace'de tahriç etmişlerdir. Hadisin isnadı hakkında Dare Kutnî ile diğer bazı hadis uleması söz etmiş ve Ebu Sellam ile Ebu Malik arasından ravi Abdurrahman b. Gunm'un düştüğünü söylemişlerdir, «Buna delil Muaviye b. Sellam'ın aynı hadisi kardeşi Zeyd b. Sellam 'dan, o da dedesi Ebu Sellam'dan, o da Abdurrahman b.Gunm'dan, o da Ebu Malik'i Eş'arî'den naklen rivayet etmiş olmasıdır. Hadisi Nesaî, İbni Mace ve -diğer imamlar bu şekilde tahric etmişlerdir» derler. Nevevî: «Müslim tarafından buna şöyle cevap verilebilir: Zahîre göre! Müslim bu hadisi Ebu Sellam'in Ebu Malik'ten dinlediğini işitmiştir ve Ebu Sellam bunu hem Ebu Malik 'ten hemde Abdurrahman b. Malik 'ten bazanda Abdurrahman b. Gunm 'dan rivayet etmiştir. Ne olursa olsun bu metin sahihtir. Ta'n edecek yeri yoktur.» diyor

Sahîh-i Müslim, 534
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنَاهُ أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ رَبِيعَةَ بْنِ يَزِيدَ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، وَأَبِي، عُثْمَانَ عَنْ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرِ بْنِ مَالِكٍ الْحَضْرَمِيِّ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ الْجُهَنِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏.‏ قَالَ فَذَكَرَ مِثْلَهُ غَيْرَ أَنَّهُ قَالَ ‏ "‏ مَنْ تَوَضَّأَ فَقَالَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ ‏"‏ ‏.‏

Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis etti. Bize Zeyd b. Hubab tahdis etti. Bize Muaviye b. Salih, Rabia b. Yezid'den tahdis etti. O Ebu İdris el-Havlani ve Ebu Osman'dan, ikisi Cubeyr b. Nufeyr b. Malik el-Hadrami'den, o Ukbe b. Amir el-Cuheni'den rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu deyip, hadisi aynen zikretti ancak rivayetinde: "Kim abdest alıp da eşhedu en la ilahe illallah vahdehu la şerike leh ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Resuluh: Allah'tan başka bir ilah olmadığına, bir ve tek ve ortaksız olduğuna ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna şahitlik ederim, derse" dedi. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi Ebu Davud ile Tirmizî de tahriç etmişlerdir. Ulemâ hadisin birinci tarikindeki Ebu Osman'in kim olduğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bazıları bu zat Muaviyetü'bnü Salih'tir demiş diğerleri Rabiatü'bnü Yezid olduğunu söylemislerdir.Ebu Aliy el-Gassani «Takyidü'l Mühmel» adlı eserinde : «Doğrusu bu zat Muaviyetü'bnü Salih'tir» demiş uzun uzadıya deliller getirerek onun Muaviyetü'bnü Salih olduğunu ispat etmiştir. Ukbetü'bnü Amir (R.A.)'ın : «Üzerimizde deve gütme vazifesi vardı» demesinden anlaşılıyor ki; bir kaç deve sahibi birleşerek develerini bir yere katmışlar ve nevbetle hergün içlerinden biri güder, diğerleri işlerine güçlerine giderlermiş, o gün sıra Hz. Ukbe'de olduğu için develerle meşgul olurken Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in tebşiratının bir kısmına yetişemiyerek Ömer (R.A.)'tan öğrenmiş. Bu hadiste Resulullâh (Saltallahu Aleyhi ve Sellem): «İki rekât namaz kılar, kalbi ve yüzüyle o iki rekâta yönlenirse, o kimseye cennet vacip olur.» buyurmuştur. «Kalbi ve yüzüyle...» (tâbirleri) dile son derece kolay gelen iki ke­lime isede bu iki kelime huşu ve huzu'un bütün nevilerini ifade etmektedirler.Çünkü huzu âzâda, huşu da kalpte olur. Binaenaleyh türkçemizde sehl-i mümteni denilen dile kolay fakat bulup söylemesi pek güç olan bu kısa ibare Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e has olan «cevamiu-l'kelîme» madudturlar. Onun için Hz. Ukbe hayran kalarak «bu ne güzel şey» demiştir. Âmir (R.A.) bununla ya bu söz ne güzel yahut bu fayda veya müjde yahut ibadet ne güzel demek istemiştir. İbarenin güzelliği iki cihettendir. Birinci cihet; sehl-i mümtenu olması ikinci cihette üzerine büyük sevap terettüp etmesidir. NEVEVİ ŞERHİ: Müslim dedi ki: "Bana Muhammed b. Hatim b. Meymlin tahdis etti ... Ukbe b. Amir'den" Sonra Müslim (553 numaralı hadiste): "Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe de tahdis etti ... Ukbe' den" dedi. Şunu bil ki, ilim adamları birinci rivayet yolunda "bana Ebu Osman tahdis etti" diyenin kim olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bu kişinin Muaviye b. Salih olduğu da, Rabia b. Yezid olduğu da söylenmiştir. Ebu Ali el-Gassaniel-Ceyyani Takyfdu'l-Mühmel adlı eserinde şunları söylemektedir: Doğrusu bunu söyleyenin Muaviye b. Salih olduğudur. Ebu Abdullah b. el-Hazza kendi nüshasında: Rabia b. Yezid dedi ki: Bana Ebu Osman da Cubeyr'den tahdis etti. O Ukbe'den diye yazmıştır. Ebu Ali (devamla) dedi ki: Ancak Müslim'den rivayet edilen nüshalarda gelen bizim ilk olarak sözünü ettiğimizdir. Yani benim burada önce kaydettiğimdir. Doğrusu da odur. İbnu'I-Hazza'nın zikrettiği ise onun bir yanılmasıdır. Bu sika, haflZ imamların rivayetlerinden açıkça bellidir. Bu hadisi ayrıca Muaviye b. Salih iki senetle rivayet etmiştir. Bunlardan birisi: Rabia b. Yezid'den, o Ebu İdris'ten, o Ukbe'den şeklinde, ikincisi ise Ebu Osman'dan, o Cubeyr b. Nufeyr'den, o Ukbe'den şeklindedir. Ebu Ali el-Gassanıel-Ceyyanıdedi ki: Bizim belirttiğimiz doğru şekle uygun olarak da bunu Ebu Mesud ed-Dımeşkl de tahriç ederek açıkça şunları söylemiştir: Muaviye b. Salih dedi ki: Bana Ebu Osman da Cubeyr' den tahdis etti. O Ukbe' den rivayet etti. Sonra da Ebu Ali bu kişinin Muaviye b. Salih olduğunun açıkça ifade edildiği çok sayıda rivayet yolunu zikretmekte ve Ebu Ali doğru olduğunu söylediği bu hususa dair geniş açıklamalarda bulunmaktadır. Bu şekilde böyle diyenin Ebu Davud'un Süneninde Muaviye b. Salih olduğu da açıkça ifade edilmiştir. Ebu Davud dedi ki: Bize Ahmed b. Said, İbn Vehb'den tahdis etti. O Muaviye b. Salih'ten, o Ebu Osman'dan. Zannederim Said b. Hani de Cubeyr b. Nufeyr'den, o Ukbe'den diye rivayet etmiştir. Muaviye dedi ki: Bana Rabia da Yezid'den tahdis etti. O Ebu İdris'ten, o Ukbe'den. Ebu Davud'un lafzı bu şekildedir. O da az önce belirttiğimiz hususta gayet açık ifadeleri ihtiva etmektedir. İbn Ebu Şeybe yoluyla gelen diğer rivayetteki "bize Muaviye b. Salih, Rabia b. Yezid'den tahdis etti. O Ebu İdris ve Ebu Osman'dan (ikisi) Cubeyr' den" şeklindeki ifadeleri de az önce geçene göre yorumlanır. Yani onun "ve Ebu Osman" sözü Rabia'ya atfedilmiştir. İfadenin de takdiri şöyledir: Bize Muaviye, Rabia'dan, o Ebu İdris'ten, o Cubeyr'den tahdis etti. Yine bize Muaviye, Ebu Osman'dan, o Cubeyr'den tahdis etti şeklindedir. Bu şekildeki yorum ve takdirin delili de Ebu Ali el-Gassanl'nin kendi isnadıyla Abdullah b. Muhammed el-Beğavi' den nakletmiş olduğu rivayettir. O dedi ki: Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis etti. (3/119) Bize Zeyd b. Hubab tahdis etti, bize Muaviye b. Salih, Rabia b. Yezid'den tahdis etti. O Ebu İdris el-Havlanl'den, o Ukbe'den. Muaviye dedi ki: Ebu Osman da Cubeyr b. Nufeyr' den, o Ukbe' den rivayet etti. Ebu Ali dedi ki: İşte bu isnad Müslim'in Ebu Bekr b. Ebi Şeybe'den diye naklettiği rivayetteki içinden çıkılması zor noktaya açıklık getirmektedir. Ebu Ali dedi ki: Ayrıca Abdullah b. Vehb de Muaviye b. Salih'ten bu hadisi rivayet etmiştir. Her iki senedi de ve bunların nereden tahriç edildiklerini de açıkça ifade etmiş, bizim az önce zikrettiğimiz Ebu Davud'un, Ahmed b. Said'den, onun İbn Vehb'den kaydettiğimiz rivayetini de zikretmiştir. Ebu Ali (devamla) dedi ki: Ebu İsa et-Tirmizi de tasnif ettiği eserinde bu hadisi kendisinin bir üstadından Zeyd b. Hubab yoluyla tahriç etmiş, ancak Zeyd'den gelen isnadını doğru bir şekilde kaydetmemiş, Ebu İsa da bu hususta Zeyd b. Huba.b'a tenkitte bulunmuştur. Halbuki Zeyd böyle bir mesuliyetten uzaktır. Bu hususta yanılan kişi Ebu İsa' dır. Yahut bu hadisi kendisine nakleden onun üstadıdır çünkü bizler hafız imamların Zeyd b. Hubab'dan, Ebu İsa (et-Tirmizi)'nin zikrettiğine muhalif olan rivayeti kaydetmiş bulunmaktayız. Allah'a hamdolsun. Bu hadisi yine Ebu İsa el-İlel adlı kitabında ve Muhammed b. İsmail el-Buhari'ye yönelttiği sorularında (sualat) zikretmiş, ancak onu güzel bir şekilde ortaya koymamış, orada bizim imamlardan zikrettiklerimize muhalif bazı sözler kaydetmiştir. Muhtemelen o bu hadisi ondan diye hıfzetmemiştir. Bu da isnadında ihtilaf edilmiş bir hadistir. Bu hadisin rivayet yollarının en güzeli ise Müslim b. el-Haccac'ın, İbn Mehdi ve Zeyd b. Hubab, Muaviye b. Salih'ten diye tahriç ettiği rivayettir. Ebu Ali (devamla) dedi ki: Bu hadisi Ebu Bekr'in kardeşi Osman b. Ebu Şeybe de Zeyd b. Hubab'dan diye rivayet etmiş, isnadında Cubeyr b. Nufeyr adındaki raviyi de eklemiştir. Ebu Davud bunu Süneninde namazda içinden vesvese geçirmenin mekruh oluşu babında zikrederek şunları söylemektedir: Bize Osman b. Ebu Şeybe tahdis etti. Bize Zeyd b. Hubab tahdis etti. Bize Muaviye b. Salih, Rabia b. Yezid'den tahdis etti. O Ebu İdris el-Havlanı'den, o Cubeyr b. Nufeyr'den, o Ukbe b. Amir'den deyip bu hadisi zikretti. Ebu Ali el-Gassani'nin açıklamaları burada sona ermektedir. Yüce Allah'ın rahmeti üzerine olasıca gerçekten bu isnadı oldukça sağlam bir şekilde ortaya koymuş bulunmaktadır. Allah en iyi bilendir. Ebu İdris'in adı Aiz Billah b. Abdullah'tır. "Deve çobanlık sırası bizde idi. .. " Bu sözlerin anlamı şudur: Onlar develerini sıra ile güdüyorlardı. Birkaç bir araya gelir, develerini de birbirine katar ve her gün onlardan birisi onların çobanlığını yapardı. (3/120) Bundan maksat ise bu işin kendilerine daha kolay gelmesi ve diğerlerinin işlerini görmesidir. "Akşam vakti onları götürdüm." Yani develeri günün sonuna doğru ağıllarına götürdüm, işlerini bitirdim sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in meclisine geldim. "Kalbi ile ve yüzüyle onlara yönelerek iki rekat kılarsa" Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu iki lafızia huzu ve huşu türlerini bir arada zikretmiş olmaktadır. Çünkü huzu, organlar hakkında huşu ise kalp ile -bir grup ilim adamının dedikleri gibi- olur. "Bu ne kadar güzel" yani bu söz, bu fayda, bu müjde ya da bu ibadet ne kadar güzel demektir. Güzelliği ise çeşitli bakımıardandır. Herkesin herhangi bir zorlukla karşılaşmadan yapabilecek şekilde kolayolması ve ecrinin pek büyük olması bu güzelliklerindendir. Allah en iyi bilendir. "Abdestini iyice alır, abdest organlarını iyice yıkarsa" yani abdestini tam ve eksiksiz alıp, sünnete uygun olarak suyun ulaşması gereken yerlere kadar ulaştırırsa anlamındadır. Hadisin İhtiva Ettiği Hükümlere Gelince: Abdest alan kimsenin abdestinden sonra eşhedu en la ilahe illallah vahdehu la şerike leh ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Resuluh: Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına, bir ve tek ve ortaksız olduğuna şahadet ederim. Muhammed'in de onun kulu ve Resulü olduğuna şahadet ederim demesi müstehaptır. Bu hususta ittifak edilmiştir. Aynca buna Tirmizi'nin rivayetinde bu hadise bağlı olarak gelen: "Allahummec'alni mine't-tewabıne vec'alni mine'l-mütetahhirin: Allah'ım beni çokça tövbe edenlerden eyle, temizlenip, annanlardan kıl, demesi de gerekir. Yine buna Nesai'nin Amelu'l Yevmi ve'l-Leyle adlı eserinde merfu olarak rivayet ettiği: "Subhanekallahumme ve bi hamdik, eşhedu en la ilah e illa ent vahdek la şerike lek estağfiruke ve etubu ileyk: Allah'ım seni hamdinle her türlü eksiklikten tenzih ederim. Senden başka hiçbir ilah olmadığına, bir ve tek ve ortaksız olduğuna şahitlik ederim. Senden mağfiret diler, sana tövbe ederim tesbihini de eklemesi müstehaptır. Bizim (ŞafiI) mezhebimize mensup ilim adamları: Bu zikirler aynı zamanda gusleden için de müstehaptır, demişlerdir. Allah en iyi bilendir

Sahîh-i Müslim, 554
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا أَيُّوبُ بْنُ مُحَمَّدٍ الْهَاشِمِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَاحِدِ بْنُ زِيَادٍ، عَنْ حَجَّاجِ بْنِ أَرْطَاةَ، عَنْ عَوْنِ بْنِ أَبِي جُحَيْفَةَ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ بِالأَبْطَحِ وَهُوَ فِي قُبَّةٍ حَمْرَاءَ فَخَرَجَ بِلاَلٌ فَأَذَّنَ فَاسْتَدَارَ فِي أَذَانِهِ وَجَعَلَ إِصْبَعَيْهِ فِي أُذُنَيْهِ ‏.‏

Ebu Cuhayfe (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ben, El-Ebtah'ta Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına vardım. Kendisi, kırmızı bir çadır altındaydı. Biraz sonra Bilal (r.a.), çıkıp ezan okudu. Ezanında döndü ve iki parmağını kulaklarına soktu." Not: Bu isnadda Haccac bin Ertad bulunur. O da zayıftır. AÇIKLAMA : Sünenimizin haşiyesi Sindi'nin beyanına göre Tirmizi ilk hadisi sahih bir senedie rivayet etmiştir. Halbuki yaptığım incelemeye göre Tirmizi 'Ezanda kulağa parmak sokmak babı'nda bu hadisi değil, bundan sonra gelen Ebu Cuhayfe (r.a.)'in hadisini başka bir senedie rivayet ederek, hasen - sahih olduğunu söylemiştir. Notta belirtildiği gibi ilk hadisin ravisi Sa'd El-Karazi (r.a.)'in evladı zayıf görüldüğü için, isnad zayıf sayılmıştır. Bununla beraber, ezanda parmakları kulağa sokmanın meşruluğu sahih senedlerle rivayet olunan Ebu Cuhayfe (r.a.)'in hadisiyle sabittir. Ebu Cuhayfe (r.a.)'in hadisine gelince; Bunu Buhari ve Müslim kısa ve uzun metinler halinde rivayet etmişler. El-Hakim, Nesai, Ebu Davud, Beyhaki ve İbn-i Huzeyme de rivayet etmişlerdir. Tirmizi'nin rivayetinde, burada olduğu gibi Bilal (r.a.)'ın ezan okurken parmak uçlarını kulaklarına soktuğu ilavesi de mevcuttur. Diğerlerinde bu ilave yoktur. Tirmizi, Ebu Cuhayfe (r.a.)'in hadisinin hasen - sahih olduğunu söyledikten sonra: Ilim ehli, müezzinin ezan esnasında iki parmağını kulaklarına sokmasını müstehap saymışlardır. Bazı alimler, kamet'te de aynı şeyin yapılmasını müstehap saymışlardır. Evzai'nin kavli de buduı". Ebu Cuhayfe (r.a.)'in adı Veheb es-Suvai'dir. Ebu Davud'un rivayetinde Ebu Cuhayfe (r.a.), mealen şöyle demiştir: 'Ben, Mekke'de Nebi (s.a.v.)'in yanına vardım, Kendisi, tabaklanmış deriden ma'mul kırmızı, mahruti bir çadırdaydı, Bilal (r.a.), (Ebtah'a) çıkarak ezan'ı okudu. Bilal (r.a.); ....... ve ..... gelince boynunu sağa, sola çevirdi. (Fakat göğsü ile ayağıyla kıbleden) başka yöne dönmedi. .. ' EI-Menhel yazarı şöyle der: ''Yani Bilal (r.a.); Hayya ale's-selah ve Hayya ale'l-felah derken boynunu sağa sola döndürmüş ve göğsünü kıbleden çevirmemiş, ayagıyla da dönmemiştir. Hadis, ezan okunurken, yalnız Hayya ale's-selah ve Hayya ale'l-felah denildiğinde başın sağa, sola döndürüleceğini, başka zaman döndürülmeyeceğini hükme bağlamıştır. Bu dönüş birkaç türlü olabilir: 1- Boynunu sağa döndürdükten sonra iki defa; Hayya ale's-selah der, sonra boynunu sola döndürür ve iki defa; Hayya ale'l-felah der Nevevi: Döndürme çeşitlerinin en sıhhatIisi budur. Irak alimleri ve Horasan alimlerinden bir cemaat, kesin olarak böyle hükmetmişlerdir. 2- Müezzin, boynunu sağa döndürüp; Hayya ale's-selah dedikten sonra yüzünü kıbleye çevirir, sonra tekrar boynunu sağa döndürüp ikinci defa; Hayya ale's-selah der. Sonra boynunu sola döndürüp; Hayya ale'l-felah der. Tekrar yüzünü kıbleye çevirir. Daha sonra yine boynunu sola döndürüp ikinci defa; Hayya ale'l-felah der. 3- Boynunu sağa döndürüp bir defa; Hayya ale's-selah der. Sonra boynunu sola döndürüp ikinci defa; Hayya ale'l-felah der. Bundan sonra aynı şekilde; Hayya ale'l-felah der. Şafii, Nehai, Sevri, Evzai, Ebu Sevr ve bir rivayete göre Ahmed bin HanbeI'e göre müezzinin, yerde olsun başka bir şey üzerinde olsun ezan okurken göğsünü kıbleden döndürmeden ve ayaklarının yerini değiştirmeden, yalnız boynuyla sağa sola dönmesi müstahabtır. Hanbeliler'e göre ihtiyaç halinde yalnız göğsünü döndürmek müstahabtır. Delilleri de bu hadisin zahiridir. Malik'e göre müezzin ezan okurken dolaşmayacağı gibi, boynuyla sağa sola bakmayacaktır. Ancak çevredekilere ezan sesini duyurmak maksadıyla sağa sola boynunu döndürebilir. Ebu Hanife, İshak ve bir rivayete göre Ahmed: Müezzin, dolaşmaz, sağa sola boynuyla döner. Ancak minare üzerinde ezan okuyunca, minare etrafında dolaşır, demişlerdir. Dolaşır diyen alimler, İbn-i Mace ve Beyhaki'nin Haccac bin Ertat tarikinden Avn bin Ebi Cuhayfe (r.a.)'den, Onun da Ebu Cuhayfe'den rivayet ettiği (711 nolu) hadise dayanmışlardır. Çünkü bu hadiste Bilal (r.a.)'ın ezan okurken dolaştığı bildiril(yor. Ezanda dolaşılmaz, diyen alimler' İbn-i Mace ve Beyhaki'nin rivayetine şöyle karşılık vermişlerdir: Bu rivayet zayıftır. Çünkü Haccac, zayıf ve tedlisçi'dir. Bilhassa an'ane ile rivayet ettiği zaman çok zayıf sayılır. Diğer taraftan, bu rivayet sika ravilerin Avn bin Ebi Cuhayfe aracılığıyla Ebu Cuhayfe'den yaptıkları rivayete muhaliftir. Bu nedenle reddedilmesi gerekir. Üçüncüsü, bu rivayetteki istidare (dönüp dolaşmak), rivayetlerin arasını bulmak üzere yalnız boyunla sağa sola dönmeye yorumlanır. El-Hafız, el-Fetih'te: İstidare hususunda rivayetler muhteliftir. Bazı rivayetlerde Bilal (r.a.)'ın döndüğü. diğer bazı rivayetlerde Bilal (r.a.)'in dönmediği bildirilmiştir. ''Döndü'' diyen raviler zayıftır. O ravilerin seviyesinde olan veya onlardan kuvvetli olan raviler: Dönmedi, demişlerdir. Rivayetlerin arasını şöyle bulmak mümkündür. Döndü, diyenler: Başını döndürdü, demek istemişler; Dönmedi, diyenler de bedeniyle dönmediğini kasdetmişler, demiştir.'' Bilal (r.a.)'in parmaklarını kulaklarına sokması hususuna gelince; Tuhfetu'l-Ahvezi yazarının naklen beyanına göre El-Hafız şöyle demiştir: 'Hangi parmağın kulağa sokulacağı hususunda size bir şey varid olmamıştır. Nevevi şahadet parmaklarının kulak deliği üzerine konmasının müstahab olduğunu kesin olarak bildirmiştir. Hadisteki parmak tabirinden maksad parmak ucudur.' EI-Menhel yazarı da bu hususta şöyle der: "Alimler müezzinin ezan okurken iki parmak ucunu kulak deliği üzerine koymasını müstahab saymışlardır. Delilleri de Tirmizi'nin Ebu Cuhayfe'den rivayet ettiği hadistir. İbn-i Mace ve El-Hakim de bu hadisin benzerini rivayet etmişlerdir. Parmak uçlarıyla kulak deliğini tıkamak, sesin daha toplu olmasına yardımcı olur. Nevevi: 'Arkadaşlarımız, parmakları kulağa sokmada şu fayda vardır: İcabında adam sağır olduğu veya uzak yerde bulunduğu için veyahut da başka sebeplerden müezzinin sesini işitmez. Müezzine parmakları Imlağına koymasından ezan okuduğunu anlar. Şayet müezzinin bir eli sakat ise diğer el parmağını kulağına sokması müstahabtır' demiştir. Kamet eden kişinin kıbleye doğru ayakta durması müstahabtır: Bununla boynunu sağa sola döndermesi müstahab mıdır? Bu hususta üç görüş vardır: 1- Müstahabtır. İmamü'l-Harameyn, arkadaşların bu hususta ittifakını nakletmiştir. 2- Müstahab değildir. Bağavi, bu görüşü tercih ederek: Çünkü kamet hazır bulunan cemaat içindir. Bu sebeple sağa sola dönmeye ihtiyaç yoktur, demiştir. 3- Cami büyükse sağa sola: yüz çevirir, aksi takdirde çevirmez. HADİSİN FIKIH YÖNÜ 1- Ezanda; Haya ale's-selah - Hayya ale'l-felah derken boynunu sağa sola döndürmek müstahabtır. Alimlerin bu husustaki görüşleri yukarıda anlatılmıştır. 2- Ezanda parmak uçlarını kulak deliklerine sokmak müstehabtır.'' El-Fıkıh Ale'l-Mezahibi'l-Erbaa (Dört mezheb'in fıkıh kitabı)'nın Ezan bölümünde müezzinin ''Hayye alel...'' lerde sağa sola dönüşü ile ilgili olarak şöyle denilir: ''Hanefi, Şafii ve Hanbeli alimlerine göre müezzin mezkur cümleleri okurken yalnız boynu ile sağa sola dönmelidir. Hanefiler'e göre minareden ezan okunduğu zaman ezanın her yönde duyulması için müezzinin minare etrafında dolaşması sünnettir. Şafiiler'e göre müezzin minarede olsun başka yerde olsun ezan okuduğunda kıbleden dönmeden sesini herkese duyurabilirse dönmemesi gerekir. Fakat köy büyük olup dönüp dolaşmadan sesini her tarafa duyuramıyorsa kıbleden başka yönlere dönmesi sünnettir. Malikiler'e göre sesini halka duyurmak için müezzinin kıbleden başka yönlere dönmesi ihtiyacı duyduğu taktirde mendubtur. Hanbeliler'e göre müezzinin minare üzerinden ezan okuması halinde bile ezan boyunca bedeniyle kıbleden dönmemesi sünnettir. Ancak göğsü ile sağa sola dönebilir;

Sünen-i İbn Mâce, 711
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ الأَزْهَرِ، حَدَّثَنَا الْهَيْثَمُ بْنُ جَمِيلٍ، حَدَّثَنِي عُمَرُ بْنُ سُلَيْمٍ، حَدَّثَنَا يُوسُفُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، قَالَ سَمِعْتُ أَنَسَ بْنَ مَالِكٍ، يَقُولُ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ مَنْ سُئِلَ عَنْ عِلْمٍ فَكَتَمَهُ أُلْجِمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِلِجَامٍ مِنْ نَارٍ ‏"‏ ‏.‏

Enes bin Malik r.a.’den rivayet edildiğine göre kendisi: Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den şöyle buyurduğunu işittim,demiştir: '' Kendisine (dine ait) bir bilgi sorulup da bildiğini gizleyen kimse kıyamet günü ateşten bir gemle gemlendirilmiş olacaktır. '' Not: Zevaid'de şöyle denilmiştir: Bunun ravllerinden Yusuf bin İbrahim'In acaib rivayetlerinin bulunduğunu Buharl söylemiştir. İbn-I Hlbban da: Enes'in bazı hadislerine alt Yusuf'un rivayeti zararsızdır, demiştir. Alimler Yusuf'un zayıflığı üzerinde ittifak etmişlerdir. Diğer tahric: Ebu Davud, ilim; Tirmizî, ilim; Ahmed b. Hanbel, II, 263, 305, 344, 353, 495. Sened'e dair bilgi: Hadisin ravilerinden Yusuf bin İbrahim'in zayıf olduğunda ittifak edildiği Zevaid'de bildirilmiştir. Sindi diyor ki: «Zannımca bu sebeple Tirmizi bu hadisin metnini Ebu Hureyre r.a.'den rivayette bulunarak senedinin hasen olduğunu bildirmiş, aynı metnin Cabir bin AbdiIIah'tan ve AbduIlah ibn-i Ömer'den iki ayrı tarik ile de rivayet edildiğini açıklamıştır. Fakat Enes'ten olan senedden bahsetmemiştir. Hulasa; hadisin metni sabittir. Yapılan konuşmalar sadece senedler ile ilgilidir. TİRMİZİ HADİSİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN EBU DAVUD HADİS’İ VE İZAH İÇİN BURAYA TIKLAYIN

Sünen-i İbn Mâce, 264
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْحَارِثِ الْمِصْرِيُّ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ رَاشِدٍ، عَنْ يَزِيدَ، مَوْلَى سَلَمَةَ عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ، قَالَ رَأَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ صَلَّى فَسَلَّمَ مَرَّةً وَاحِدَةً ‏.‏

Seleme bin el-Ekva' (r.a.)'den şöyle demiştir : Ben, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i, namaz kılarken gördüm. (Namazdan çıkarken) bir defa selam verdi." Not: Ravi Yahya bin Raşid zayıf olduğu için isnadın zayıflığı Zevaid'de bildirilmiştir. AÇIKLAMA(918, 919 ve 920): Sehl (r.a.) ve Seleme (r.a.)'ın hadislerini yalnız İbn-i Mace rivayet etmiş olup zayıflıgı notta da bildirilmiştir. Aişe (r.anha)'nın hadisini Tirmizi de rivayet etmiştir. Nevevi nakil ehli yanında bu hadis sübut bulmamıştır, demiştir. Bagavi de Şerhu's-Sünne'de;' Aişe (r.anha)'nın hadisinin isnadı hakkında söz söylenmiştir, der. Fakat el-Hakim: Bu hadis Buhari ve Müslim'in şartı üzerine sahihtir, demiştir. EI-Menhel yazarı 'Selam babı'nda ez cümle (özetle) şöyle der: "Namazdan çıkarken bir defa selam vermenin meşruluğuna hükmedenler şu zatIardır: İbn-i Ömer, Enes, Seleme bin el-Ekva, Aişe, el-Hasan, İbn-i Sirin, Ömer bin Abdülaziz, el-Evzai (r.anhum) ve bir çok kimsedir. Delilleri ise (bu babta mezkur) hadislerdir. İki selam'ın meşruluğuna hükmeden alimler, bunlara şöyle cevap vermişlerdir: mezkur hadisler zayıftır. Bunların sahih olduğu farz edilse bile, yalnız bir defa selam vermenin caizliğini beyan etmek içindir, iki selamın meşruluğuna delalet eden hadisler ise en mükemmel olanı beyan etmek içindir, denilir. Çünkü bu hadisler daha çok ve daha meşhurdur. Onlarda, sika ravilerin ilavesi vardır ve makbuldür. EI-Hedy yazarı: Aişe (r.anha)'nın hadisi makbuldur. Çünkü Züheyr'den başka hiç kimse onu merfu' olarak rivayet etmemiştir. Zübeyr ise bütün alimlerce zayıf görülmüş, hatası çok olan bir kimsedir. Kaldı ki bu hadis gece namazı hakkındadır. Nitekim bır rivayeti şöyledir: "Nebi (s.a.v.) bir defa ''Es-Selamu aleyküm'' diyerek selam verirdi de bununla sesini o derece yükseltirdi ki bizi uykudan uyandırırdı.'' İki selam verdiğini rivayet edenler ise farz ve nafile namazlardaki müşahedelerini rivayet etmişlerdir. Diğer taraftan Aişe (r.anha)'nın hadisinde Nebi (s.a.v.)'in ikinci selamı vermediğine dair bir kayıt yoktur. Sadece bir selamı onları uykudan uyandıran yüksek sesle verdiğini bildirir. Aişe (r.anha) ikinci selamdan söz etmemiştir. Onun söz etmeyişi ikinci selamı rivayet edenlerin sözlerine takdim edilmez. Onlar sayıca, çoktur, hadisleri daha sahihtir...' demiştir

Sünen-i İbn Mâce, 920
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا مُعَلَّى بْنُ مَنْصُورٍ، وَبِشْرُ بْنُ آدَمَ، قَالاَ حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، عَنْ عِيسَى بْنِ سِنَانٍ، عَنِ الضَّحَّاكِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَرْزَبٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى الأَشْعَرِيِّ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ تَوَضَّأَ وَمَسَحَ عَلَى الْجَوْرَبَيْنِ وَالنَّعْلَيْنِ ‏.‏ قَالَ الْمُعَلَّى فِي حَدِيثِهِ لاَ أَعْلَمُهُ إِلاَّ قَالَ وَالنَّعْلَيْنِ ‏.‏

Ebu Musa El-Eş'ari (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) abdest aldı da çoraplarına ve pabuçlarına meshetti. El-Mualla, kendi rivayetinde dediki: Ben Ebu Musa'nın «... ve pabuçlarına...» dediğini bilirim, başka türlü dediğini bilmem." Not: Ebu Davud: Sened muttasıl değildir, dedi. Dahhak'dan ravi İsa bin Sinan'dır. Ahmed, İbn-i Main, Ebu Zur'a, Nesai ve başkaları onu zayıf saymışlardır. Bu sebeple hadis kuvvetli değildir. AÇIKLAMA : Hadis, Beyhaki ve Tahavi tarafından da rivayet edilmiştir. Senedin sonundaki ravi El-Mualla'nın hadis metninin sonunda: 'Ben Ebu Musa El-Eş'ari' nin ancak ''va pabuçlarına .. '' dediğini bilirim.' sözünden maksadı hadisi böyle te'vil edenleri redetmektir. Şöyle ki : Bazı alimler; " ... Çoraplar ve pabuçları üzerine ... '' ifadesini; '' ...Altına deri geçirilmiş olan çoraplar üzerine ... '' diye te'vil etmişlerdir. Hadisin lafzı bu te'vilden uzaktır. Notta işaret edildiği gibi Ebu Davud hadis senedinin muttasıl olmadığını söylemiştir. EI-Menhel yazarı der ki: 'Çünkü ravi Dahhak bin Abdirrahman'ın Ebu Musa'dan hadis işittiği sabit değildir. Muttasıl hadis senedi her hangi bir ravinin düşmesinden salim olana denir. Yine notta işaret edildiği gibi hadis kuvvetli değildir. Çünkü senedinde bulunan İsa bin Sinan'ın zayıf olduğu Ahmed, İbn-i Main, Ebu Zur'a ve Nesai tarafından ifade edilmiştir. Ebu Hatim : İsa kuvvetli değildir:, demiştir. Beyhaki de; İsa ile ihticac edilmez, demiştir. EI-Menhel yazarı; Yahya bin Main'in İsa'yı sika kabul ettiğini, El-İcli'nin de: İsa zararsızdır, dediğini nakleder. Ebu Davud: 'Ali bin Ebi Talib, İbn-i Mes'ud, Bera' bin Azib, Enes bin Malik, Ebu Ümame, Sehl bin Sa'd ve Amr. bin Hureys (r.a.) çoraplar üzerine meshettikleri ve Ömer bin El-Hattab ile İbn-i Abbas (r.a.)'ın böyle yaptıkları rivayet edilmiştir, der. EI-Menhel yazarı: Konu hakkında geniş nakiller ve bu sahabilere ait eserleri kaydettikten sonra şöyle der: Yukarıdan beri verilen ma'lümattan şu netice alınıyor: Ebu Davud çorap üzerine meshetmenin 9 sahabiden rivayet edildiğini beyan eder. Ahmed bin Hanbel çorap üzerine meshetmeyi caiz görmüştür. Onun dayanağı anılan sahabiler ve açık kıyastır. Çünkü çoraplar ile mestler arasında hükmü değiştirecek kuvvetli bir fark yoktur. Bu görüş, İshak, İbnü'l-Mübarek, Sevri, Said bin Cübeyr, Said bin El-Müseyyeb, İbrahim En-Nehai, Hasan-i Basri ve başkalarından rivayet edilmiştir. Üzerine mesh edilecek çorabın su geçirmemesi, ayakkabısız olarak mesela 3. MİL kadarüzerinde yürümeye dayanıklı ve kalın olması alimlerce şart koşulduğu dikkatten uzak tutulmamalıdır

Sünen-i İbn Mâce, 560

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.