İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sünen-i İbn Mâce · 573

The Book of Purification and its Sunnah

Arapça metin

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ سَالِمِ بْنِ أَبِي الْجَعْدِ، عَنْ كُرَيْبٍ، مَوْلَى ابْنِ عَبَّاسٍ حَدَّثَنَا ابْنُ عَبَّاسٍ، عَنْ خَالَتِهِ، مَيْمُونَةَ قَالَتْ وَضَعْتُ لِلنَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ غُسْلاً فَاغْتَسَلَ مِنَ الْجَنَابَةِ فَأَكْفَأَ الإِنَاءَ بِشِمَالِهِ عَلَى يَمِينِهِ فَغَسَلَ كَفَّيْهِ ثَلاَثًا ثُمَّ أَفَاضَ عَلَى فَرْجِهِ ثُمَّ دَلَكَ يَدَهُ فِي الأَرْضِ ثُمَّ مَضْمَضَ وَاسْتَنْشَقَ وَغَسَلَ وَجْهَهُ ثَلاَثًا وَذِرَاعَيْهِ ثَلاَثًا ثُمَّ أَفَاضَ الْمَاءَ عَلَى سَائِرِ جَسَدِهِ ثُمَّ تَنَحَّى فَغَسَلَ رِجْلَيْهِ ‏.‏

Nebi (Snllallahu Aleyhi ve Sellem)'in muhterem eşlerinden) Meymune (r.anha)'dan şöyle demiştir : Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) için gusül suyunu koydum. O da cünüblükten ğusletti. Önce sol eliyle sağ eline kabı eğerek su döktü ve ellerini bileklerle beraber üç defa yıkadı. Sonra avret mahalline güzelce su döküp yıkadıktan sonra elini toprağa sürerek ovaladı. Daha sonra ağzına su aldı, burnuna su çekti yüzünü ve kollarını üçer defa yıkadı. Bunun arkasında vücuduna su döktü. Bundan sonra yerini değiştirerek ayaklarını yıkadı. Tahric: Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai ve Ebu Davud da bu hadisi az bir lafız farkıyla rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Hadis, ğuslün şeklini tarif etmektedir. Buhari, ve Müslim'de Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in sağ eliyle sol eline su dökerek avret mahallini yıkadığını belirtmektedir. Taharetlendikten scnra sol elini yere sürerek iyice ovduğunu Müslim belirtmiştir. El-Menhel yazarı aynı başlık altında açılan ğusül babında rivayet olunan hadisin açıklamasında şöyle der: ''Suyla taharetlendikten sonra elin güzelce temizlenmesi için toprağa sürülmesinin müstahab olduğuna hadis delalet eder. Toprakla güzelce ovaladıktan sonra ellerini tekrar yıkadığı Buhari'de belirtilmiştir. İbnü'l-Dakiki'l-İyd şöyle demiştir: 'Avret mahallindeki necaset suyla iyice giderildikten sonra necasetin kokusu kaldığı zaman bazı fıkıhçılara göre zarar vermez. Şafii mezhebinde bu hususta ihtilaf vardır. O kokudan afıv bulunduğu bu hadisten çıkarılabilir. Şöyle ki, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in taharetlendikten sonra elini toprağa sürmesi boşuna değildir. Necasetin giderilmesi için olduğu söylenemez. Çünkü necasetten en ufak bir şey kaldığı takdirde taharet yapılmış sayılmayacağı alimlerin ittifakiyle sabittir. Taharetten sonra elde necasetten bir şey kaldığı zaman avret mahalli de temizlenmemiş olur. Necasetin tadını gidermek için elin toprağa sürüldüğü de söylenemez. Çünkü tadın kalması necasetin kaldığına alamettir. Rengin giderilmesi amacı da söz konusu edilemez. Çünkü ihtilam veya cinsi münasebet dolayısıyla hasıl olan cünüplük haliyle ele yapışacak bir necaset rengini gerektirmez. Olsa bile cidden nadir olur. Bu nedenle kokunun giderilmesi ihtimali kalır. Taharetlenme esnasında giderilmesi vacib olan kokunun giderilmesi için toprağa el sürülmesi caiz değildir. Çünkü avret mahalli iyice temizlendikten ve giderilmesi gereken koku da iyice giderildikten sonra el temiz olarak avret mahallinden ayrılmış olur. Böyle olmazsa ne avret mahalli temiz sayılır ne de el. Şu halde giderilmesi gerekli olmayan bir rayiha izi kalmış olabilir ki bu iz bağışlanmıştır ve bağışıklık kazanan muhtemel izin de kalmaması için en güzel bir şekilde ihtiyatlı davranılarak el toprağa sürülmüş olur.'' Hadis'te Peygamber s.a.v.'in mubarek ağzına ve burnuna. su aldığı bildirilmekte ve mazmaza ile istinşak ismini alan bu işlemin meşruluğu bildirilmektedir. Abdest ve ğusül de ağız ve buruna su almanın hükmü hakkında alimler ihtilaf etmişlerdir. İbnü'l-Mübarek, Ahmed ve İshak ile bazı alimler hem ğusülde hem de abdestte vacibtir, demişler. Hanefi alimleri ve Süfyan-i Sevri; ğusülde vacib, abdestte sünnettir, demişler. Malik ve Şafii ise; ğusülde de abdestte de sünnettir, demişlerdir. Bu görüşler delilleri ile beraber abdest babında genişce izah verilmiştir. Hadis, mazmaza ve istinşaktan sonra Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in mübarek yüzünü ve kollarını üçer defa yıkadığı, bütün vücuduna su dökerek guslünü yaptıktan sonra başka bir yere çekilerek ayaklarını yıkadığını ifade eder. Şu halde önce abdest almış fakat ayak yıkama işini ğusülden sonraya bırakmıştır. Buhari ve Müslim'in rivayetlerinde Resul-i Ekrem s.a.v.'in ğusülden önce: ''Namaz abdesti gibi abdest aldığı'' tabiri ve Buhari'nin rivayetinde: 'Abdest alırken ayaklarını yıkama işini ğusülden sonraya bıraktığı' tasrih edilmiştir. Ebu Davud'un Aişe r.anha'dan rivayet ettiği hadiste ise: Namaz abdesti gibi tam abdest aldığı bildirilmektedir. Bunun zahirine göre ayaklarını da o zaman yıkamıştır. EI-Menhel yazarı: ''Bu rivayetler arasında ihtilaf yoktur. Çünkü şöyle yorum yapmak mümkündür. Resul-i Ekrem s.a.v. ğusülden önce abdest alırken bazen ayaklarını da yıkardı.. Bazen de ayak yıkama işini ğusül'den sonraya bırakırdı. Değişik, rivayetler dolayısıyla alimler muhtelif görüşler beyan etmişler: Cumhur'a göre ayak yıkamayı ğusülden sonraya bırakmak müstahabtır. Ebu Hanife ve arkadaşları ise; 'Eğer su toplanmıyacak bir yerde ğusül yapılacaksa ğusülden önce tam abdest almak efdaldır. Şayet küvet, leğen gibi su birikecek bir yerde ğusül yapılacaksa ayak yıkamayı ğusülden sonraya bırakmak daha efdaldır, demişlerdir.' Malik ise; 'Ğusledilen yer temiz ise ğusülden önce ayakları yıkamak müstahabdır, aksi halde ğusülden sonra ayakları yıkamak müstahabdır.' Şafii mezhebindeki meşhur ve en sahih kavle göre tam abdest almak efdaldır. Çünkü Aişe ve Meymune r.anhuma'dan edilen rivayetlerin ekserisi böyledir,,, demiştir. Ğusülden önce alınan abdestin hükmüne gelince; Cumhurun mezhebine göre sünnettir. Davud ve Ebu Sevr'e göre vacibtir. Aişe ve Meymune r.anhuma'dan edilen rivayetlerin bir kısmında Resul-i Ekrem s.a.v. ğuslederken mübarek başına üç defa su döktüğü tasrih edilmiştir. Buradaki 574 nolu rivayet de böyledir. Nevevi: ''Başa üç defa su dökmenin müstahablığı hususunda alimlerin ittifakı vardır. Arkadaşlarımızın bir kısmı vücudun sair kısmını başa ve abdest uzuvlarına kıyaslayarak; üç defa yıkanması müstahabdır, demişlerdir. Buna kimsenin muhalefet ettiğini bilmiyoruz. Yalnız arkadaşlarımızdan Ebu'l-Hasan El-Maverdi bir defa'dan fazla su dökmek müstahab değildir demiş fakat onun bu sözü terk edilmiş tutarsız bir sözdür.'' EI-Menhel yazarı bu nakli yaptıktan sonra Hanefi ve Hanbeli alimlerinin de böyle dediklerini fakat Maliki'lerin baştan başka vücuduh her hangi bir tarafını üç defa yıkamanın müstahab olmadığını, abdestin ğusle kıyaslanamıyacağını çünkü ğusülde çok güçlük olduğunu söylemişlerdir. ĞUSLÜN FARZLARI 1 - Maliki mezhebine göre ğuslün farzları niyet, vücudun her tarafını suyla yıkamak, vücudu ovalamak, saçların arasını ovalamak ve ara vermeden ğuslü tamamlamaktır. 2 - Şafii mezhebine göre ğuslün farzları niyet ile bütün. vücudu ve vücut üzerindeki saç ve kılların tamamını suyla yıkamaktır. 3 - Hanefi alimlerine göre ağız ve buruna su almak ile bütün vücudu yıkamaktır. 4- Hanbeli mezhebine göre suyun deriye ulaşmasına mani herhangi bir madde ve necaset varsa gidermek, niyet, besmele, ağız ve burun dahil vücudun her tarafını ve kılların tamamını suyla ıslatmaktır. Nevevi, Müslim'in şerhinde; 'Ğusleden kişinin önemli olan şu hususa dikkat etmesi gerekir: Avret mehallini güzelce yıkadıktan sonra, o yerin ve çevresinin cünüplüğünü kaldırmak niyetiyle yıkanması uygun olur. Çünkü o esnada bacakların arasının ğuslünü yapmazsa bilahere orayı unutabilir. Dolayısıyla ğuslü sahih olmaz. Bir de başını ve vücudun sair yerlerini yıkayıp ğuslettikten sonra avret yerinin ğuslünü yapmadığını hatırlarsa ya çıplak eliyle oraların ğuslünü yapması gerekir, elini sürmesi icap eder ki avret mahalline el ayasının dokunmasıyla abdesti bozulmuş, olur. Yahut da abdestinin bozulmaması için eline bir bez bağlaması icab eder ki bu da bir güçlüktür. Şunu da belirtelim ki ğusül yapılırken hiç kimse abdest almayı vacib görmemiştir. Davud-i Zahiri ve arkadaşları hariç. Onlara göre vacibtir. Cumhur'a göre abdest almak sünnettir. ğusülden sonra namaz kılmak ve Kur'an'a dokunmak gibi abdestsiz yapılamayan ibadetler ğusletmekle mübah kılınır. Yani cünüp olan kişi abdest almadan vücudun her tarafına su dökerek ğuslünü yaptığı takdirde yaptığı ğusül sahih olup onunla namaz ve benzeri ibadetler yapmak mübah olur, demiştir. ĞUSLÜN EFDALİ EI-Menhd yazarı şöyle der: "Ğusledecek kişi kab'a ellerini batırmadan önce üç defa yıkadıktan sonra avret mahallini güzelce yıkamalı ve vücudunun her hangi bir yerinde bulunan necaset, kir ve suyun deriye yahut kıllara ulaşmasına engel olan ne varsa gidermeli. Bundan sonra namaz abdesti gibi tam abdest almalı ve bunun akabinde su avuçlayarak sakalını saçlarını hilallemelidir. Yani parmaklarını kıllar arasına geçirip her tarafını ıslatmalıdır. Daha sonra başına üç defa su dökmeli ve koltuklar altı göbek nahiyesi, kulaklar ve sair vücut kıvrımlarını güzelce ovarak her tarafı ıslatmalı daha sonra başına üç defa su dökmeli, vücudunun her tarafını yıkamalı ve ellerinin yetiştiği her tarafını ovalamalıdır. Vücuduna su dökerken üst kısımlarına ve sağ tarafa öncelik tanımalı. Ğusle başlarken niyet etmeli, vücudunda bulunan kılların her tarafını güzelce ıslatmalıdır

Sünen-i İbn Mâce, 573

Benzer hadisler

HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ، حَدَّثَنَا مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، حَدَّثَنِي صَفْوَانُ بْنُ سُلَيْمٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ سَلَمَةَ، - هُوَ مِنْ آلِ ابْنِ الأَزْرَقِ - أَنَّ الْمُغِيرَةَ بْنَ أَبِي بُرْدَةَ، - وَهُوَ مِنْ بَنِي عَبْدِ الدَّارِ - حَدَّثَهُ أَنَّهُ، سَمِعَ أَبَا هُرَيْرَةَ، يَقُولُ جَاءَ رَجُلٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا نَرْكَبُ الْبَحْرَ وَنَحْمِلُ مَعَنَا الْقَلِيلَ مِنَ الْمَاءِ فَإِنْ تَوَضَّأْنَا بِهِ عَطِشْنَا أَفَنَتَوَضَّأُ مِنْ مَاءِ الْبَحْرِ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ هُوَ الطَّهُورُ مَاؤُهُ الْحِلُّ مَيْتَتُهُ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.’den: Şöyle demiştir: Bir adam, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gelerek: Ya Resulallah! Biz deniz'e binerek beraberimizde (tatlı) az su taşırız. Eğer onunla abdest alırsak susamış (susuz) kalırız.Bu sebeple deniz suyu ile abdest alabilirmiyiz? diye sordu. Buna cevaben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: '' Deniz, suyu tahür (temizleyici)dir, meytesi (ölmüşü) helaldir. '' Diğer tahric: Malik, Ahmed, Nesei, Tirmizi. İbn-i Ebi Şeybe, İbn-i Huzeyme, İbn-i Hibban, Darimi, El-Hakim. Darekutni, ve İbnü'l-Carud AÇIKLAMA : Tirmizi, hadisin hasen-sahih olduğunu söylemiş, İbn-i Abdi'l-Ber, İbnü'l-Münzir ve Ebu Muhammed El-Bağavi de hadisin sıhhatına hükmederek alimlerc.e makbul sayıldığını belirtmişlerdir. Resul-i Ekrem (s.a.b.)'e müracaat eden zatın Abdullah El-Müdlici olduğu Darekutni'nin bazı senedIerinde belirtilmiş, Darimi'nin rivayetinde de «Beni Müdlic» kabilesinden bir adam ... diye geçer. El-Hakim'in rivayetinde ise: Bir avcı geldi...» ifadesi kullanılmıştır. Soru sahibinin maksadı: EI-Hakim ve El-Beyhaki'nin tafsilatlı olan rivayetinde açıklandığı gibi, avlanmak için denize açıldığında bazen abdest almak veya ğusletmek gerekir. Beraber götürülen tatlı su az olup hem içme hem taharet için bazen yetmez. Abdest veya ğusülde kullanıldığı takdirde içme suyu kalmaz. Deniz suyu acı olduğundan içmeye elverişli değildir. Acaba taharette kullanılabilir mi? Verilen cevapta deniz suyunun temizleyici olduğu bildirilmekle, abdest ve gusül'de kullanılabildiği gibi necasetin (pisliğin), giderilmesinde de kullanılabileceği belirtiliyor. Tahur: Temizleyici demektir. Tahur sayılan bir su hadesten taharette (abdest ve gusülde) ve necasetten (pislikten) taharette kullanılabilir. Soru sahibi, deniz suyunun abdest için kullanılıp kullanılamıyacağını sormuş, fakat Resul-i Ekrem (s.a.v.) daha kapsayıcı bir cevap vererek deniz suyunun taharetin her çeşidine elverişli olduğunu bildiriyor. Meyte: Boğazlanmadan ölen hayvan demektir. Çekirgeden başka karada yaşayan bütün hayvanlann meytesi necistir. Soru sahibi denizde yaşayan hayvanların meytesinin helal olup olmadığını sormadığı halde önemine binaen Resul-i Ekrem (s.a.v.) meytenin hükmünü bildirmekle bunun açıklanmasını gereğine işaret buyurmaktadır. Deniz meytesine ait hükmün cevapta yer alması sebebi şöyle de olabilir: Genel olarak meyte, necis olup içine düştüğü az suyu da necis eder. Deniz meytesinin diğer meytelerden farklı olup necis sayılmadığı bildirilmekle, deniz suyunun, içindeki meytesinden dolayı pislenmediği belirtiliyor. Böylece soru sahibinin ve emsalinin deniz meytesi ile deniz suyunun pislendiğini sanmaları önlenmiş oluyor. DENİZ MEYTELERİ HAKKINDAKİ ALİMLERİN FETVALARI: Taharet Kitabından bir babı konuya ayıran Ebu Davud'un Sünen şerhi EI-Menhel'de verilen geniş malumat şöyledir: 'Deniz meytesi hakkındaki alimlerin verdiği cevaplarda ayrıntılar vardır: Buhari'nin şarihi El-Ayni şöyle demiştir: Malik. Şafii ve Ahmed, bu hadise dayanarak deniz hayvanlarının hepsinin meytesi helaldır. Ancak Şafii ve Ahmed'den gelen bir rivayette kurbağa bu hükümden hariç tutulmuştur. Bu üç imam'a göre karada eti yenmeyen hayvanın denizdeki türünün meytesi de haramdır. Bizim arkadaşlarımız yani Hanefi alimleri ise; 'deniz hayvanlarından balık, bütün çeşitleri ile helaldır. Diğer deniz hayvanlarının eti yenmez. Çünkü Allah Teala; '' ... Ve murdar şeyleri de üzerlerine haram kılıyor ...'' mealindeki El-A'raf suresinin 157'nci ayetinde murdarları haram kılmıştır. Balıktan başkası murdardır. Hadisteki meyte (murdar) ise; balık ile yorumlanır. Nitekim Resul-i Ekrem (s.a.v.) : 'Bizim için iki meyte ve iki kan helal kılınmıştır. İki meyte balık ve çekirgedir ...' buyurmuştur; demişlerdir. (Ayni'den yapılan nakil burada bitti). Hanefi alimlere göre zahiren sebepsiz olarak ve kendi kendine ölüp su yüzüne çıkan ve karın kısmı yukarı çıkan balıklar yenilemez. Ama sıcak, soğuk veya başka sebeple ölen balık anılan durumda su yüzüne çıkmış olsa bile yenir. Kurbağa ve kaplumbağa gibi denizde ve karada yaşıyabilen .deniz hayvanının yenilmesi hususunda Maliki mezhebinde ihtilaf vardır. El-Baci, Muvatta' şerhinde diyor ki: Deniz hayvanı iki kısımdır. Bir kısmı karada yaşıyamaz. Balık türleri gibi. Diğeri karada da yaşıyabilendir. Kurbağa, yengeç ve kaplumbağa gibi. Balık ne şekilde ölürse ölsün tahirdir ve yenilir. Malik ve Şafii böyle hükmetmişlerdir. Ebu Hanife ise, kendi kendine ve sebepsiz ölen balık yinilmez, demiştir. = «Deniz altı ve taamı sizler için helal kılındı.» (Maide 96) ayeti ve (bu babta geçen) hadis bizim delilimizdir. Lügat ehli olan Ömer bin El-Hattab r.a. ayetin tefsirinde: Deniz avı senin avlandığındır. Taamı da denize atılandır, demiştir. Meyte kelimesi kayıtsız olarak şer-i şerifte kullanıldığı zaman boğazlanmadan ölen hayvan demektir. Deniz kurbağası ve kaplumbağası gibi karada hayatını sürdürebilen hayvan Malik'e göre temiz ve helaldır. Boğazlanması gerekmez. İbn-i Nafi ise; bunlar sebepsiz ölürse pistir ve haramdır, demiştir. tmam Malik'e göre bunlar balık gibi deniz hayvanı olup boğazlanmasına ihtiyaç yoktur. İbn-i Nafi'e göre ise bunlar kuş gibi karada yaşıyabilen hayvandır. (El-Baci'nin sözü burada bitti.) Hanbeli alimlerine göre deniz hayvanlarından kurbağa, yılan ve timsah yiyilmez, diğerlerin hepsi yiyilir. Şafii alimlerince genel hüküm budur: Yalnız denizde yaşayan ve karada yaşıyamayan hayvanlar balık şeklinde olmasa bile yinilir. Deniz köpeği ve deniz domuzu gibi. Fakat hem denizde hem karada yaşıyabilen hayvanların yinilmesi haramdır. Kurbağa, yengeç, yılan, kaplumbağa ve timsah gibi. Minhac'ın şerhi Nihayetü'I-Muhtaç müellifi El-AIIame Muhammed Er-Remli konu hakkında şöyle der: Karada yaşıyamıyan deniz hayvanlarından balık türü nasıl ölürse ölsün yenilir. Çünkü Cenab-ı Allah: «Deniz avı ve taamı sizin için helal kılındı» buyurmaktadır. (Maide 96) Sahabilarin ve tabiilerin cumhüru ayetteki «taamı» su yüzünde kalan, diye yorumlamışlardır. (Bu babta geçen) hadis de sahihtir. Evet su yüzünde kalan balık şayet şişerek sıhhi yönden zarar verecek durumda ise yinilmesi haramdır. Karada yaşıyamıyan diğer deniz hayvanları da nasıl ölürse ölsün en sahih kavle göre balık gibi helaldır. Er-Ravda'da belirtildiği gibi karada yaşayamayan bütün deniz hayvanlarına Semek = balık». deniIir. Balıktan. başka deniz hayvanlarının helal olmadığına dair bir kavil vardır. Bu kavIin delili : ''Bizim için iki meyte helal kılındı. Bunlar da balık ve çekirgedir.'' hadisidir. Fakat 'Semek - Balık' kelimesinin bütün deniz hayvanlarına verilen bir isim olduğu gerekçesi ile bu kavil reddedilmiştir. Şafii mezhebindeki diğer bir kavle göre deniz hayvanı. eğer karadaki benzeri yiyilen cinsten ise yenilir. Aksi takdirde yenmez. Buna göre deniz merkebi ve deniz köpeği yenmez. Kurbağa, yengeç, yılan ve kaplumbağa gibi hem denizde hem de karada yaşıyabilen hayvan yinilmez. Çünkü bunlar ham habistir hem de zararlıdır. Mutemed olan kavil budur. (Nihaye'nin sözü burada bitti.) HADİSTEN ÇıKARILAN FIKHİ HÜKÜMLER: 1. Kişi bilmediği bir sorunu ilim ehline sormalıdır. 2. Susuzluk korkusu bulunduğu takdirde içme suyunun abdestte kullanılmaması mübahtır. 3. Acı olan deniz suyu ile abdest almak caizdir. Selef ve halef'in cumhuru böyle demiştir. 4. Deniz hayvanları yenilir. Bunun tafsilatını yukarda gördük. 5. Balığın boğazlanması gerekmez. Diğer deniz hayvanları da balik gibidir. 6. Müftü, sorulan soruya uzaktan veya yakından ilişkin hususlar soru sahibinin ihtiyacını sezdiğinde sorunun cevabını verirken bu hususları da anlatmalıdır. Hulasa bu hadis, bir çok hükümleri ve önemli kaideleri içermektedir. Bu nedenledir ki Şafii (Rahimehullah): Bu hadis taharet ilminin yarısıdır. demiştir

Sünen-i İbn Mâce, 386
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، عَنْ أَيُّوبَ بْنِ مُوسَى، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ الْمَقْبُرِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَافِعٍ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي امْرَأَةٌ أَشُدُّ ضَفْرَ رَأْسِي أَفَأَنْقُضُهُ لِغُسْلِ الْجَنَابَةِ فَقَالَ ‏"‏ إِنَّمَا يَكْفِيكِ أَنْ تَحْثِي عَلَيْهِ ثَلاَثَ حَثَيَاتٍ مِنْ مَاءٍ ثُمَّ تُفِيضِي عَلَيْكِ مِنَ الْمَاءِ فَتَطْهُرِينَ ‏"‏ ‏.‏ أَوْ قَالَ ‏"‏ فَإِذَا أَنْتِ قَدْ طَهُرْتِ ‏"‏ ‏.‏

Ümmü Seleme (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre kendisi şöyle demiştir: Ben Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e: Ya Resulallah l Ben saçımın örgüsünü çok sıkı bağlayan bir kadınım. Cünüblük ğuslü için örgümü çözeyim mi? diye sordum. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki : «Başına üç avuç su atman, sonra vücuduna su dökmen kafidir. Sen bununla temizlenirsin.» veya buyurdu ki : «İşte o zaman sen temizlenmiş olursun.»" Diğer tahric: Müslim, Nesai, Ebu Davud, Beyhaki ve Tirmizi. AÇIKLAMA : Tirmizi, hadisinin hasen - sahih olduğunu söylemiştir. Ümmü Seleme, sıkı bağladığı peliklerini, cünüblük ğuslü için çözmek mecburiyetinde olup olmadığını sorunca Nebi (s.a.v.), üç avuç suyu başına dökmesinin kafi geldiğini buyurmuştur. Pelikleri çözmenin gerekli olmadığı anlaşılıyor. Üç avuç suyu dökmek şartı kasdedilmemiştir. Gaye, suyun her tarafa ulaşmasıdır. Örgülü saçın iç kısımlarının ıslatılması için çoğu zaman, üç defa su dökmek gerektiği için, hadiste, ''Üç defa'' tabiri kullanılmıştır. Bazen bir defa ile her taraf ıslatılabilir, bazen de üç defadan fazlaya ihtiyaç duyulur. Hattabi: 'Cünüp adamın suya daldığı veya bol suyu vücuduna döktÜgÜ zaman, eliyle vücudunu ovalamasa bile ğuslünün sahih olduğu hadisten anlaşılıyor. Malik bin Enes hariç bütün fıkıhçıların kavli budur. Malik bin Enes'e göre, kişi cünüblükten ğuslettiği zaman elini vücudunun her tarafına sürmedikçe ğusül tam sayılmaz. Keza, kolunu veya ayağını suya taharet niyetiyle batırdığı zaman onu eliyle ovalamadıkça o uzvun tahareti yapılmış olmaz. Hattabi, sözlerine devamla şöyle der: Bir avuç suyla başın her tarafı ıslatıldığı zaman bunun kafi geldiği ve üç defa yıkamanın vacib olmayıp, müstahab olduğu hadisten anlaşılıyor' demiştir. EI-Menhel yazarı, bu konu için açılan babta rivayet olunan mezkur hadisin açıklaması bahsinde şöyle der: ''Hadis, kadının cünüblük ğuslünü yaparken pelikleri çözmek zorunda olmadığına delalet eder. Bu hususta, alimler arasında ihtilaf vardır: 1- Hanefi alimlerine göre; peliklerin dip kısmı ıslanırsa kadın, onu çözmek mecburiyetinde değildir. Fakat erkek, peliklerinin dip kısmına su ulaşsa bile, çözmek mecburiyetindedir. Erkek ile kadın arasındaki ayırımın hikmeti şudur: Pelikleri çözmek kadına güçtür. Saçlarını kesmesi de suçtur. Bunun için pelikleri çözmek yükümlülüğü kalkmıştır. Fakat erkek böyle değildir. ğuslederken mutlaka pelikleri çözmek mecburiyetindedir. Çünkü güçlük yoktur. (Yani saçını da kısaltabilir, peilklerini kesebilir. Delilleri bu ve benzeri hadislerdir. 2- Şafiiler'e göre; Pelik çözülmeden saçların her tarafına su ulaşırsa çözmek vacip değildir. Aksi takdirde vacibtir. Bu hususta erkek ile kadın arasında bir fark yoktur. Aynı şekilde cünüplük, lohusalık ve aybaşı adeti arasında bir fark yoktur. Delilleri ise; 597 - 59B nolu hadislerdir. Bir de: Ümmü Seleme (r.anha)'nın saçları hafifti. Nebi (s.a.v.), saçının her tarafına suyun ulaşacağını bildiği için peliklerini çözmesini emretmemiştir, derler. 3 - Maliki'lere göre; Saç, kıvırcık olup, çok sıkı ise ğusülde çözülmesi vaciptir. Abdestte vacib değildir. Şayet üç veya daha fazla iple örülmüş ise, sıkı olsun olmasın ğusül ve abdestte çözülmesi vacibtir. Eğer bir veya iki iple örülü olup, sıkı ise çözülür, aksi takdirde çözülmesi mecburi değildir. Bu hususta erkekle kadın arasında bir fark yoktur. Keza cünüplük ğuslü ile diğer gusüller arasında bir fark yoktur. Onların delilleri de, Şafiiler'in delil olarak gösterdikleri hadislerdir. 4- Hanbeli alimlerine göre hayz ve nifas ğuslünde pelikleri çözmek vacibtir. Cünüplük ğuslünde ise peliklerin dip kısmına su ulaşırsa peliği çözmek vacib değildir. Bu ayırıma delil olarak da Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in hayızdan ğuslünü yapmak isteyen Aişe (r.anha)'ya buyurduğu şu emri göstermişlerdir: ''Başını (saçını) çöz ve tara.'' Hanbeliler: Taramak, örgülü olmayan saçta mümkündür, demişlerdir. Fakat bu delil şöyle reddedilmiştir: Aişe (r.anha)'nın hadisi hac mevsiminde idi. Umre için ihrama girmişti. Sonra Mekke'ye girmeden aybaşı adetini gördü. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.v.) O'na başının peliklerini çözüp taramasını ve yıkanıp, hac için ihrama girmesini emretmişti. Aişe (r.anha) , hayzdan henüz temizlenmemişti. Bu nedenle, onun yaptığı gusül, hayzdan kesilme ğuslü değil, temizlik için yıkanmadır. Dolayısıyla Ümmü Seleme'nin hadisine muarız olamaz.'' HADiSTEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ : 1 - Cünüplük ğuslünde kadın, peliklerini çözmeye mecbur değildir. 2 - Vücudun her tarafının suyla ıslatılması kafidir. Bu husustaki tafsilatı ve pelikleri çözme hususunda alimler arasındaki ihtilafı yukarda verdik

Sünen-i İbn Mâce, 603
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنَاهُ عَمْرٌو النَّاقِدُ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا زَائِدَةُ، عَنْ هِشَامٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ إِذَا اغْتَسَلَ مِنَ الْجَنَابَةِ بَدَأَ فَغَسَلَ يَدَيْهِ قَبْلَ أَنْ يُدْخِلَ يَدَهُ فِي الإِنَاءِ ثُمَّ تَوَضَّأَ مِثْلَ وُضُوئِهِ لِلصَّلاَةِ ‏.‏

Bize bu hadisi Amru'n-Nakid dahî rivayet etti. (Dediki): Bize Muaviyetü'bnü Amr rivayet etti. (Dediki): Bize Zaide Hişam'dan rivayet etti. Demişki: Bana Urve, Âişe'den naklen rivayet ettiki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cünüplükten yıkandığı zaman, işe elini kaba daldırmadan önce ellerini yıkamakla başlardı, sonra da namaz için abdest aldığı gibi, abdest alırdı. Yalnız Müs\im rivayet etmiştir NEVEVİ ŞERHİ AŞAĞIDA DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in evvela ellerini yıkaması ya temizlik; yahut uykudan uyandıktan sonra elleri yıkamanın meşru olduğunu göstermek içindir. «Namaz abdesti gibi abdest alırdı» cümlesiyle lugaten abdest denilebilen el yıkamadan ihtiraz olunmuştur. Bu babta Nevevî şunları söylemiştir: «Ulemamız diyor ki cünüblükten temizlenmenin kemali şöyle olur. Yıkanan kimse ellerini kaba daldırmazdan önce onları üç defa yıkayarak taharet mahallerini ve bedeninin sair yerlerini pislikten temizledikten sonra tamamiyle namaz abdesti gibi abdest alır. Sonra parmaklarının hepsini suya daldırarak bir avuç su alır. Onunla başının ve sakalının saçlarını hilallar ve başına üç avuç su atar. Bedeninin koltuk altı, kulak ve göbek gibi çukur yerlerine, ayak parmaklarına dikkat eder. Bunların her yerine suyu ulaştırır. Sonra başına üç avuç su döker sonra da vücudunun sair yerlerine üçer defa su dökünür; ve her defasında elinin erebildiği yerleri ovalar. Eğer nehirde veya gölde yıkanıyorsa üç defa suya dalar ve suyu vücudunun her yerine, sık veya seyrek bütün saçlarının dışına ve içine ta saç bittiği yerlere kadar ulaştırır. Müstehab olan sağ taraflardan ve bedeninin üst kısımlarından başlamaktır. Kıbleye karşı durmalı ve gusul sona erdikten sonra şehadet getirmelidir. Gusle başlarken niyet etmeli ve niyet gusul bitinceye kadar devam etmelidir. İşte guslün kemali budur: Bütün bu vazifelerin içinde farz olanı suyun ilk cüz'ü vücuda temas ettiği anda niyet etmek ve suyu bütün bedenine, saçlarına ta'mim etmektir. Bedenin necasetten temiz olması guslün şartıdır. Bundan geriye kalanlar sünnettir. İbrik gibi bir kabla yıkanan kimsenin şu inceliğe dikkati gerekir. İstinca edecek istinca yerini su ile temizledkten sonra o yeri birde cünüblükten temizlemek niyetiyle yıkamalıdır. Çünkü onu o anda yıkamazsa sonra unutabilir. Ve yeri yıkamadığından dolayı da guslü sahih olmaz...» Nevevî şafiîlere göre bu izahatı verdikten sonra: «Bizim mezhebimiz ve bir çok imamların mezhebi budur. Yıkanırken veya abdest alırken ovunmanın farz olduğuna İmam Malik ile Müzenî'den başka kail olan yoktur. Diğer ulemaya göre ovunmak sünnettir; onu terkedenin abdesti de, guslü de sahihtir. Cünüblükten yıkanılacağı zaman abdest almak yalnız Davud-u Zahirîye göre farzdır. Sair ulema onun sünnet oldugunu söylemişler. Bir kimse abdest almadan bütün vücuduna su dökünse guslü sahihtir; onunla namaz kılması ve diğer ibadetleri yapması caiz olur. Lakin efdal olan yukarıda zikrettiğimiz gibi guslün ya başında ya sonunda abdest alarak onun faziletini kazanmaktır. Guslün başında abdest alan sonunda almaz. Bir gusülde iki defa abdest almanın müstahab olmadığında bütün ulema müttefiktir." diyor. Hanefîlere göre gerek abdest de gerekse gusül de niyet farz değil sünnettir. NEVEVİ ŞERHİ (716-719): Aişe (r.anha)'nın Buhari ve Müslim'in sahihlerinde yer alan rivayetlerinde geçen "Resulul\ah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üzerine su dökmeden önce namaz abdesti gibi abdest aldı" hadisinin zahirinden anlaşıldığına göre Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayakları da yıkayarak abdesti tamamlıyordu. Meymune (r.anha)' nın naklettiği rivayetlerin birçoğunda ise "abdest aldı sonra üzerine su döktÜ sonra bir kenara çekilerek e..yaklarını yıkadı" denilmektedir. (Bk. 720 numaralı hadis) Onun rivayet ettiği hadisin Buhari tarafından nakledilen rivayetinde: "Ayakları(nı yıkama)nın dışında namaz abdesti gibi abdest aldı sonra üzerine su döktü sonra bir başka tarafa çekilip ayaklarını yıkadı" denilmektedir. Bu da ayakların sonradan yıkandığını açıkça ifade eder. Şafii (r.a.)'ın iki görüşü vardır. Bunların daha sahih, daha meşhur ve tercih edilenlerine göre abdestini ayaklarını yıkayarak tamamlar. İkincisine göre ise ayakları yıkamayı sonraya bırakır. Zayıf görüşe göre Aişe (radıyallShu anha)'nın naklettiği rivayetler tevil edilir. Meymune' den gelen rivayetlerin çoğunluğu da namaz abdestinden kastın da onun çoğunluğu olduğu şeklinde yorumlanır. Bu da Meymune'nin, Buhari' deki rivayette açıkladığı gibi ayakları yıkamanın dışında kalan abdesttir. Bu rivayet sarihtir, öbür rivayet ise tevil ihtimali bulunan bir rivayettir. Böylelikle belirttiğimiz şekilde iki rivayet bir arada tevil edilir. (İmam Şafil'nin) meşhur ve sahih olan görüşüne göre ise hem Aişe' den, hem Meymune' den gelen ve namaz abdestinin önce alındığını belirten meşhur ve niüstefız (yaygın) rivayetlerin zahirı ile amel olunur. (3/229) Çünkü bunların zahirinden anlaşılan abdestin kemalidir. Çoğunlukla görülen ve onun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bilinen adeti bu idi, fakat cünüplük için değil de, çamuru gidermek maksadıyla guslü bitirdikten sonra bir daha ayaklarını yıkardı. Bu durumda ayakları iki defa yıkanmış olurdu. Daha mükemmel ve daha faziletli olan budur ve Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu devam etlirirdi. Buhari'nin Meymune'den naklettiği rivayete gelince, bu caiz oluşu açıklamak için bir ya da birkaç kere olmuş bir iştir. Bu da onun abdest azalarını üçer defa ve birer defa yıkadığının sabit oluşuna benzer. Üçer defa yıkaması -daha faziletli olduğundan ötürü- çoğunlukla yaptığı bir işti. Birer defa yıkaması ise caizliği açıklamak üzere bazı zamanlarda nadiren yaptığı bir işti. Bunun benzerleri de pek çoktur. Allah en iyi bilendir. Bu şekilde alınan abdestin niyetine gelince, bununla küçük hadesi kaldırmayı niyet eder. Ancak abdestli ve cünüp olması hali müstesnadır. O takdirde bu abdesti alırken guslün sünneti olarak niyet eder. Allah en iyi bilendir. "Parmaklarını saçlarının dibine sokardı." Bunu yapmasının sebebi saçlarını yumuşatmak, ıslatmak ve böylelikle üzerinden suyun geçmesini kolaylaştırmak idi. "Saçını tamamen ıslatlığını görünce ... " İstebrae: Tamamen ıslattı, saçının her tarafını ıslattı, demektir. Hafene: Avuçladı, iki eliyle birlikte suyu aldı, demektir

Sahîh-i Müslim, 721
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ صُرَدٍ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، قَالَ تَمَارَوْا فِي الْغُسْلِ مِنَ الْجَنَابَةِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ أَمَّا أَنَا فَأُفِيضُ عَلَى رَأْسِي ثَلاَثَ أَكُفٍّ ‏"‏ ‏.‏

Ciibeyr bin Mut'im (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Sahabiler Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda gusül hakkında mübahase ettiler. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Bana gelince: Ben de başıma üç avuç su dökerim.» Diğer tahric: Buhari, Müslim, Beyhaki, Nesai ve Ebu Davud AÇIKLAMA : Ebu Davud'un rivayetine göre sahabiler Resul-i Ekrem. (s.a.v.)'in huzurunda cünüplükten ğusletmekten bahsettiler. Müslim'in, Cabir bin Abdillah r.a.'tan rivayetine göre Sakif hey'eti Resul-i Ekrem (s.a.v.)'e: Bizim memleketimiz soğuktur. Acaba nasıl ğusledeceğiz? diye sormuşlar. Resulullah (s.a.v.) de hadisteki cevabı buyurmuştur. Tercemede geçen mübahaseden maksat, her sahabinin nasıl ğuslettiğini anlatmasıdır. Bazıları; ğusül böyle yapılır, bazıları; şöyle yapılır deyince Resul-i Ekrem (s.a.v.) de: ''Ben şöyle yaparım'', buyurmuştur. HADİS'İN FIKHİ YÖNÜ: 1 - Cünüplükten dolayı ğusül- abdesti alırken başa üç defa su dökmek meşrudur. 2 - Din büyüklerinin huzurunda ilmi müzakere yapmak meşrudur. 3 - Öğretici, öğrencinin kolayca anlayabileceği bir yolla öğretim yapmalıdır . BUHARİ RİVAYETİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN EBU DAVUD RİVAYETİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN

Sünen-i İbn Mâce, 575
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، - يَعْنِي الثَّقَفِيَّ - حَدَّثَنَا جَعْفَرٌ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا اغْتَسَلَ مِنْ جَنَابَةٍ صَبَّ عَلَى رَأْسِهِ ثَلاَثَ حَفَنَاتٍ مِنْ مَاءٍ ‏.‏ فَقَالَ لَهُ الْحَسَنُ بْنُ مُحَمَّدٍ إِنَّ شَعْرِي كَثِيرٌ ‏.‏ قَالَ جَابِرٌ فَقُلْتُ لَهُ يَا ابْنَ أَخِي كَانَ شَعْرُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَكْثَرَ مِنْ شَعْرِكَ وَأَطْيَبَ ‏.‏

Bize Muhammed b. El Müsenna da rivayet etti (Dediki): Bize Abdülvehhab yani Es-Sekafî rivayet etti (Dediki): Bize Ca'fer babasından, o da Cabir b. Abdillahtan naklen rivayet eyledi. Cabir b. Abdullah dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir cünüplükten gusledeceği zaman başının üzerine üç avuç su dökerdi. el-Hasan b. Muhammed ona: Benim saçım çok fazladır deyince, Cabir dedi ki: Ben de ona: Kardeşimin oğlu Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in saçı senin saçından daha çok ve daha temizdi, dedim. Diğer tahric: İbn Mace, 577 -buna yakın DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Hasan b. Muhammed Hz. Cabir'e «Benim saçım çoktur» demekle başını yıkamak için üç avuç suyun yetmiyeceğini anlatmak istemiştir. Hz. Cabir de ona «Be kardeşim oğlu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)in saçı senin saçından daha güzel ve daha temizdi» Cevabını vererek üç avuç su ona bile yeterdi sana'mı yetmeyecek demek istemiştir. NEVEVİ ŞERHİ (738-741): (738) "Süleyman b. Surad" meşhur bir sahabidir. "Surad" ismi munsariftir. "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzurunda gusül hakkında tartıştılar." Yani bu hususta kendi aralarında çekiştiler, kimisi gusül şöyle olur derken, başkaları böyle olur dediler. Bu hadisten ilmi konularda münakaşa ve tartışmanın caiz olduğu anlaşıldığı gibi fazilet itibariyle daha alt mertebede olanların daha faziletli kimsenin huzurunda tartışmalarını ve arkadaşların imamları ve büyükleri huzurunda çekişmelerinin caiz olduğu da anlaşılmaktadır. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Ben de başıma üç avuç su dökerim. " Burada üç avuçtan maksat her bir seferde iki avucun dolu halidir. Hadiste guslederken başa üç defa su dökmenin müstehab olduğu anlaşılmaktadır ve bu üzerinde ittifak edilmiş bir husustur. Bizim mezhep alimlerimiz başa ve abdest azalarına kıyas yaparak vücudun diğer bölümlerini de bunun gibi değerlendirmişlerdir. Hem gusülde vücudun üç defa yıkanması abdeste göre daha evladır. Çünkü abdestin temeli külfetin hafifletilmesidir ve bir günde birkaç defa tekrarlanılabilen bir ameldir. Böyle bir am elde azalan üç defa yıkamak müstehab olduğuna göre gusülde bu öncelikle sözkonusudur. Bu hususta ayrıca görüş ayrılığı olduğunu da bilmiyoruz. Şu kadar var ki, kadılar kadısı mezhebimize mensup ve el-Havi adlı büyük eserin sahibi Ebu'l-Hasan el-Maverdi gusülde su dökmenin tekrar edilmesi müstehab değildir demiştir, bu ise şaz ve terkedilmiş bir görüştür. Bundan önceki babta da gusül için kullanılacak suyun en azı ile ilgili açıklamaları zikretmiş bulunmaktayız. Allah en iyi bilendir. (740) "Bize Yahya b. Yahya ve İsmail b. Salim tahdis edip dediler ki ... Cabir'den " Daha sonra Müslim bu hadisin nihayetinde: "İbn Salim rivayetinde dedi." Demektedir. Müslim' in bu ifadelerinde bu ilmin inceliklerinden pek büyük faydalı bir özellik vardır. Bu özellik de Müslim'in -yüce Allah'ın rahmeti ona- ilminin ne kadar geniş olduğunu da, bakış açısının ne kadar incelikli olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır. O da şudur: Huşeym -yüce Allah'ın rahmeti ona- tediis yapan bir ravi idi. Önceki rivayette "an Ebi Bişr" demişti. Tediis yapan ravi ise "an" lafzı ile rivayette bulunacak olursa onun o hadisi kendisinden "an" diyerek rivayette bulunduğu kişiden sema' yoluyla aldığı tespit edilmedikçe bu şekildeki rivayeti delil gösterilemez. Böylelikle Müslim onun bu hadisi sema' yoluyla başka bir yoldan dinlediğinin sabit olduğunu beyan etmiş olmaktadır. Bu ise İbn Salim' in yapbğı rivayettir. O rivayetinde: Bize Ebu Bişr haber verdi, demiştir. Bu gibi inceliği bundan önce defalarca zikretmiş bulunuyoruz. Ebu Bişr'in adı Cafer b. Iyas'dır. Cafer b. Ebi Vahşiye de odur. Burada sözü geçen Ebu Süfyan'ın adı ise Talha b. Nafi"dir. Daha önce de açıklanmıştı. Allah en iyi bilendir

Sahîh-i Müslim, 743
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ يَحْيَى، وَقُتَيْبَةُ بْنُ سَعِيدٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ قَالَ يَحْيَى أَخْبَرَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ سُلَيْمَانَ بْنِ صُرَدٍ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ مُطْعِمٍ، قَالَ تَمَارَوْا فِي الْغُسْلِ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ بَعْضُ الْقَوْمِ أَمَّا أَنَا فَإِنِّي أَغْسِلُ رَأْسِي كَذَا وَكَذَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ أَمَّا أَنَا فَإِنِّي أُفِيضُ عَلَى رَأْسِي ثَلاَثَ أَكُفٍّ ‏"‏ ‏.‏

Bize Yahya b. Yahya, Kuteybe b. Said ve Ebu Bekr b. Ebi Şeybe tahdis etti. Yahya: Bize Ebu'l-Ahvas, Ebu İshak'tan haber verdi derken -diğer ikisi, tahdis etti, dedi.- O Süleyman b. Surad'dan, o Cubeyr b. Mut'im'den şöyle dediğini nakletli: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzurunda gusül hakkında tartıştılar. Oradakilerden biri: Ben başımı şöyle şöyle yıkarım, dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de: "Ben de başımın üzerine üç avuç su dökerim" buyurdu. Diğer tahric: Buhari, 254 -muhtasar olarak-; Ebu Davud, 239; Nesai, 250, 423; İbn Mace, 575 -muhtasar olarak DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: İfada: Suyu akıtmak, dökünmek demektir. Hadeste taksime delalet eden «Emma» kullanılmış, fakat ibarenin bazı kısımları hazfedilmiştir. Mana şudur.: «Bana gelince: Ben suyu başıma üç avuç döküyorum, fakat başkalarının ne yaptığını bilmiyorum. Yahut başkaları böyle yapmıyor.» Maamafih mezkur edat tahkik edilirse mahzuf takdirine dahi hacet kalmadığı görülür. Çünkü «Emma» şart tafsil ve te'kid bildiren bir edatdır. Te'kid bildirdiğini Zemahşerî beyan etmiştir. Burada da te'kid içindir. Binaenaleyh taksime giderek mahzuf takdirine hacet yoktur. Ashab-ı kiram'ın münakaşası guslün sıfatı hakkındadır. Bazısı gusül şöyle yapılır; bazısı böyle yapılır demiş Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de sünnet vecihle guslün nasıl yapılacağını kendilerine öğretmiştir

Sahîh-i Müslim, 740

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.