İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sünen-i İbn Mâce · 622

The Book of Purification and its Sunnah

Arapça metin

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، - إِمْلاَءً عَلَىَّ مِنْ كِتَابِهِ وَكَانَ السَّائِلُ غَيْرِي - أَنْبَأَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ عَقِيلٍ عَنْ إِبْرَاهِيمَ بْنِ مُحَمَّدِ بْنِ طَلْحَةَ عَنْ عُمَرَ بْنِ طَلْحَةَ عَنْ أُمِّ حَبِيبَةَ بِنْتِ جَحْشٍ قَالَتْ كُنْتُ أُسْتَحَاضُ حَيْضَةً كَثِيرَةً طَوِيلَةً ‏.‏ قَالَتْ فَجِئْتُ إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ أَسْتَفْتِيهِ وَأُخْبِرُهُ ‏.‏ قَالَتْ فَوَجَدْتُهُ عِنْدَ أُخْتِي زَيْنَبَ ‏.‏ قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ لِي إِلَيْكَ حَاجَةً ‏.‏ قَالَ ‏"‏ وَمَا هِيَ أَىْ هَنْتَاهْ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ إِنِّي أُسْتَحَاضُ حَيْضَةً طَوِيلَةً كَبِيرَةً وَقَدْ مَنَعَتْنِي الصَّلاَةَ وَالصَّوْمَ فَمَا تَأْمُرُنِي فِيهَا قَالَ ‏"‏ أَنْعَتُ لَكِ الْكُرْسُفَ فَإِنَّهُ يُذْهِبُ الدَّمَ ‏"‏ ‏.‏ قُلْتُ هُوَ أَكْثَرُ ‏.‏ فَذَكَرَ نَحْوَ حَدِيثِ شَرِيكٍ ‏.‏

Ünımü Habibe bint-i Cahş (r.anha)'den: şöyle söylemiştir : Ben çok ve uzun zaman müstahaza oluyordum. Nihayet durumunu bildirmek ve fetva istemek için Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına geldim. O'nu kız kardeşim Zeyneb (bint-i Cahş) (r.anha)'nın yanında buldum. Ümmü Habibe (r.anha) dedi ki: Ben: Ya Resulallah! Sana ihtiyacım vardır, dedim. O: «Ey hentah ihtiyacın nedir?» diye sordu. Ben : Uzun süreli ve büyük istihaza görüyorum. Bu kan, benim namazıma ve orucuma mani oldu. Bu kan hakkında bana ne emredersin? diye sordum. O : «Ben sana pamuğun özelliğini anlatayım. Çünkü o, kanı giderir.» buyurdu. Ben: Kan çok fazladır, dedim. Bunun üzerine, Ravi Şerik'in (625 nolu) hadisinin benzerini buyurdu. Tahric: Ümmü Habibe (r.anha)'nın bu hadisini, Kütüb-i Sitte sahibIerinin hepsi, kısa ve uzun metinler halinde, rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : EI-Menhel yazarı: Kendisine Ümmü Habibe dendiği gibi Ümmü Habib de deniliyor. Adı Habibe'dir. Müslim'in rivayetinde belirtildiği gibi Abdurrahman bin Avf'ın nikahı altında idi. İbn-i Abdi'l-Berr'in dediğine göre Cahş'ın; Zeyneb, Ümmü Habibe ve Hamne adında üç kızı vardı. Zeyneb, Nebi (s.a.v.)'in zevcesi idi. Ümmü Habibe, Abdurrahman bin Avf'ın zevcesi idi. Hamne de Talha bin UbeyduIIah'ın hanımı idi. Hepsi müstahaza oluyorlardı. İbnü'l-Arabi'nin dediğine göre, Nebi (s.a.v.) zamanında müstahaza olan kadın beş tane idi Hamne bint-i Cahş, Kardeşi Habibe, Fatime bint-i Ebi Hubeyş, Sehle bint Ebi Süheyl ve Mu'minlerin annelerinden (Sevde). --- Nebi s.a.v.'in bir eşi Ümmü Habibe binti Ebi Süfyandır. --- Şerik'in rivayetinde Nebi (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: ''Müstahaza kadın, hayız günlerinde namazı bırakır. Hayız günleri bitince ğusleder ve her namaz için abdest alır, oruç tutar, namaz kılar.'' Müslim'in bir rivayetinde Ümmü Habibe (r.anha)'nın her namaz için ğuslettiği bildirilmiş ve El-Leys bin Sa'd: .Şihab, Nebi. (s.a.v.) Ümmü Habibe'ye her namaz için ğusletme emrini verdi, dememiştir. Ümmü Habibe kendiliğinden bu işi yapmıştır, der. Müslim'in bir rivayetinde: ''...ğuslet ve namaz kıl.'' emri verilmiştir. Bu emrin, bir defa ğusletmek için mi, yoksa her namaz için mi olduğu hususunda bir açıklık yoktur. Bazı rivayetlerde, Nebi (s.a.v.)'in Ümmü Habibe'ye "Her namaz için yıkama'' emri verdiği, diğer bir kısım rivayetlerde: ''Her namaz için abdest alma'' emri verdiği görülmektedir. Bazıları bu hadisin Fatime binti Ebi Hubeyş (r.anha) hadisiyle neshedildiğini söylemişlerdir. Çünkü Aişe (r.anha) , Nebi (s.a.v.)'in vefatından sonra Fatima (r.anha) hadisiyle fetva vermiş ve Ümmü Habibe (r.anha) hadisine muhalefet etmiştir. Tahavi: Ümmü Habibe (r.anha)'nın hadisi Fatime binti Ebi Hubeyş (r.anha) hadisi ile mensuhtur, demiştir. Çünkü Fatime (r.anha)'nın hadisinde, her namaz için abdest alma emri var, ğusletme emri yoktur. İki hadisin arasında görülen ihtilafı bertaraf etmek için Ümmü Habibe (r.anha)'nın hadisindeki emri mendubluk için yorumlamak daha iyidir. Beyhaki de, Rabi' tariki ile Şafii'den rivayet ettiğine göre Şafii: Resul•i Ekrem (s.a.v.) Ümmü Habibe (r.anha)'ya ğusletmek ve namaz kılmak emrini vermiştir. Her namaz için ğusletme emri onun hadisinde yoktur. Şüphesiz onun ğuslü emredildiği için değil, taat olsun, diye yapılmıştır, demiştir. Ebu Davud'un bir rivayetinde; "Nebi (s.a.v.) Ümmü Habibe (r.anha)'ya her namaz için ğusletmeyi emretti... " Fıkrası vardır. EI-Menhel yazarı: ''Hadis hafızları bu fıkraya itiraz ederek Zühri'nin sika arkadaşları bu ilaveyi zikretmemişlerdir. Zühri'nin ravilerinden yalnız İbn-i İshak'ın rivayetinde bulunur. Bu nedenle Beyhaki: ''İbn-i İshak'ın rivayeti ğalattır. Çünkü Zühri'den yapılan bütün rivayetlere muhaliftir, demiştir.'' der. MUSTAHAZA HER FARZ iÇiN ABDEST ALIR'Ml? El-Menhel yazarı şu ma'lumatı verir: ''EI-Fetih,,'te: ''İstihaza kanının hükmü, abdestsizlik hükmü gibidir. Cumhur'un görüşüne göre müstahaza kadın, her farz namaz. için abdest alır ve bir abdestle birden fazla farz namaz kılamaz. Kaza namazı da vaktinde kılınan namaz gibidir. Yani bir abdestle birden fazla kaza namazı da kılamaz. Çünkü hadiste her namaz için abdest alma emri verilmiştir. Malikiler'e göre, her farz için abdest alması vacib olmayıp, müstahabtır. Başka nedenle abdesti bozulmadığı takdird.e istihaza kanının gelmesiyle yeniden abdest alması gerekmez. Ahmed ve İshak'a göre, her farz için ğuslederse daha ihtiyatlı davranmış olur. Hanefiler'e göre, abdest, namaz vaktine bağlıdır. Dolayısıyla müstahaza kadın bir vakit. namaz için aldığı abdest ile o vaktin farzı ile, vakit çıkmadıkça dilediği kadar kazaya kalmış namazlarını da kılabilir. Hadisteki ''Her namaz için abdest almak. emrinin manası, her namaz vakti için abdest almaktır. Ahmed ve İshak'ın bu yorumu, delile muhtaçtır.'' denilmiştir. Hanbeliler'in mezhebi, Hanefiler'in mezhebi gibidir. Delilleri ise Ebu Hanife (rahimehullah)'dan merfu' olarak rivayet olunan şu hadistir: ''Müstahaza kadın. her namaz vakti için abdest alır. El-Menhel yazarı, bu arada başka delilleri de zikreder

Sünen-i İbn Mâce, 622

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنِي مُوسَى بْنُ قُرَيْشٍ التَّمِيمِيُّ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ بَكْرِ بْنِ مُضَرَ، حَدَّثَنِي أَبِي، حَدَّثَنِي جَعْفَرُ بْنُ رَبِيعَةَ، عَنْ عِرَاكِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّهَا قَالَتْ إِنَّ أُمَّ حَبِيبَةَ بِنْتَ جَحْشٍ الَّتِي كَانَتْ تَحْتَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ شَكَتْ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الدَّمَ فَقَالَ لَهَا ‏ "‏ امْكُثِي قَدْرَ مَا كَانَتْ تَحْبِسُكِ حَيْضَتُكِ ثُمَّ اغْتَسِلِي ‏"‏ ‏.‏ فَكَانَتْ تَغْتَسِلُ عِنْدَ كُلِّ صَلاَةٍ ‏.‏

Bana Musa b. Kureyş Et-Temimi rivayet etti. (Dediki): Bize İshak b. Bekir b. Mudar rivayet etti. (Dediki): Bana babam rivayet etti. (Dediki): Bana Ca'fer b. Rabia Irak b. Malik'den, o da Urvetü'bnü Zübeyr'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in zevcesi Aişe'den naklen rivayet etti: Aişe şöyle demiş: Abdurrahman b, Avf'ın nikahı altındaki Cahş kızı Ümmü Habibe Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e (istihaza halinde gelen) kan'dan şikayet etti. O'na: "Daha önce ay halin seni alıkoyduğu kadar bir süre bekle, sonra guslet" buyurdu. O da her namaz vakti gelince guslederdi. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Bu hadisi bütün Kütübü - Sitte sahihleri tahric etmişlerdir. Hadis-i şerifte Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e sual sorduğu bildirilen Hz. Ümmü Habîbe Ümmehat-ı Mümininden Zeynep binti Cahş (R.A.)'nın kız kardeşidir. Vakidi ile Harbi isminin Habîbe, künyesinin Ümmü Habîb olduğunu söylemişler, Dare Kutni dahi bunu tercih etmiş isede sahih rivayetlerdeki meşhur künyesi Ümmü Habîbe'dir. İmam Malik'in (El-Muvatta) ında Hz. Abdurrahman b. Avf'ın zevcesi Zeyneb binti Cahş olduğu, istihaze kanını da onun gördüğü rivayet edilmiştir. Bazıları bunun vehmolduğunu, diğer bazıları da vehim değil, doğrusunun bu olduğunu iddia etmişlerdir. Onlara göre bu kadının ismi Zeyneb, künyesi Ümmü Habîbe 'dir. Ümü'l Mü'minin Zeynep (R.A.)'ya gelince Onun asıl isminin Birre olduğunu sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu değiştirerek kız kardeşinin ismini verdiğini söylerler. Çünkü kız kardeşi künyesi ile meşhur olduğuna göre ona Zeyneb demekle bir iltibas vaki olmamıştır. Hz. Ümmü Habibe 'nin Hamne isminde bir kız kardeşi daha vardır. Ulemadan bazıları Ümmü Habibe ile Hamne 'nin ikisininde istihazalı olduğunu diğer bazıları Ümmül-Mü'minin Zeynep (R.A.) nın dahi istihazalı olduğunu söylerler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında on kadının istihazalı olduğu rivayet edilmiştir. Bunlar, Ümmü Habibe binti Cahş, Ümmü'l Mü'minin Zeynep binti Cahş, diğer kız kardeşi Hamne binti Cahş, Ümmü'l Mü'minin Meymune (R.A.)'nın anne bir kız kardeşi Esma, Fatime bin­ti Ebi Hubeyş, Sehle binti Süheyl, Ümmü'l Mü'minin Sevde binti Zem'a, Zeynep binti Ümmü Seleme, Esma el Harisiyye ve Badiye binti Gaylan'dır. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in Hz. Ümmü Habibe'ye verdiği yıkanma emri mutlaktır. Bunun her namaz için yahut bazan yıkanma ihtimali vardır. Ebu Davud 'un tahric ettiği bir rivayet her namaz için yıkanması lazım geldiğini bildirmektedir. Çünkü o rivayette «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ona her namaz için yıkanmayı emretti» denilmiştir. Beyhaki bu rivayetin yanlış olduğunu söylemiştir. Müslim'in buradaki rivayetinde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in her namaz için yıkanmayı emretmediği Hz. Ümmü Habibe'nin kendiliğinden yıkandığı bildirliyor. Bu hususta rivayetler muhteliftir. Bazılarında Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Ümmül Mü'minin Zeynep Binti Cahş'a: «Her namaz için yıkan.» diye buyurduğu, diğer bazılarında : «Her namaz için abdest al.» dediği bildiriliyor. Hatta Muslîm'in Hammad b. Zeyd 'den rivayet ettiği hadiste, Hammad yalnız başına rivayet etmiştir diye kitabına almadığı cümle dahi bazılarınca budur. Mezkur cümleyi yalnız Hammad değil Ebu Avane ve başkaları dahi rivayet etmişlerdir. Bununla beraber onu yalnız Hammad rivayet etmiş olsa bile kabul edilmesi lazım gelir. Çünkü Hammad mütemed bir ravidir. Mutemed ravinin ziyadesi ise makbuldür. Bazıları bu hadisin Fatime binti Ebi Hubeyş hadisi ile nesh edildiğini söylerler. Çünkü Hz. Aişe, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in vefatından sonra Fatime hadisiyle fetva vermiş, bu suretle Ümmü Habîbe hadisine muhalefette bulunmuştur. Bundan dolayı Ebu Muhammed el îşbîlî; «Fatime hadisi istihaza hakkında rivayet edilen en sahih hadistir.» demiştir. Az yukarıda İmam Şafii 'den naklen onun da; «Ümmü Habibe'nin her namaz için yıkanması Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in emri ile değil kendi fiilidir.» dediğini söylemiştik. Cumhur'u Ulemanın kavli de budur. Yani istihazalı bir kadına her namaz için yıkanmak vacip değildir. Hattabi (319 - 388); «Bu haber muhtasar» dır. Onda kadının hal-u şanı beyan edilmemiştir. Her istihzalı kadına her namaz için yıkanmak vacib değildir. Yıkanmak ancak müptela kadına vaciptir. Müptela: Gelen kanın hayz'mı istihaza mı olduğunu ayıramıyan yahut gününü, vaktini ve sayısını unutan kadındır. Böylesi hiçbir namazını terk edemediği gibi her namaz için yıkanması da vacibtir, diyor. Ebu Bekr b. Abdirrahman'ın; «Allah rahmet eylesin» diyerek zikrettiği Hind'in onun zevcesimi yoksa akrabasımı olduğuna dair hiçbir yerde bir malumata tesadüf edilememiştir. İbni Hacer'in «El-İsabe» adlı eserinin sonunda bir Hind'den bahsedilmiş fakat kim olduğu beyan edilmemiştir

Sahîh-i Müslim, 760
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، وَأَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنْ حَبِيبِ بْنِ أَبِي ثَابِتٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ جَاءَتْ فَاطِمَةُ بِنْتُ أَبِي حُبَيْشٍ إِلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي امْرَأَةٌ أُسْتَحَاضُ فَلاَ أَطْهُرُ أَفَأَدَعُ الصَّلاَةَ قَالَ ‏ "‏ لاَ إِنَّمَا ذَلِكَ عِرْقٌ وَلَيْسَ بِالْحَيْضَةِ اجْتَنِبِي الصَّلاَةَ أَيَّامَ مَحِيضِكِ ثُمَّ اغْتَسِلِي وَتَوَضَّئِي لِكُلِّ صَلاَةٍ وَإِنْ قَطَرَ الدَّمُ عَلَى الْحَصِيرِ ‏"‏ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir: Fatime bint Ebi Hubeyş (r.anha) Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek : Ya Resulallah! Ben müstahaza olan bir kadınım. Temizlenemiyorum. (Kanım kesilmiyor.) Ben namazı bırakayım mı? diye sordu. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Hayır! O ancak bir damar kanıdır. Hayız değildir. Sen hayız olduğun günlerde namazdan uzak kal. Sonra ğuslet ve kan, hasir üzerine damlasa bile her namaz için abdest al.» AÇIKLAMA : Fatime bint-i Ebi Hubeyş (r.anha)'nın Nebi (Sallalahu Aleyhi ve Sellem)'e vaki müracaatına ve aldığı cevaba ait olan bu hadis az bir lafız farkıyla Urve bin Zübeyr (r.a.)'den 620 numarada rivayet edilmişti. Orada Urve bin Zübeyr, (r.a.), Fatime bint-i Ebi Hubeyş (r.anha)'dan hadisi işittiğini belirtmiştir. Burada ise Aişe (r.anha)'dan işittiği kaydedilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki. Urve (r.a.) bunu hem Aişe (r.anha) hem de soru sahibi Fatiı e (r.anha)'dan işitmiş. Hadis, ihtiva ettiği hüküm bakımın'dan daha önce geçen rivayetten farksız görülüyor. Zahirine göre, müstahaza kadının hayız günlerinin hesaplanmasında eski adeti esastır. Hadisin sonunda; '' ...kan, hasirin üzerine damlasa bile ... " fıkrası ile ilgili olarak EI-Menhel yazarı şöyle der: 'Bu Fıkra, istisfar edip, kanının akmasının önlenmesi için gereken tedbiri. alan ve buna rağmen, kanı durdurulamayan kadın için yorumlanır. Bu durumda kadın, sahib-i özür hükmündedir. Hanefilere göre müstahaza kadın, küçük abdestini tutamayan veya burnu devamlı kanayan sahib-i özür hükmündedir. Bir vakit için güzelce taharetlenip, istisfar denilen bez bağlama işini sağlamca yaptıktan sonra, aldığı abdest ile o vakit çıkıncaya kadar vakit namazı ile bir çok kaza namazı kılabilir .. Şafiilere göre vakit girdikten sonra, kadın taharetlenip, istisfar denilen işlemi yapıp abdest alır ve yalnız bir farz namaz kılar. Bunun yanında dilediği kadar nafile namaz kılabilir. Kazaya kalmış farz namazların hükmü de budur. Yani, kaza olsun, eda olsun birden fazla farz namaz kılamaz. Tarif edilen şekilde bez bağlayıp abdest alırken veya abdest aldıktan sonra ara vermedem namaza dururken, kan damlasa bile özür sahibi sayılır.' İstisfar: Geçmişte kuşak ile bağlanan bez, pamuklu bez, günümüzdeki ise hijyenik ped

Sünen-i İbn Mâce, 624
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ الْمُرَادِيُّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ وَهْبٍ، عَنْ عَمْرِو بْنِ الْحَارِثِ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ عُرْوَةَ بْنِ الزُّبَيْرِ، وَعَمْرَةَ بِنْتِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَائِشَةَ، زَوْجِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم أَنَّ أُمَّ حَبِيبَةَ بِنْتَ جَحْشٍ - خَتَنَةَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَتَحْتَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ - اسْتُحِيضَتْ سَبْعَ سِنِينَ فَاسْتَفْتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فِي ذَلِكَ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِنَّ هَذِهِ لَيْسَتْ بِالْحَيْضَةِ وَلَكِنَّ هَذَا عِرْقٌ فَاغْتَسِلِي وَصَلِّي ‏"‏ ‏.‏ قَالَتْ عَائِشَةُ فَكَانَتْ تَغْتَسِلُ فِي مِرْكَنٍ فِي حُجْرَةِ أُخْتِهَا زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ حَتَّى تَعْلُوَ حُمْرَةُ الدَّمِ الْمَاءَ ‏.‏ قَالَ ابْنُ شِهَابٍ فَحَدَّثْتُ بِذَلِكَ أَبَا بَكْرِ بْنَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ الْحَارِثِ بْنِ هِشَامٍ فَقَالَ يَرْحَمُ اللَّهُ هِنْدًا لَوْ سَمِعَتْ بِهَذِهِ الْفُتْيَا وَاللَّهِ إِنْ كَانَتْ لَتَبْكِي لأَنَّهَا كَانَتْ لاَ تُصَلِّي ‏.‏

Bize Muhammed b. Selemete'I-Muradi de rivayet etti. (Dediki): Bize Abdullah b. Vehb, Amr b. el-Haris'ten, o da İbni Şihab'dan, o da Urvetü'bnü Zübeyr ile Amra Biııti Abdirrahman'dan, onlar da Nebi (s.a.v.)’in zevcesi Aişe'den naklen rivayet ettiler. Ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in baldızı ve Abdurrahman b. Avf'ın zevcesi olan Cahş kızı Ümmü Habibe yedi yıl süreyle istihaza kanı gördü. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bu hususta fetva sordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bu ay hali değildir ama bu (kan akıtan) bir damardır. Bu sebeple gusledip, namaz kıl" buyurdu. Aişe dedi ki: Kızkardeşi Cahş kızı Zeynep'in odasında bir leğen içinde yıkanıyordu. Öyle ki kanın kırmızı rengi suyun üstüne çıkıyordu. İbn Şihab dedi ki: Ben bunu Ebu Bekr b. Abdurrahman b. el-Haris b. Hişam'a tahdis ettim. O şöyle dedi: Allah Hind'e rahmet buyursun. Keşke bu fetvayı duymuş olsaydı. Allah'a yemin olsun ki o (bu hali dolayısıyla) namaz kılmadığı için ağlayıp, duruyordu. Diğer tahric: Buhari, 327 -buna yakın-; Ebu Davud, 285; Nesai, 203, 204, 205; İbn Mace, 626 -uzun olarak

Sahîh-i Müslim, 756
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا عَبْدُ بْنُ حُمَيْدٍ، وَإِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالاَ أَخْبَرَنَا جَعْفَرُ بْنُ عَوْنٍ، أَخْبَرَنَا أَبُو عُمَيْسٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا صَخْرَةَ، يَذْكُرُ عَنْ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ يَزِيدَ، وَأَبِي، بُرْدَةَ بْنِ أَبِي مُوسَى قَالاَ أُغْمِيَ عَلَى أَبِي مُوسَى وَأَقْبَلَتِ امْرَأَتُهُ أُمُّ عَبْدِ اللَّهِ تَصِيحُ بِرَنَّةٍ ‏.‏ قَالاَ ثُمَّ أَفَاقَ قَالَ أَلَمْ تَعْلَمِي - وَكَانَ يُحَدِّثُهَا - أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ أَنَا بَرِيءٌ مِمَّنْ حَلَقَ وَسَلَقَ وَخَرَقَ ‏"‏ ‏.‏

Bize Abd b. Humeyd ile İshak b. Mansur rivayet ettiler. Bediler ki; Bize Ca'fer b. Avn haber verdi (Dedi ki): Bize Ebu Umeys haber verdi. Dedi ki: Ben Ebu Sahra'dan dinledim. Abdurrahman b. Yezid ile Ebu Bürdete b. Ebî Musa'dan naklen anlatıyordu. Demişler ki: Ebu Musa bayıldı, karısı Ümmü Abdullah iniltiyle feryat ederek geldi. Dediler ki: (Ebu Musa) kendisine gelince (zeveesine): Sen Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Ben (musibet dolayısıyla) saçını tıraş eden, feryat eden, elbisesini yırtan kimselerden uzağım " dediğini bilmiyor musun, dedi. -(Çünkü Ebu Musa) ona (bunu) tahdis ediyordu.- Diğer tahric: Nesai, 1862; İbn Mace, 1586; Tuhfetu'I-Eşraf, 9020, 9081 NEVEVİ ŞERHİ: Diğer isnatla: "Ebu Umeys, Ebu Sahra'dan" isnadında geçen Ebu Umeys'in adı Utbe b. Abdullah b. Utbe b. Abdullah b. Mesud'dur. Bunu Hakim, Efradu'l-kuna arasında zikretmiştir ki, künyesi onun gibi olan başka birisi yok demektir. Ebu Sahra burada böyle zikredildiği gibi, meşhur olan künyesi de budur. Sonundaki te zikredilmeksizin Ebu Sahr da denilir. Adı Cami' b, Şeddad' dır. "İnilti ile feryat ederek" ibaresi ile ilgili olarak el-Metali sahibi şöyle diyor: İnilti (ranne) bazllaflZların tekrar edildiği ağlamakla birlikte çıkartılan bir sestir. Sabit'in: Hadiste "inleyen kadına lanet olunmuştur" ifadesi muhtemelen hadisi nakledenlerden birisine ait bir sözdür. el-Metali sahibinin açıklaması burada sona ermektedir. Dilcilerin açıklamalarına göre ise ranne (inilti) ranin ve iman aynı anlamdadır. Kadı Iyaz (rahimehullah) dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Ben ... den uzağı m " buyruğu bu işleri yapan kimselerden uzağım yahut bu işlerin gerektirdiği cezadan ya da beyan etmem gereken şeylerin sorumluluğundan uzağı m demektir. Beri/uzak olmanın asıl anlamı ayrı olmaklır. Kadı Iyaz'ın açıklamaları burada sona ermektedir. Bu buyruğun zahirinin kastedilmiş olması da mümkündür. O da bu işleri yapan kimselerden uzak olmak anlamıdır. Bu durumda ayrıca hazfedilmiş ifadelerin varlığını takdir etmeye gerek yoktur

Sahîh-i Müslim, 288
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ رَافِعٍ، - وَاللَّفْظُ لاِبْنِ رَافِعٍ - قَالَ حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ الْقَاسِمَ بْنَ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي بَكْرٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ عَائِشَةَ أَخْبَرَتْهُ أَنَّ سَهْلَةَ بِنْتَ سُهَيْلِ بْنِ عَمْرٍو جَاءَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ سَالِمًا - لِسَالِمٍ مَوْلَى أَبِي حُذَيْفَةَ - مَعَنَا فِي بَيْتِنَا وَقَدْ بَلَغَ مَا يَبْلُغُ الرِّجَالُ وَعَلِمَ مَا يَعْلَمُ الرِّجَالُ ‏.‏ قَالَ ‏ "‏ أَرْضِعِيهِ تَحْرُمِي عَلَيْهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَمَكَثْتُ سَنَةً أَوْ قَرِيبًا مِنْهَا لاَ أُحَدِّثُ بِهِ وَهِبْتُهُ ثُمَّ لَقِيتُ الْقَاسِمَ فَقُلْتُ لَهُ لَقَدْ حَدَّثْتَنِي حَدِيثًا مَا حَدَّثْتُهُ بَعْدُ ‏.‏ قَالَ فَمَا هُوَ فَأَخْبَرْتُهُ ‏.‏ قَالَ فَحَدِّثْهُ عَنِّي أَنَّ عَائِشَةَ أَخْبَرَتْنِيهِ ‏.‏

Bize îshâk b. İbrahim ile Muhammed b. Râfi' rivayet ettiler. Lâfız İbni Râfi'indir. (Dediki): Bize Abdürrezzak rivayet etti. (Dediki): Bize İbni Cüreyc haber verdi. (Dediki): Bize İbni Ebî Müleyka haber verdi. Ona da Kaasim b. Muhammed b. Ebî Bekr; ona da Aişe haber vermişki, Sehle binti Süheyl b. Amr, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek Ebu Huzeyfe'nin âzâdlısı Sâlim için: — Yâ Resulâllah! Sâlim evimizde bizimle beraber bulunmaktadır. Ama artık erkeklik çağına erişti. Erkeklerin bildiğini biliyor; demiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) . — «Onu emzir; kendisine haram ol ! buyurmuş. İbni Ebî Müleyke demiş ki: — Bunun üzerine Kaasim'e hürmeten bir sene yâhud bir seneye yakın bir müddet bu hadîsten kimseye bahsetmeden durdum. Sonra Kaasim'e rastlayarak: Sen bana bir hadîs söylemiştin; ben onu hâlâ kimseye rivayet etmedim; dedim. Kaasim : — Nedir o? diye sordu. Ben de kendisine haber verdim. Kaasim: — Sen onu bana da Âişe haber vermiş olmak üzere benden rivayet et; dedi

Sahîh-i Müslim, 3602
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا الْحَكَمُ بْنُ نَافِعٍ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، قَالَ أَخْبَرَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، أَنَّ زَيْنَبَ ابْنَةَ أَبِي سَلَمَةَ، أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أُمَّ حَبِيبَةَ بِنْتَ أَبِي سُفْيَانَ أَخْبَرَتْهَا أَنَّهَا، قَالَتْ يَا رَسُولَ اللَّهِ انْكِحْ أُخْتِي بِنْتَ أَبِي سُفْيَانَ فَقَالَ ‏"‏ أَوَتُحِبِّينَ ذَلِكَ ‏"‏‏.‏ فَقُلْتُ نَعَمْ، لَسْتُ لَكَ بِمُخْلِيَةٍ، وَأَحَبُّ مَنْ شَارَكَنِي فِي خَيْرٍ أُخْتِي‏.‏ فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ إِنَّ ذَلِكَ لاَ يَحِلُّ لِي ‏"‏‏.‏ قُلْتُ فَإِنَّا نُحَدَّثُ أَنَّكَ تُرِيدُ أَنْ تَنْكِحَ بِنْتَ أَبِي سَلَمَةَ‏.‏ قَالَ ‏"‏ بِنْتَ أُمِّ سَلَمَةَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ نَعَمْ‏.‏ فَقَالَ ‏"‏ لَوْ أَنَّهَا لَمْ تَكُنْ رَبِيبَتِي فِي حَجْرِي مَا حَلَّتْ لِي إِنَّهَا لاَبْنَةُ أَخِي مِنَ الرَّضَاعَةِ، أَرْضَعَتْنِي وَأَبَا سَلَمَةَ ثُوَيْبَةُ فَلاَ تَعْرِضْنَ عَلَىَّ بَنَاتِكُنَّ وَلاَ أَخَوَاتِكُنَّ ‏"‏‏.‏ قَالَ عُرْوَةُ وَثُوَيْبَةُ مَوْلاَةٌ لأَبِي لَهَبٍ كَانَ أَبُو لَهَبٍ أَعْتَقَهَا فَأَرْضَعَتِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَلَمَّا مَاتَ أَبُو لَهَبٍ أُرِيَهُ بَعْضُ أَهْلِهِ بِشَرِّ حِيبَةٍ قَالَ لَهُ مَاذَا لَقِيتَ قَالَ أَبُو لَهَبٍ لَمْ أَلْقَ بَعْدَكُمْ غَيْرَ أَنِّي سُقِيتُ فِي هَذِهِ بِعَتَاقَتِي ثُوَيْبَةَ‏.‏

Ebu Seleme'nin kızından aktarılan rivayette: "Ebu Süfyan'ın kızı Ümmü Habibe'nin kendisine haber verdiğine göre, Allah Rasulüne: 'Ey Allah'ın Rasulü, kızkardeşim Ebu Süfyan'ın kızını nikahına al', deyince, o şöyle buyurdu: 'Peki, böyle bir şeyi gerçekten arzu eder misin. Ben: Evet. Çünkü sen benden başka zevcesi bulunmayan birisi değilsin. Bir hayırda bana ortak olmasını en çok sevdiğim kişi de kızkardeşimdir', dedim. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Bu, bana helal değildir. Ben, dedim ki: 'Ama bize senin Ebu Seleme'nin kızını nikahlamak istediğin söyleniyordu.' Allah Rasulü: (Zevcem) Ümmü Seleme'nin kızı mı, diye sordu. Ben: Evet deyince şöyle buyurdu: Eğer o benim himayemde bulunan, benim üvey kızım olmasaydı bile yin bana helal olmazdı. Çünkü o benim süt kardeşimin kızıdıf. Süt annem Suveybe beni ve Ebu Seleme'yi birlikte emzirmişti. Sakın bana klZlarınızı da, kız kardeşlerinizi de onlarla evleneyim diye teklif etmeyiniz." Urve dedi ki: "Suveybe, Ebu Leheb'in bir cariyesi idi. Ebu Leheb onu azad etmişti. O da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e süt emzirmişti. Ebu Leheb öldükten sonra yakınlarından birisine çok kötü bir halde (rüyasında) gösterildi. Ona: Ne ile karşılaştın, diye sordu. Ebu Leheb ona: Sizden sonra (hayır namına) bir şey görmedim. Ancak Suveybe'yi hürriyetine kavuşturmam sebebiyle şununla bana su içirildi." Bu hadis 5106, 5107,5123 ve 5372 nolarla gelecek inşaallah. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Süt emmek, doğum sebebiyle haram kılınanları haram kılar," mubah olanları da mubah kılar demektir. Bu da nikah ve ona tabi olan hususların haramlığı ile alakalı hususlar hakkında icma' ile kabul edilmiş bir husustur. Haramlık, süt emen çocuk ile süt annenin çocukları arasında sözkonusu olur ve onlara bakmanın, halvetin (baş başa kalmanın) ve beraber yolculuk yapmanın caizliği hususunda akrabalar seviyesine getirir. Fakat mirasçılık, nafakanın vücCıbu, köle olarak malik olunma halinde azad oluş, şahit1ik, diyet, kısasın düşürülmesi gibi diğer annelik ahkamı sözkonusu olmaz. Kurtubı dedi ki: Hadiste süt emmenin, süt emen ile süt emziren kadın ve onun kocası arasında hürmetin (haram oluş hükmünün) yaygınlık kazanacağını göstermektedir. Yani o kadının kocası ya da efendisi olup, ondan doğma çocukları ile birlikte süt emen arasında da haramlık sözkonusudur. Bu kadın, süt emen çocuğa, annesi olduğundan haram olur. Süt emziren kadının annesi de onun ninesi olduğundan dolayı haram olur ve bu yukarıya doğru devam eder, gider. O annenin kızkardeşi, teyzesi olduğundan, kızı onun kızkardeşi olduğundan, kızının kızı ve aşağıya doğru onun kızkardeşinin kızı olduğundan süt sahibinin (süt annenin kocasının ya da efendisinin) kızı da kendisinin kızkardeşi olduğundan, onun kızının kızı .aşağıya doğru kendi kızkardeşinin kızı olduğundan, süt sahibinin annesi ve yukarı doğru diğer anneleri. ninesi olduğundan, süt sahibinin kızkardeşi halası olduğundan ona haram olurlar. Ancak haramlık hükmü, süt emen çocuğun yakınlarından herhangi birisi hakkında sözkonusu değildir. Mesela onun süt kızkardeşi kendi kardeşinin kızkardeşi olmadığı gibi, kendisinin baba bir kızkardeşi de böyledir. Çünkü bunlar arasında süt emmek birlikteliği yoktur. Bundaki hikmete gelince, haramlığın sebebi, kadının ve kocanın cüzlerinden ayrılan şeyolan süttür. Süt emen çocuk, bu süt ile gıdalandığı takdirde o çocuk da onların cüzlerinden bir parça olur. Böylelikle aralarında haramlık yayılmış olur. Ancak süt emenin akrabalarının durumu böyle değildir. Çünkü onlarla süt emme arasında ve kocası arasında herhangi bir neseb ya da bir sebep (haram kılıcı gerekçe, bağ) bulunmamaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Kızkardeşimi nikahla", onunla evlen, demektir. "Bunu arzu eder misin?" İfade kadınların tabiatıarında bulunan kıskançlıkla birlikte, kendisinden başkası ile evlenmesini istemesi dolayısıyla hayretini dile getiren bir sorudur. "Sen benden başka zevcesi bulunmayan birisi değilsin ki. .. " Ben seninle baş başa değilim ve kuması olmayan birisi de değilim, demektir. "Hayırda ortak." Bu sözle kumalar arasında adeten görülen arızı kıskançlıkları örten, ortadan kaldıran, dünya ve ahiret mutluluğunu da kapsayan Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte oluşun kastedildiği söylenmiştir. Fakat sözü geçen Hişam yoluyla gelen rivayetle şöyle denilmektedir: "Seninle birlikte benimle ortaklığını en çok sevdiğim kişi kızkardeşimdir" denilmektedir. Böylelikle "hayır" ile kastedilenin bizzat Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisi olduğu anlaşılmaktadır. "Ümmü Seleme'nin kızı mı?" Bu, aradaki karışıklığı ortadan kaldırmak için emin olmak amacıyla sorulmuş ya da red ve tepki anlamında yöneltiimiş bir sorudur. Yani: Eğer senin kastetliğin, Ebu Seleme'nin Ümmü Seleme'den olma kızı ise onun benim için haram oluşu -ileride açıklanacağı üzere- iki bakımdandır. Eğer Ebu Seleme'nin, Ümmü Seleme'nin dışında bir kadından doğma kızı ise senin kastetliğin, o takdirde tek bir yönden bana haram olur. Sanki Ümmü Habibe bunun haram oluşundan habersiz idi. Bu habersizliği de ya haram kılan ayetin nüzulünden önce olduğundan dolayı idi yahut bundan sonra olmakla birlikte, böyle bir şeyin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in özelliklerinden olduğunu zannetmesi dolayısıyla olabilirdi. el-Kermanı böyle demektedir. Kabul edilen de ikinci ihtimaldir. Birincisini hadisin anlatım tarzı uygun kılmamaktadır. Sanki Ümmü Habibe iki kızkardeşi aynı nikah altında bulundurmanın caiz oluşunu, kadının kızı ile birlikte aynı nikah altında bulundurulmasının cevazına göre daha uygun görmüş gibidir. Çünkü üvey kız çocuğu ebediyyen haram kılınmış olmakla birlikte, kızkardeş sadece diğer kızkardeşi ile birlikte aynı nikah altında bulundurulması halinde haram kılınmıştır. Allah Rasulü ona böyle bir işin helal olmayacağını ve bu hususta ona ulaşan bilginin gerçek olmadığını belirterek Ümmü Seleme'nin kızının da iki bakımdan kendisine haram olduğunu açıklayarak cevaplandırmıştır. Hadis-i şerifte üvey kızın haram kılınışının, süt emmek yoluyla haram kılın IŞtan daha ağır olduğuna da işaret bulunmaktadır. "Çok kötü halde idi." Yani en kötü haldeydi. Hadis-i şerifte kafirin yapmış olduğu salih bir amelin ahirette faydasını görebileceğine işaret vardır. Ancak bu, Kur'an'ın zahirinden anlaşılana muhaliftir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "işledikleri amellerinin önüne geçip, onu havaya saçılmış toz zerreleri yaparız. "(furkan, 23) Ayrıca (hadise karşı) şöyle de cevap verilmiştir: 1 - Bu haber mürseldir. Bunu Urve mürselolarak rivayet etmiş ve kendisine kimin naklettiğini söylememiştir. Mevsul olduğunu kabul etsek dahi haberde sözü edilen şey, görülen bir rüyadır. Bunun delil olacak bir tarafı yoktur. Üstelik o rüyayı gören şahıs o sırada Müslüman olmamış olabilir ve dolayısıyla o şahıs delil olarak kabul edilemez. 2- Şahsın söylediklerinin delil kabul edileceğini varsaysak bile Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ilgili olan bu hususta bir özellik olabilir. Buna delil de daha önce geçen Ebu Talib ile ilgili olaydır. Çünkü bu husustaki rivayete göre azabı hafifletilerek cehennemin her tarafı kaplayan azabından ayak topuklarma kadar varan seviyedeki ateşe nakledilmiştir. Beyhaki dedi ki: Kafirlerin hayırlarının boşa çıkarılacağı ile ilgili gelen buyrukların anlamı şudur: Onlar, bunlar sebebi ile cehennemden kurtulamazlar, cennete de giremezler. Bununla birlikte küfür dışında işlemiş oldukları suçlar dolayısıyla görmeleri gereken azap, işlemiş oldukları hayırlardan ötürü hafifletilebilir. (Kadı) lyad ise şöyle demektedir: Kafirlerin işlemiş oldukları (iyi) am ellerinin kendilerine fayda sağlamayacağı ve bundan dolayı ne bir nimet ile ne de azaplarının hafifletilmesi ile bir mükafat görmeyecekleri hususu üzerinde kma' gerçekleşmiş bulunmaktadır. Kafirlerin bir kısmın m azabı, diğerlerine göre daha ağır olmakla birlikte bu böyledir. Derim ki: Bununla birlikte bu husus Beyhaki'nin sözünü ettiği ihtimali reddetmemektedir. Çünkü bu kabilden gelmiş bütün rivayetler küfür günahı ile alakalıdır. Küfrün dışındaki günahlara gelince, bunla.nn azabının hafifletilmesinin engeli ne olabilir? ibnu'l-Müneyyir, haşiyede der ki: Burada iki mesele vardır. Birincisi imkansızdır, bu da kafirin küfrü ile birlikte itaatinin göz önünde bulundurulacağıdır. Çünkü itaatin bir şartı da sahih bir maksat ile yapılmış olmasıdır. Kafirde ise böyle bir şart bulunmaz. ikincisi ise kafirin yüce Allah'ın bir lütfu olarak bazı amelleri dolayısı ile mükafatlandınlmasıdır. Akıl bunu imkansız bir şey görmez. Bu husus anlaşıldığına göre Ebu Leheb'in, Suveybe'ye hürriyetini vermesi, itibar olunan Allah'a yakınlaştıncı bir amel olamaz. Bununla birlikte yüce Allah'ın Ebu Ta!ib'e lütufta bulunduğu gibi ona da dilediği şekilde lütufta bulunması mümkündür. Bu hususta uyulması gereken ise ister olumsuz, ister olumlu kanaat belirtilsin, konu ile ilgili varid olmuş Kur'anı ve nebevı naslardır. Derim ki: Bunun da tamamlayıcı unsuru şudur: Sözü edilen lütfun, kafirin iyilikte bulunduğu ve benzeri davranışlar yaptığı kimseye ikram olmak üzere yapılmasıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Sahîh-i Buhârî, 5101

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.