İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sünen-i İbn Mâce · 643

The Book of Purification and its Sunnah

Arapça metin

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْمِقْدَامِ بْنِ شُرَيْحِ بْنِ هَانِئٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كُنْتُ أَتَعَرَّقُ الْعَظْمَ وَأَنَا حَائِضٌ، فَيَأْخُذُهُ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَيَضَعُ فَمَهُ حَيْثُ كَانَ فَمِي وَأَشْرَبُ مِنَ الإِنَاءِ فَيَأْخُذُهُ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَيَضَعُ فَمَهُ حَيْثُ كَانَ فَمِي وَأَنَا حَائِضٌ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan şöyle söylemiştir : Ben hayızh iken kemik üzerindeki etin çoğunu dişlerimle alıp, yerdim. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), o etli kemiği alarak ağzımın dokunduğu yer'e mübarek ağzını koyup (ondan yerdi) Ben, kab'dan içerdim. Sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kabı alır, mübarek ağzını ağzımın dokunduğu yere koyup içerdi ve ben hayızlı idim." Diğer tahric: Müslim, Nesai, Ebu Davud ve Ahmed AÇIKLAMA : Nebi (s.a.v.), Aişe (r.anha)'yı sevindirmek ve hayızlı kadınla beraber oturmaktan, birlikte yemek yemekten ve benzeri şeylerden kaçınılmamasının gereğine işaret buyurmuştur. Aişe (r.anha)'nın Nebi (s.a.v.)'den önce yemeğe ve içmeye başladığı hadisten anlaşılıyor. Bunun edebe aykırı olduğu söylenemez. Çünkü Resulullah (s.a.v.) onun önce başlamasını emrederdi. ÇÜnkÜ Nesai'nin rivayetinde Aişe (r.anha) şöyle der: 0, etli kemiği alır, benim hissemi tayin ederdi. Bunun üzerine ben de hissemi dişlerimle yiyip kalanı bırakırdım. Sonra, ° alır dişleriyle yerdi. Ve o etli kemikten ağzımın dokunduğu yere mübarek ağzını koyup yerdi. İçecek isterdi. Ondan içmeden önce belirli bir kısmını benim içmemi isterdi. Ben alıp hissemi içtikten sonra bırakırdım. Sonra O alır ve bardağın ağzımı koyduğum yerine, mübarek ağzını koyup içerdi.'' Hadiste geçen ''Etearraku" fiili Taarruk,. masdarından yapılmadır. Taarruk, kemik üzerindeki eti dişlerle almaktır. Bunun kökü olan ''Arak" ise. üzerindeki etin çoğu alınmış olan kemik demektir. HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Hadis, Nebi (s.a.v.)'in son derece mütevazi olduğuna delalet eder. 2- Erkek. zevcesine karşı yumuşak davranmalı ve zevcesini sevindirmelidir. 3- Hayızlı kadınla aynı kab'dan yemek ve içmek caizdir. 4- Hayızlı kadın'ın yiyecek ve içecek artığı. eli, ağzı ve sair uvuzları temizdir

Sünen-i İbn Mâce, 643

Benzer hadisler

HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ عَبْدِ الْكَرِيمِ، عَنْ عَمْرِو بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ دَخَلَ عَلَيْهَا فَاخْتَبَأَتْ مَوْلاَةٌ لَهَا فَقَالَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏"‏ حَاضَتْ ‏"‏ ‏.‏ فَقَالَتْ نَعَمْ ‏.‏ فَشَقَّ لَهَا مِنْ عِمَامَتِهِ فَقَالَ ‏"‏ اخْتَمِرِي بِهَذَا ‏"‏ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan rivayet edildiğine göre: Bir defa) odasına Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) girmiş ve (O girince Aişe (r.anha)'nın cariyesi gizlenmiştir. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) : «Hayız gördü (mü?)» buyurmuş. Aişe (r.anha) de : Evet, (hayız gördü.) diye cevap verince, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), (mübarek) sarığından bir parça kesmiş ve cariye'ye: «Bununla başını ört» buyurmuştur." Not: Zevaid'de: Hadisin jsnadında Abdulkerim bin El-Muharrik vardır. İmam Ahmed ve başkası onu zayıf görmüşler. Hatta İbn-i Abdi'l-Berr'in dediğine göre onun zayıflığı hakkında icma' vardır, denmiştir. AÇIKLAMA : Aişe (r.anh{ı)'nın cariyesi erginlik çağına gelerek hayız görmeye başlamış; Nebi (s.a.v.) Aişe (r.anha)'nın hücresine girince cariye saklanmış; Resul-i Ekrem (s.a.v.), onun hayız görmeye başladığını, saklanışından anlamış; durumu te'yid maksadıyla Aişe (r.anha)'ya sormuş ve ''Evet''' cevabını alınca mubarek sarığından kestiği bir parçayı vererek cariyenin başını örtmesini emretmiştir. Bu hadisin senedinde bulunan ravi Abdülkerim zayıf olduğu için isnad zayıfsa da hadisin metni mana bakımından sahihtir. Çünkü erginlik çağına gelen bir kız namaz dışında da namahreme karşı başını örtmek zorundadır. Bu zoruııluluk Kur'an-ı Kerim'in nassı ile sabittir. Ayrıca Ebu Davud'un Muhammed bin Sirin'den rivayet ettiği Aişe (r.anha)'nın başka bir hadisi bu hadisi te'yid eder, mahiyettedir. Şöyle ki Muhammed bin Sirin (r.a.)'den rivayet edildiğine göre; (Cemel vak'asından sonra) Aişe (r.anha) Basra'da Abdullah bin Halef'in kasrında Safiyye Ümmü Talha El-Talahat'a misafir olduğunda Safiyye'nin kızlarını görmüş, (hayız çağına gelen bu kızları baş açık olarak görmüş olacak ki) Aişe (r.ariha): 'Resulullah (s.a.v.) bir defa odama girdi. o esnada odamda genç bir kız bulunuyordu. (bu kız, Aişe (r.anha)'nin cariyesi idi.) Resulullah (s.a.v.) izarını bana atarak: ''Bunu ikiye böl. Yarısını şuna ver. Yarısını da Ümmü Seleme'nin yanında bulunan genç kıza ver. Çünkü ben ikisinin de hayız çağına geldiklerini sanıyorum.'' buyurdu.' demiştir. Bu hadis, Nebi (s.a.v.)'in, izarını Aişe (r.anha)'ya vererek Aişe (r.anha)'nın Cariyesiyle Ümmü. Seleme (r.anha)'nın cariyesi arasında taksim etmesini emrettiğini sarahaten (açıkça) belirtir. Müellifin rivayetinde ise Nebi (s.a.v.)'in sarığından bir parça keserek Aişe (r.anha)'nın cariyesine onunla başını örtmesi için verdiğini bildirir. İki hadis arasında bir ihtilaf yoktur. Çünkü olayın tekerrür etmiş olması muhtemeldir. HADİS'İN FIKIH YÖNÜ : Hadis, erginlik çağına gelen kız'ın, bütün vücudunu, namazın içinde ve dışında örtmesınin farz olduğuna delalet eder. Ancak Şari-i Hakim, yüz ve bileklere kadar elleri bu hükümden müstesna kılmıştır. Hür kadına ait şer'i hüküm budur. Cariyenin avret durumuna ait alimlerin görüşünü bundan sonraki hadisin izahında belirteceğiz

Sünen-i İbn Mâce, 654
HadisSünen-i Ebû Dâvûd

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، عَنْ مِسْعَرٍ، عَنِ الْمِقْدَامِ بْنِ شُرَيْحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كُنْتُ أَتَعَرَّقُ الْعَظْمَ وَأَنَا حَائِضٌ، فَأُعْطِيهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَيَضَعُ فَمَهُ فِي الْمَوْضِعِ الَّذِي فِيهِ وَضَعْتُهُ وَأَشْرَبُ الشَّرَابَ فَأُنَاوِلُهُ فَيَضَعُ فَمَهُ فِي الْمَوْضِعِ الَّذِي كُنْتُ أَشْرَبُ مِنْهُ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan şöyle demiştir; "Ben hayızlı iken kemiğin üzerindeki eti ısırıp Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)'e verirdim; O da ağzını benim (ağzımı) koyduğum yere koyar (ısırır)dı. Bir şey içerken de Resulullah (sallellahu aleyhi ve sellem)'e verirdim. O da (içerken) ağzını, benim (ağzımı koyup) içtiğim yere koyardı." Diğer tahric: Müslim, hayz; Nesai, tahare; miyah; İbn Mace, tahare; Ahmed b. Hanbel, VI

Sünen-i Ebû Dâvûd, 259
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يَحْيَى، حَدَّثَنَا أَبُو الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّ الْيَهُودَ، كَانُوا لاَ يَجْلِسُونَ مَعَ الْحَائِضِ فِي بَيْتٍ وَلاَ يَأْكُلُونَ وَلاَ يَشْرَبُونَ ‏.‏ قَالَ فَذُكِرَ ذَلِكَ لِلنَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ قُلْ هُوَ أَذًى فَاعْتَزِلُوا النِّسَاءَ فِي الْمَحِيضِ}‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏"‏ اصْنَعُوا كُلَّ شَىْءٍ إِلاَّ الْجِمَاعَ ‏"‏ ‏.‏

Enes (b. Malik)r.a. den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir : Yahudiler, hayzlı kadınla bir evde oturnazlardı. Onlarla birlikte yemezler, içmezlerdi. Enes dediki: Yahudilerin bu durumu Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'e anlatıldı. Bunun üzerine Allah Teala: ''Ey Muhammed! Sana kadınların ay başı halinden de soruyorlar. De ki: O bir eziyettir Onun için ay başı halinde oldukları zaman kadınlardan çekilin...'' [Bakar 222] ayetini indirdi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de: «Cima' dan başka herşeyi yapın» buyurdu. Diğer tahric: Müslim, Nesai, Ebu Davud, Ahmed ve Beyhaki AÇIKLAMA : Rivayetlerin bir kısmı daha uzundur.Ebu Davud'un rivayeti şöyledir: Enes (bin Malik (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Yahudiler'den bir kadın, hayız adetini görmeye başlayınca onu evden çıkarırlardı. Onunla ne yerlerdi ne de içerlerdi. Onlarla aynı evde oturmaz ve ihtilat etmezlerdi. Resulullah (s.a.v.)'e bu durum soruldu. Bunun üzerine Allah Subhanehu ve Teala: ''Sana Hayz'dan soruyorlar......'' [Bakara 22] ayetinin tamamını indirdi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) : ''Hayızlı kadınlarla evlerde her çeşit ihtilatı yapınız. Ve cima'dan başka her şey yapınız.'' buyurdu. Bunun üzerine Yahudiler: Neyimiz varsa, bu adam (Muhammed s.a.v.'i kasdediyorlar) hepsine muhalefet ediyor. (Yahudilerin sözünü duyan) Useyd bin Hudayr ve Abbad bin Bişr, Nebi (s.a.v.) 'e gelerek: Ya Resulallah! Yahudiler şöyle şöyle, söylerler. Biz (onların inadına) hayız halinde kadınlarla cima etmiyelim mi diye sordular. Nebi (s.a.v.)'in mübarek yüzü değişti. Hatta. onlara kızdığını zannettik. Onlar da çıktılar. Yolda Nebi (s.a.v.)'e hediye olarak getirilen süt ile karşılaştılar. Nebi (s.a.v.), arkalarından haber gönderip çağırttı ve onlara süt içirdi. bu defa, onlara kızmadığını sandık.'' Nebi (s.a.v.)'e yahudilerin durumunu anlatanların Useyd bin Hudayr ve Abbad bin Bişr oldukları Ebu Davud'un rivayetinden anlaşılıyor. Ayetin açıklamasına gelince, Allah Teala mealen şöyle buyuruyor: ''Onlar, hayız kanı devam ettiği zaman, kadınlarla temas etmenin hükmünü sana sorarlar. De ki: O kan, tiksindirici bir kirdir. Rengi, kokusu, necaseti ve zararlığıyla tiksindiricidir. Bu sebeple, kadınlardan hayız halinde uzak durun.'' Bu kaçınmadan maksad, cinsi münasebetten kaçmaktır, Ayet nazil olduğu zaman, sahabilerin bir kısmı uzak kalmayı mutlak anladılar. Hatta, meskende bile, bir arada kalamıyacaklarını zanneden bazı Araplar: Ya Resulallah! Soğuk çetindir. Elbise azdır. Eğer, hayızlı kadınlarımızı ev halkımıza tercih ederek evde tutarsak, ev halkı dışarda kalır, helak olurlar. Onları da meskene alırsak, bu hükme karşı gelmiş oluruz, dediler. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.) : ''Siz, yalnız cima'dan kaçınmayla emrolunmuşsunuz. Acemler gibi, onları evlerden çıkarmayla emrolunmamışsınız.'' buyurdu," HADİSTEN ÇIKARILAN FIKHİ HÜKÜMLER : 1- Hayızlı kadınla cinsi münasebette bulunmak haramdır, Bu hususta icma' vardır. Haramlıgı inkar eden kafir olur. 2- Başka türlü mübaşeret caizdir, 3- Hak, kolay ve ma'kul din, ancak müslümanların dinidir

Sünen-i İbn Mâce, 644
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَزُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ مِسْعَرٍ، وَسُفْيَانَ، عَنِ الْمِقْدَامِ بْنِ شُرَيْحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كُنْتُ أَشْرَبُ وَأَنَا حَائِضٌ، ثُمَّ أُنَاوِلُهُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَيَضَعُ فَاهُ عَلَى مَوْضِعِ فِيَّ فَيَشْرَبُ وَأَتَعَرَّقُ الْعَرْقَ وَأَنَا حَائِضٌ ثُمَّ أُنَاوِلُهُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَيَضَعُ فَاهُ عَلَى مَوْضِعِ فِيَّ ‏.‏ وَلَمْ يَذْكُرْ زُهَيْرٌ فَيَشْرَبُ ‏.‏

Bize Ebu Bekr, b. Ebî Şeybe ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Vekî' Mis'arla Süfyan'dan, onlarda Mikdam b. Şüreyc'den o babasından, o da Âişe'den naklen rivayet etti. Âişe şöyle demiş: Ben ay hali olduğum halde (kaptan) su içer sonra onu Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e uzatırdım. O da ağzımı koyduğum yere kendi ağzını koyar ve öyle içerdi. Ay hali iken kemiğin etini ısım sonra onu Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e uzatırdım, o da ağzımı koyduğu m yere ağzını koyardı. Zuheyr rivayetinde "içerdi" ibaresini zikretmemiştir. Diğer tahric: Ebu Davud, 259; Nesai, 70,278 -uzunca-, 279, 280, 281,340,375 -uzunca-, 376, 377, 378; İbn Mace, 643 NEVEVİ ŞERHİ: "Ark" üzerinde bir miktar et kalmış kemik demektir. Daha meşhur olan anlamı budur. Ebu Ubeyd ise: Bir miktar et demektir derken, el-Halil: Üzerinde et olmayan kemiktir demiştir, çoğulu "urak" olarak gelir. Kemik üzerindeki etin dişlerle sıyrılıp alınması halini anlatmak için bu fiil kullanılır. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Ark: Üzerinde et bakiyyesi bulunan kemiktir. Kelimenin meşhur manası budur. Bazılarına göre; bir miktar et demektir. İmam Halil b. Ahmed'e göre ark etsiz kemik demektir. «Etearraku» kemiğin etlerini dişlerimle ısırırdım. Manasınadır. Hadis-i Şerif hayızlı kadının artığı ile bedeninin temiz olduğuna delildir. Bazıları İmam Ebü Yusuf'a göre bedeninin necis olduğunu söylemişlersede bu rivayet doğru değildir

Sahîh-i Müslim, 692
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَعَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُدْنِي رَأْسَهُ إِلَىَّ وَأَنَا حَائِضٌ وَهُوَ مُجَاوِرٌ - تَعْنِي مُعْتَكِفًا - فَأَغْسِلُهُ وَأُرَجِّلُهُ ‏.‏

Aişe (r.anha)'dan; şöyle demiştir: Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (mescidde) itikafta iken ve ben (odamda) hayızlı iken mübarek başını bana doğru uzatırdı. Ben de başını yıkar ve tarardım. AÇIKLAMA : Bu hadisi Buhari, Malik. Müslim. Ebu Davud ve Tirmizi de biraz Iafız farkıyla rivayet etmişlerdir. Rivayetlerin bir kısmında Aişe (r.anha) kendisinin hayızlı olduğunu belirtmemiştir. Nebi (s.a.v.)'in zevcelerinin her birisine mahsus olan hücre (ada) lerin kapıları Mescid-i Şerif'e açılırdı. Bu tarife göre Nebi (s.a.v.), Aişe (r.anha)'nın hücresine bitişik, mescidin bir köşesinde itikaf buyurmuştur. Bu hadis, Buhari'de daha uzundur. Urve b. Zübeyr (r.a.)'e biri: 'Hayızlı kadının bana hizmet etmesi yahut bu kadının cünüp iken yanıma gelmesi caiz midir? diye sormuş. O da şöyle cevap vermiştir: ''Bence hepsi caiz. Hayızlı olan da, cünüb olan da bana hizmet eder. Bundan ötürü taraflar için bir sakınca yoktur. Aişe (r.anha) bana dediğine göre kendisi hayızlı iken ... '' HADİS'TEN ÇIKARILAN FIKIH HÜKÜMLERİ : 1- İtikafa giren kişi, mescidden ayrılmamalıdır. 2- Bedeninin bir kısmını mescidden çıkarmasında zarar yoktur. 3- İtikaftaki adam'ın başını yıkaması ve taraması caizdir. Saç traşı, koltuk altı yolunması, tırnakların kesilmesi ve bedenin temizletilmesi, hadisteki baş yıkama ve saç tarama hükmüne eklenebilir. 4- Hayızlı kadının bedeni necis sayılmaz

Sünen-i İbn Mâce, 633
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ حَمَّادِ بْنِ سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ زِيَادٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ حَامِلَ الْحُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ عَلَى عَاتِقِهِ وَلُعَابُهُ يَسِيلُ عَلَيْهِ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Ben, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i gördüm. Hüseyin bin Ali (r.a.)'in mübarek omuzunda taşıyordu. Hüseyin'in tükrüğü de Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in üzerine akıyordu." Not: Zevaid'de isnadının sahih olup, ricalinin sahih hadis ricali olduğu bildirilmiştir, AÇIKLAMA : Hadisin zahirine göre Hüseyin (r.a.)'in ağzından akan tükrük, Nebi (s.a.v.)'in elbisesi üzerine akmıştır. Eğer necis olsaydı Nebi (s.a.v.) böyle yaptırmazdı. Bu durum, tükrüğün temizliğine delalet eder. İnsanın ağızından akan tükrük, aslında İslam alimlerinin ittifakıyla temizdir. Ağızın içi, başka bir nedenle pislenirse dolayısıyla tükrük de pislenmiş olur ki bu başka bir konudur. El-Fıkıh Ala'l-Mezahibi'l-Arbaa (Dört mezhebin fıkıh...) adlı kitabın 1. cildinin baş kısmında 'Temiz Maddeler, bahsinde şöyle deniliyar: 'Diri olan her şeyin göz yaşı, teri, tükrüğü ve sümkürüğü, mezheblerin beyanı vechiyle temiz sayılır. (Yani namaza mani değildir.) Şafiiler'e göre sayılan maddeler, eti yenen, yenmeyen ve şer'an temiz sayılan hayvanlara ait ise temizdir. Malikiler'e göre uyanıklık veya uyku halinde ağızdan akan tükrük, ittifakla caizdir. Fakat mideden ağıza gelen su necistir. Mide suyu renk veya kokusunun değişikliği ile tanınır. Mesela, akan su sarı olup pis kokuyarsa mideden gelmedir. Eğer kişi buna mübtela ise (kronik olarak geçmeyen rahatsızlığı var ise) kendisine af vardır. Aksi takdirde af yoktur. Hanbeli alimlerine göre, göz yaşı, ter, tükrük ve sümkürük, eti yenen hayvanlara ait ise temizdir. Eti yenmeyip kedi veya ondan küçük ise ve bir necasetten doğma değilse ona ait sayılan maddeler de temizdir. Hanefi alimlerine göre, dirinin ter ve tükrüğü temizlik ve necaset bakımından onun artığı gibidir. Yani artığı temiz olan canlının ter ve tükürüğü temizdir. Artığı necis olanınki ise necistir.' Şafii fıkhına ait Nihayetü'l-Muhtaç adlı kitabın ''Necaset'' babında ağızdan gelen su ile ilgili olarak özetle şöyle deniliyar: 'Uyuyan kişinin ağzından akan su, mideden gelme ise necistir. Bunun bir alameti, suyun sarımtırak ve pis kokulu oluşudur. Şayet mideden gelmiyorsa veya mideden gelme olup olmadığında şüphe edilirse onun temizliğine hükmedilir. Eğer bir şahıs mideden gelme su akmasıyla mübtela ise ondan af vardır

Sünen-i İbn Mâce, 658

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.