İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sünen-i İbn Mâce · 691

The Book of the Prayer

Arapça metin

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، وَعَبْدُ اللَّهِ بْنُ نُمَيْرٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ ‏ "‏ لَوْلاَ أَنْ أَشُقَّ عَلَى أُمَّتِي لأَخَّرْتُ صَلاَةَ الْعِشَاءِ إِلَى ثُلُثِ اللَّيْلِ أَوْ نِصْفِ اللَّيْلِ ‏"‏ ‏.‏

Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: «Ümmetime meşakkat yüklemek endişesi olmasaydı, yatsı namazını gecenin üçte birine veya yarısına tehir edecektim.» AÇIKLAMA : Alimler, bu sürenin yatsı namazının ihtiyar vakti olduğunu ve tan yeri ağarıncaya kadar, yatsı vaktinin devam ettiğini bildirmişlerdir. Şafak'ın batmasıyla yatsı vaktinin girdiği hükme bağlanmıştır. Söz konusu şafakın kırmızı şafak mı, beyaz şafak mı olduğu hususunda ihtilaf vardır. Tirmizi nin şerhi Tuhfetu'l-Ahvezi ''Namaz vakitleri babı'' nda şöyle der: ''Hadiste geçen şafak'tan maksad, en meşhur kavle göre kırmızı şafaktır. El-Kari böyle demiştir. Nevevi de Müslim'in şerhinde: 'Şafak ile kırmızı olam kasdedilmiştir. Şafii'nin ve fıkıhçıların cumhuru ile lügat ehlinin çoğunun görüşü budur. Ebu Hanife, El-Müzeni ve fıkıhçılar ile lügat ehlinden birer cemaat: Maksad beyaz şafaktır, demişlerdir. Seçkin ve kuvvetli olam birincisidir.' demiştir. Ebu Hanife'nin arkadaşları Ebu Yusuf ile Muhammed de: Şafak kırmızılıktır, demişlerdir. Ebu Hanife'den de böyle bir rivayet vardır. Hatta En-Nehr sahibi: İmam-ı A'zam buna rücu' etmiştir, der. Ed-Durr yazarı da: Ebu Yusuf ile Muhammed şafak kırmıızlıktır, demişler; İmam-ı A'zam da buna rücu' etmiştir. Nitekim EI-Mecma' ve başka kitapların şerhlerinde bu durum belirtilmiştir. Onun için: Hanefi mezhebinin görüşü budur, demiştir. Sadrü'ş-Şeria da:. 'Bununla fetva verilir. Şüphesiz kuvvetli ve muhtar mezheb, kırmızılığın şafak olduğudur. İbn-i Ömer (r.a.)'in peygamber (s.a.v.)'den rivayet ettiği: ''Şafak kırmızılıktır.'' hadisi buna delalet eder. Darekutni, bunu rivayet etmiş, . İbn-i Huzeyme de sahih olduğunu bildirmiş, başkası ise hadisi İbn-i Ömer (r.a.)'den mevkuf olarak rivayet etmiştir. Muhammed bin İsmail EI-Emir de Subulu's-Selam'da: Şafak'ın mahiyeti lugat meselesidir. Bu husustaki merci, lugat ehlidir. İbn-i Ömer (r.a.), lugat ehlinden ve arapların beynidir" Bu nedenle hadis, ona mevkuf da olsa onun sözü hüccettir, demiştir. der.'' Ebu Hureyre'nin ikinci hadisini Ahmed ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Onun her iki hadisi de yatsı namazını tehir etmenin daha sevab olduğuna delalet eder. Alimler,- yatsı namazının tehir edilmesinin mi yoksa ilk vaktinde kılınmasının mı daha sevab olduğu hususunda iki görüş beyan etmişlerdir. Her iki görüş de Selefe ait meşhur iki yoldur. Alimlerden bir cemaat tehire ait hadislere dayanarak geciktirmenin daha sevab olduğunu söylemiştir. Diğer grup: Yatsı namazını erken kılmak daha efdaldir, demiştir. Delilleri de şudur : Resulullah (s.a.v.) umumiyetle erken kılardı. Bazen bir özür veya meşguliyeti dolayısıyla yahut da caizliği beyan için geç kılardı. Eğer tehiri daha faziletli olsa idi meşakkat olsun olmasın buna devam edecekti. İkinci görüş şöyle reddedilmiştir. Eğer bu hususta Peygamber (s.a.v.)'in yalnız fiili durumu olsaydı beyan ettikleri gerekçe tam sayılırdı. Halbuki bu hususta kavli hadisler de vardır. İbn-i Mace ve Tirmizi'nin Ebu Hureyre (r.a.)'den rivayet ettikleri mezkur hadisler gibi. Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisi yatsı namazını tehir etmenin daha efdal olduğuna ve meşakkat dolayısıyla Peygamber (s.a.v.)'in devamlı olarak tehir etmediğine delildir. Peygamber (s.a.v.)'in fiili, bu kavli hadislerine muarız değildir. İlk vaktin fazileti hakkırida varid olan hadisler bu husustaki hadislerle tahsis edilmişlerdir. Yani yatsı namazı müstesna kılınmıştır. Buhari, Müslim, Nesai ve Ebu Davud'un Cabir (r.a.)'den rivayet ettikleri bir hadise göre Peygamber (s.a.v.) yatsı namazını cemaat çok olunca erken kıldırırdı. Az olunca geciktirirdi. Ebu Davud, bu hadisi ''Peygamber (s.a.v.)'in namaz vakitleri'' başlıklı babta rivayet etmiştir. Hadis uzundur. Yatsı namazı ile ilgili fıkrayı yukarıda naklettik. \ EI-Menhel yazarı, Cabir'in hadisi ile ilgili olarak İbn-i Dakiki'l-İyd'in şöyle dediğini nakletmiştir: 'Yatsı namazı hususunda fıkıhçılar ihtilaf etmişlerdir. Fıkıhçıların bir kısmı: Yatsı namazını erken kılmak daha efdaldir; demişlerdir. Şafii'nin mezhebinin zahiri budur. Bir grup fıkıhçı: Tehir'i efdaldır, demiştir. Başka grup fıkıhçı: Cemaat toplanmış ise erken kılmak efdaldir, cemaat geç toplanırsa geciktirmek efdaldır, demiştir. Malikiler'den, rivayet' olunan bir kavil böyledir. Onların mesnedi bu hadistir. Diğer bir kısım fıkıhçılar: Durum, mevsimlere göre değişir. Kışın ve Ramazan ayında tehir edilmeli, sair zamanlarda erken kılınmalıdır. Kışın tehir edilmesinin daha sevab oluşunun hikmeti, gecelerin uzunluğu ve yatsı namazından sonra konuşmanın mekruhluğudur. Tirmizi, Ebu Hureyre (r.a.)'nin ikinci hadisini rivayet ettikten sonra, bunun hasen-sahih olduğunu söylemiş ve: Ashab ile tabiilerin alimlerinin ekserisi yatsı namazını tehir etmenin daha sevab olduğu görüşündedirler. Ahmed ve İshak da bununla hükmetmişlerdir, demiştir. Tirmizi'nin şerhi Tuhfetu'l-Ahvezi de hadisin ''Gecenin üçte birisine veya yarısına ... '' tabiri ile ilgili olarak şöyle denmiştir: ''Bu tabir, ravinin tereddüdünden ileri gelebilir. Bazıları: Yazın gecenin üçte birisine, kışın da gecenin yarısına tehir edilmesi muraddır, demişlerdir. El-Hafız: Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisine göre yatsı namazını tehir edebilen ve fazla uykusu olmayanlar için tehir daha efdaldir. Nevevi de Müslim'in şerhinde bu görüşü benimsemiştir. Şafii olan ve olmayan hadis ehlinin çoğu bu kavli seçmişlerdir. İbnü'l-Münzir, El-Leys'ten ve İshak'tan naklettiğine göre bu iki alim de yatsı namazının gecenin üçte birisine kadar tehirini müstahab görmüşlerdir. Tahavi de, gece yarısına bırakılmasının müstahab olduğunu söylemiştir. Malik, Ahmed ve sahabilerin ekserisi ile tabiilerin çoğu bununla hükmetmişlerdir. Şafii'nin cedid (son) kavli budur; Kadim (eski) kavline göre erken kılmak daha efdaldır .. kadim kavlinin tercih edildiği yerlerden birisi de burasıdır. Delil bakımından tercihe şayan kavil yatsının tehir edilmesidir. Cemaat ve ortam bakımından bazen tehir etmek, bazen de erken kılmak efdaldır. Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisinde geçen: '' ... emredecektim.'' ifadesi ile, uygulaması mecburi olan vucub emri kasdedilmiştir. Yani: ''Ümmetime güçlük yükleme endişesi olmasaydı, yatsı namazını tehir etmeyi onlara vacib kılardım.'' denmek istenmiştir. Şu halde tehir etmek vacib değildir. Bunun vacib olmayışı tehirin müstahablığına engel teşkil etmez

Sünen-i İbn Mâce, 691

Benzer hadisler

HadisSünen-i Ebû Dâvûd

حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ دَاوُدَ، حَدَّثَنَا بَدْرُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي مُوسَى، عَنْ أَبِي مُوسَى، أَنَّ سَائِلاً، سَأَلَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَلَمْ يَرُدَّ عَلَيْهِ شَيْئًا حَتَّى أَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ لِلْفَجْرِ حِينَ انْشَقَّ الْفَجْرُ فَصَلَّى حِينَ كَانَ الرَّجُلُ لاَ يَعْرِفُ وَجْهَ صَاحِبِهِ أَوْ إِنَّ الرَّجُلَ لاَ يَعْرِفُ مَنْ إِلَى جَنْبِهِ ثُمَّ أَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ الظُّهْرَ حِينَ زَالَتِ الشَّمْسُ حَتَّى قَالَ الْقَائِلُ انْتَصَفَ النَّهَارُ ‏.‏ وَهُوَ أَعْلَمُ ثُمَّ أَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ الْعَصْرَ وَالشَّمْسُ بَيْضَاءُ مُرْتَفِعَةٌ وَأَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ الْمَغْرِبَ حِينَ غَابَتِ الشَّمْسُ وَأَمَرَ بِلاَلاً فَأَقَامَ الْعِشَاءَ حِينَ غَابَ الشَّفَقُ فَلَمَّا كَانَ مِنَ الْغَدِ صَلَّى الْفَجْرَ وَانْصَرَفَ فَقُلْنَا أَطَلَعَتِ الشَّمْسُ فَأَقَامَ الظُّهْرَ فِي وَقْتِ الْعَصْرِ الَّذِي كَانَ قَبْلَهُ وَصَلَّى الْعَصْرَ وَقَدِ اصْفَرَّتِ الشَّمْسُ - أَوْ قَالَ أَمْسَى - وَصَلَّى الْمَغْرِبَ قَبْلَ أَنْ يَغِيبَ الشَّفَقُ وَصَلَّى الْعِشَاءَ إِلَى ثُلُثِ اللَّيْلِ ثُمَّ قَالَ ‏ "‏ أَيْنَ السَّائِلُ عَنْ وَقْتِ الصَّلاَةِ الْوَقْتُ فِيمَا بَيْنَ هَذَيْنِ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَاهُ سُلَيْمَانُ بْنُ مُوسَى عَنْ عَطَاءٍ عَنْ جَابِرٍ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي الْمَغْرِبِ بِنَحْوِ هَذَا قَالَ ثُمَّ صَلَّى الْعِشَاءَ قَالَ بَعْضُهُمْ إِلَى ثُلُثِ اللَّيْلِ وَقَالَ بَعْضُهُمْ إِلَى شَطْرِهِ ‏.‏ وَكَذَلِكَ رَوَاهُ ابْنُ بُرَيْدَةَ عَنْ أَبِيهِ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم ‏.‏

Ebu Bekr b. Ebi Musa'dan rivayet edilmiştir ki; Bir adam Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e (namaz vakitlerini) sordu. Fakat Efendimiz hiç bir cevap vermedi. Bilal'e (ezan okumasını) emretti, O da fecir doğduğu zaman (ezan okudu ve) kamet etti. Efendimiz (sabahı) bir kimse (yanındaki) arkadaşının yüzünü tanıyamadığı veya bir kimse yanındakinin kim olduğunu tanıyamadığı bir zamanda (alaca karanlıkta) kıldı. Sonra Bilal'e emretti o da öğle namazına güneş batıya eğildiği zaman kamet getirdi. Öyle ki cemaatten (en bilgili olan) biri: "Gündüz yarı oldu" demişti. Sonra Bilal'e yine emretti o da güneş bembeyaz ve yüksekte iken ikindiye ikamet etti. Akşam namazı için de güneş battığı zaman ikamet ettirdi. Şafak kaybolduğunda Bilal'e emretti, o da yatsı için kamet etti. Ertesi günü, sabah namazını kıldı ve çıktı. (O kadar geciktirmişti ki) biz "güneş doğdu mu ne?" dedik. Öğleyi bir evvelki günün ikindi vaktinde, ikindiyi güneş sararmış bir halde iken -veya akşam olunca- akşamı şafak kaybolmadan biraz önce, yatsıyı da gecenin ilk üçte birinde kıldı ve: Namaz vakitlerini soran nerede? Vakit işte bu ikisinin arasındadır" buyurdu. Ebu Davud dedi ki: Süleyman b. Musa Ata'dan, Ata Cabir'den o da Resuluilah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den akşam namazı vaktini yukarıdaki rivayette olduğu gibi rivayet etti. Cabir (devamla): "Resulullah sonra yatsıyı kıldı, sahabilerden bazısı onu gecenin üçte birinde bazısı da yarısında kıldığını söyledi." İbni Büreyde de babası vasıtasıyla Resuluilah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den aynı şekilde rivayet etti. Diğer tahric: (Bk.) Buhari, mevakit: Müslim, mesacid; İbn Mace, salat; Tirmizî, mevakit; Nesai, mevakit; Muvatta; vakt; Ahmed b. Hanbel, IV, 416-.V

Sünen-i Ebû Dâvûd, 395
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا يَعْقُوبُ بْنُ حُمَيْدِ بْنِ كَاسِبٍ، حَدَّثَنَا الْمُغِيرَةُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي عُبَيْدٍ، عَنْ سَلَمَةَ بْنِ الأَكْوَعِ، أَنَّهُ كَانَ يُصَلِّي مَعَ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ الْمَغْرِبَ إِذَا تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ ‏.‏

Seleme bin El-Ekva' (r.a.)'den rivayet edildiğine göre : Güneş (ufuk) perdesiyle gizlendiği zaman, kendisi akşam namazını Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile kılarmış." Diğer tahric: Buhari. Müslim, Ebu Davud ve Tirmizi, bu hadis’i birbirine yakın lafızlarla rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Tirmizi, hadisin hasen-sahih olduğunu söylemiştir. Hadiste geçen ''Hicabı'' kelimesinin asıl manası örtü ve perdedir. Burada ufuk kasdedilmiştir. Çünkü ufuk, perde gibi Güneş ile bakanlar arasına girer ve Güneş, onun arkasında gizlenmiş olur. Tirmizi, Seleme (r.a.)'in hadisini rivayet edip hasen-sahih olduğunu söyledikten sonra şöyle der: 'Sahabilerin ve tabiilerin ilim ehlinin çoğu, akşam namazının erken kılınmasını tercih ederek, tehirini mekruh görmüşlerdir. Hatta alimlerin bir kısmı: Akşam namazı için tek bir vakit vardır, demişlerdir.' Tirmizi'nin şerhi Tuhfetü'l-Ahvezi'de bu konuda şu ma'lumat vardır: 'Selef alimleri, akşam namazının bir veya iki vakte sahip olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Şafii ve İbnü'l-Mübarek akşam namazının tek vaktinin olduğunu, onun da ilk vakti olduğunu söylemişlerdir. Alimlerin ekserisi: İki vakit vardır. Vaktin başlangıcı Güneş'in tamamen battığı andır. Vaktin sonu da, kırmızı şafakın kaybolmasıdır, demişlerdir. Şafii ve İbnü'l Mübarek, Cibril (a.s.)'in hadisine dayanmışlar. Çünkü Cibril (a.s.), Peygamber (s.a.v.)'e namaz vaktini bildirmek için inip Peygamber (s.a.v.)'e namaz kıldırdığı her iki günde de akşam namazını ilk vaktinde kıldırmıştır. Kırmızı şafak'ın batışına kadar akşam namazı vaktinin devam. ettiğine hükmeden ve çoğunluk teşkil eden alimler Müslim'in: ve başkalarının rivayet ettikleri İbn-i Öıner ve Ebu Musa'nın hadislerini delil göstermişlerdir. Bu iki hadis, akşam vaktinin şafak'ın batışına kadar devam ettiğine delalet eder. Bu görüş haktır. Çünkü Cibril (a.s.)'ın hadisi Mekke'de buyurulmuş, bu iki hadis bilahere irad edilmiştir. Nevevi, Müslim'in şerhinde İbn-i Ömer (r.a.)'in hadisini açıklarken: Bu ve bundan sonraki hadisler, akşam vaktinin şafak'ın batışına kadar devam ettiğini sarahaten (açıkça) bildirmişlerdir; Mezhebimizi nakleden cumhur yanında bu kavil, mezhebimizirt zayıf bir görüşüdür. Bizim Şafii alimlerimizin cumhuru: Mezhebimizin sahih kavline göre akşam namazının tek vakti vardır. Oda Güneş battıktan sonra, bir adamın abdest alıp avretini örtmesi, ezan. okunması ve ikamet etmesi iki rek'at hafif sünnet kılması, bundan Sonra akşam farzına durması ve tesbih edip, akşam farzından s.ontaki sünneti kılması için geçen süredir. Akşam farzı bu süreden sonraya bırakıldığı takdirde kazaya kalmış olur, demişlerdir. Lakin Muhakkik arkadaşlarımız şafak batıncaya kadar akşam namazı vaKtinin devam ettiğine dair kavli, tercih etmişlerdir. Sahih olan Şafiı mezhebinin bu görüşüdür. Başka bir deyimle doğrusu budur, başkası değildir. Cibril (a.s.)'ın akşam namazını iki günde de ilk vakitte kıldırdığı noktasına gelince, buna üç şekilde cevap verilir: 1- Cibril (Aleyhisselam), öğle namazı hariç, diğer dört namazın ihtiyar vakitlerini açıkİamakla yetinmiş, ihtiyar vaktinden sonra devam eden ve namaz kılmanın sahih olduğu cevaz vaktini beyan etmemiştir. 2- Cibril (Aleyhisselam)'ın hadisi, Mekke'de, namazın farz kılındığı esnada buyurulmuştur. Akşam vaktinin şafak'ın batışına kadar devam ettiğini bildiren hadisler, daha sonra Medine'de buyurulmuştur. Bu sebeple, bunlara dayanmak vacibtir; 3~ Bu hadislerin senedIeri' Cibril (AIeyhisseIam)'ın hadisine ait senedden çok daha sıhhatlidir. Bu nedenle bunlara öncelik yerihnesi vacibtir. Müellifimizın 667 nolu hadisinde. namaz vakitIerini soran adama .. Bizlmre iki gün namaz kıl.,. buyuran Nebi (s.a.v.)'in akşam namazını ilk gün güneş batınca kıldırdığı, ikinci gün is,e şafak batmadan önce kıldırdığı bildirilmiştir. Bu da akşam namazı vaktinin şafak'ın batışına yakın bir zamana kadar devam ettiğine delalet eder. Bu hadis de bir önceki hadis gibi Nebi (s.a.v.)'in akşam namazını erken kıldırdığına delalet eder. Ayrıca bu hadis de merfu' hükmündedir

Sünen-i İbn Mâce, 688
HadisSünen-i İbn Mâce

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ، عَنْ أَبِي الْمُثَنَّى، عَنْ أَبِي أُبَىٍّ ابْنِ امْرَأَةِ، عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ يَعْنِي عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ ‏ "‏ سَيَكُونُ أُمَرَاءُ تَشْغَلُهُمْ أَشْيَاءُ يُؤَخِّرُونَ الصَّلاَةَ عَنْ وَقْتِهَا فَاجْعَلُوا صَلاَتَكُمْ مَعَهُمْ تَطَوُّعًا ‏"‏ ‏.‏

Ubade b. es-Samit (r.a.)'den rivayet edildiğine güre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurmuştur: «Bazı işlerle meşgul olup namazı vaktinden geciktiren bir takım emirler olacaktır. (Siz namazınızı vaktinde kılınız ve) onlarla beraber kıldığınız namazınızı nafile yapınız.» Diğer tahric: Bu Hadis'in benzerini Ebu Davud ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA (1255, 1256, 1257): Ebu Davud'un rivayetinde efendimizin buyruğundan itibaren metin mealen şöyledir: «Şüphesiz benden sonra başınızda öyle emirler olacak ki bazı şeylerle meşguliyetleri yüzünden namazı vaktinde kılmayacaklar ve nihayet namaz vakti çıkmış olacaktır. O zaman siz namazınızı vaktinde kılınız.» Bir adam: Ya Resulallah onlarla beraber (tekrar) kılayım mı? diye sordu. Efendimiz: «Evet. Eğer dilersen.» buyurdu. Bu babtaki hadislerde geçen: "Namaz vaktinden" maksat ihtiyar vaktidir. Sıhhat vakti değildir. Yani namazı geciktirmektir. Tamamen vakti çıkıncaya kadar kılmamak ve kazaya bırakmak değildir. 'Namaz' Kitabının birinci babında 5 vakit namazın fazilet vakti, ihtiyar vakti ve sıhhat vaktinin bulunduğu ve en makbulünün fazilet vaktinde, hiç olmazsa ihtiyar vaktinde namaz kılmanın ve daha sonraya bırakmamanın önemi anlatılmıştır. Nevevi: 'Bu hadislerde geçen te'hirden (geciktirmekten) maksat, namazı büsbütün vaktinden çıkarmak değil, ihtiyar (vaktin ortasındaki serbest) vaktinden sonraya bırakmaktır. Çünkü mütekaddimin (ilk dönem) ve müteahhirin (son dönem) emirlerden nakledilmiş olan durum, bazı emirlerin namazı ihtiyar vaktinden sonraya (vaktin sonuna) bırakmalarıdır. Hiç bir emirin namazı, vaktinden çıkardığı yani kazaya bıraktığı naklolunmamıştır. Şu halde bu hadisleri vuku bulmuş olan duruma uygun yorumlamak gerekir,' demiştir. El-Ayni; bu yoruma itiraz ederek: Fasık halifelerin ve zalim sultanların değil, namazı kazaya bırakmak, büsbütün namazı terkettikleri bir gerçektir, demiştir. Bence Nevevi'nin yorumu uygundur. Çünkü hadislerde, bazı emirlerin namazı vaktinden çıkararak kıldıracakları bildiriliyor ve ferdIerin evlerinde vaktinde namaz kıldıktan sonra onlarla beraber tekrar kılmaları uygun görülüyor. Demek ki hadislerde durumları anlatılan emirler namazı büsbütün bırakanlar değil, geciktirenlerdir. Namazları tamamen vaktinden çıkararak bunları cemaatla beraber ve kaza durumunda kılmayı itiyad haline getirmiş olan emirler bilinmediğine göre tehirden maksat, ihtiyar vaktinden çıkarmak olmalıdır. İmam namazları ihtiyar vaktinden çıkardığı takdirde ferdIerin ihtiyar vaktinde namaz kılmaları ve sonra cemaatla tekrar o namazı kılmalarının hikmeti vaktin faziletini kazanmak, cemaata muhalefet etmemek, Ulu'l-emre karşı gelmemek ve müslümanlar arasında bulunması gerekli birliği zedelememektir. Hadisler, ilk namazın farz yerine geçtiğini ve ikinci kez kılınan namazın nafile hükmünde olduğunu açıkça belirtirler. Cumhurun kavli de budur. Malikiler'in meşhur kavline göre kişi, hangisini kabul buyuracağını Allah Teala'ya bırakarak ikinci defa namaza durur. Hadislerdeki hüküm umumidir. Yani sabah ve ikindi namazı da bu hükme dahildir. Sabah ve ikindi namazlarından sonra namaz kılmanın yasaklığına ait 147. babtaki hadisler, bu babtaki hadislerle hususileştirilmiştir. Yani bu hüküm müstesnadır. Hanefiler, sabah ve ikindi namazı tekrar kılınamaz. 147. babtaki hadisler, tekrar kılmaya manidir, demişlerdir. Onlara göre akşam farzı tekrar kılındığında imam selam verince kişi bir rek'at daha ekler. Çünkü tek rek'atlı nafile yoktur. Malikiler ve Hanbeliler de: Üç rek'atlı nafile olmadığını ve kılınan ikinci namazın nafile olması ihtimalini gerekçe göstererek akşam namazı ikinci kez kılınmaz, demişlerdir . HADİSİ'N FIKIH YÖNÜ : 1. İmam, namazı müstehab vaktinden tehir ettiği zaman, kişilerin fazilet veya ihtiyar vaktinde münferiden namazlarını kılmaları ve cemaat faziletini kazanmak için ikinci kez imamla beraber kılmaları matlubtur. 2. Günah olmayan hususlarda ulu'l-emre itaat etmek matlubtur. Özellikle tefrika ve fitne çıkacak işlerden kaçınmalıdır. 3. Namazlarda fazilet vaktine ve cemaata önem verilmelidir. 4. Namazı ihtiyar vaktinden geciktirmek fena derecesinde kötüdür. 5. Hadisler efendimizin mucizesini ihtiva eder. Çünkü Emeviler devrinden bu zamana kadar geçen sürede bazı meşguliyetler dolayısıyla namazları ihtiyar vaktinden çıkaran birçok emirlere (yöneticilere) rastlanmıştır

Sünen-i İbn Mâce, 1257
HadisSahîh-i Müslim

وَحَدَّثَنِي أَحْمَدُ بْنُ يُوسُفَ الأَزْدِيُّ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ رَزِينٍ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ، - يَعْنِي ابْنَ طَهْمَانَ - عَنِ الْحَجَّاجِ، - وَهُوَ ابْنُ حَجَّاجٍ - عَنْ قَتَادَةَ، عَنْ أَبِي أَيُّوبَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ، أَنَّهُ قَالَ سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْ وَقْتِ الصَّلَوَاتِ فَقَالَ ‏ "‏ وَقْتُ صَلاَةِ الْفَجْرِ مَا لَمْ يَطْلُعْ قَرْنُ الشَّمْسِ الأَوَّلُ وَوَقْتُ صَلاَةِ الظُّهْرِ إِذَا زَالَتِ الشَّمْسُ عَنْ بَطْنِ السَّمَاءِ مَا لَمْ يَحْضُرِ الْعَصْرُ وَوَقْتُ صَلاَةِ الْعَصْرِ مَا لَمْ تَصْفَرَّ الشَّمْسُ وَيَسْقُطْ قَرْنُهَا الأَوَّلُ وَوَقْتُ صَلاَةِ الْمَغْرِبِ إِذَا غَابَتِ الشَّمْسُ مَا لَمْ يَسْقُطِ الشَّفَقُ وَوَقْتُ صَلاَةِ الْعِشَاءِ إِلَى نِصْفِ اللَّيْلِ ‏"‏ ‏.‏

Bana Ahmed b. Yûsuf El-Ezdi rivayet etti. (Dediki) : Bize Ömer b. Abdillâh b. Rezin rivayet etti. (Dediki): Bize İbrahim (yâni İbni Tahmân) Haccâc 'dan —ki İbni Haccâc'dır— o da Katâde'den, o da Ebu Eyyûb'dan, o da Abdullah b. Amr b. Âs'dan naklen rirâyet etti ki Abdullah şöyle demiş: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e namaz vakitleri sorulduda, şöyle buyurdular: «Sabah namazının vakti güneşin ilk ışığı doğmazdan önceki zamandır. Öğle namazının vakti güneş semânın ortasından meyil, ettiği zamandır. (Ve) ikindinin vakti girinceye kadar devam eder. İkindi namazının vakti güneş sararıncaya ve ilk ışığı düşünceye kadardır. Akşam, namazının vakti, güneş battıktan, şafak kayboluncaya kadardır. Yatsı namazının vakti gecenin yarısına kadardır.»

Sahîh-i Müslim, 1389
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ نُمَيْرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي، حَدَّثَنَا بَدْرُ بْنُ عُثْمَانَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي مُوسَى، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَنَّهُ أَتَاهُ سَائِلٌ يَسْأَلُهُ عَنْ مَوَاقِيتِ الصَّلاَةِ فَلَمْ يَرُدَّ عَلَيْهِ شَيْئًا - قَالَ - فَأَقَامَ الْفَجْرَ حِينَ انْشَقَّ الْفَجْرُ وَالنَّاسُ لاَ يَكَادُ يَعْرِفُ بَعْضُهُمْ بَعْضًا ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ بِالظُّهْرِ حِينَ زَالَتِ الشَّمْسُ وَالْقَائِلُ يَقُولُ قَدِ انْتَصَفَ النَّهَارُ وَهُوَ كَانَ أَعْلَمَ مِنْهُمْ ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ بِالْعَصْرِ وَالشَّمْسُ مُرْتَفِعَةٌ ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ بِالْمَغْرِبِ حِينَ وَقَعَتِ الشَّمْسُ ثُمَّ أَمَرَهُ فَأَقَامَ الْعِشَاءَ حِينَ غَابَ الشَّفَقُ ثُمَّ أَخَّرَ الْفَجْرَ مِنَ الْغَدِ حَتَّى انْصَرَفَ مِنْهَا وَالْقَائِلُ يَقُولُ قَدْ طَلَعَتِ الشَّمْسُ أَوْ كَادَتْ ثُمَّ أَخَّرَ الظُّهْرَ حَتَّى كَانَ قَرِيبًا مِنْ وَقْتِ الْعَصْرِ بِالأَمْسِ ثُمَّ أَخَّرَ الْعَصْرَ حَتَّى انْصَرَفَ مِنْهَا وَالْقَائِلُ يَقُولُ قَدِ احْمَرَّتِ الشَّمْسُ ثُمَّ أَخَّرَ الْمَغْرِبَ حَتَّى كَانَ عِنْدَ سُقُوطِ الشَّفَقِ ثُمَّ أَخَّرَ الْعِشَاءَ حَتَّى كَانَ ثُلُثُ اللَّيْلِ الأَوَّلُ ثُمَّ أَصْبَحَ فَدَعَا السَّائِلَ فَقَالَ ‏ "‏ الْوَقْتُ بَيْنَ هَذَيْنِ ‏"‏ ‏.‏

Bize Muhammed b. Abdillâh b. Numeyr rivayet etti. (Dediki): Bize babam rivayet etti. (Dediki): Bize Bedr b. Osman rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Bekir b. Ebî Mûsâ, babasından, o da Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen rivayet ettiki: Kendilerine bir zât gelerek namaz vakitlerini sormuş. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona hiç bir cevap vermemiş. Müteakiben fecir doğduğu zaman sabah namazını kıldırmış. (O hâlde ki) insanlar hemen hemen birbirlerini tanıyamazlarmış. Sonra müezzine emir buyurmuş; o da öğle namazına güneşin zevali zamanında ikaanıet getirmiş. O hâlde ki cemâatin hepsinden iyi bilen biri gündüz yarı oldu, dermiş. Sonra güneş yüksekte iken müezzine emir etmiş; o da ikindiye ikaamet getirmiş. Sonra güneş kavuştuğunda emir buyurarak akşam için ikaamet getirtmiş. Sonra şafak kaybolduğu zaman müezzine emir buyurmuş; o da yatsı için ikaamet getirmiş. Ertesi gün sabah namazını o kadar geciktirmiş ki, ondan çıkdıkdan sonra insan güneş doğdu, yahut nerdeyse doğacak dermiş. Sonra öğleyi o kadar geciktirmiş ki dünkü ikindi vaktine yaklaşmış; sonra ikindiyi de o derece geciktirmiş ki, ondan çıktıkdan sonra insan güneş kızarmış, dermiş. Sonra akşam namazını o kadar geciktirmiş ki, nerdeyse şafak kaybolduğu zaman kılıyormuş, sonra yatsıyı gecenin ilk üçte birine kadar geciktirmiş. Sabaha çıkınca soran zât'ı çağırarak: «Namaz vakitleri, şu iki vakit aralarıdır.» buyurmuşlar

Sahîh-i Müslim, 1393
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا أَبُو الْيَمَانِ، أَخْبَرَنَا شُعَيْبٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، حَدَّثَنِي أَخِي، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ أَبِي عَتِيقٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ هِنْدٍ بِنْتِ الْحَارِثِ الْفِرَاسِيَّةِ، أَنَّ أُمَّ سَلَمَةَ، زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَتِ اسْتَيْقَظَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَيْلَةً فَزِعًا يَقُولُ ‏ "‏ سُبْحَانَ اللَّهِ مَاذَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ الْخَزَائِنِ وَمَاذَا أُنْزِلَ مِنَ الْفِتَنِ، مَنْ يُوقِظُ صَوَاحِبَ الْحُجُرَاتِ ـ يُرِيدُ أَزْوَاجَهُ ـ لِكَىْ يُصَلِّينَ، رُبَّ كَاسِيَةٍ فِي الدُّنْيَا، عَارِيَةٍ فِي الآخِرَةِ ‏"‏‏.‏

Hind binti el-Haris el-Firasiyye'nin nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Ümmü Seleme şöyle anlatmıştır: Bir gece Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dehşetle uyandı. Şöyle diyordu: "Subhanallah! Allah bu gece ne hazineler indirdi! Ve ne fitneler indirdi! Namaz kılmaları için hücrelerdeki hanımları -eşlerini- kim uyandırır? Dünyada nice giyinik kadınlar vardır ki ahirette çıplaktıdar." Fethu'l-Bari Açıklaması: Hadiste geçen Haccac, meşhur vali Haccac b. Yusuf es-Sakafl'dir. İnsanların Enes b. Malik'e gelip şikayet etmeleri, onun kendilerine yaptığı zulüm ve haddi aşmadır. ez-ZUbeyr Muvaffakiyat'ta MÜc2ıhid vasıtasıyla Şabl'nin şu sözüne yer verir: "Hz. Ömer ve ondan sonra gelenler, bir isyankarı yakaladıklcmnda insanların karşısına dikerler, başından sarığını çıkarırlardı. Ziyad iktidara gelince, işlenen suçları kamçıyla vurarak cezalandırmaya başladı. Sonra Mus'ab b. ZUbeyr sakal kesme cezası ilave etti. Bişr b. Mervan vali olunca suç işleyen kimsenin avucuna çivi çaktı. Haccac vali olunca bunların tamamı oyundan ibarettir diyerek suçluyu kılıçla öldürdü. "Nebiinizden işittim ... " İbn Battal şöyle der: Bu haber, Nebilik alametlerindendir. Zira Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem durumun kötüye gideceğini haber vermiştir. Bu, akıl yürütülerek bilinecek gaybı bir haber değildir. Bu ancak vahiyle bilinir. Bazı zamanların geçmişinden daha az kötü olması dolayısıyla sözkonusu mutlak ifade problemli görülmüştür. Bu konuda hiçbir örnek olmasa Ömer b. Abdulaziz zamanı buna örnektir. Ömer b. Abdulaziz, Haccac'dan kısa bir süre sonra halife olmuştur. Ömer b. Abdülaziz'in zamanındaki iyilik meşhurdur. Onun zamanının, -bir öncesinden daha kötü olması şöyle dursun- bu zamanda kötülük yavaş yavaş silinip yok oldu dense, gerçeğe uzak bir söz söylenmiş olmaz. Hasan-ı Basrl, bir sonraki zamanın bir öncekinden daha kötü olmasını genellikle ve çoğunlukla şeklinde açıklamıştır. Kendisine Haccac' dan sonra Ömer b. Abdulaziz'in gelmesi sorulunca "İnsanların rahatlaması şarttır" demiştir. Bazıları "üstünlük"ten maksat, bir asrın tamamının, diğer asrın tamamına olan üstünlüğüdür diye cevap vermişlerdir. Çünkü Haccac'ın asrında birçok sahabe hayattaydı. Ömer b. Abdulaziz zamanında ise vefat etmişlerdi. Sahabenin yaşadığı zaman onlardan sonraki zamandan daha hayırlıdır. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Asırlann en hayırlısı içinde bulunduğum asırdır" buyurmuştur.(Müslim, Fedailu's-sahabe) Bu hadis, Buhari ve Müslim' de yer almaktadır. Bu konudaki bir başka hadis şöyledir: "Sahabilerim ümmetimin güvencesidir. Onlar hayattan çekildiklerinde ümmetimin başına tehdit edilen gelir."(Müs!im, Fedailü'sahabe) Bundan sonra Abdullah b. Mesud'un hadisten maksadın ne olduğuna dair açık ifadesine rastladım. Bu, uyulmaya daha elverişlidir. Yakub b. Şeybe'nin elHaris b. Hasıra vasıtasıyla nakline göre Zeyd b. Vehb şöyle demiştir: Abdullah b. Mesud'un şeyle dediğini duydum: "Kıyamet kopuncaya kadar üzerinize hiçbir gün gelmez ki bir sonrası ondan daha kötü olmasın. Hayatta elde edilen refahı veya istifade edilen malı kastetmiyorum. Fakat üzerinize hiçbir gün gelmeyecektir ki o ilim açısından geçen günden daha geride olmasın. Alimler hayattan çekilince, insanlar birbiriyle eşit hale gelecek, birbirlerine iyiliği emretmeyip, kötülüğü yasaklamayacaklardır. İşte o durumda helak olup gideceklerdir." "Allah bu gece ne hazineler indirdi! Ve ne fitneler indirdi!" "Hazineler ve onunla zikredilen şeyler" den maksadın ne olduğu İlim bölümünde daha önce geçmişti. "Giyinik ve çıplak kadınlar" kelimesinden maksadın ne olduğu konusunda ihtilaf edilmiştir. Bir görüşe göre bu kadınlar dünyada zengin olmaları dolayısıyla giyinik, dünyada amel etmemeleri dolayısıyla ahirette sevaptan arı olacaklardır. İkinci bir görüşe göre elbise ile giyiniktirler, fakat elbiseleri şeffaf olup, avret yerlerini örtmeyecektir. Dolayısıyla ahirette bunun karşılığı olarak çıplak kalmakla cezalandırılacaklardır. Bir üçüncü görüşe göre onlar Allah'ın nimetlerinden giyinik, semeresi ahirette sevapla ortaya çıkan şükürden çıplaktırlar. Dördüncü görüşe göre vücutları giyiniktir, fakat başörtülerini arkalarından örttüklerinden göğüsleri ortaya çıkar ve çıplak hale gelirler. Dolayısıyla ahirette bunun cezasını göreceklerdir. Beşinci görüşe göre bunlar salih bir erkekle evlenme elbisesi bakımından giyinik, ancak ahirette amelden çıplaktırlar. Kocalarının salih olması bunlara fayda vermez. Nitekim Yüce Allah bu konuda "Sura üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır" uyurmaktadır.(Mu'minun 101) Bu son açıklamayı TIbl yapmış ve bu konuya ve hadisin lafzına uygun düştüğü için tercih etmiştir. Hadis her ne kadar Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'in eşleri hakkında varid olmuş ise de itibar sözün genelinedir. Bunun bir benzerini Davudı şöyle nakletmişti: "Onlar dünyada şerefli kesimden oldukları için şeref elbisesini giyin ik ancak kıyamet günü çıplaktırlar." Hadis-i şerif, fitne baş gösterdiğinde onun ortadan kalkması veya dua edenle, dua ettiği kimsenin ondan salim olması için özellikle duaların kabul vakti olduğu umulan gece vakti Yüce Allah'a dua etme ve yakarma çağrısında bulunmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 7069

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.