Sünen-i İbn Mâce · 713
Arapça metin
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا أَبُو دَاوُدَ، حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ سِمَاكِ بْنِ حَرْبٍ، عَنْ جَابِرِ بْنِ سَمُرَةَ، قَالَ كَانَ بِلاَلٌ لاَ يُؤَخِّرُ الأَذَانَ عَنِ الْوَقْتِ وَرُبُّمَا أَخَّرَ الإِقَامَةَ شَيْئًا .
Cabir bin Semure (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bilal (r.a.), ezanı vakitten hiç geciktirmezdi. İkameti bazen biraz geciktirirdi." Tahric: Cabir bin Semure (r.a.)'in hadisini Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, El-Hakim ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : "'Ebu Davud'un rivayeti şöyledir: ''Bilal (r.a.) (namaz vakti girince) ezan okurdu, sonra mühlet verirdi. Nebi (s.a.v.)'in (hücreden) çıktığını görünce kamet ederdi. Tirmizi, de Ebu Davud'un rivayetine benzer bir lafızIa rivayette bulunduktan sonra, Cabir r.a.'in hadisinin hasen olduğunu söylemiştir. El-Menhel yazarı 'Müezzin imamı bekler babı'nda rivayet olunan Cabir (r.a.)'in hadisini açıklarken şöyle der: "Hadis, ezan ile kamet arasında bir süre beklenmesinin meşruluğuna delalet eder. Çünkü, ara verilmemesi halinde cemaatla namaz kılmak isteyenlerin çoğu cemaatı kaçırır. Bilhassa kaldığı yer camiye uzak olan kimseler, cemaate yetişemez. Bu nedenle kameti tehir etmek, hayır ve takva yolunda bir nevi yardımlaşmadır. Verilecek ara miktarı Tirmizi ve Hakiın'in Cabir (r.a.)'den rivayet ettikleri şu mealdeki hadiste tesbit edilmiştir. 'Nebi (s.a.v.), Bilal (r.a.)'e: "Ezanın ile kametin arasında yemek yiyenin, yemeğini yiyebileceği; su içenin suyunu içebileceği; abdesti sıkışık olanın kaza-i hacet edebileceği bir süre miktarınca ara ver.'' buyurmuştur.' El-Hafız, el-Fetih'te: 'Bu hadisin isnadı zayıf olmakla beraber, Ebu Hureyre (r.a.)'in hadisinden ve Selman (r.a.)'ın hadisinden şahidi vardır. Bu iki hadisi Ebu'ş-Şeyh tahric etmiştir. Ubeyy bin Ka'b'ın bir hadisi de şahit durumundadır. Fakat hepsi zayıftır. İbn-i Battal: Ezan ile kamet arasındaki bekleme süresinin her hangi bir sınırı yoktur. Bekleme süresi, vaktin girişinin temkini ve cemaatın toplanması kadardır, demiştir' der. EI-Fıkh Ale'l-Mezahib'de ezan ile kamet arasındaki bekleme hakkında şu bilgi verilmektedir: Hanefi ve Şafii alimlerine göre ezan okunduktan sonra, daimi cemaat toplanıncaya kadar müezzin oturmalıdır. Vaktin faziletini korumakla beraber cemaat toplanınca kamet etmelidir. Akşam namazı, bundan müstesnadır. Çünkü akşam ezanı ile kamet arasında kısa bir ara vermelidir. Maliki mezhebine göre ilk vaktin faziletini korumak esastır. Ezan okunduktan sonra farzdan önce kılınması emrolunan sünneL kılındıktan sonra, gelecek cemaat beklenmeden namaz kılınmalıdır. Yalnız öğle namazında istİva gölgesinden başka kişinin gölgesi, kendisinin boyunun dörtte biri kadar uzanınca kamet edilmelidir. Şiddetli sıcakta. bu sürenin vaktin yarısı kadar uzatılması menduptur. Tek başına namaz kılan ile mevcut cemaattan başka kimsenin gelmesi beklenmediğinde, farz'dan önceki sünnet kılınır kılınmaz derhal kamet edilmelidir. Hanbeli mezhebine göre ezandan sonra sıkışık olanın, abdestini bozacak; abdest almak isteyenin, abdestini tamamlayacak ve bunların, iki rek'at namaz kılacak süre kadar beklenip kamet edilmesi menduptur. Akşam namazında ezan ile kamet arasında. kısa bir ara verilmesi menduptur.' HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1- Namaz vaktinin girdiği anlaşılınca, ezan derhal okunmalıdır. 2- Kameti bir miktar tehir etmelidir. Tehir süresi hususundaki tafsilat yukarıda geçti
Benzer hadisler
وَحَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، ح وَحَدَّثَنَا إِسْحَاقُ، أَخْبَرَنَا عَبْدَةُ، ح وَحَدَّثَنَا ابْنُ الْمُثَنَّى، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ مَسْعَدَةَ، كُلُّهُمْ عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، بِالإِسْنَادَيْنِ كِلَيْهِمَا . نَحْوَ حَدِيثِ ابْنِ نُمَيْرٍ .
{…} Bize Ebû Bekir b. Ebî Şeybe rivayet etti. (Dediki) Bize Ebû Üsâme rivayet etti. (Dediki) Bize Abde haber verdi. H. Bize İbnu'l-Müsennâ dahi rivayet etti. (Dediki) Bize Hanımad b. Mes'ade rivayet eyledi. Bu râvilerin hepsi Ubeydullah'dan her iki isnâdla İbni Numeyr hadisi gibi rivayette bulundular. İzah Bu hadisi Buhari «Kitâbu's-Savm»'de tahric etmiştir. El-Mühelleb diyor ki: «Bu hadisin muhtelif lafızlarından anlaşıldığına göre Hz. Bilal'in vazifesi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in emrettiği vakitte geceleyin ezan okumakmış. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu, namaz kılan namazı kessin, uyuyan uyansın da sahur yemeğini yememişse yesin, diye yapmıştır. Bütün bunları Hz. İbni Mes'ud, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'den rivayet etmiştir. Ashâb-ı kiram, Hz. Bilâl'in ezanından sonra sahur yerlerdi. Hadis-i şerif, Abdullah İbni Ümmu Mektûm ezanının Bilâl (Radiyallahü anh)'ın ezanına yakın olduğuna delildir. Hadisin bâzi rivayetlerinde «İbni Ümmü Mektûm'a: — Sabahladın, sabahladın, denilirdi.» cümlesi vardır. Bu gösteriyor ki: Ibni Ümmü Mektûm Hazretleri fecrin doğmasına yakın yahut fecir doğarken ezan okumağa dikkat eder, vakti bildirmek için Hz. BilâI'in ezanı ile iktifa etmezmiş. Zira Hz. Bilâl ezanını muhtelif vakitlerde okurmuş. Bu hadisde «Birinin inip diğerinin (minareye) çıkacağı kadar fasıla bulunurdu.» denilmesi bazı zamanlardaki müşâhadeye mebnîdir. Çünkü ezanı her gece aynı vakitte okusa Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onun ezanı ile iktifa eder: «îbni Ümmü Mektum ezan okuyuncaya kadar yiyip için.» buyurmaz, «Bilâl ezanı bitirdimi, yiyip içmeyi kesin.» emrini verirdi. îbni Ümmü Mektûm a'ma bir zât idi. Bu sebeple vaktin geldiğini kendisine haber veren bir adamı bulunması muhtemeldir. Çünkü böyle biri bulunmasa vaktin geldiğini ekseriya bilemezdi. îbni Vehb'in, Yûnus tarikiyle İbni Şihâb'dan, onun da Salim 'den naklettiği bir rivayet de bu ihtimali teyid eder. Mezkur hadisde: ‘’Îbni Ümmü Mektûm gözü görmez bir zât idi. Cemâat kendisine fecir doğdukta (ezanı oku.) demedikçe ezan okumazdı.’’ denilmektedir
حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ رَافِعٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ مَعْمَرٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ الْمُسَيَّبِ، عَنْ بِلاَلٍ، أَنَّهُ أَتَى النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُؤْذِنُهُ بِصَلاَةِ الْفَجْرِ فَقِيلَ هُوَ نَائِمٌ . فَقَالَ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ الصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ النَّوْمِ فَأُقِرَّتْ فِي تَأْذِينِ الْفَجْرِ فَثَبَتَ الأَمْرُ عَلَى ذَلِكَ .
Bilal (r.a.)'den rivayet edildiğine göre kendisi, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e gelerek : Sabah namazı (vakti) ni haber vermek istemiş de Bilal (r.a.)'e: O uyuyor, denmiş. Bunun üzerine Bilal (r.a.): Namaz uykudan hayırlıdır, namaz uykudan hayırlıdır, demiş; Bunun üzerine bu cümle sabah ezanına yerleştirilmiş ve böylece (tesvib) durumu sabitleşmiştir." Not: Zevaid'de isnadındaki ravilerin sika olduğu, ancak onda bir inkıta' bulunduğu çünkü Said bin el-Müseyyeb'in Bilal (r.a.)den hadis dinlemediği bildirilmiştir. AÇIKLAMA : Tesvib: Bir şeyi ilan ettikten sonra, tekrar ilan etmeye dönmektir. kamete de tesvib denilir. Dua etmek, ceza veya mükafat vermek, namaza çağırmak... v.s. manalara da kullanılır. Bir de müezzinin ezan içindeki; ''Es-selatu hayrun mine'n-nevm = Namaz uykudan hayırlıdır" cümlesini söylemesine denir. Hadisteki tesvib'den maksad, bu cümleyi ezan arasında iki defa okumaktır. Bilal (r.a.)'ın ilk hadisini Tirmizi ve Beyhaki de rivayet etmişler, Beyhaki, ravi Abdurrahman (r.a.)'in Bilal (r.a.) ile buluşmadığını söylemiştir. Bilal (r.a.)'in ikinci hadisini Taberani de rivayet etmiştir. Bilal (r.a.)'den rivayet olunan bu iki hadisin senedinde inkıta' varsa da Ebu Davud, Ahmed, İbn-i Hibban, Nesai, Beyhaki ve Tahavi'nin rivayet ettikleri Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisinde, Ona ezanı öğretirken şöyl,e buyurduğu rivayet edilmiştir: "Eğer ezan, sabah namazı için ise, sen; ''es-Selatu hayrun mine'n-nevm, es-Selatu hayrun mine'n-nevm'' diyeceksin ... " Tuhfetu'l-Ahvezi yazarı, 'Tesvib babı'nda şöyle der: ''Sabah namazındaki tesvib hakkında Enes (r.a.)'den rivayet olunan şu mealdeki hadisi İbn-i Huzeyme, Darekutni ve Beyhaki rivayet etmişler, Beyhaki isnadının sahih olduğunu söylemiştir. Müezzinin sabah ezanmda : *Hayya ale'l-felah* dan sonra: *es-Selatu hayrun mine'n-nevm* demesi sünnettendir.'' Bu hususta rivayet olunan başka hadisler Nasbu'r-Raye'de mezkurdur: Bilmiş" ol ki; Sabah ezanında mezkur cümleyi okumak, Ebu Mahzure (r.a.) hadisi ve bir kısmı zikrolunan başka hadislerle, sabittir.'' EI-Menhel yazarı, 'Ezan babı'nda rivayet olunan Ebu Mahzure (r.a.)'in hadisiyle ilgili olarak aşağıdaki ma'lumatı vermiştir: ''Sabah ezanında tesvibin meşruluğunun aslı, Taberani'riin de kendi senediyle rivayet ettiği gibi şudur: Billal (r.a.), Nebi (s.a.v.)'e gelerek sabah namazı vaktini haber vermek istemiş ve Onu uyku halinde bulmuştur. Bu nedenle Bilal (r.a.),. iki defa: *es-Selatu hayrun mine'n-nevm* demiştir. Nebi (s.a.v.) de: ''Ey Bilal! Sabah namazı için ezan okuduğun zaman, ezanın arasına şu okuduğunu yerleştir.'' buyurmuştur. İbn-i Mace de, Taberani'nin rivayet ettiğinin benzerini Said bin El-Müseyyeb tarikiyle rivayet etmiştir. Anılan bu rivayetler, Malik'in, el-Muvatta'da rivayet ettiği şu mealdeki hadisle çelişmez: 'Müezzin, Ömer bin El-Hattab (r.a.)'e gelerek, sabah namazı vaktini haber vermek istemiş, Onu uyur görünce: *es-Selatu hayrun mine'n-nevm* demiş. Ömer (r.a.) de müezzine: Şu okuduğunu sabah ezanı içerisine yerleştir, demiştir.' Çünkü Ömer (r.a.)'in maksadı müezzinin, bu cümleyi yersiz kullanışına itiraz etmektir. Sanki müezzine : Resulullah (s.a.v.) şu cümleyi sabah ezani içine yerleştirİniş, sen de oraya yerleştir, demek istemiştir. Ömer (r.a.)'in kendiliğinden bu cümleye itiraz ettiği sanıimasın., Yukarıda verilen bilgiler, tesvib'in sadece sabah ezanında okunmasının meşru olduğuna delalet eder. cumhurun görüşü de budur. İbn-i Mace'nin rivayet ettiği (715 nolu) Bilal. (r.a.)'ın hadisi de, cumhurun görüşüne delil teşkil eder. Tirmizi de aynı hadisI rivayet etmiştir. Nahei, bütün namazlarda; Hasan bin Salih sabah ve yatsı ezanlarında tesvibin sünnet olduğunu söylemişlerse de delilleri yoktur. Çünkü hadisler, bunun yalnız sabah ezanında meşru olduğuna delalet eder. Fecir'den önce ve fecir'den sonra olmak üzere, sabah namazı için iki ezanın meşruluğuna hükmeden alimlere göre her ikisinde tesvib yalnız ilk ezanda mı meşrudur? yoksa ikisinde de meşru mudur? diye alimler arasında ihtilaf olmuştur: Şafii alimlerine göre her iki ezanda da tesvib vardır. Maliki mezhebinin zahirine göre hüküm böyledir. Onların delili tesvib'e ait rivayetlerin mutlak oluşudur. Yani sabah'ın ilk ezanı kaydı yoktur. Subutu's-Selam sahibi tesvib'in ilk ezana mahsus olduğuna taraftar olmuştur. İbn-i Huzeyme de bu görüşü savunmuştur. Nesai ve Beyhaki'nin Sünen-i Kübralarındaki rivayet de böyledir. Tahavi'nin Ebu Mahzure'den rivayet ettiği hadiste Nebi (s.a.v.l'in kendisine ilk ezanda tesvib okunmasını öğrettiği bildirilmiştir . Hulasa dört mezheb imamı, sabah ezanında tesvib ile hükmetmişlerdir. Sabah namazı için bir ezan okunur, diyenler ile iki ezan okunur, diyenler arasında bir ayrılık yoktur. HADİSLERİN FIKIH YÖNÜ : 1- Sabah ezanında tesvib, meşrudur. 2- Yatsı namazında tesvib, yasaktır. Diğer namazlar, uyku vaktine rastlamadığı için, bunlara ait ezanlarda, tesvib söz konusu değildir)
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا شَبَابَةُ بْنُ سَوَّارٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي ذِئْبٍ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ حَرَامِ بْنِ مُحَيِّصَةَ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّهُ سَأَلَ النَّبِيَّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ عَنْ كَسْبِ الْحَجَّامِ فَنَهَاهُ عَنْهُ فَذَكَرَ لَهُ الْحَاجَةَ فَقَالَ " اعْلِفْهُ نَوَاضِحَكَ " .
Muhayyisa (el-Ensari) (r.a.)'den rivayet edildiğine göre: Kendisi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e hacamatçı'nın kazancının hükmünü sormuş. Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de kendisini bu kazançtan menetmiş. Sonra Muhayyisa Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e ihtiyacını anlatmış. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) «Hacamat kazancını su taşıyıcısı devlerinin yemine ver.» buyurdu. Diğer tahric: Tirmizi, Ebu Davud, Ahmed, Malik AÇIKLAMA (2162 - 2166) : İbn-i Abbas (r.a.)'ın hadisini Buhari, Müslim ve Ebu Davud da rivayet etmiştir. Bu hadisi müellifimize yalnız İbn-i Ebi Ömer rivayet etmiş ise de Buhari, Müslim ve Ebu. Davud'a başka raviler nakletmiştir. Buhari'nin rivayetinde şu ilave de vardır: ''Eğer hacamat ücreti haram olsaydı Peygamber (s.a.v.) bu adama (ücret) vermezdi.'' Ebu. Davud'un rivayetinde de bu manayı ifade eden bir ilave vardır. Ali (r.a.)'ın hadisi Zevaid türündendir. Enes (r.a.)'ın hadisini Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Peygamber (s.a.v.)'e hacamat yapan zat'ın Ebu Taybe isimli bir köle olduğu ve kendisine verilen ücretin bir sa' kuru hurma olduğu belirtilmiştir. Müslim'in bir rivayetine göre kendisine iki sa yiyecek verilmiştir. Verilen ücret mikdarı hakkında başka rivayetler de vardır. Olay birden fazla kez olmuş olabilir. Ebu Mes'ud (r.a.)'ın hadisi Zevaid türündendir. Muhayyisa (r.a.)'ın hadisini Malik, Ahmed, Ebu Davud ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Bu babta rivayet olunan ilk üç hadis, hacamat kazancının meşru olduğuna delalet eder. Dördüncü hadise göre Peygamber (s.a.v.) hacamat kazancını yasaklamıştır. Son hadise göre hacamat kazancı hayvan yemine harcanabilir. Bu hadisin bazı rivayetlerinde «Bu kazancı su taşıyan devene ve kölene yedir» buyurulmuştur. Bundaki ilaveye göre bu kazanç köleye de helaldır. ALİMLERİN HACAMAT KAZANCINA AİT GÖRÜŞLERİ Nevevi bu hususta şöyle der: "Hacamat kazancı hususunda alimler ihtilaf etmiştir. Selef ve halef alimlerinin ekserisi: Hacamat kazancı haram değildir. Bu kazançtan yemek ne hür kimseye ne de köleye haramdır. Ahmed'in meşhur kavli de böyledir. Ahmed'den diğer bir rivayet ve hadisçilerin fıkıhçılarına göre bu kazanç köleye helal, hür kimseye haramdır. Cumhur İbn-i Abbas'ın hadisini delil göstererek: Peygamber (s.a.v.), hacamat olmuş ve hacamat edene ücretini vermiştir. Eğer haram olsaydı O vermezdi. Hacamat kazancının yasaklığına dair rivayetler tenzihen mekruhluk manasına yorumlanır. Amaç adi kazançlara tenezzül etmeye ve şerefli kazanç yollarına teşviktir. Eğer haram olsaydı, bu hususta hür ile köle arasında bir ayrıcalık olmazdı. Çünkü kişi, kölesine helal olmayan bir şey yediremez, demişlerdir." Son hadis ravisi Muhayyisa veya Muhaysa bin Mes'ud el-Ensari (r.a.) Uhud, Hendek ve bundan sonraki savaşlara katılan bir sahabidir. Ravidir, torunu Haram bin Sa'd bin Muhayyisa'dır. Dört sünen sahibIeri onun hadislerini rivayet etmişlerdir
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ قَدِمَ وَفْدُ عَبْدِ الْقَيْسِ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا هَذَا الْحَىَّ مِنْ رَبِيعَةَ، وَقَدْ حَالَتْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ كُفَّارُ مُضَرَ، فَلَسْنَا نَخْلُصُ إِلَيْكَ إِلاَّ فِي شَهْرٍ حَرَامٍ، فَمُرْنَا بِأَشْيَاءَ نَأْخُذُ بِهَا وَنَدْعُو إِلَيْهَا مَنْ وَرَاءَنَا. قَالَ " آمُرُكُمْ بِأَرْبَعٍ وَأَنْهَاكُمْ عَنْ أَرْبَعٍ، الإِيمَانِ بِاللَّهِ شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ ـ وَعَقَدَ وَاحِدَةً ـ وَإِقَامِ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَأَنْ تُؤَدُّوا لِلَّهِ خُمْسَ مَا غَنِمْتُمْ، وَأَنْهَاكُمْ عَنِ الدُّبَّاءِ، وَالنَّقِيرِ وَالْحَنْتَمِ وَالْمُزَفَّتِ ".
Ebu Cemra'den dedi ki: İbn Abbas'ı şöyle derken dinledim: "Abdu'l-Kayslıların heyeti Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelerek: Ey Allah'ın ResQlü bizler Rabialılardanız, bizimle senin aranda da Mudar kafirleri bulunmaktadır. O bakımdan biz senin yanına ancak haram ay(lar)da ulaşabiliyoruz. Bize yerine getireceğimiz ve geride bıraktıklarımızı kendilerine (uymaya) davet edeceğimiz bazı hususları emir buyur, dediler. Allah ResQlü şöyle buyurdu: Size dört husus emrediyorum ve size dört husl\su nehyediyorum: (Emrettiklerim) Allah'a iman etmek -Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet getirmek- (deyip eliyle) bir diye bağladı, namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek ve aldığınız ganimetierin beşte birini Allah için vermektir. Size kabak kaplarda, oyulmuş kaplarda, sırlı testilerde ve ziftlenmiş testilerde (yapılmış şaraplar)ı da nehyederim." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Abdu'l-Kayslıların heyeti" Abdu'l-Kays, Bahreyn'de şayayan büyükçe bir kabiledir. Onların Bahreyn'de yerleştikleri kasaba bu babın son hadisinde sabit olduğu üzere Medine'den sonra Cuma namazının ilk olarak kılındığı kasabadır. İlk olarak gelen heyettekilerin sayısı onüç kişi idi. Bu gelişleri esnasında imana ve içkilere dair sorular sormuşlardı. Aralarında el-Eşec denilen zat da vardı. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona hitaben şöyle buyurmuştu: "Şüphesiz sende Allah'ın sevdiği iki haslet vardır: Bunlar (cahillere karşı tahammülkarlık demek olan) hilm ile teenni ile hareket etmektir." Nitekim bunu Müslim de Ebu Said yoluyla rivayet etmiş bulunmaktadır. Ebu Davud'da el-Vazi' b. ez-Zari'in kızı Üm mü Eban'ın dedesi ez-Zari'den bir rivayet nakletmektedir. ez-Zari' de Abdu'l-Kayslıların heyeti arasında idi. O dedi ki: Biz de hemen bineklerimizden yarışırcasına inmeye koyulduk. -Medine'ye geldikleri zamanı kastetmektedir.- Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in elini öpüyorduk" Ancak el-Eşec -ki adı el-Munzir'dir- elbislerini giyininceye kadar bekledi. Sonra da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzuruna gelince, Allah ResQlü ona: "Sende ... iki haslet vardır" diye buyurdu. İbn Abbas'a: "Benim içinde nebiz koyduğum bir testim vardır dedi" hadisiyle ilgili açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Eşribe (içecekler) bahsinde (5595.hadiste) gelecektir
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ عَامِرِ بْنِ زُرَارَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ عَيَّاشٍ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنْ بُرَيْدِ بْنِ أَبِي مَرْيَمَ، عَنْ أَبِي مُوسَى، قَالَ صَلَّى بِنَا عَلِيٌّ يَوْمَ الْجَمَلِ صَلاَةً ذَكَّرَنَا صَلاَةَ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَإِمَّا أَنْ نَكُونَ نَسِينَاهَا وَإِمَّا أَنْ نَكُونَ تَرَكْنَاهَا فَسَلَّمَ عَلَى يَمِينِهِ وَعَلَى شِمَالِهِ .
Ebu Musa (el-Eş'ari) (r.a.)'den şöyie demiştir: Ali (r.a.), Cemel olayı günü bize öyle bir namaz kıldırdı ki, onunla bize Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in namaz kılışını hatırlattı. Artık biz, ya O (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in namazını unutmuş oluyoruz. Ya da terk etmiş oluyoruz. Çünkü Ali (r.a.), (namazdan çıkarken) sağına da soluna da selam verirdi." Not: Zevaid'de: İsnadı sahihtir, ricalı da sıkadır, Ancak ravilerinden Ebu İshak, tediis ederdi ve ömrünün son zamanlarında ihtilat'a düştü, denilmiştir. Tedlis: Ravi'nin Hadis'i kendisine rivayet eden en yakın ravisini sebepli yada sebepsiz olarak söylememesi. Bunu yapan kişi güvenilir ise sorun yoktur. Ayrıntılı bilgi için Hadis terimleri sözlüğüne bakın. İhtilat: Hastalık, şok yada ihtiyarlık sebebiyle hafıza sorunu yaşamak, hadislerde karışıklık yaşamak. AÇIKLAMA(914, 915, 916 ve 917): Bu babta rivayet olunan hadisler, namazdan çıkarken sağa ve sola başı dönderip iki defa selam vermenin meşruluğuna delalet ederler. Bu hususta imam, cemaat ve tek olarak namaz kılanlar arasında bir fark yoktur. Sahabilerin cumhurunun kavli budur, Ebu Bekir-i Sıddik, Ali bin Ebi Talib, İbn-i Mes'ud, Ammar bin Yasir ve Nafi' bin el-Haris (r.anhum) böyle hükmeden sahabilerdendirler. Tabiilerden de Ata' bin Ebi Rabah, Alkama, Şa'bi ve başkaları ile re'y ehli, Sevri, Ahmed, İshak, Ebu Sevr böyle hükmetmişlerdir. Hanefi, Hanbeli ve Şafiiler'in mezhebi de budur. Delilleri ise bu babtaki hadislerdir. Bir selamın meşruluğuna hükmeden alimler ve görüşleri, bundan sonraki babta anlatılacaktır. İnşaallah EI-Menhel yazarı iki selam'ın meşruluğuna hükmedenlerle delillerini ve bir selam'ın meşruluğuna hükmeden alimlerle delillerini zikrettikten sonra şöyle der: ''İmam olsun, cemaat olsun, tek olsun, namaz kılan herkesin, namazdan çıkarken sağına ve soluna iki defa selam vermesinin meşruluğuna hükmeden alimlerin dayandıkları deliller kuvvetli olduğundan bu görüş kuvvetlidir. Er-Ravda sahibi: 'Yalnız bir selamın verilmesine dair varid olan hadisler, iki selam'ın meşruluğuna delalet eden hadislere ters düşmez. Çünkü bilindiği gibi, çelişki arzetmeyen rivayetteki fazlalığın kabulü vacibtir. İki selam la hükmetmek, varid olan bütün hadislerle amel etmek demektir. Fakat bir selamla hükmetmek böyle değildir. Çünkü bununla hükmetmek gereksiz olarak delillerin çogunu heder etmek demektir.' demiştir. EI-Hedy sahibi: 'Nebi (s.a.v.)'in namazdan çıkarken sağına ve soluna ''Es-Selamu aleyküm ve rahmetullah.. diyerek selam verdiğini on-beş sahabi kendisinden rivayet etmiştir. EI-Hedy sahibi bunları ismen zikrediyor. Nebi (s.a.v.)'in namazdan çıkarken önüne bir defa selam verdiği de kendisinden rivayet edilmiştir. Lakin sahih bir yolla bu hususta her hangi bir rivayet sabit olmamıştır. En iyi delil, Aişe (r.anha)'nın (919 nolu) hadisidir ki O da ma'luldur. Sünenlerde mevcut ise de gece namazı hakkındadır.' demiştir. EI-Hedy yazarı bir selamın meşruluğuna dair hadislerin zayıflık sebeplerini uzunca izah etmiş, el-Menhel yazarı da bunu nakletmişse de buraya aktarmaya gerek görmüyorum. EI-Hedy yazarı daha sonra şöyle der: 'Bir selamın meşrüluğuna hükmeden alimlerin elinde Medine halkının uygulamasından başka tutarlı bir delil yoktur. Medine halkının amelini delil göstermek sahihtir. Çünkü büyük zatlar, bu şehrin tatbikatını birbirinden miras olarak almışlardır. Fakat bir selam ile ilgili tatbikat hususunda, genellikle fıkıh alimleri muhalefet etmişlerdir. Doğrusu da fıkıh alimlerinin görüşüdür. Çünkü Nebi (s.a.v.)'in sabit olan sünneti, kim olursa olsun, hiç bir şehir halkının ameliyle reddedilmez. Nitekim Medine'deki ve başka şehirlerdeki bazı emirler, namazda birtakım şeyler ihdas etmişler, bu yoldaki uygulama süre gelmiştir. Fakat fıkıhçılar buna iltifat atmemişlerdir. Hulafa-i Raşidin devrindeki Medine halkının ameli, delil sayılırdı. Fakat onların vefatndan sonra ve oradaki sahabiler tükendikten sonra Medine halkının tatbikatı ile başka şehir halkının tatbikatı arasında değer bakımından bir fark yoktur. Halk arasında hakemlik yapan kaynak, Nebi (s.a.v.)'in sabit sünnetidir. Onun ve dört halife'nin vefatından sonra hiç bir kimsenin ameli hüküm kaynağı olamaz.' Maliki mezhebinin meşhur kavline göre namaz kılan şahıs imam ve münferid ise bir selam verir ve bununla namazdan çıkmaya niyet eder. Eğer imama uymuş durumda ise, sağ tarafına selam verir ve bununla namazdan çıkmayı kasdeder. Soluna da selam verir bununla da imam'ın selamını cevaplamak ister. SELAM'IN ŞER'İ HÜKMÜ: Fıkıhçılar ilk selamın vacibliği hususunda müttefiktirler. Ikinci selam ise, cumhur'a göre sünnettir. Tahavi, el- Kadı ve başkalarının dediğine göre Hasan bin Saiih, vacibliğine hükmetmiştir. Ahmed bin Hanbel'den yapılan bir rivayet de böyledir. Malik'in bazı arkadaşları da böyle demişlerdır. Zahiriye mezhebine mensub bazı alimlerin de böyle dediklerini İbn-i Abdi'l-Berr nakletmiştir. Hadislerin zahirine göre selam lafzı ''Es-Selamu aleykum ve rahmetullah,.dır . Hanefi mezhebine göre böyle selam vermek sünnettir. Kişi eğer yalnız ''Es-Selamu aleyküm,.'' veya ''Selamun aleyküm,.'' derse kafidir. Fakai sünneti terk etmiş olur. Şafii mezhebine göre de böyle selam vermek sünnettir. Şayet ''Es-Selamu aleyküm,''. veya ''Aleykumu's-Selam" derse en sıhhatli kavle göre farz ifade edilmiş olur . Malikiler'e göre' vaoib olan yalnız ''Es-Selamu aleyküm"dır. ''Ve rahmetullah,.'' lafzı ilave edilmez. Hanbeli mezhebine göre ''Es-Selamu aleyküm ve rahmetuliah,.'' lafzı ile selam vermek farzdır. Hadislerin zahirine göre selam verilirken sağa ve sola başı iyice döndürmek meşrudur. Öyle döndürmelidir ki onun arkasında oturan kişi yanağını görebilmelidir. Hanefi, Şafii, Hanbeli alimlerinin kavli budur. Malik'ten yapılan bir rivayete göre imam veya tek olarak namaz kılan için hüküm budur. İbn-i Kasım'ın Malik'ten yaptığı rivayete göre imam veya tek ola.rak namaz kılan kişi önüne selam verir ve başını hafifçe sağa döndürür. İmam'a uyan kişi ise yine İbn-i Kasım'ın rivayetine göre ilk selamı verirken hafifçe sağa bakar. İkinci selamı önüne verir ve imam'a işaret eder. Eğer solunda kimse varsa ona da üçüncü bir selam verir. Bu babtaki hadisler İbn-i Kasım'ın rivayetini reddederler
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ هِلاَلِ بْنِ يِسَافٍ، عَنْ أَبِي الْمُثَنَّى، عَنْ أَبِي أُبَىٍّ ابْنِ امْرَأَةِ، عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ يَعْنِي عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ، عَنِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ قَالَ " سَيَكُونُ أُمَرَاءُ تَشْغَلُهُمْ أَشْيَاءُ يُؤَخِّرُونَ الصَّلاَةَ عَنْ وَقْتِهَا فَاجْعَلُوا صَلاَتَكُمْ مَعَهُمْ تَطَوُّعًا " .
Ubade b. es-Samit (r.a.)'den rivayet edildiğine güre; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), şöyle buyurmuştur: «Bazı işlerle meşgul olup namazı vaktinden geciktiren bir takım emirler olacaktır. (Siz namazınızı vaktinde kılınız ve) onlarla beraber kıldığınız namazınızı nafile yapınız.» Diğer tahric: Bu Hadis'in benzerini Ebu Davud ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA (1255, 1256, 1257): Ebu Davud'un rivayetinde efendimizin buyruğundan itibaren metin mealen şöyledir: «Şüphesiz benden sonra başınızda öyle emirler olacak ki bazı şeylerle meşguliyetleri yüzünden namazı vaktinde kılmayacaklar ve nihayet namaz vakti çıkmış olacaktır. O zaman siz namazınızı vaktinde kılınız.» Bir adam: Ya Resulallah onlarla beraber (tekrar) kılayım mı? diye sordu. Efendimiz: «Evet. Eğer dilersen.» buyurdu. Bu babtaki hadislerde geçen: "Namaz vaktinden" maksat ihtiyar vaktidir. Sıhhat vakti değildir. Yani namazı geciktirmektir. Tamamen vakti çıkıncaya kadar kılmamak ve kazaya bırakmak değildir. 'Namaz' Kitabının birinci babında 5 vakit namazın fazilet vakti, ihtiyar vakti ve sıhhat vaktinin bulunduğu ve en makbulünün fazilet vaktinde, hiç olmazsa ihtiyar vaktinde namaz kılmanın ve daha sonraya bırakmamanın önemi anlatılmıştır. Nevevi: 'Bu hadislerde geçen te'hirden (geciktirmekten) maksat, namazı büsbütün vaktinden çıkarmak değil, ihtiyar (vaktin ortasındaki serbest) vaktinden sonraya bırakmaktır. Çünkü mütekaddimin (ilk dönem) ve müteahhirin (son dönem) emirlerden nakledilmiş olan durum, bazı emirlerin namazı ihtiyar vaktinden sonraya (vaktin sonuna) bırakmalarıdır. Hiç bir emirin namazı, vaktinden çıkardığı yani kazaya bıraktığı naklolunmamıştır. Şu halde bu hadisleri vuku bulmuş olan duruma uygun yorumlamak gerekir,' demiştir. El-Ayni; bu yoruma itiraz ederek: Fasık halifelerin ve zalim sultanların değil, namazı kazaya bırakmak, büsbütün namazı terkettikleri bir gerçektir, demiştir. Bence Nevevi'nin yorumu uygundur. Çünkü hadislerde, bazı emirlerin namazı vaktinden çıkararak kıldıracakları bildiriliyor ve ferdIerin evlerinde vaktinde namaz kıldıktan sonra onlarla beraber tekrar kılmaları uygun görülüyor. Demek ki hadislerde durumları anlatılan emirler namazı büsbütün bırakanlar değil, geciktirenlerdir. Namazları tamamen vaktinden çıkararak bunları cemaatla beraber ve kaza durumunda kılmayı itiyad haline getirmiş olan emirler bilinmediğine göre tehirden maksat, ihtiyar vaktinden çıkarmak olmalıdır. İmam namazları ihtiyar vaktinden çıkardığı takdirde ferdIerin ihtiyar vaktinde namaz kılmaları ve sonra cemaatla tekrar o namazı kılmalarının hikmeti vaktin faziletini kazanmak, cemaata muhalefet etmemek, Ulu'l-emre karşı gelmemek ve müslümanlar arasında bulunması gerekli birliği zedelememektir. Hadisler, ilk namazın farz yerine geçtiğini ve ikinci kez kılınan namazın nafile hükmünde olduğunu açıkça belirtirler. Cumhurun kavli de budur. Malikiler'in meşhur kavline göre kişi, hangisini kabul buyuracağını Allah Teala'ya bırakarak ikinci defa namaza durur. Hadislerdeki hüküm umumidir. Yani sabah ve ikindi namazı da bu hükme dahildir. Sabah ve ikindi namazlarından sonra namaz kılmanın yasaklığına ait 147. babtaki hadisler, bu babtaki hadislerle hususileştirilmiştir. Yani bu hüküm müstesnadır. Hanefiler, sabah ve ikindi namazı tekrar kılınamaz. 147. babtaki hadisler, tekrar kılmaya manidir, demişlerdir. Onlara göre akşam farzı tekrar kılındığında imam selam verince kişi bir rek'at daha ekler. Çünkü tek rek'atlı nafile yoktur. Malikiler ve Hanbeliler de: Üç rek'atlı nafile olmadığını ve kılınan ikinci namazın nafile olması ihtimalini gerekçe göstererek akşam namazı ikinci kez kılınmaz, demişlerdir . HADİSİ'N FIKIH YÖNÜ : 1. İmam, namazı müstehab vaktinden tehir ettiği zaman, kişilerin fazilet veya ihtiyar vaktinde münferiden namazlarını kılmaları ve cemaat faziletini kazanmak için ikinci kez imamla beraber kılmaları matlubtur. 2. Günah olmayan hususlarda ulu'l-emre itaat etmek matlubtur. Özellikle tefrika ve fitne çıkacak işlerden kaçınmalıdır. 3. Namazlarda fazilet vaktine ve cemaata önem verilmelidir. 4. Namazı ihtiyar vaktinden geciktirmek fena derecesinde kötüdür. 5. Hadisler efendimizin mucizesini ihtiva eder. Çünkü Emeviler devrinden bu zamana kadar geçen sürede bazı meşguliyetler dolayısıyla namazları ihtiyar vaktinden çıkaran birçok emirlere (yöneticilere) rastlanmıştır