İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sünen-i İbn Mâce · 98

The Book of the Sunnah

Arapça metin

حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ آدَمَ، حَدَّثَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ عُمَرَ بْنِ سَعِيدِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ لَمَّا وُضِعَ عُمَرُ عَلَى سَرِيرِهِ اكْتَنَفَهُ النَّاسُ يَدْعُونَ وَيُصَلُّونَ - أَوْ قَالَ يُثْنُونَ وَيُصَلُّونَ - عَلَيْهِ قَبْلَ أَنْ يُرْفَعَ وَأَنَا فِيهِمْ فَلَمْ يَرُعْنِي إِلاَّ رَجُلٌ قَدْ زَحَمَنِي وَأَخَذَ بِمَنْكِبِي فَالْتَفَتُّ فَإِذَا عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ فَتَرَحَّمَ عَلَى عُمَرَ ثُمَّ قَالَ مَا خَلَّفْتُ أَحَدًا أَحَبَّ إِلَىَّ أَنْ أَلْقَى اللَّهَ بِمِثْلِ عَمَلِهِ مِنْكَ وَايْمُ اللَّهِ إِنْ كُنْتُ لأَظُنُّ لَيَجْعَلَنَّكَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ مَعَ صَاحِبَيْكَ وَذَلِكَ أَنِّي كُنْتُ أَكْثَرُ أَنْ أَسْمَعَ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يَقُولُ ‏ "‏ ذَهَبْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَدَخَلْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَخَرَجْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ ‏"‏ ‏.‏ فَكُنْتُ أَظُنُّ لَيَجْعَلَنَّكَ اللَّهُ مَعَ صَاحِبَيْكَ ‏.‏

İbni Ebi Müleyke r.a.’den rivayet edildiğine göre kendisi İbni Abbas r.a.’dan şöyle işittim, demiştir: Ömer bin Hattab r.a. vefat ettikten sonra, naşı Teneşir tahtası üzerine konup henüz kaldırılmadığı zaman halk onun etrafında toplanarak, dua ediyorlar ve rahmet diliyorlar idi. Veyahut İbni Abbas dedi ki O’nu iyilikle anıyorlar ve rahmetle yad ediyorlardı. Ben de bu cemaat içinde idim. Bu esnada birisi beni sıkıştırıp omuzumu tutmakla dikkatimi çekti. Ona doğru dönünce bir de baktım ki Ali bin Ebi Talib r.a.’tir. Ömer r.a.’e rahmet okuduktan sonra şöyle dedi : - (Ya Ömer!) Ben Allah’ın huzuruna senin işlediğin amel gibi bir amel ile çıkmaktan çok hoşlanırım. Senden başka, ameline bu kadar imrendiğim kimseyi bulamadım. Allah’a yemin ederim ki, ben Allah’ın muhakkak seni, iki dostunla (Resul-i Ekrem ve Ebu Bekir’le) beraber kılacağını kuvvetle ümid ederdim. Çünkü ben gerçekten çok defa Resulullah s.a.v.’den: ‘’ Ben Ebu Bekir ve Ömer ile gittim.Ben Ebu Bekir ve Ömer ile girdim. Ben Ebu Bekir ve Ömer ile çıktım > dediğini işitirdim. Bunun için ben Allah’ın seni (Ravzai Mutahhara’ya gömülmekle veya kutsal alemde) iki dostunla beraber bulunduracağını kuvvetle ümid ederdim.’’ MÜSLİM RİVAYETİ İÇİN BURAYA TIKLAYIN

Sünen-i İbn Mâce, 98

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي الْوَلِيدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا عِيسَى بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ سَعِيدِ بْنِ أَبِي الْحُسَيْنِ الْمَكِّيُّ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ إِنِّي لَوَاقِفٌ فِي قَوْمٍ، فَدَعَوُا اللَّهَ لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ وَقَدْ وُضِعَ عَلَى سَرِيرِهِ، إِذَا رَجُلٌ مِنْ خَلْفِي قَدْ وَضَعَ مِرْفَقَهُ عَلَى مَنْكِبِي، يَقُولُ رَحِمَكَ اللَّهُ، إِنْ كُنْتُ لأَرْجُو أَنْ يَجْعَلَكَ اللَّهُ مَعَ صَاحِبَيْكَ، لأَنِّي كَثِيرًا مِمَّا كُنْتُ أَسْمَعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ كُنْتُ وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، وَفَعَلْتُ وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، وَانْطَلَقْتُ وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ‏.‏ فَإِنْ كُنْتُ لأَرْجُو أَنْ يَجْعَلَكَ اللَّهُ مَعَهُمَا‏.‏ فَالْتَفَتُّ فَإِذَا هُوَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ‏.‏

İbn Abbas r.a. dedi ki: "Ben bir topluluk arasında ayakta duruyorken Ömer b. el-Hattab'a -teneşiri üzerine yerleştirilmiş iken- dua ettiler. Bir de ne göreyim, arkamdan bir adam dirseğini omzumun üzerine koymuş şöyle diyordu: Allah sana rahmet eylesin. Gerçekten ben Allah'ın seni iki arkadaşın ile birlikte kılacağını ümit ediyorum. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Ben, Ebu Bekir ve Ömer ile şöyle idik. Ben, Ebu Bekir ve Ömer şunu yaptık. Ben, Ebu Bekir ve Ömer gittik dediğini çokça işitirdim. Gerçekten ben Allah'ın seni onlarla birlikte bir araya getireceğini ümit ederim. Dönüp baktığımda onun Ali b. Ebi Talib olduğunu gördüm

Sahîh-i Buhârî, 3677
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا سَعِيدُ بْنُ عَمْرٍو الأَشْعَثِيُّ، وَأَبُو الرَّبِيعِ الْعَتَكِيُّ، وَأَبُو كُرَيْبٍ مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ - وَاللَّفْظُ لأَبِي كُرَيْبٍ - قَالَ أَبُو الرَّبِيعِ حَدَّثَنَا وَقَالَ الآخَرَانِ، أَخْبَرَنَا ابْنُ الْمُبَارَكِ، عَنْ عُمَرَ بْنِ سَعِيدِ بْنِ أَبِي حُسَيْنٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ وُضِعَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ عَلَى سَرِيرِهِ فَتَكَنَّفَهُ النَّاسُ يَدْعُونَ وَيُثْنُونَ وَيُصَلُّونَ عَلَيْهِ قَبْلَ أَنْ يُرْفَعَ وَأَنَا فِيهِمْ - قَالَ - فَلَمْ يَرُعْنِي إِلاَّ بِرَجُلٍ قَدْ أَخَذَ بِمَنْكِبِي مِنْ وَرَائِي فَالْتَفَتُّ إِلَيْهِ فَإِذَا هُوَ عَلِيُّ فَتَرَحَّمَ عَلَى عُمَرَ وَقَالَ مَا خَلَّفْتَ أَحَدًا أَحَبَّ إِلَىَّ أَنْ أَلْقَى اللَّهَ بِمِثْلِ عَمَلِهِ مِنْكَ وَايْمُ اللَّهِ إِنْ كُنْتُ لأَظُنُّ أَنْ يَجْعَلَكَ اللَّهُ مَعَ صَاحِبَيْكَ وَذَاكَ أَنِّي كُنْتُ أُكَثِّرُ أَسْمَعُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏ "‏ جِئْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَدَخَلْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَخَرَجْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ ‏"‏ ‏.‏ فَإِنْ كُنْتُ لأَرْجُو أَوْ لأَظُنُّ أَنْ يَجْعَلَكَ اللَّهُ مَعَهُمَا ‏.‏

Bize Said b. Amr El-Eş'asi ile Ebû'r-Rabi' El-Ateki ve Ebû Kureyb Muhammed b. Alâ' rivayet ettiler. Lâfız Ebû Kureyb'indir. Ebû'r-Rabi': Haddesenâ, ötekiler: Ahberana tâbirlerini kullandılar. (Dedilerki): Bize İbni Mübarek, Ömer b. Said b. Ebi Hüseyn'den, o da İbni Ebi Müleyke'den naklen haber verdi. (Demişki): Ben İbni Abbâs'ı şunu söylerken işittim: Ömer b. Hattâb teneşirinin üzerine kondu. Ve kaldırılmadan önce halk ona dua ve sena ederek üzerine salâvat getirerek etrafını sardılar. Ben de içlerinde idim. Arkamdan omuzumdan tutan bir adamdan başka beni belinleten olmadı. Ona baktım, bir de ne göreyim Ali imiş. Ömer'e rahmet okudu ve şunu söyledi: «Geriye hiç bir kimse bırakmadın ki, benim için onun ameli gibi amelle Allah'a kavuşmak seninkinden daha makbul olsun. Allah'a yemin olsun! Ben Allah'ın seni iki dostunla birlikte koyacağını biliyordum. Çünkü ben çok defalar Resûlullah '(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ; «Ben Ebû Bekr ve Ömer'le beraber geldim; Ebû Bekr ve Ömer'le beraber girdim; Ebû Bekr ve Ömer'le beraber çıktım.» buyururken işitiyordum. Ve seni Allah'ın onlarla beraber edeceğini umuyor, yahut biliyordum.»

Sahîh-i Müslim, 6187
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدَانُ، أَخْبَرَنَا عَبْدُ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ سَعِيدٍ، عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّهُ سَمِعَ ابْنَ عَبَّاسٍ، يَقُولُ وُضِعَ عُمَرُ عَلَى سَرِيرِهِ، فَتَكَنَّفَهُ النَّاسُ يَدْعُونَ وَيُصَلُّونَ قَبْلَ أَنْ يُرْفَعَ، وَأَنَا فِيهِمْ، فَلَمْ يَرُعْنِي إِلاَّ رَجُلٌ آخِذٌ مَنْكِبِي، فَإِذَا عَلِيٌّ فَتَرَحَّمَ عَلَى عُمَرَ، وَقَالَ مَا خَلَّفْتَ أَحَدًا أَحَبَّ إِلَىَّ أَنْ أَلْقَى اللَّهَ بِمِثْلِ عَمَلِهِ مِنْكَ، وَايْمُ اللَّهِ، إِنْ كُنْتُ لأَظُنُّ أَنْ يَجْعَلَكَ اللَّهُ مَعَ صَاحِبَيْكَ، وَحَسِبْتُ أَنِّي كُنْتُ كَثِيرًا أَسْمَعُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ذَهَبْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، وَدَخَلْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ، وَخَرَجْتُ أَنَا وَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ‏.‏

İbn Abbas dedi ki: "Ömer teneşiri üzerine konuldu. İnsanlar dört bir yandan onun etrafını sardılar. Daha (yerinden) kaldırılmadan ona dua etmeye, salat etmeye (namazını kılmaya) koyuldular. -Bende aralarında bulunuyordum.Bir de baktım ki arkamdan bir adam omzumu yakalamış. Ali b. Ebi Talib olduğunu gördüm. Ömer'e rahmetler okuyarak dedi ki: Ameline benzer bir amelle Allah'ın huzuruna çıkmayı senden daha çok sevdiğim bir kimseyi geri bırakmadın. Allah'a yemin ederim, Allah'ın seni iki arkadaşınla birlikte kılacağını hep zannetmişimdir. Çünkü Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i: Ben, Ebu Bekir ve Ömer gittim. Ben, Ebu Bekir ve Ömer girdim. Ben, Ebu Bekir ve Ömer çıktım derken çok işitmişimdir

Sahîh-i Buhârî, 3685
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ حَاتِمِ بْنِ مَيْمُونٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ مَهْدِيٍّ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ صَالِحٍ، عَنْ رَبِيعَةَ، - يَعْنِي ابْنَ يَزِيدَ - عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، ح وَحَدَّثَنِي أَبُو عُثْمَانَ، عَنْ جُبَيْرِ بْنِ نُفَيْرٍ، عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ، قَالَ كَانَتْ عَلَيْنَا رِعَايَةُ الإِبِلِ فَجَاءَتْ نَوْبَتِي فَرَوَّحْتُهَا بِعَشِيٍّ فَأَدْرَكْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَائِمًا يُحَدِّثُ النَّاسَ فَأَدْرَكْتُ مِنْ قَوْلِهِ ‏"‏ مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَتَوَضَّأُ فَيُحْسِنُ وُضُوءَهُ ثُمَّ يَقُومُ فَيُصَلِّي رَكْعَتَيْنِ مُقْبِلٌ عَلَيْهِمَا بِقَلْبِهِ وَوَجْهِهِ إِلاَّ وَجَبَتْ لَهُ الْجَنَّةُ ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقُلْتُ مَا أَجْوَدَ هَذِهِ ‏.‏ فَإِذَا قَائِلٌ بَيْنَ يَدَىَّ يَقُولُ الَّتِي قَبْلَهَا أَجْوَدُ ‏.‏ فَنَظَرْتُ فَإِذَا عُمَرُ قَالَ إِنِّي قَدْ رَأَيْتُكَ جِئْتَ آنِفًا قَالَ ‏"‏ مَا مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ يَتَوَضَّأُ فَيُبْلِغُ - أَوْ فَيُسْبِغُ - الْوُضُوءَ ثُمَّ يَقُولُ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ إِلاَّ فُتِحَتْ لَهُ أَبْوَابُ الْجَنَّةِ الثَّمَانِيَةُ يَدْخُلُ مِنْ أَيِّهَا شَاءَ ‏"‏ ‏.‏

Bana Muhammed b. Hatim b. Meymun tahdis etti. Bize Abdurrahman b. Mehdi tahdis etti. Bize Muaviye b. Salih, Rabia -yani b. Yezid'den tahdis etti. O Ebu İdris el-Havlanl'den, o Ukbe b. Amir'den (H). Bana Ebu Osman da Cubeyr b. Nufeyr'den tahdis etti. O Ukbe b. Amir'den şöyle dediğini nakletti: Deve çobanlığı (sırası) bizde idi. Benim sıram geldi, akşam vakti onları götürdüm. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ayakta insanlara konuşma yaparken yetiştim. Onun sözlerinden: "Herhangi bir Müslüman güzel bir şekilde abdest aldıktan sonra kalbiyle ve yüzüyle kendisini onlara vererek iki rekat namaz kılacak olursa, mutlaka ona cennet vacip olur" sözlerini söylerken yetiştim. Ben: Bu ne güzel bir şey, dedim. Bir de baktım ki önümdeki birisi: Bundan önceki daha da güzeldi, dedi. (Kim olduğuna) bakınca Ömer olduğunu gördüm. Şöyle dedi: Ben senin az önce geldiğini gördüm. (Allah Resulü) şöyle buyurdu: "Sizden biriniz abdest alıp da abdestini eksiksiz alır -yahut abdest organlarını tamamen yıkar- sonra da eşhedu en Ia iahe illallah ve enne Muhammeden Abdullahi ve Resuluh: Allah'tan bClşka bir ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna şahitlik ederim, diyecek olursa, mutlaka ona cennetin sekiz kapısı açılır, hangisinden dilerse ondan girer. " Diğer tahric: Ebu Davud, 169 -uzunca-, 906; Nesai, 148, 151; İbn Mace, 470; Tuhfetu'l-Eşraf, 9914 ve

Sahîh-i Müslim, 553
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَوْشَبٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا خَالِدٌ، عَنْ عِكْرِمَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَوْمَ بَدْرٍ ‏"‏ اللَّهُمَّ أَنْشُدُكَ عَهْدَكَ وَوَعْدَكَ، اللَّهُمَّ إِنْ شِئْتَ لَمْ تُعْبَدْ ‏"‏‏.‏ فَأَخَذَ أَبُو بَكْرٍ بِيَدِهِ فَقَالَ حَسْبُكَ‏.‏ فَخَرَجَ وَهْوَ يَقُولُ ‏{‏سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ‏}‏

İkrime, İbn Abbas'tan rivayetle dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Bedir günü şöyle buyurdu: "Allah'ım, ben bana olan ahdini ve vadini gerçekleştirmeni diliyorum. Allah'ım dilersen sana ibadet olunmaz. Ebu Bekir elinden tutarak, bu kadarı sana yeter, dedi. Dışarıya, "Pek yakında bu topluluk bozguna uğrayacak ve arkalarını dönerek kaçacaklardır"[Kamer, 45] diyerek çıktı." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ona denk görülen" dünyevi hususlar arasında ağırlığı ile ona denk düşebilecek her şey, demektir. Sevap olarak ona denk görülen şeyler diye açıklandığı gibi, maksadın bundan daha genelolması da mümkündür. Bundan maksat, bu konumun ne kadar büyük olduğunu ileri derecede ifade etmektir. Aynı zamanda eğer kendisi böyle bir konumda bulunmak ile ne olursa olsun buna denk düşecek bir şeyi elde etmek arasında muhayyer bırakılacak olsaydı, böyle bir konumda bulunmuş olmayı tercih edecekti. "İbn Abbas dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:" Bu ashab-ı kiramlın rivayet ettiği mürsellerdendir .. Çünkü İbn Abbas orada bulunmamıştı. Muhtemelen bunu Ömer'den ya da Ebu Bekir 'den rivayet etmiştir. Müslim'deki rivayete göre İbn Abbas dedi ki: Bana Ömer anlattı: "Bedir günü olunca, Resulullah s.a.v. müşriklere baktı. Onların bin kişi, ashabının ise üçyüz ondokuz kişi olduğunu gördü. Kıbleye yöneldi, sonra ellerini uzattı. Ridası omuzlarından düşünceye kadar Rabbine niyaz edip durdu." Said b. Mansur dedi ki: "Bedir günü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem müşriklere ve onların sayıca çokluklarına bir de Müslümanlara baktı ve onların sayıca az olduklarını gördü. İki rekat namaz kıldı. Ebu Bekir de sağında ayakta durdu. Resulullah sallalli3hu aleyhi ve sellem namazda iken şöyle dua etti: Allah'ım beni bırakma! Allah'ım benden yardımın! esirgeme! Allah'ım beni eksik düşürme! Allah'ım senden bana vadini gerçekleştirmeni niyaz ediyorum." İbn İshak'da da Nebi efendimizin şöyle dua ettiği belirtilmektedir: "Allah'ım, işte Kureyş! Büyüklenişiyle, böbürlenişiyle, Resulünü yalanlayarak ve (hakka karşı) mücadele ederek geldi. Allah'ım, senden bana vaat ettiğin yardımını diliyorum." "Allah'ım senden ... diliyorum." Taberanı'de hasen bir senetle İbn Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Bizler Bedir günü Muhammed'in Rabbine: Allah'ım, ben senden bana olan vaadini gerçekleştirmeni niyaz ediyorum, diye seslenişinden, daha ileri derecede kaybettiği bir şeyi yüksek sesle arayan kimsenin seslenişini duymuş değiliz." es-Süheyll der ki: Nebi sallalli'ıhu aleyhi ve sellem'in bu kadar ileri derecede yüce Allah'a yalvarıp yakarması ve kendini yormasının sebebi, meleklerin savaşmak için oldukça gayret gösterdiklerini, Ensarın ölüm deryalarına daldıklarını görmüş olmasından dolayıdır. Cihad da kimi zaman silah ile kimi zaman dua etmek ile olur. İmamın, ordunun arkasında olması da sünnetin bir gereğidir.. Çünkü imam onlarla birlikte savaşmayınca kendisi de rahat edemez. Bundan dolayı (Nebi efendimiz) iki işten birisi ile meşgulolmuştur ki, bu da dua etmektir. "Allah'ım, dilersen sana ibadet edilmez." Ömer radıyalli'ıhu anh'ın rivayet ettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Allah'ım, Müslümanlardan şu küçük topluluğu helak edecek olursan yeryüzünde sana ibadet edilmeyecektir." Böyle demesinin sebebi, kendisinin nebilerin sonuncusu olduğunu bilmesidir. Eğer o vakit kendisi ve beraberindekiler helak olsaydı, imana davet edecek kimse de Nebi olarak gönderilmeyecektL Müşrikler de Allah'tan başkasına ibadet etmeye devam edeceklerdi. O halde anlam, yeryüzünde bu şeriata göre ona ibadet edilmeyeceği şeklindedir. "Ebu Bekir elinden tutarak, bu kadarı sana yeter, dedL" Sözü geçen Müslim'deki rivayette şu fazlalık vardır: "Ebu Bekir yanına geldi, ridasını alıp onu omuzlarının üzerine bıraktı. Daha sonra arkasından ayrılmayarak dedi ki: Ey Allah'ın Nebisi, Rabbine bu kadar niyaz edişin yeter. Şüphesiz o sana olan vaadini gerçekleştirecektir. Bunun üzerine yüce Allah: "Hani siz Rabbinizden imdat istiyordunuz da o ... duanıza karşılık vermiştL" [Enfal,9] buyruğunu indirdi ve Allah melekler ile ona yardım gönderdL" el-Hattabı der ki: Kimsenin, o durumda Ebu Bekir 'in güveninin, Nebi sallalli'ıhu aleyhi ve sellem'in Rabbine olan güvenir.den daha ileri derecede olduğunu sanması caiz değildir. Aksine Nebi salIalIahu aleyhi ve selIem'i bu derece yalvarıp yakarmaya iten, onun ashabına olan şefkati ve kalplerine metanetin gelmesini aşırı derecede istemesi idi.. Çünkü Bedir onun da bulunduğu ilk savaştır. Bundan dolayı bu konumda ruhlarının yatışması için dua ve niyaza ileri derecede yönelmiş oldu .. Çünkü onlar Nebi salIalIahu aleyhi ve selIem'in yapacağı duanın kabulolunacağını biliyorlardı. Ebu Bekir ona o sözlerini söyledikten sonra duasının kabul edildiğini bildi.. Çünkü Ebu Bekir de kendi ruhunda bir güç ve bir itminan hissetmiş idi. Bundan dolayı bunun akabinde: "O topluluk yenilgiye uğrayacaktır" diyerek çıktı. 5. BAB

Sahîh-i Buhârî, 3953
HadisSahîh-i Müslim

حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى، وَمُحَمَّدُ بْنُ بَشَّارٍ، وَأَلْفَاظُهُمْ، مُتَقَارِبَةٌ - قَالَ أَبُو بَكْرٍ حَدَّثَنَا غُنْدَرٌ، عَنْ شُعْبَةَ، وَقَالَ الآخَرَانِ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، - عَنْ أَبِي جَمْرَةَ، قَالَ كُنْتُ أُتَرْجِمُ بَيْنَ يَدَىِ ابْنِ عَبَّاسٍ وَبَيْنَ النَّاسِ فَأَتَتْهُ امْرَأَةٌ تَسْأَلُهُ عَنْ نَبِيذِ الْجَرِّ، فَقَالَ إِنَّ وَفْدَ عَبْدِ الْقَيْسِ أَتَوْا رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ مَنِ الْوَفْدُ أَوْ مَنِ الْقَوْمُ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا رَبِيعَةُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ مَرْحَبًا بِالْقَوْمِ أَوْ بِالْوَفْدِ غَيْرَ خَزَايَا وَلاَ النَّدَامَى ‏"‏ ‏.‏ قَالَ فَقَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّا نَأْتِيكَ مِنْ شُقَّةٍ بَعِيدَةٍ وَإِنَّ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ هَذَا الْحَىَّ مِنْ كُفَّارِ مُضَرَ وَإِنَّا لاَ نَسْتَطِيعُ أَنْ نَأْتِيَكَ إِلاَّ فِي شَهْرِ الْحَرَامِ فَمُرْنَا بِأَمْرٍ فَصْلٍ نُخْبِرْ بِهِ مَنْ وَرَاءَنَا نَدْخُلُ بِهِ الْجَنَّةَ ‏.‏ قَالَ فَأَمَرَهُمْ بِأَرْبَعٍ وَنَهَاهُمْ عَنْ أَرْبَعٍ ‏.‏ قَالَ أَمَرَهُمْ بِالإِيمَانِ بِاللَّهِ وَحْدَهُ ‏.‏ وَقَالَ ‏"‏ هَلْ تَدْرُونَ مَا الإِيمَانُ بِاللَّهِ ‏"‏ ‏.‏ قَالُوا اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ ‏.‏ قَالَ ‏"‏ شَهَادَةُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ وَإِقَامُ الصَّلاَةِ وَإِيتَاءُ الزَّكَاةِ وَصَوْمُ رَمَضَانَ وَأَنْ تُؤَدُّوا خُمُسًا مِنَ الْمَغْنَمِ ‏"‏ ‏.‏ وَنَهَاهُمْ عَنِ الدُّبَّاءِ وَالْحَنْتَمِ وَالْمُزَفَّتِ ‏.‏ قَالَ شُعْبَةُ وَرُبَّمَا قَالَ النَّقِيرِ ‏.‏ قَالَ شُعْبَةُ وَرُبَّمَا قَالَ الْمُقَيَّرِ ‏.‏ وَقَالَ ‏"‏ احْفَظُوهُ وَأَخْبِرُوا بِهِ مِنْ وَرَائِكُمْ ‏"‏ ‏.‏ وَقَالَ أَبُو بَكْرٍ فِي رِوَايَتِهِ ‏"‏ مَنْ وَرَاءَكُمْ ‏"‏ وَلَيْسَ فِي رِوَايَتِهِ الْمُقَيَّرِ ‏.‏

Bize Ebu Bekr b. Ebi Şeybe, Muhammed b. el-Müsenna ve Muhammed b. Beşşar -ki lafızları birbirine yakındır- tahdis etti. Ebu Bekr dedi ki: Bize Gunder, Şube'den tahdis etti. Diğer ikisi dedi ki: Bize Muhammed b. Cafer tahdis etti. Bize Şube, Ebu Cemre'den şöyle dediğini tahdis etti: İbn Abbas'ın huzurunda onunla insanlar arasında tercümanlık yapıyordum. Ona bir kadın gelerek testilerde yapılan nebiz (şıra) hakkında soru sordu, o şöyle dedi: - Abdulkayslılar heyeti Raslilullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e geldi. Raslilullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "(Siz) kimin heyetisiniz yahut (siz) hangi kavimsiniz" buyurdu. Onlar: Rabia dediler. Allah Raslilü: "Bu gelen kavme -yahut heyete- merhaba! Utanıp, mahcup olmayasınız, pişman olmayasınız" buyurdu. (İbn Abbas) dedi ki: Heyettekiler: Ey Allah'ın Rasulü, biz sana çok uzak bir yoldan geliyoruz. Bizimle senin aranda da (1/47a) Mudar kafirlerinden olan şu kabile bulunuyor. Bizler de sana (bundan dolayı) ancak haram ayında gelebiliyoruz. Bize açık seçik bir emir ver de onu geride bıraktıklanmıza haber olarak götürelim ve onunla cennete girelim, dediler. (İbn Abbas) dedi ki: Onlara dört hususu emretti ve dört hususu da kendilerine yasakladı. (Devamla) dedi ki: Onlara bir ve tek olarak Allah'a iman etmeyi emretti ve: ''Allah'a iman ne demektir biliyor musunuz" buyurdu. Onlar: Allah ve Resulü en iyi bilir, dediler. O: ''Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına ve şüphesiz Muhammed'in Allah'ın ResuIü olduğuna şahadet etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekatı vermek, ramazan orucunu tutmak ve ganimetierden beşte birini eksiksiz vermek" buyurdu. Sonra onlara dubba'yı, hantem'i ve müzeffet'i yasakladı. Şu'be dedi ki: (Ebu Cemre) belki nakir'i, belki de mukayyer'i, dedi. (Allah Resulü ayrıca): "Bunu iyice belleyin ve sizden geri kalanlara bunu haber verin" buyurdu. Ebu Bekr ise rivayetinde: "Sizden geri kalan kimselere" dedi, ama onun rivayetinde de mukayyer'den söz edilmemiştir. Tahric bilgisi yukarıdaki 115 ile aynı. 115, 116 İÇİN

Sahîh-i Müslim, 116

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.