Fetva Meclisi
Soru
Freud ve Erikson adlı bilim adamları insanın kişilik gelişimini evrelere ayırarak belli bir yaş aralığında yaşanan olumsuz bir durumun ve anne babanın çocuğunu yetiştirme şartlarının ileride çocuklar üzerine etkisini anlatmaktadır. Günümüz bilim dünyasında çoğu da kabul edilmektedir. Sorum ise şu hocam, Allah insanların kaderlerini belirleyen değil mi? İyi bir anne babayla yetişen çocuk büyüyünce özgüvenli ve başarılı olurken kötü anne babayla yetişen çocuğun ne suçu olabilir? Burada çocuğun böyle olmasına vesile olan ebeveyn mi yoksa kaderi belirleyen Allah mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Biz elhamdülillah mü'min insanlarız. İmanımızın en önemli temellerinden biri de kadere imanımızdır. İnsanların çocuklarının nasıl olacakları da kaderin ayrıntılarındandır. Çocukların iyi veya kötü olması onların kaderi ile alakalıdır. Babalar ve anneler çocuklarının iyi/salih olmaları için çalışmakla yükümlüdürler. Ebeveyn çocuğunu ateşten korumaya çalışır. Yaşadığı çağın imkânlarına göre bu hususta gerekeni yapmış bir baba ve anne sorumluluktan kurtulmuştur. Ne kadar gerekeni yapmıştı veya yapmamıştı, bunu sadece Allah Teâlâ bilir. Sadece bir okula göndermek veya ara sıra nasihat etmek ya da kızmak, tehdit etmek gibi yöntemleri yeterli bulan biri başka, her anını çocuklarının ne olacakları endişesi ile yaşayan ve gayret eden biri başkadır şüphesiz. Müslüman’ın ailesi ile alakalı sorumluluğu ile dinine hizmet etmesi sorumluluğu aynı şeyler değildir. İki ayrı görevden birini yapmış olmak diğerinden muaf olmayı gerektirmez. Tıpkı namaz ve oruç gibi; birini yapmış olmak diğerinden muaf olmak getirmez. Baba ve anne gerekeni yaptıktan sonra çocuğunun fasık veya kâfir olması bir imtihandır. Bu imtihandan da o sorumlu değildir. Kimse kimsenin hidayetini direkt sağlayabilecek güce sahip değildir. Çevremizde veya tarihte gördüğümüz örneklerdeki gibi bir durumu o kişilerin imtihanı olarak yorumlamamız gerekmektedir.
Verdiğiniz bilginin yüzeyinden anlaşılan bu evliliğin yanlış olduğudur. Size tavsiyemiz, bu kişilerin onlara en yakın müftülüğe gidip resmi bir ağızdan bilgi almalarıdır. Meselenin ciddiyeti bakımından ve müftülüğün girebileceği ayrıntıların yardımı ile çözüm daha kolay olabilir.
Bir çocuğun hayata tutunmasına vesile olmaya biz, bütün insanlığı kurtarmak gibi bakarız. Kur'an’ımızın bize öğrettiği budur. Fakat bazı gerçekleri tespit etmemiz gerekiyor: Devletin ailesiz çocuklar konusunda hassasiyeti yüksektir. Bu nedenle sokakta aç açık kalmış çocuk birkaç saatliğine olabilir. Uzun vadede böyle bir tehlike olmayacağına inanıyoruz. Kaldı ki bölge insanı da bu hususlarda dikkatlidir. Her çocuğun bir amcası, halası vs. vardır. Elbette her şeye rağmen olumsuzluk ihtimalini de düşünürüz ve kimsesiz çocuklara sahip olmayı Allah’ın razı olacağı mübarek bir iş olarak görürüz. Özellikle sizi kastederek söylemiyorum ama bu konu su götürür bir konudur. Mesele, oradaki çocukların ortada kalmasına karşı bir çare üretmek mi yoksa uygun ve yeterli şartları oluşturmadan bir anlık duygusallıkla hareket etmek mi, ya da beğenip almak şeklinde ifade edebileceğimiz dünyevi bir algıyla sahiplenmek mi? Bu noktaların hangisinde bulunulduğunu şüphesiz sadece Allah Teâlâ bilir. Fakat geçmişten bildiğimiz sıkıntılar bizi dikkatli olmaya sevk ediyor. Daha sonra bu çocuğun ileriki yıllarda aranan/umulan vasıflara uygun (!) olmamasına karşı yaşanan maddi ve manevi sıkıntıları ne yazık ki duyduk, gördük. Elbette ve elbette bunu genelleyemeyiz. Herkesin kalbi Allah ile arasında olup biten sırlarla doludur. Bir insanın bütün bir hayatına yönelik karar verilirken çok dikkat edilmelidir. Konunun bir de din boyutu vardır. Bu boyuta da şöyle işaret edelim: Bizim dinimizde hiçbir insan, kendisinden doğmadığı bir anne - babanın çocuğu olamaz. Sonradan mahkeme yoluyla veya sahiplenme ile evlat olmak yoktur. Bunun sonucu olarak da bir çocuk, evlatlık olarak girdiği evde mahremiyet ve miras konularında “evin çocuğu” işlemi göremez. Bunun tek istisnası emzirme yoluyla olabilir. Bunda da sadece mahremiyet sorunu kalkar. Miras yine hak edilemez. Çocuğun süt yoluyla aileye katılabilmesi için: - Çocuk yirmi dört ayını doldurmamış olmalıdır. - Gireceği evin hanımının sütünü emmelidir. Bu da yaklaşık olarak beş küçük fincan kadar olmalıdır. (Buradaki beş fincan ifadesi, ilk ayında yarım fincan kadar, bir yaşında iken tam fincan olarak ve iki yaşına yaklaştığı dönemde ise bir buçuk fincan olarak düşünülür.) -Fakihler arasında bu sütün miktarı farklı düşünülmüştür. Hanefi mezhebi çocuğun bir kere süte doymasını yeterli bulmuştur. Bunu da fincan olarak ölçtük. Diğer fukaha ise beş doyum olarak anlamıştır. Biz de ihtiyaten büyük olanı burada tespit ettik. - Bu süt, kadının göğsünden bir yolla alındığında yeterlidir. Kadının doğal süt günleri olmasa bile bir ilaç yardımı ile süt alınıp çocuğa içirildiğinde sütanneliği gerçekleşir. - Sütanneliği ile o kadının erkeği de sütbabası, varsa çocukları da süt kardeşleri olur. Böylece mahremiyet sebebiyle bir engel kalmaz. Müslümanlar olarak ihtiyaç duyulması durumunda evlerimizi kimsesiz çocuklara açmakla tam anlamıyla bir ibadet yapmış oluruz. Biiznillah kalıcı bir sadaka olur bu. Sevabını ancak Allah Teâlâ’nın bilebileceği kadar büyük bir kazanç kapısı olur. Fakat büyük bir kazancın büyük riskleri de olabileceğini anlamamız gerekir. Haber bültenlerindeki manzaralardan etkilenip duygusal kararlar vermek ve sonra da gevşemek vebale girmek olabilir. İyi düşünmek ve güzel karar vermek gerekir. Allah Teâlâ hepimizi güzel işlere muvaffak kılsın. Ümmetimizin çocuklarını zayi olmaktan muhafaza buyursun. Âmîn.
Selamünaleyküm. Kırk günden sonra ana rahmine müdahale ancak ölümcül nedenlerle olabilir. Acilen, doktorla görüşün. Üçüncü bir doğumu kaldırıp kaldıramayacağını kararlaştırsın. Psikologla da görüşün, o da karar versin. Ondan sonra durumu değerlendirin. Kırk günden sonra çok ağır bi vebale girersiniz. Şimdi de sıradan bir iş değildir bu. Çok dikkat edin.
Evvela şunu bilmek gerekir ki neyin hakkımızda hayırlı olup neyin şerli olacağını biz bilemeyiz Allah bilir. Belki de Allah onu, böylece büyük belalardan koruyor. Sonra şunu tespit etmek lazım, neden hedeflediği yere varamıyor? Eksik olan ne? Yanlış olan ne? Bunu en iyi, iyi bir rehber öğretmen ile güzel bir analizle çözebilir. Rehber öğretmen eşliğinde tespit edilen eksikliklerin ve yanlışlıkların giderilmesinden sonra yeniden denenmesinde fayda var. Her şeye rağmen bazen olmaz. Allah belki de onu başka bir kabiliyette yaratmıştır. Filin uçmaya çalışması, balığın yürümeye çalışması veya kuşların suyun altında yaşamaya çalışması, ne kadar isteyip çalışsalar da fıtrat ve kabiliyetlerine uygun olmadığı için istenilen sonuçlara ulaşması da o derece düşük ihtimal olur. O halde çocuğun yeteneğini tespit edip o yoldan yürümeye teşvik etmek herkes için daha iyi olur inşaallah. Bu süreçte siz bir ebeveyn olarak daima şefkatini gösterip onu yatıştırmaya ve ona bu gerçekleri hatırlatıp doğru yerlere yönlenmesini, doğru kişilerle istişare etmesini ve doğru adımlar atmasını sağlamaya çalışın. Onu eleştirmediğinizi, onun yanında olduğunuzu hissettirmeye çalışın. Diğer çocuklarınıza da zaman zaman onarıcı konuşmalar yaparak bu imtihanı inşaallah en az hasarla atlatırsınız. Allah yardımcınız olsun. Allah'a emanet olun.
Kendi ifadesine göre, bu şüphelerden kurtulmak istiyor ancak kolay olmadığını düşünüyor. Bu, inkâr etmekten çok bir arayış içinde olduğuna işaret edebilir. Eğer gerçekten samimi bir şekilde tekrar imanını güçlendirmek istiyorsa doğru kaynaklardan destek alarak bu süreci yönetebilir. Ancak bu süreç yıllar sürebilir ve kesin bir sonuç garantisi yoktur. Bir insan imanında şüpheye düşmüşse ve bu şüphelerden kurtulup kurtulamayacağı belli değilse büyük bir imtihan olacağında şüphen olmasın. Onun imanla ilgili bu durumunu düzeltebileceğini düşünüyor olabilirsin. Fakat insan ancak kendi çabasıyla değişir. Sen onun için ne kadar dua etsen, yanında olsan da eğer o kendi içinde kesin bir karar almazsa düzelmeyebilir. Dahası, zamanla onun şüpheleri seni de etkileyebilir, inancını ve manevi huzurunu sarsabilir. Şu soruları kendine sor: "Ya bu düşüncelerinden vazgeçmezse?", "Ya ileride çocuklarımız olduğunda onları nasıl yetiştireceğim?", "Onunla geçirdiğim yıllar boyunca ben de yıpranır mıyım?" İslam'da evlilik için eşlerin iman ve ibadet yönünden uyumlu olması önemli bir şarttır. Eğer bir kişi İslam'ı bütünüyle reddediyorsa bu imanla ilgili ciddi bir sorun oluşturur. Ancak şu anki durumunda şüphe içinde olduğu ve kurtulmak istediği için tamamen inkâr ettiğini söylemek zor. Fakat bu şüpheler ilerler ve dinden çıkarsa nikâh geçerli olmaz. Evlilik sadece ahlak, merhamet ve iyi insan olmakla değil, aynı zamanda ortak bir iman ve hayat görüşüyle yürüyen bir yoldur. Eğer bu kişinin imanını gerçekten güçlendirme iradesi varsa ve bunu göstermeye başlarsa belki bir fırsatı olabilir. Ama eğer şüpheleri devam ederse ileride çok daha büyük zorluklarla karşılaşabilirsin. Allah en hayırlısını nasip etsin.