Fetva Meclisi
Soru
Hocam, asrın depremini yaşadık. Küçük çocuklar ailesiz kaldı. Bu çocukların evlatlık olarak alınması büyük bir sevap olmaz mı? Koruyucu aile olmak istiyoruz. Bize neler tavsiye edersiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu durumu bir hastalık kabul etmek ve tedavisi için imkânları kullanmak son derece doğal ve olması gereken bir sonuçtur. Allah’ın bu nimetini helal daire içinde aramanız ancak bir fazilet olabilir. Çocuk olmuyor diye boşanmak şart değildir. Eğer bu durum eşlerden birinin tahammül seviyesini zorluyor ve sağlığını etkiliyorsa boşanmak normal görülebilir, belki bir psikologla görüşülebilir. Bununla yaşamayı kabullendiğiniz takdirde bunu eşinizle paylaşınız ki o da rahatlasın. Tam tersi kaldıramayacağınızı anlarsanız da boşanmayı düşünmeniz bir vebal değildir. Çocuk sahibi olmak güzeldir ama yaşamak için şart değildir. Allah yardımcınız olsun.
Baba, doğumuna sebep olduğu çocuğun velisidir. Bu velilik onun kendi kazanımı değil Allah’ın onun üzerindeki hakkıdır. Bu hak ona belli sorumluluklar yükler. İstediği zaman bu hakkı iptal edemez, o veya çocuk yaşadıkça bu hak onun üzerinde sabittir. Bu hakkın mahkeme kararı gibi beşeri bir müdahale ile ispatı da gerekmez. Çocuk, çocuk olarak yaşadığı sürece veliye muhtaç olduğu her işte baba onun velisi olmaya mecburdur. Hastalık ve tedavi de buna dahildir. Babanın bu velilik görevi Müslüman, akıllı olduğu sürece geçerlidir. Gücü yetmediği bir durum söz konusu olursa dinimiz hiçbir insana zaten gücünün yetmeyeceği şeyi yüklemez. Bir de farklı bir konu olarak günahları açık bir şekilde işleyen ve çevresinde ‘acaba Müslüman mıdır?’ sorusunun sorulmasına sebep olan fasık bir babanın da velilik hakkı düşebilir. Çocuk reşit oluncaya kadar ya da akli melekesinde bir eksiklik olmadığı sürece babanın veliliği zorunlu olarak devam eder. Bugünkü rüşt çağı olan on sekiz yaşını son nokta olarak kabul edebiliriz ve o yaştan sonra babanın görevi beter deriz. Sadece kız çocuğu baba kız evlenene kadar himayesinde tutmak zorundadır. Zorunlu aşılar, erkeğin sünnet ettirilmesi, doktor, ilaç temin edilmesi, ilacın kullanılması esnasında gerekebilecek yardım, ameliyat gibi olağanüstü durumlar bir yandan babanın sorumluluğunda bir yandan da yetkisi sınırları içindedir. Mesela bir ameliyata o izin verir ve gerekeni yapar. Baba sorumlu olmakla beraber annenin baba ile beraber olması, babanın anneyi yok kabul etmemesi Kur'an’ımızın ‘güzel geçim’ olarak koyduğu üstün İslam ahlâkının gereklerindendir.
Uzan vadede de olsa insan üzerinde kalıcı yan etkisi olmayan hap ve benzeri önleyici ilaçlar kullanılabilir. Öyle veya böyle o ilaçlar tabii bir yöntem değildir. Dikkat edin, uzun süre kullanmamaya çalışın. Allah Teâlâ hayır ve bereket üzere olmayı size nasip buyursun.
Kızım, haklı haksız konusuna girmiyorum ama senin huzurun için bırakman gerekir. Ne hakkı olacak ortada? Nikâhtan önce hak oluşmaz. Sana milyonlarca eş adayı bulunur ama yeni bir annen ve ağabeyin olamaz! Daha mantıklı düşün, duygusal değil.
İslâm’ın ilk yıllarında eski geleneğin devamı olarak bir süre muhafaza edilen evlatlık kurumu, Medine döneminde nazil olan “Allah, evlatlıklarınızı öz çocuklarınız (gibi) kılmamıştır.” (el-Ahzâb, 33/4) mealindeki âyetle kaldırılmış, ardından gelen âyette de evlatlıkların evlat edinenlere değil asıl babalarına nispet edilmesi emredilmiştir. Buna göre dinimizde kimsesiz çocukların bakım ve gözetilmesi tavsiye edilmiş olmakla birlikte ‘hukukî sonuçlar doğuran bir evlatlık müessesesi’ kabul edilmiş değildir. Bunun tabiî bir sonucu olarak evlatlığın nesebi, evlat edinene bağlanmaz, aralarında mahremiyet meydana gelmez ve mirasçılık ilişkisi doğmaz. Bununla birlikte evlatlık kurumu zaman zaman ‘koruyucu aile’ tarzında varlığını sürdürmüştür. İslâm’ın evlatlık müessesesini kaldırması, yetim, öksüz ve kimsesiz çocuklarla ilgilenilmeyeceği anlamına gelmez. Çünkü İslâm’a göre himayeye muhtaç çocuklara bakmak, onları beslemek, büyütmek büyük sevaptır ve bir insanlık ödevidir. Hz. Peygamber (s.a.s.), işaret ve orta parmağını göstererek “Ben ve yetimi himaye eden kimse cennette şöylece beraber bulunacağız.” (Buhârî, Edeb, 24 [6005]; Müslim, Zühd, 42 [2983]) buyurmuştur. Bu itibarla, sevgiye, şefkate ve korumaya muhtaç kimsesiz çocuklar, kendilerine yardım eli uzatılarak, ailelerin yanında veya çocuk yuvalarında himaye edilmeli; eğitilip, sanat ve meslek sahibi yapılarak topluma kazandırılmalıdır. Fakat bunu yapmak için hiçbir kimsenin, çocuğun kendi soy kütüğü ile ilişkisini kesmeye, ona öz ana babasını unutturmaya hakkı olmadığı gibi onu kanuni mirasçıları arasına katması ve aile içi tesettür ve mahremiyet bakımından kendisine öz evlat gibi davranması da doğru değildir. Bunun yerine İslâm’ın tavsiyesi; onu koruma altına almak, bakmak, büyütmek, maddî ve manevî ihtiyaçlarını karşılamak, hukuk ve helal-haram kuralları bakımından ona öz çocuk gibi değil, bir din kardeşi gibi muamele etmektir.
En çok tartışılan konulardan biri, çocuklarımızı nasıl eğiteceğimiz konusudur. Ne yazık ki bu konuda içimize huzur verecek bir çare de üretemedik. Çocuğunuza Allah sıhhat ve afiyet versin. Dinine hizmete, Allah yolunda bir hayat yaşamaya onu da bizi de muvaffak kılsın. Çocuklarımızın okul ortamlarından tamamen uzak tutulmaları ilk bakışta bir çare gibi görülüyorsa da, uzun dönemde bunun da çare olmadığı, okulsuzluğun da bazı sosyal sorunları beraberinde getirdiği izlenmiştir. Bunun için, okuldan uzak tutmak yerine, en az devam edilen bir okula kontrollü bir şekilde verilmesini, en kısa sürede de diploma sahibi edilmesini tavsiye ederim. Şu andaki Kur’an ve benzeri mukaddesat sevgisi ve alakasını abartmayın; çocuktur, önüne koyduğunuzu sever, sayar. Asıl, buluğ çağı döneminde ne yapacağınızı şimdiden düşünün. Size dua ediyorum.
bebek konusundaki diğer fetvalar
İki yaşından küçük bir çocuk alınız. Onu anne olacak kişi emzirsin. Sütünü başka bir aletle çekip biberonla ağzına akıtmayla da olsa emzirsin. Bu emzirme dört beş kahve fincanı kadar olsun. Artık o çocukla aranızda hiçbir mahremiyet sorunu yoktur. Kendi doğurduğunuz gibidir. Kendi doğurduğunuzla ne olacaktı iseniz siz ve eşiniz için o odur. Sadece mirasınızı alması ona helal olmaz. Onu da önceden ona devrederek çözersiniz. Ona söyleyip söylememe meselesini onun ileri yaşlarında bir pedagog/psikolog nezaretinde çözersiniz. Şu anda bunu düşünmeniz gerekmez. Dinen ise onun sütannesi/sütbabası olduğunuzu söylemeniz gerekir. Bunun yaşını pedagogla görüşerek belirlersiniz. İnsanların kendi doğurdukları ile yaşadıklarını duyuyorsunuzdur. Bu muhtemel yavrunuzun da size neler getirebileceğini bilemezsiniz, siz her şeye hazır olun. Onu şımarık bir puta çevirmemeye bakın ki sizi de çiğnemesin ileride. Allah Teâlâ yüreğinize rahatlık versin.
Endişelenmenizi gerektirecek bir durum değil bu, çocuklarda sıkça görülebilmektedir. İyi bir pedagog ile görüşerek sorunu çözebilirsiniz biiznillah. Sakın bu nedenle çocuk üzerinde olumsuz düşüncelere sevk etmesin sizi şeytan. Allah yardımcınız olsun. Âmîn.
Aşağıdaki cevaplarımızı inceleyebilirsiniz: https://fetvameclisi.com/fetva/cocuklarin-uzerinde-canli-resmi-ve-yazi-bulunan-kiyafetleri-giymesi-uygun-mudur https://fetvameclisi.com/fetva/uzerinde-resim-bulunan-kiyafetler-hk https://fetvameclisi.com/fetva/cocuklarin-seccadesinde-resim-olmasinda-sakinca-var-midir https://fetvameclisi.com/fetva/uzerinde-canli-figur-bulunan-kiyafetler-giyilebilir-mi https://fetvameclisi.com/fetva/resim-bulunan-cocuk-odasina-da-melek-girmez-mi
Bunun çok özel bir anlamı olması gerekmiyor. Sizin hissedemediğiniz bir ortamda mesela uykulu iken öyle bir ses onu ürkütmüştür, o korkuyu atamamış olduğu için sizin duyurmanızla ürkmesi canlanıyor. Buna takılıp kalmayın. Üzerine üzerine de gitmeyin. Cin ve benzeri şeyleri de üretmeyin durup dururken. Allah Teâlâ size ve yavrunuza afiyetler ihsan etsin.
Bu konuyu aşağıdaki cevaplarımızdan izleyebilirsiniz. https://fetvameclisi.com/etiket/ummu-subyan https://fetvameclisi.com/fetva/dinimizde-subyan-diye-bir-sey-var-midir
Kalbi durmuş yani ölmüş bir bebeği doktorun alması anne sağlığı ile alakalı hassas bir ayrıntıdır, aldırabilirsiniz. Geçmiş olsun.