Fetva Meclisi
Soru
Hocam, kocamın çocuğu olmuyor. Eşim her türlü tedaviyi kabul etti, hatta ameliyat da oldu. Yaşımız genç olmasına rağmen Allah henüz nasip etmedi. Bu bir yıl içinde çok yorulduk, çok üzüldük. Tedavilere devam ediyoruz ve bir gün Allah’ın bana da anneliği nasip edeceğine hep inanıyorum. Her ne kadar durumumuz imkânsız gibi görünse de bazen gönlüm kırılıyor, üzülüyorum. Bazen de "hayırlısı böyle" deyip tevekkül etmeye çalışıyorum. Bu süreçte hiç boşanmayı düşünmedim ama bazı bilenler bu durumu dile getirdi. Kimseye açmadım bu durumu. İçimden bazen "Annelik gibi güzel bir nimeti hak etmeyecek ne yaptım?" diye düşünüyor, isyan edecek gibi oluyorum ama hemen tövbe edip kendime geliyorum. Hocam, siz olsanız nasıl davranırdınız? Tedavilere devam etmeli miyiz, çabalamaya değer mi yoksa pes mi etmeliyiz? Allah rızası için bir yol gösterir misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Çocuk olmuyor diye boşanmak şart değildir. Eşlerden biri “çocuk olmazsa…” diye bir boşanma durumu oluşturabilir, neticede insanız, tahammül gücümüzün bir sınırı var. Çocuksuzluk eşlerden birinin sağlığını etkileyecek düzeye gelmiş bir sorun oluşturuyorsa boşanmayı istemesini normal görebiliriz. Siz kendinizi değerlendirin. Gerekiyorsa bir psikologla görüşün. Bundan sonrasını çocuksuz olarak kaldırabilecekseniz eşinize bunu bildirin, o da rahat etsin, öylece yaşayın. Çocuk gerekli ve önemli ama her şey değildir. Böyle bir durumu kaldıramayacağınızı anlarsanız o zaman boşanmayı düşünün. Allah yardımcınız olsun.
Allah yardımcın olsun. Bir kere bu durumu kendin için ölümcül düzeyde kahreden bir yaratılış olarak görme. Harama düşmedikçe böyle olman bir ayıp değil, senin hatan değil. İçin rahat olsun. Evlilikle ilgili kararı tedavi gördüğün doktor ve psikoloğa bırak. Sen evleneyim veya evlenmeyeyim deme. Evlilik yollarını sürekli açık tut. İlk evlilik fırsatını gerekiyorsa beklentilerini de düşürerek değerlendirmeye çalış. Bu durumu muhakkak bir veya iki farklı doktorla değerlendir. Doktorların sana tavsiye edeceği yemek, giyim dâhil ne varsa onlara uy. Psikolojik tedavini önemse, psikologlar seni anlamaya en yakın arkadaşların durumundadır. Psikologlar gezmeni, spor yapmanı, yazmanı veya benzeri bir faaliyeti tavsiye ediyorlarsa o faaliyeti yap. İbadetlerini farz olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayır. Farz olanları hiçbir şekilde erteleme, nafile yani farz olmayanları ise zorlandığın zamanlarda erteleyebilirsin. Senin için dua ederim. Allah yardımcın olsun.
Eşinizden bu konuda net bir tavır ve pişmanlık beklemek hakkınızdır. Yalnız bu konuda eşinizin tavrını dikkate almak zorundasınız. Eğer eşiniz hatasını anlamış ve bu davranışı tamamen bırakmışsa, geçmişe değil, bugüne odaklanmaya çalışmalısınız. Ancak eşiniz bu davranışı hala sürdürüyor ya da bunu küçümsüyorsa, ilişkinizde daha ciddi sorunlar olduğunu kabul etmek gerekebilir. Affetmek, eşinizin davranışını onayladığınız anlamına gelmez. Aksine, affetmek daha çok sizin ruh sağlığınız için gerekli olduğunu kendinize hatırlatın. Affedemediğiniz sürece, bu olayın ağırlığını sürekli üzerinizde taşımış olursunuz. Affetmek zaman alabilir; bu konuda aceleci olmayın, ancak affetmenin yollarını arayın. Evliliğinizin sadece bu olaydan ibaret olmadığını, yıllar içinde paylaştığınız güzel anların da olduğunu hatırlayın. Kendinize ve ailevi ilişkinize yatırım yapın. Bunun için de kocanızla birlikte güzel zaman geçirmeye, ilişkinizi güçlendirecek aktivitelerde bulunmaya çalışın. Birbirinize daha çok vakit ayırarak sevgi ve güven bağınızı yeniden inşa etmeye çalışabilirsiniz. Özetle evlilikler zaman zaman sınanır. Ancak bu süreçleri aşmak hem sizin hem de eşinizin çabasıyla mümkün olabilir. Eşinizin hatasını düzeltmek için çaba gösterip göstermediği ve sizin bu olayı aşmak için istekli olup olmadığınız, ilişkinizin geleceğini belirleyecektir. Allah’tan yardım ve kolaylık dileyerek sabır ve hikmetle hareket edin.
Kıymetli kardeşim sen iki ateşin ortasında kalmışsın. Ama önce şunu bil: Senin sağlığın, senin iyiliğin hepsinden önemli. Sen ayakta kalamazsan, kimseye de faydan olmaz. Bu yüzden önce kendini toparlaman lazım. Öncelikle bu yükü taşımanın seni hasta ettiğini fark et. Çünkü bu bir “görev” değil, hakkın olmayan bir yük. Annene de, eşine de, açıkça ve saygıyla bu seni hasta eden ortamı konuşman gerekiyor. Yanı sıra onların birbirleriyle olan diyaloglarını azaltacak adımlar at. Onların birbirleriyle ne kadar az görüşebileceği makul ve meşru yöntem varsa ortaya konulmalı ve ikisi birbirinden uzak tutulmalı. Senin onlardan birine gidince de birinin diğeri hakkındaki konuşmasından kaçınman lazım. "Bu konuşmanın kimseye bir faydası yok ama bana çok zararı var. Sağlığım bozuluyor. Bana zarar vermek mi istiyorsun açık açık söyle!" diyerek kişilere yaptıklarının tek sonucunun ne olduğunu iyice göster. Bu süreçte yalnız kalma. Dertleşeceğin dostlar bul. Bir psikologdan veya aile danışmanından yardım al. Allah yardımcın olsun. Allah'a emanet ol.
Selamünaleyküm. Bir kere tıbbin bütün imkanlarını kullanın. Ondan sonra olmuyor deyin.İkinci olarak da asıl bu durumda yatak ilişkinizi bir tedavi-teselli olarak sürdürmeniz gerekirdi, yanlış yapmışsınız. Yeniden yatağa dönün. Çok dua edin. Kitap okuma, sohbetlere gitme gibi bir ilave iş üretin kendinize. Bayanlar arasında çocuğunuzun olmamasını gündem yapmamaya çalışın. Biri bin yaparak size yaralarlar. Allah yardımcınız olsun. Çocuk büyük bir nimettir elbette ama hayat çocuk demek değildir. Dengeli bakmaya çalışın. Allah yardımcınız olsun.
A- Çocuklu veya çocuksuz, hangi ailenin daha iyi olacağını bilemezsiniz, bilemeyiz. Sabırla geçirmemiz gereken bir hayatı böyle bir takıntıya kurban etmeyiniz. B- Toplumdan etkileniyor olmanız, birinin hamilelik haberinin sizi etkilemesi Allah’ın size verdiği enerjiyi tüketmiyor olmanızdandır. Ev işi size az geliyordur, kendinize aktif işler üretin, bir vakıfta sosyal işler yapın. Çok Kur’an okuyun, zikir yapın, ilim meclislerine katılın. Şeytanın sizinle ilgilenmesine fırsat bırakmayın. Duanız eksik olmasın. Dünyayı cennetiniz zannetmeyin. Dertlerden daha büyük bir yürek taşımaya bakın. Allah yardımcınız olsun. Selamünaleyküm.
bebek konusundaki diğer fetvalar
Zekât, temel ihtiyaçlarını karşılayamayan fakir Müslümanlara verilir. Eğer bu aile gerçekten fakirse, yani nisap miktarının altında mal varlığına sahipse, zekât verilebilir. Ancak zekâtın verileceği alanlar bellidir. Tüp bebek gibi tedavi amaçlı masraflar, kişinin fakirliği devam ederken onun lehine olabilir. Yani bu masraf, onların temel bir aile ihtiyacına yönelikse ve gerçekten ihtiyaçtan dolayı yapılamıyorsa, zekâtla desteklenebilir. Kısacası, aile dinen fakirse, başka maddi imkânları yoksa ve bu harcama onların doğrudan yararına olacaksa zekâttan verilebilir. Ama her hâlükârda en güzel olanı, zekât gibi değil sadaka ya da hediyeyle desteklemektir.
Allah sizlere sabır versin ve yuvanıza huzur ihsan etsin. Kaybettiğiniz yakınlarınız için Rabbim rahmet eylesin, sizi de bu duygusal zorluklarınızda teselli etsin. Evlâtların cinsiyeti, Allah’ın takdiri ve hikmeti doğrultusunda şekillenir. Kur'an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor: “Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. O dilediğini yaratır. Kimi dilediğine kız çocukları, kimi dilediğine erkek çocukları ihsan eder. Yahut hem erkek hem kız çocuklar verir ve dilediğini kısır bırakır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeye güç yetirendir.” (Şûrâ, 42/49-50) Allah, sizin için en hayırlısını takdir etmiştir. Bu noktada bir ebeveyn olarak erkek evladınızı bir lütuf ve emanet olarak görmek, bu kırıklığı aşmak için önemli bir adım olacaktır. Hissettiğiniz kırıklık, sizin yaşadığınız kişisel süreçlerden ve geçmişteki duygusal eksikliklerden kaynaklanıyor olabilir. Bu tamamen insani bir durumdur ve Allah’a yönelerek bu duyguların üstesinden gelmek mümkündür. Erkek evladınıza sevgi ve şefkatle yaklaştıkça bu duygularınızın yerini mutluluk alacaktır. Evladınıza isminizi seçerken sevdiğiniz ve duygusal bağ kurabileceğiniz bir isim seçmek, aranızdaki bağı kuvvetlendirebilir. Ona baktığınızda, Allah’ın size verdiği bir emanet olarak görüp şükretmek, kalbinizi yumuşatacaktır. Bebekle vakit geçirerek, onunla aranızdaki bağları güçlendirdikçe bu içsel çatışmalar azalacaktır. Allah’a sığınmak, vesveselerinizi ve korkularınızı gidermenin en güzel yoludur. “Allah’ım, bana verdiğin nimetlere şükretmemi ve hayırla kabul etmemi nasip et” şeklinde dua edebilirsiniz. Kalbinizi huzura kavuşturmak için Rabbimizden yardım istemek, korkularınızı aşmanıza vesile olur. Unutmayın, her çocuk Allah’ın bir lütfudur ve ebeveynleri için bir imtihan ve rahmet vesilesidir. Zamanla bu duygularınız yerini oğlunuzla yaşayacağınız mutluluklara bırakacaktır.
Farzları ihmal etmeyin, ihmal gibi bir durum olursa hemen kaza edin. Sünnetleri de yavaş yavaş yerine oturtmaya çalışın. Mesela sabah namazının sünnetini hemen yerine oturtun. Sonra öğlenin ilk sünnetini... gibi bir plan yapın. Meraklanmayın, düzelir bu biiznillah. Mezhebi de dert etmeyin, yaşadığınız yerde hangi âlimler yaşıyorsa onların mezhebi gibi yaşamaya bakın. Allah yardımcınız olsun.
Çocuğu o yaşta götürmek gerçekten zordur. Bırakmayı bir anneye teklif etmek de zordur ama anne hac istiyorsa biraz hasret çekecek. Benim tavsiyem şudur: Anneye hac farz değil de eşi gittiği için gidecekse bu halle gitmemelidir. Farz ise gitsin, çocuğu güvenli birine bıraksın.
Dua edin, başaralım. Çalışmanız direkt haram bir işe bulaşmayı gerektirmiyor ve helal çalışıyorsanız sadakanız neden sadaka olmasın ki? Allah'a emanet olunuz.
Süt emzirmeyle ilgili ayette verilen iki yıllık süre bağlayıcı bir nitelik olmayıp ideal bir süreyi ifade eder. Dolayısıyla anne baba olarak çocuğunuzun faydasını gözeterek emzirmeyi daha erken de bırakabilirsiniz. Bu konuda çocuğunuzun sütten kesilmesi onun sağlık durumunu ve gelişmesini etkilememesi önemlidir. Yalnız bu kararın doktor tavsiyesiyle ve çocuğunuzun gelişimini gözeterek almalısınız. Bu niyetle hareket ederseniz hem ibadetinizi yerine getirmiş hem de çocuğunuzun süt hakkına girmemiş olursunuz.