Fetva Meclisi
Soru
Hocam benim bir yaşında bir kızım var. Kızım doğduğundan beri sünnet namazlarını kılmayı geçtim, farz namazlarımı bile zor ve alelacele kılıyorum. Bu durum içimi hiç rahat ettirmiyor. Sünnet namazlarını terk etmemin bir vebali var mı? Ayrıca, Şafiî mezhebine mensubum ama üniversite yıllarından beri sünnet namazlarını Hanefî mezhebine göre kılıyorum. Bunun bir sakıncası var mı? Bu konuda açıklama yapabilir misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir namazın vaktinin çıkmasına kalan vakit sadece farzı kılmaya yetecek kadar ise farzı kılmak, sünnetleri bırakmak gerekir. Rahat rahat sünnetler de kılınabilecekse sünnetleri kılmak evla olur. 45 dakika yeterli ve geniş bir vakittir, sünnetler öyle bir durumda kılınmalıdır. 15 dakika kadar kaldı ise sadece farz kılınmalıdır.
Hanefi mezhebi üzere iseniz sabah namazının farzından sonra sünnet kılmamalısınız. Diğer mezheplerden biri üzere iseniz farzdan sonra sabahın sünnetini kılabilirsiniz.
Böyle bir ayrıntıya girmeniz gerekmez. Kazalarınızı kılın. Sünnetleri de kılmaya çalışın. Diğer hayırlı işleri de yapmaya çalışın. Bu kadar keskin çizgiler üzerinde olmanız gerekmez. Allah Teâlâ yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Şu andaki düzen, Müslümanların mescitte kılınmaması hâlinde Sünnetleri terk etmeleri endişesi ile oluştu. Ashabı kiram ise ilk sünnetleri evlerinde kılıyor, farz bitince de evine dönecek olanlar evlerinde Sünnet kılıyorlardı. Bizim yaptığımız ise Sünnet ruhuna aykırı değildir.
Aleykümselam. Bir namazın farz veya nafile olması, o namazı Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bize emretmesi ile belli olur. Âlimler emretmedeki ifadelere bakarak o namazın bizi nasıl bağladığını açıklarlar. Mesela sabah namazının Sünnet olarak kılınan iki rekatı hakkındaki ifadeler oldukça yoğun olduğu için çok mühim bir nafile olarak kılınır. Aynı şekilde öğlenin farzından önce kılınan dört rekat da öyledir. İkindi ve yatsının farzından önce kılınan dört rekat hakkında ise böyle bir tekit yoktur. Sahih olmayan bazı hadislerde ikindiden önce dört rekat tavsiye edilmiştir. Bu da gösteriyor ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, ikindinin farzından önceki Sünnet namazını, sabahın farzından önceki Sünnet namazı gibi sürekli kılmamıştır. Bu nedenle ara sıra terk edilmesi hakkında konuşulmaktadır. Bu mesele ile alakalı olarak şunu tespit etmemiz gerekmektedir: Bizi ibadetlerden soğutmaya çalışan şeytanın oyunlarına dikkat etmeye mecburuz. İkindinin öncesindeki Sünnet namazı ara sıra terk etmenin de Sünnet olduğu şeklindeki bir sözü şeytan bize nasıl uygulatıyor, bunu iyi düşünelim.
Bu durumlarda namazın sünnetlerini kılmayabilirsin. Bebeği de önüne koyup gözünün önünde tutarak sadece farzları kılarsın. Endişelenme, biiznillah kısa bir zamanda bu sıkıntı geçer. Allah Teâlâ size de yavrunuza da afiyetler versin.
bebek konusundaki diğer fetvalar
Çocuğu o yaşta götürmek gerçekten zordur. Bırakmayı bir anneye teklif etmek de zordur ama anne hac istiyorsa biraz hasret çekecek. Benim tavsiyem şudur: Anneye hac farz değil de eşi gittiği için gidecekse bu halle gitmemelidir. Farz ise gitsin, çocuğu güvenli birine bıraksın.
Dua edin, başaralım. Çalışmanız direkt haram bir işe bulaşmayı gerektirmiyor ve helal çalışıyorsanız sadakanız neden sadaka olmasın ki? Allah'a emanet olunuz.
Süt emzirmeyle ilgili ayette verilen iki yıllık süre bağlayıcı bir nitelik olmayıp ideal bir süreyi ifade eder. Dolayısıyla anne baba olarak çocuğunuzun faydasını gözeterek emzirmeyi daha erken de bırakabilirsiniz. Bu konuda çocuğunuzun sütten kesilmesi onun sağlık durumunu ve gelişmesini etkilememesi önemlidir. Yalnız bu kararın doktor tavsiyesiyle ve çocuğunuzun gelişimini gözeterek almalısınız. Bu niyetle hareket ederseniz hem ibadetinizi yerine getirmiş hem de çocuğunuzun süt hakkına girmemiş olursunuz.
Allah sizlere sabır versin ve yuvanıza huzur ihsan etsin. Kaybettiğiniz yakınlarınız için Rabbim rahmet eylesin, sizi de bu duygusal zorluklarınızda teselli etsin. Evlâtların cinsiyeti, Allah’ın takdiri ve hikmeti doğrultusunda şekillenir. Kur'an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor: “Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. O dilediğini yaratır. Kimi dilediğine kız çocukları, kimi dilediğine erkek çocukları ihsan eder. Yahut hem erkek hem kız çocuklar verir ve dilediğini kısır bırakır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeye güç yetirendir.” (Şûrâ, 42/49-50) Allah, sizin için en hayırlısını takdir etmiştir. Bu noktada bir ebeveyn olarak erkek evladınızı bir lütuf ve emanet olarak görmek, bu kırıklığı aşmak için önemli bir adım olacaktır. Hissettiğiniz kırıklık, sizin yaşadığınız kişisel süreçlerden ve geçmişteki duygusal eksikliklerden kaynaklanıyor olabilir. Bu tamamen insani bir durumdur ve Allah’a yönelerek bu duyguların üstesinden gelmek mümkündür. Erkek evladınıza sevgi ve şefkatle yaklaştıkça bu duygularınızın yerini mutluluk alacaktır. Evladınıza isminizi seçerken sevdiğiniz ve duygusal bağ kurabileceğiniz bir isim seçmek, aranızdaki bağı kuvvetlendirebilir. Ona baktığınızda, Allah’ın size verdiği bir emanet olarak görüp şükretmek, kalbinizi yumuşatacaktır. Bebekle vakit geçirerek, onunla aranızdaki bağları güçlendirdikçe bu içsel çatışmalar azalacaktır. Allah’a sığınmak, vesveselerinizi ve korkularınızı gidermenin en güzel yoludur. “Allah’ım, bana verdiğin nimetlere şükretmemi ve hayırla kabul etmemi nasip et” şeklinde dua edebilirsiniz. Kalbinizi huzura kavuşturmak için Rabbimizden yardım istemek, korkularınızı aşmanıza vesile olur. Unutmayın, her çocuk Allah’ın bir lütfudur ve ebeveynleri için bir imtihan ve rahmet vesilesidir. Zamanla bu duygularınız yerini oğlunuzla yaşayacağınız mutluluklara bırakacaktır.
Çocuk, Allah’ın en büyük nimetlerinden biridir. O nimete sahip olmak da her mü'minin tabii ve helal arzusudur. Allah Teâlâ’nın bir hikmeti gereği çocuk sahibi olamayan Müslüman’ın sabretmesi, dua etmesi gerekir ama belli bir noktadan sonra tıbbın sunduğu imkânlardan istifade ederek çocuk sahibi olmayı istemesinde hiçbir sakınca yoktur. Kalp krizi geçirenin tedavi olmasına nasıl bakıyorsak bu tedaviye de öyle bakarız. Maalesef bu alanda ahlâk zafiyeti hatta iman zafiyeti yaygın bir yanlış işlerin oluşmasına sebep olmuştur. Özellikle Müslüman ve Allah’tan korkarak mesleğini icra eden bir doktor bulduğunuzda tedaviyi olun. Kadına yönelik işlemlerde kadın doktoru özellikle arayın. Genel olarak şu kurallara dikkat ederseniz biiznillah helal bir iş yapmış olursunuz: Keyfi bir tedavi olmasın. Evlendikten iki ay sonra tüp bebek tedavisi istemek gibi bir keyfilik olmamalıdır. Doktorlar açısından başka bir çare yok dendikten sonra bu kararı verin. Özellikle kadın açısından kadın personel varken erkek personelin müdahalesine razı olmayın. Sperm çıkarıp elde etmede haram bir yöntem denemeyin. Kadın yumurtaları ve erkeğin menisini kontrolsüz bir şekilde hastaneye terk etmeyin. En güvenli yeri ve yöntemi muhakkak araştırın. Eşiniz ve sizin dışınızda hiçbir insana sizin parçalarınız verilmemeli, size kimsenin parçası verilmemelidir. (Buradaki parça sözcüğü, yumurta ve meni için kullanılmıştır.)
Haccı daha kısa günlerde yaparak bir tedbir alabilirsiniz. Orada dua ederek çocuğu manevi korumaya alabilirsiniz. Gitmeden kaynana iltifatlar ederek onu rahatlatabilirsiniz. Sık sık arayarak takip ettiğinizi hissettirebilirsiniz… Bence gidin, tertemiz olup geri gelin. Gerisi kolay… Allah kabul etsin.