Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Cenaze namazı ayakkabı ile kılınabilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Öncelikle, cenaze namazının ayakkabısız kılınmasının daha uygun olacağını tespit edelim. İlke olarak da, secdesi olmayan namazların (cenaze namazının) secdeli namazlar gibi olmadığından secdeli namazlardaki bazı şartların orada aranmadığını kaydedelim. Allah'a emanet olun.
Buradaki mesele şudur: Cenaze namazı, bir sabah namazı gibi namaz değildir. Secdeli bir namazda olmayacak şeyler cenaze namazında olabilir. Ayakkabı meselesi de böyledir. Elbette edebe en uygun olanı yapmaya gayret edeceğiz. Bu ayrı bir meseledir.
Selamünaleyküm. Asker botu gibi giyilip çıkarılması zor olan ayakkabılarla namaz kılınması caiz olabilir. Normal ayakkabı ile kılınabilmesi ise iki ana şarta bağlı olur. Birincisi ayakların bilhassa da parmakların yerle temasına engel olmayacak bir ayakkabı olması gerekir. İkincisi de necasetten temizliğinin tam olması gerekir. Bunları temin de ayakkabı da zor olduğu için ayakkabı ile namaz olmaz sözü daha makul gibi durmaktadır.
Ayakkabı genelde kirlidir, kirli kabul edilir. Buradaki kirlilikle kastımız namaz kılmaya mani olma derecesinde yani necis olma derecesinde ele alındığında ayakkabının üzerinde yürünürken yere sürtmesi nedeni ile üzerindeki açık necasetin gideceği kabul edilir. Üzerinde necaset görülmediği bir durumda da namaza manilik yok demektir. Takdir edersiniz ki bu bilgi, ayakkabı çıkaramayacak bir sıkıntı sahibinin namazı terk etmemesi için açılmış bir kapı olarak durmaktadır. Normal durumlarda böyle bir şey namazın ağırlığı açısından uygun olmayacaktır.
Selamünaleyküm. Cenaze bir kere yıkanır. Şehirde yıkanıp köyde kılınmasında sakınca yoktur. Açılıp bakılması da gerekmez.
Yolculuk ve benzeri ağır bir zaruret olmadıkça farz namazlar arabada caiz değildir. Arabada kılındığında da ruku ve secde için baş eğilerek namaz kılınabilir. Ayakkabılar çıkarılırsa necasetten uzak kalma açısından doğru olan yapılmış olur.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Aslolan, namazının kılınabilmesi için cenazenin hazır bulunmasıdır. Bununla birlikte hazır olmayan cenaze için de namaz kılınabilir. Nitekim Resûlullah (s.a.s.), Habeş Kralı Necâşî’nin vefatını haber vermiş, sonra da onun cenaze namazını kıldırmak üzere cemaatin önüne geçmiş, ashab da arkasında saf tutmuştur (Buhârî, Cenâiz, 54 [1318]; Müslim, Cenâiz, 63 [951]). Olayda hazır bulunan Câbir b. Abdullah (r.a.) şöyle demiştir: “Resûlullah (s.a.s.) , Necâşî’nin (gıyâbında) cenaze namazını kıldırdı. Ben de ikinci saftaydım.” (Buhârî, Cenâiz, 54 [1320]). Yine, Resûlullah’ın (s.a.s.) Uhud şehitleri (Buhârî, Cenâiz, 72 [1344]) ve kendisine haber verilmeden defnedilen cenazeler için de gıyâbî cenaze namazı kıldığı bilinmektedir (Buhârî, Cenâiz, 55 [1321]).
Birden fazla cenaze hazır olduğunda, bunların namazlarını ayrı ayrı kılmak daha uygun ise de hepsi için tek bir namaz kılmak da yeterlidir (Serahsî, el-Mebsût, 2/65; Mehmed Zihni, Nimet-i İslâm, 591).
Cenaze namazı rükû ve secdesi olmayan bir namazdır; rükünleri kıyam ve tekbirlerdir. Cenaze namazında iftitâh (başlangıç) tekbiriyle birlikte dört tekbir bulunmaktadır. Selâm vermek vaciptir. Sünnetleri ise Allah’a hamd ve sena etmek, Resûlullah’a (s.a.s.) salât ve selâm getirmek, hem vefat eden kişi hem de Müslümanlar için dua etmekten ibarettir. Cenaze namazı kılmak için cenazeye karşı ve kıbleye yönelik olarak saf bağlanır ve niyet edilir. İmam ve cemaat tekbir alarak ellerini bağlarlar “ve celle senâük” cümlesiyle birlikte “Sübhâneke” duasını okurlar. Ardından, eller kaldırılmadan tekbir alınır ve “Salli-Bârik” duaları okunur. Tekrar eller kaldırılmaksızın tekbir alınır. Bilenler cenaze duasını (Tirmizî, Cenâiz, 38 [1024-1025]) bilmeyenler ise dua niyetiyle “Fâtiha” sûresini (Tirmizî, Cenâiz, 39 [1026]) veya başka bir duayı okurlar. Dördüncü tekbirden sonra sağa ve sola selâm verilir. Böylece namaz tamamlanmış olur. Cenaze namazında taharet, kıbleye yönelmek, setr-i avret (vücudun örtülmesi gereken yerlerini örtmek) ve niyet gibi şartlara riâyet edilir. Namazı kılınacak cenazenin Müslüman olması, yıkanıp kefenlenmiş olması, cemaatin önünde olması gerekir. Ayrıca Hanefî ve Mâlikîlere göre bedeninin tamamı veya yarıdan fazlası yahut başı ile birlikte en az yarısı bulunmalıdır. Şâfiîlere göre ise kişi ölüp de bir tek uzvu bulunsa bile cenaze namazı kılınır. Nitekim ashab, ölen ve sadece eli bulunan bir sahabînin namazını kılmıştır (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 2/32). Canlı olarak doğup ölen çocuk yıkanır ve cenaze namazı kılınır (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/159).
Cenaze namazına katılan kadınların bir zorunluluk olmadıkça erkeklerle aynı safta bulunmaları uygun görülmemiştir. Bu itibarla kadınların, hangi namaz olursa olsun, erkeklerle birlikte namaz kıldıkları takdirde, erkeklerin arkasında durmaları gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), namaz saflarını önce erkekler, sonra erkek çocuklar, en arkada da kadınlar olmak üzere düzenlemiştir (Müslim, Mesâcid, 266 [658]). Sünnete uygun olan bu usûl olmakla birlikte kadınların erkeklerin arasında cenaze namazı kılmış olmaları bu namazın geçerliliğini etkilemez. Çünkü cenaze namazı rükûsu ve secdesi olan tam bir namaz olarak değerlendirilmemiştir. Bununla birlikte kadınların böyle bir davranışta bulunması mekruhtur.
Cenaze namazı, şartları bakımından diğer namazlar gibidir. Bu namazda, taharet, kıbleye yönelmek, setr-i avret ve niyet gibi şartlara riâyet edilir. Cenaze namazının abdestsiz olarak kılınması caiz değildir. Ancak kişi abdest ile meşgul olduğu takdirde cenaze namazını kaçıracak ise teyemmüm ederek cenaze namazını kılabilir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/21)
Cenaze namazı bir defa kılınmakla farz yerine getirilmiş olur. Bu nedenle, tekrar kılınması gerekmez. Ancak cenaze namazında bulunamayan kişiler, daha sonra münferit olarak veya ayrı bir cemaatle tekrar kılabilirler. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), cenaze namazında hazır bulunamadığı Ümmü Sa’d için daha sonra cenaze namazı kılmıştır (Tirmizî, Cenâiz, 47 [1037]).