İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

Cinsiyet değiştirmek caiz midir?

Cevap

İslâm’a göre insan, bedeni ve ruhu olan mükerrem bir varlıktır. Allah, (c.c.) insanı maddî ve manevî kabiliyetleriyle inkişaf edebilecek şekilde yaratmıştır. İslam, bildirdiği hüküm-lerle insanın varlık amacına uygun toplumsal bir düzen içerisinde yaşamasını ve ahirette ebedi mutluluğu kazanmasını amaçlar. Bu nedenle insan, dünyada kendisine yakışan iyi ve faydalı işler yaparak ebedi hayatına hazırlanmalıdır. Esasen insanın varoluş gayesini gerçekleştirmesi, Allah’ın kendisinde yarattığı özellikleri dikkate alarak maddi-manevi ilerleme kaydetmesine bağlıdır. İnsanın başıboş bırakılmayıp birtakım mesuliyetler yük-lendiğinin bilincinde olması gerekir. Bu sorumluluk bilinci insanı diğer canlılardan ayıran ve mükerrem bir varlık olmasını sağlayan temel vasfıdır. İnsanın varoluş amacına uygun olarak İslam; dinin, canın, neslin, aklın ve malın korunmasına yönelik hükümler koymuş ve bunlara zarar verecek hususları bertaraf etmeyi amaçlamıştır. Kişinin doğuştan getirdiği cinsiyetinin muhafazası ve karşı cinse benzememe konusundaki kurallar, bu amaçları gerçekleştirmeye matuftur. Bu itibarla aslî genetik ve biyolojik cinsiyete müdahale edilmemesi esastır. Kişinin biyolojik ve genetik yapısında cinsiyet gelişim bozukluğu olmadığı halde birtakım çevresel vb. etkenlerle kendisini karşı cinse ait hissedip ona benzeme veya karşı cinsten olma isteği, cinsel kimlik bozukluğu (transseksüellik vb.) olarak tanımlanmaktadır. Bu tür kişilerin cinsiyet değiştirmesi ve buna yönelik bir cerrahi müdahale yaptırması caiz değildir. Bu şekilde bedene yapılan müdahale, hem doktor hem de yaptıran kişi açısından büyük günahtır. Zira bu tür kişiler genetik/biyolojik olarak tek bir cinsiyete sahiptirler. Bu tür düşünceleri sebebiyle ameliyat olan kişilerin biyolojik ve genetik cinsiyetlerinin değişmediği tıbben bilinen bir durumdur. Dolayısıyla biyolojik cinsiyetinde bir kusuru olmadığı halde kendini karşı cinstenmiş gibi hisseden kişiler, bu duygunun fıtrata uygun olmadığını bilmeli, bedenlerine cerrahî müdahalede bulunmak yerine biyolojik cinsiyetlerini kabullenme yolunda tedavi yöntemlerine ısrarla devam etmelidirler. İnsan, erkek ve dişi olmak üzere iki ayrı cinsiyette yaratılmıştır. İnsan neslinin devamı da bu nizama bağlanmıştır. (en-Nisâ, 4/1) İnsanın, yaratılıştan sahip olduğu bu cinsiyeti ve fıtratı değiştirmeye çalışmasının dinen yasaklanmış olmasının en önemli nedenlerinden biri bu nizamın muhafaza edilmesidir. Zira cinsiyet değiştirmek doğal olmadığı gibi insanın buna ihtiyacı da yoktur. Böyle bir istek çevresel veya psikolojik telkin ve algılarla oluşan sunî bir durumdur. İslam’a göre esas olan, insanın yaratılış amacına uygun bir şekilde doğal cinsiyetiyle yaşaması ve ebedî saadeti kazanmasıdır. Bu tür cinsiyet değiştirme faaliyetleri insana maddî-manevî zarar verdiği gibi toplumun ve insan neslinin devamını tehdit ve ifsat eder. Kur’an-ı Kerim’de, bu şekilde fıtratı değiştirme girişimlerinin şeytanın bir telkini olduğu açıkça bildirilmiştir: “Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım... Onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” (en-Nisâ, 4/119) İslam’da karşı cinse benzemek ve bu özentinin/temayülün önünü açacak tutum ve fiillerde bulunmak yasaktır. Hz. Peygamber (s.a.s.); “Kadına benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara Allah lanet etsin.” buyurmuştur. (Buhârî, Libâs, 61-62 [5885-5887]; Ebû Dâvûd, Libâs, 31 [4099]) Biyolojik cinsiyetine müdahalede bulunulan kimsenin, tıbben biyolojik ve genetik cinsiyetinin değişmediği bilinen bir durum olduğundan dinî açıdan da aslî cinsiyetinin değişmediği kabul edilir. Dolayısıyla bu kişinin biyolojik ve genetik aslî cinsiyetini bastırıcı tıbbî müdahale süreçlerini de hemen sonlandırması gerekir. Böyle kişiler dinî yükümlülüklerini, sosyal ve beşerî ilişkilerini biyolojik ve genetik aslî cinsiyetleri doğrultusunda yerine getirmekle mükelleftir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Cinsiyet gelişim bozukluğu olan kişiler (hünsa/interseks), yetersiz genital gelişim veya atipik/belirsiz genital görünüm nedeniyle erkek mi kadın mı olduğu tespitinde problem bulunan kimselerdir. Günümüzde bu tür kişilerin cinsiyeti tıbben belirlenebilmekte ve tıbbî müdahaleler ile düzeltilebilmektedir. Bu tür biyolojik problem ve genetik hastalıkların, cinsiyet düzeltme operasyonu veya hormonal yöntemlerle tedavi edilmesinde dinen bir sakınca yoktur. Burada esas olan, tıbbî müdahalenin aslî/baskın olan genetik ve biyolojik cinsiyet lehine yapılmasıdır. Dolayısıyla tıbbî müdahalenin aslî/baskın olmayan cinsiyet lehine yapılması caiz değildir. Tıbbî müdahale ile aslî/baskın genetik ve biyolojik cinsiyeti lehine tedavi edilen kimselerin dini yükümlülüklerini ve sosyal-beşeri ilişkilerini, bu cinsiyetlerine uygun olarak yerine getirmeleri gerekir. Diğer yandan cinsiyet gelişim bozukluğu olmadığı halde çevresel vb. etkenlerle oluşan cinsel kimlik bozulmaları nedeniyle kişilerin cinsiyetlerini değiştirmeye yönelik tıbbî müdahalede bulunulması caiz değildir.

Cinsiyet gelişim bozukluğu olan kişilerin, tıbbî müdahale ile tedavi edilmelerin
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Durum şöyledir: - Doğuştan erkek olan ama bayana benzeyebilecek bir fazlalığı olanın o arızayı düzelttirmesi caizdir. - Aynı şekilde doğuştan bayan olan ama erkeğe benzer bir fazlalığı bulunan da o arızayı düzelttirebilir. - Doğuştan bayan veya erkek olan birinin şu veya bu nedenle kendini diğer cinse değiştirtmesi büyük günahlardan biridir. Yapılması ağır haramlardandır. Mesela erkek olarak yaratılan birinin bayanlaşacak bir ameliyat ve tedavi geçirmesi hem haramdır hem dinen o hâlâ yaratıldığı durum üzere sayılmaktadır. O kişi mesela erkektir, erkek gibi görülmesi gerekmektedir.

Doğuştan erkek olan sonra cinsiyet değiştirip bayan olan birinin biz bayanlar iç
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kâinattaki her varlık Yüce Allah tarafından belli bir düzen, gaye ve hikmete dayalı olarak yaratılmıştır. Tabiatın işleyişinden gezegenlerin hareketlerine kadar her şey Yüce Yaratıcının takdir ettiği belli bir ölçüye ve bir nizama göre varlığını sürdürmektedir. (Yûnus, 10/5; el-Kamer, 54/49) Bu nizam ve işleyiş içerisinde özel bir statüsü olan insan, akıl nimeti başta olmak üzere pek çok üstün kabiliyetle donatılmış ve vahye muhatap kılınarak diğer varlıklar arasında ayrıcalıklı bir konuma yükseltilmiştir. İnsanın yeryüzündeki en temel vazifesi, varoluşunun gaye ve hikmetini idrak ederek buna uygun bir hayat sürdürmeye gayret etmektir. Bu amaçla insan, Allah Teâlâ’ya samimiyetle bağlanıp iman ederek iyi, güzel ve sağlam işler yapmalı; hayatı boyunca adalet, iyilik ve merhamet gibi temel insani değerlerden ayrılmamalıdır. Nitekim İslâm’ın önemli kavramlarından olan “ihsan” ve “itkan”, insanın işini en iyi, en sağlam ve en güzel şekilde yapmasını ifade eder. Dünya hayatında insanın Rabbine, kendisine ve içinde yaşadığı topluma karşı olduğu gibi tabiata karşı da çeşitli sorumlulukları vardır. Bu durum insana, öncelikle tabiatın bir nimet ve emanet olduğu bilinciyle, onu tahrip ve ifsat etmeden hareket etme sorumluluğu yükler. Zira söz konusu sorumluluk ihmal edilip tabiata zarar verecek işler yapıldığında bunun olumsuz sonuçları yine insana dönecektir. (er-Rûm, 30/41) Bugün dünya çapında yaygınlık gösteren kuraklık, sel vb. felaketlerin bir sebebi de insanoğlunun tabiata karşı tamahkâr ve hoyratça davranışlar sergilemesidir. İnsan, tabiatla ilişkisinde Allah’ın evrene yerleştirdiği kanunlara uygun hareket etmek ve gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Yerleşim yerlerinin inşa ve imarında doğal afet riskini hesaba katmak, zemin, malzeme ve inşa teknikleri başta olmak üzere gerekli tüm iş ve işlemleri söz konusu kurallara göre planlamak bu sorumluluğun kaçınılmaz bir gereğidir. Zira tabiatın işleyişini dikkate almayan yapılanmalar afet risklerini beraberinde getirmektedir. Aklı, irâdesi, inancı, vicdanı ve başka hiçbir canlıda bulunmayan kabiliyetleri, insanoğlunu her konuda olduğu gibi tabiatla ilişkisinde de sorumlu kılmaktadır. İnsanın bu bilinçle hareket etmesi ve gücünün yettiği hususlarda üzerine düşeni hakkıyla yaparak gerekli tedbirleri alması Yüce Allah’ın emridir. Dolayısıyla afetleri ve meydana gelen acı neticelerini, insan irâde ve sorumluluğunu yok sayarak tamamen kadere yüklemek doğru değildir. Hiçbir acının, hüznün ve meşakkatin olmadığı tek yer, ebedî mutluluk yurdu olan cennettir. Bu bakımdan dünyanın, insanın hiç üzülmediği, yorulmadığı, problemlerle karşılaşmadığı, sadece iyilik ve güzelliklerle dolu bir yer olduğu düşüncesi hayatın gerçekliğine uygun değildir. Nitekim insanoğlu tabiatın doğal işleyişinden kaynaklanan birtakım afet ve sıkıntılarla karşılaşabileceği gibi kendi ihmal ve hatalarının acı neticeleriyle de yüzleşmek durumunda kalabilmektedir. İnsanoğlu dünyada ebedî hayatına hazırlanacağı bir imtihan sürecindedir. İnsanın bilme ve irâde etme özgürlüğü gibi kabiliyetlerine binaen muhatap olduğu bu süreç, aynı zamanda, ona anlamlı bir hayat sürdürme imkânı sunmaktadır. İnsan yaşadıklarını doğru değerlendirerek başına gelen hadiselerden ibret almalıdır. Doğal afetlere maruz kaldığında da dersler çıkarmalı, sorumluluklarını hatırlamalı, maddî ve manevî alanda yapması gerekenlere yönelmelidir. İnsan, bir arada yaşamanın gereği olarak başkaları tarafından yapılan hataların sonuçlarıyla da karşı karşıya kalabilir. Böyle bir durum karşısında sergilediği tavır biçiminden sorumludur. Nitekim Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır: “Hanginizin daha iyi işler yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur” (el-Mülk, 67/2); “Her canlı ölümü tadacaktır. Sizi hem iyi hem de kötü durumlarla deneriz; sonunda bize döneceksiniz.” (el-Enbiyâ, 21/35) Dünya imtihanında başarılı olabilmenin yolu, afet ve musibetler karşısında serinkanlı tutum ve davranışlar sergilemekten geçer. Başına gelen sıkıntı ve ıstıraplara sabredip en güzel şekilde mücadele edenler, ahirette büyük bir mükâfata, ebedî bir huzur ve refaha kavuşacaktır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de “Sabredenlere mükâfatları hesapsız verilecektir.” (ez-Zümer, 39/10) buyrulur. Ancak musibetler karşısında sabretmek, hiçbir şey yapmadan sadece beklemek ve sıkıntılara çaresizce katlanmak değildir. Aksine sabırlı davranmak, başa gelen olay karşısında metanet göstermek ve isyana düşmeden olumsuz neticeleri gidermek için azim ve kararlılık göstermektir. Bu gibi durumlarda yapılacak en önemli ve öncelikli şey, afetlerden zarar gören insanların maddî ve manevî yaralarının sarılması ve acılarının hafifletilmesi için elden gelen bütün gayretin sarf edilmesidir. Müslüman’ın başına gelen hadiseler karşısında metanet ve sabır göstermesi, ebedî nimetlere kavuşmasının da vesilesidir. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s.) “Müminin durumu ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur. Bir güzellik kendisine verildiğinde şükreder; bu onun için hayır olur; başına bir sıkıntı geldiğinde ise sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd, 64 [2999]) buyurmuştur. Yüce Allah’ın kullarına karşı rahmet ve merhameti sınırsızdır. Bu bakımdan Müslüman, başına gelen afet ve hastalık gibi zor ve sıkıntılı hadiselerin Allah’ın rahmetiyle karşılık bulacağını bilmelidir. Nitekim Allah Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de çeşitli vesilelerle kullarını sınayacağını haber verirken, bu süreçleri Allah’a yönelerek sabır ve teslimiyetle karşılayanları şöyle müjdelemektedir: “İşte rablerinin lütufları ve rahmeti bunlar içindir.” (el-Bakara, 2/157) Aynı şekilde Hz. Peygamber (s.a.s.), mümini inciten ve kendisine sıkıntı veren her hadisenin onun arınmasına ve ahiretteki derecesinin yükselmesine vesile olacağını haber vermiştir. (Müslim, Birr, 52 [2573]; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 1 [3089]) Allah Resûlü (s.a.s.) ayrıca, afetlerde hayatını kaybeden müminlerin şehit hükmünde olduğunu müjdelemektedir. (Müslim, İmâra, 164 [1914]; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 15 [3111]) Bütün bunların yanında zor zamanlarda dua, niyaz ve yakarışlarla manevî duyguları güçlendirmek ve geleceğe dair umudu korumak büyük önem taşımaktadır. Nitekim Yüce Rabbimiz, “Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben (onlara) yakınım, bana dua ettiğinde dua edenin dileğine karşılık veririm.” (el-Bakara, 2/186) buyurarak her durumda kullarını kendisine yönelmeye davet etmektedir. Zira dua insanı teskin ederek maneviyatını besler, zorluklar karşısında dayanıklılığını artırır ve onun Allah katındaki değerini yüceltir. Sonuç olarak müminlere düşen görev, zor zamanları sabır ve metanetle karşılamak, dünyanın neresinde olursa olsun afet ve musibetlere maruz kalanlara yardım etmek için seferber olmak, afetlerin ortaya çıkardığı acıları azaltıp yaraları sarmaya gayret etmek ve bir daha bu tür afetlere maruz kalmamak için beşeri planda atılması gereken adımları atarak elden gelen her türlü tedbiri almaktır.

Müslüman’ın afetlere bakışı nasıl olmalıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dinimizin insana ait hiçbir şeyi dinin ilgi alanında tutmadığını bilmemiz gerekir. Buna göre de dinin karışmadığı bir alan gibi ne tüy ne sakal hiçbir şey yoktur. İnsan vücudundaki kıl, tüy, bıyık ve sakal dinin kurallarına dâhil konulardandır. Böyle geniş bir perspektifle bakmaya çalışınca şu özeti yapabiliriz: İnsanın bedenindeki tüyleri (saç, sakal, bıyık, kıl vs.) temiz ve bakımlı tutması, sağlığı ile ilgili bir konu olarak görüp ilgilenmesi İslam edebi ile alakalı kabul edilmiştir. Aynı zamanda da fıtratın korunması çizgileri içerisinde kalmaktadır. Baştaki saçın tıraşı konusunda hac ibadeti ile alakalı olarak sıfıra vurulması konusunda teşvik vardır. Bu hükmün dışında erkeğin saçı ile alakalı hüküm tek şekilli bir hüküm değildir. Bu da şu demektir: Kâfirlere ait bir sembolü taklit etmek, sağlıkla alakalı bir sorun oluşturmamak, ibadete (mesela gusle veya abdeste) engel bir durum oluşturmamak kaydıyla erkek saçını dilediği gibi bırakabilir. Sıfıra vurdurur, uzatır, düzeltir. Bu konuda birilerine benzememeye itina göstermek önemlidir. Kadınların saçları ile alakalı ise durum farklıdır. Kadının saçı onun ziyneti kabul edilmiştir. Kadın saçını kısaltabilir ama erkek gibi kökten kestiremez. Erkeklere benzemesi ve yabancı kültürleri taklit etmesi inceliğine dikkat edecektir. Erkeğin saçının (çocuklar da dâhil olmak üzere) bir bölümünün alınıp gerisinin bırakılması veya saç üzerinden şekiller yapılarak (mesela başın ortası sıfıra vurdurulup gerisi saçlı olacak) bir düzen yapılması da hadislerle yasaklanmıştır. Saça saç monte edilmesi de yasaktır. Tıbben gerekli bir tedavi dışında böyle bir uygulama caiz görülmez. Kaşlar başta olmak üzere yüzdeki kılların yolunması ile alakalı da şu kural vardır: Özellikle kaşların yaratılış şeklini değiştirip yeni bir tip oluşturacak uygulamalar caiz değildir. Göz kapaklarına temas eden, görmeyi engelleyen veya normal kaş yapısının dışına taşan kaşlara müdahale edilebilir. Bayanların yüzlerindeki tüyleri bir yolla almaları caizdir. Saç veya sakalın boyanması meselesinde ise genel olarak sakınca olmadığı söylenebilir. Özellikle siyah boya ile boyanması hususunda ise bazı âlimlerin en azından kerih gördüklerini bilmeliyiz. Bıyıklara müdahale edilmelidir. Tamamen salınmış bir bıyık şekli sünnete aykırı görülmüştür. Kısaltmak ile hafif bıyıklı olma arasında örfe ve çevre şartlarına itibar edilebilir. Sakalın kesilmesi konusunda hafi hüküm tahrimen mekruh olacağıdır. Bu da caiz olmamak anlamına gelir. Genel hüküm ise haram olmasıdır. Şu kadar ki, bu konudaki haram ifadesi bir zina ve alkol konusundaki haram ifadesi gibi değildir. Yaşanan toplumun şartlarını aşamamak gibi bir gerekçenin sakalsız olmaya ruhsat olabileceğini söyleyenlerin inşaallah yanılmamış olacağını umarız. Ama hedef Müslüman erkeğin sakallı olmasıdır. Sakala da kesinlikle bakım yapılmalıdır. Bedendeki diğer tüylerin (göğüslerde, bacaklarda, kollarda…) alınması konusunda haram düzeyinde bir yasak yoktur. Konu sağlıkla alakalı görülmelidir. Zaten sorunlu alınması gerekenler (koltuk altları ve etek tüyleri) alınacaktır. Gerisinde de sağlık kurallarına dikkat edilmelidir. Bedendeki tüylerin tamamına müdahale herhangi bir yöntemle yapılabilir. Yeter ki kullanılan yöntem insan sağlığı açısından uzun vadede bile olsa zararlı olmasın.

İnsan vücudundaki saç ve kıllar hakkında genel kurallar nedir? Örneğin bir Müslü
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sözünü ettiğiniz durum bir hastalıktır. Hastalık olarak Allah'tan gelmiş bir imtihan olarak görülmelidir. Tedavisi mümkün ise tedavi edilmesi konusunda da bir tereddüt yoktur. Cerrahi müdahalede ise özel fetva gerekebilir. Kökten bir değişiklik düzeyinde müdahale dinen sıkıntılıdır. Onlarla alakalı pek çok fıkıh hükmü vardır. Eğer bu sıkıntının sahipleri merak ederlerse kendi dertleri ile alakalı fıkhı öğrenirler. Dışarıdan onlarla ilgili bir müdahale gerekli değildir diye düşünürüz.

Ben tıp fakültesinde okuyorum. Sene içerisinde lgbt ile alakalı bir dersimiz old
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm.1- Çocuk baliğ oluncaya kadar anne baba, gerekli eğitimi ve örnekliği sağlamışsa, buluğ çağından sonra sorumluluktan kurtulabilir. Elbette bir mü'min, bütün insanlığı ihtiva edecek bir açıdan bakar meselelere, bu ayrı bir konudur.2- Kulak deldirmek fıtratı değiştirmek değildir. Kadının süslenmesi açısından yapıldığında caiz bir eylemdir. 3- Allah'ın Şeriat'ına göre yaşanılmayan ortamlardaki mü'minler, orada bulunmalarını hangi amaca dayanarak orada yaşadıklarına bağlı olarak mesul olurlar veya olmazlar. O durumdan razı olarak yaşayanların, Allah'ın Şeriat'ını gereksiz görmek gibi bir inançları varsa bu iman dışında kalmaktır. Gerekli görüp ihmalden ötürü orada kalıyorlarsa haram işlemektedirler. O durumu ıslah gibi bir gaye taşıyorlarsa ecir sahibidirler.4- Gusül, akıntı olarak sadece meniden gerekir. Meni de bellidir; kalındır ve tabaka oluşturur. 5- Memurun, her şeyden önce çalışılması caiz olan bir işte olması gerekir. Haram bir işte mesela bankada çalışıyorsa kazancı haramdır. Bunun haricinde, o memuru yöneten makamların koyduğu kurallara uyuluyor olması yeterlidir. 6- Alay etmek, insanın onurunu incitmekten ötürü yasaktır; incinme olmayınca da 'alay' oluşmaz.7- Yöresel şiveyi taklit, fitneye neden olmuyorsa caiz olabilir.

• Buluğa ermiş bir gencin ibadetlerinde anne babanın sorumluluğu nedir? Namazlar

TIP ve SAĞLIK konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Erkeklerin sünnet olması (hıtân), İslâm’ın şiarlarından biridir. Hz. Peygamber (s.a.s.) sünnet olmayı fıtrat gereği yapılan işler arasında zikretmiştir. (Buhârî, Libâs, 63, 64 [5889, 5891]; İstiʾzân, 51 [6297]; Müslim, Tahâre, 49 [257]; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/229 [7139]) Veli, çocuğunu doğumdan itibaren büluğ çağına erişene kadar herhangi bir zaman diliminde sünnet ettirmelidir. Dolayısıyla çocuğa özel tıbbi bir engel bulunmadığı sürece yeni doğan bebeğin sünnet ettirilmesinde dinen bir sakınca bulunmamaktadır. (Kudûrî, Tecrîd, 12/6120; Aynî, Binâye, 9/157-158; Mevsılî, el-İhtiyâr, 4/152)

Yeni doğan bebeğin sünnet ettirilmesinde dinen bir sakınca var mıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dinimiz, insan hayatının korunmasını esas almış ve buna zarar verecek unsurların ortadan kaldırılmasını emretmiştir. Sağlığın korunması için önleyici tedbirlere başvurulması ve hastalandıktan sonra tedavi olunmasının gerekliliği de bu esas üzerine bina edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) “Tedavi olun ey Allah’ın kulları!” buyurarak (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/278 [18478]; Tirmîzi, Tıb, 2 [2038]; İbn Mâce, Tıb, 1 [3436]) tedavinin önemine dikkat çekmiştir. Sağlıklı yaşamak ve hastalıklara zemin hazırlamamak için önleyici tedbirlere başvurulması ve hastalanınca tedavi olunması da bu kapsamdadır. Dolayısıyla hastalık risklerine karşı dikkatli olunması ve özellikle bulaşıcı hastalıklara karşı gereken tedbirlerin alınması dinimizin bir emridir. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s.), bu bağlamda “Bir yerde salgın hastalık çıktığını duyarsanız oraya girmeyin, bulunduğunuz yerde salgın hastalık varsa o bölgeden de ayrılmayın.” buyurarak (Buhârî, Tıb, 30 [5728]; Müslim, Selâm, 92-96 [2218]) karantina uygulamasına dikkat çekmiştir. Bir diğer hadis-i şerifinde de “Bulaşıcı hastalık taşıyanın taşımayanla aynı ortamda bulunmasını engelleyiniz.” (Buhârî, Tıb, 53 [5771]) buyurarak salgın hastalığa karşı tedbirli ve ihtiyatlı bir yol takip edilmesini vurgulamıştır. Hz. Peygamber (s.a.s.), bulaşıcı hastalığı olan bir kişinin biatını ona dokunmadan alarak bu konudaki hassasiyetini fiilen de göstermiştir. (Müslim, Selâm, 126 [2231]) Bu itibarla bilimsel usûllere uygun olarak üretilen, alanında uzman hekimlerce salgın hastalıklara karşı koruyucu olduğu belirtilen aşıların kullanımı dinen de uygundur. Buna göre toplum sağlığını tehlikeye atacağı konusunda galip zan bulunan durumlarda gerekli tedbirlere uymamak, kul ve kamu hakkı ihlali olur.

Toplum sağlığını tehdit eden salgın hastalıklara karşı aşı yaptırmamak kul ve ka
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Asıl olan, kadın hastaları kadın doktorların, erkek hastaları da erkek doktorların muayene etmesidir. Ancak bu ilkenin gözetilmesinin mümkün olmaması ve aynı cinsiyetten alanında uzman doktor bulunmaması durumunda karşı cinsiyetten bir doktora muayene olunabilir (Kâsânî, Bedâi‘, 5/124; Zeylaî, Tebyînü’l-hakâik, 6/17).

Erkek doktora jinekolojik muayene olmak caiz midir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kaş uygulaması (kaş kontürü, microblading), uzun süre kalıcı bir makyaj olup bir nevi dövme işlemidir. İslam’da yaratılıştan getirilen özellikleri (fıtrat) değiştirmeye yönelik tasarruf ve müdahaleler yasaklanmıştır. (en-Nisâ, 4/119; er-Rûm, 30/30) Nitekim Hz. Peygamber, (s.a.s.) güzelleşmek maksadıyla vücuda dövme yapmak, dişleri incelterek seyrekleştirmek gibi işlemleri, yaratılışı değiştirmek kapsamında değerlendirmiş ve bunu yapanların Allah’ın rahmetinden uzak olacağını ifade etmiştir. (Buhârî, Libâs, 83-87 [5933-5948]; Müslim, Libâs, 120 [2125]) Bu tür delillerden hareketle İslam âlimleri tedavi gibi zarurî durumlar dışında dövme yapmayı ve yaptırmayı caiz görmemişlerdir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 4/164; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/406) Bu itibarla herhangi bir zaruret olmadan sadece daha güzel görünmek gibi estetik kaygılarla kaş uygulaması yaptırmak caiz değildir. Ancak kişinin kaşlarının tamamen veya kısmen dökülmesi ya da toplum geneli tarafından yadırganacak bir halde olması durumunda bir tedavi işlemi olarak kaş uygulaması yapılabilir. Tedavi amaçlı yapılan kaş uygulamasında su deriye ulaşmasa bile gusül ve abdest geçerlidir. Ancak söz konusu işlem estetik amaçla yapılmış ve suyun deriye temasına engel oluyorsa imkânlar ölçüsünde yapılan işlemin giderilmesi gerekir. Aksi halde gusül ve abdest geçerli olmaz.

Kaş uygulaması (kaş kontürü) yaptırmanın dinî hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Erkeklerin sünnet olması (hıtân), İslâm’ın şiarlarından biridir. Hz. Peygamber (s.a.s.) sünnet olmayı fıtrat gereği yapılan işler arasında zikretmiştir. (Buhârî, Libâs, 63, 64 [5889, 5891]; İstiʾzân, 51 [6297]; Müslim, Tahâre, 49 [257]; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 2/229 [7139]) İslâm âlimlerinin çoğunluğu, sünnet olmanın vâcip olduğunu söylerken Hanefîler bunun meşru bir mazeret olmadıkça terk edilmemesi gereken bir sünnet-i müekkede olduğunu vurgulamışlardır. Bu nedenle erkek çocukları sünnet ettirmek terk edilmemelidir. (Kudûrî, Tecrîd, 12/6120 vd.; Serahsî, el-Mebsût, 10/156; Mâverdî, el-Hâvî, 13/430-432; İbn Kudâme, el-Muğnî, 1/115; Hattâb, Mevâhibü’l-celîl, 4/394)

Erkek çocukları sünnet ettirmenin hükmü nedir?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.