Fetva Meclisi
Soru
İnsan vücudundaki saç ve kıllar hakkında genel kurallar nedir? Örneğin bir Müslüman saçına ve kıllarına verdiği öneme göre iyi veya kötü Müslüman gibi değerlendirilebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Erkek veya kadının fıtraten bilinen şeklinde bulunmayan tüylerin, kalıcı bir zarara neden olmadan alınmasında sakınca yoktur. Allah huzur ve afiyetinizi daim etsin.
Saç meselesi hadislerde ve sahabi uygulamalarında geçmektedir. Buna göre erkek bir Müslüman: a. Saçını uzatmak veya kestirmekte serbesttir. Kestirdiğinde de sünnete uymuş olur uzattığında da. Saç kestirmede sünnet başı en yapılabilecek kadar az saçla tutma şeklindedir. Berber ifadesiyle sıfıra vurdurmak diyebiliriz. Yalnız bu “sadece öyle olabilir” şeklinde bir sünnet değildir. Bilhassa hac ibadeti esnasında ihramdan çıkmak için tıraş yapıldığında Müekked sünnet böyledir. Saçını uzatan da saçını bakımlı tutması sünnettir. Dağınık ve bakımsız saç sahiplerini Peygamber aleyhisselam efendimiz ikaz etmiştir. Aynı şekilde ayna önünde esir durmayı da hoş görmemiştir. b. Saç tıraşının BİR BÖLÜMÜ BIRAKILACAK ŞEKİLDE olması hadislerde yasaklanmıştır. Mesela sadece sağ veya sol tarafın alınıp gerisinin bırakılması ya da kenarların alınıp tepenin bırakılması şeklindeki tıraşlar yasaklanmıştır. Bu tür tıraşlarda o yasak geldiği zamanki yabancıları taklit edip onlara benzeme gerekçesi vardı. Bugünkü nesil tam anlamı ile o gerekçe ile tıraşını o şekilde yapmaktadır ki bunun anlamı Müslüman olmayan kültüre benzeşmektir. Bu da nehyedilmiştir.
Kaşı almanın yasaklanmasının mantığı, alındığı zaman dışarıdan birinin bunu anlaması veya anlayamaması üzerine kurulu değildir. Mesele; kaş dediğimiz kısmın içine giren kıllardan bir tanesine dahi dokunmamaktır. Aldığım bir kıl dışarıdan fark edilmiyor olabilir ancak bunu yapan kişi olarak benim bilmem ve bu hataya düşmem yeterlidir. Peki, biz bir kılı alsak ne değişecek diye bir soru şeytan aklımıza getiriyor olabilir. O kısımda da hemen Rabbimiz bunu emrettiyse ve bu ümmetin hanımlarına bunu yasakladıysa vardır bunun bir hikmeti diyerek teslim olacağız. Kaşın dışında yüzünüze dâhil olan -alın kısmı gibi- yerlerdeki kılları almakta serbestsiniz. Bunlar zaten bir hanımda olmaması gereken kıllardır. Ancak kaş söz konusu olduğunda iki kaşın ortası dediğimiz bölge haricinde kaşın üstü, yanı, altı dâhil tek bir kılın alınması dahi yasaktır. Ancak kaş kıllarının görmenizi engellemesi veya bir psikiyatrinin “bu kaşlar alınmalı, senin şahsiyetini etkiliyor” gibi tıbbi bir özürle dokunulabilir. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olasınız.
Dinimizin kuralları bellidir. Hiç kimse bu kurallara ilave veya eksiltme getiremez. Dinimize ait en temel kurallardan biri de; Rahatsızlık veren, Cana veya mala zarar veren, İsraf olan bir şeyin caiz olmayacağıdır. Bu temel kurallara ilave olarak Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin; Çıplak silahla toplumun içinde bulunmayı, Şaka ile de olsa Müslüman’a silah doğrultmayı yasakladığını biliyoruz. Bu nedenle havai fişek ve benzeri silah mantıklı/ateşli eğlence sistemlerinin Müslüman toplumda yasak olması gerekmektedir. Batıda oluşan her şeyi taklit eden kör anlayıştan uzak kalınmalıdır. Şu da bilinmelidir ki: Bu tür eğlence sistemlerini kullananlar ölüme sebep olduklarında ölenin diyetini ödemek ve iki ay aralıksız oruç keffareti tutmak zorundadırlar. Sakatlanmaya neden olmaları durumunda da sakatlananın ERŞİNİ öderler.
Elbette dinimiz bu hayattaki her işimiz için kurallar koymuştur. Kuralsız yapabileceğimiz bir işten söz edemeyiz. Sporu meslek edinmeyi tavsiye etmeyiz. Hayata daha ciddi işlerle tutunmak gerekir. Bir kere girmiş bulunan için de spor hakkında bilmesi gereken kurallar şöyle özetlenebilir: a. Spor mübah bir iştir yani ne farzdır ne haramdır, serbesttir. Doktorun “şu sporu şu kadar yapman gerekir” diye tavsiyede bulunduğu bir spor ise vacip spor olabilir. b. Yapılacak spordan zarar gelmemelidir. Yüksekten atlama, sirk gibi ağır riskin bulunduğu sporlar, insanın kapasitesinin üstünde zor oyunlar içeren sporlar, boks gibi yüze vurmaya yönelik bir spor, serbest güreş gibi kuralsız vurma ve ezmeye yönelik sporlar zararlı olduğu için caiz olmaz. c. Hayvanlara eziyet olan boğa ve horoz güreşi gibi sporlar caiz olmaz. d. Erkek veya kadının avret teşhiri yapmak zorunda olacağı spor caiz olmaz. e. Kadın erkek karma yapılacak bir spor caiz olmaz. f. İbadetleri ve günlük hayattaki zorunlu görevleri ihmal etmeye sebep olacak bir spor da caiz olmaz. g. Kadın veya erkeğin fıtratına aykırı sporu kadının veya erkeğin fıtratının zıddına olacak şekilde yapması caiz olmaz. h. Toplumda gruplaşmaları köklendirebilecek sportif yapılanmalar caiz olmaz.
Güzel olanı sevme ve güzel görünmeye çalışma duygusu da insanın fıtratında olan doğal bir durumdur. Dolayısıyla dinimiz duygularımızı köreltmek değil kontrol altına almamızı ister. Çünkü güzellik ve güzel görünme arzusu kadın için doğal bir durum olduğu gibi aynı zamanda mü’min hanımefendinin imtihan noktasıdır. Süslenmenin fıtrata uygun olanı normaldir ama bunun için belli şartlar gerekmektedir. Kadınların güzellik ve çekiciliklerini uygun olmayan yerlerde sergilemeleri, süs ve eylemleriyle dikkat ve ilgi çekmeleri haram olan bir husustur. Bu da kadının fıtrattan olan şeyi uygun ortamda kullanmaması sebebiyle anormal bir hal almaktadır. Buna Kuranımızın dilinde “teberrüc” denmektedir. Ahzab Suresi 32-33. Ayet kerimede: “…daha önce Cahiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın…” ayetleriyle kadının koruması gereken alanların kapsamının neler olduğu daha net anlaşılmaktadır. O halde bu kapsam sadece makyaj yapmak değildir. Teberrüc: Müslüman kadının kendi bedenini ve Müslümanlık değerlerini yabancı erkeklere karşı teşhir etmesidir. Büyük günahlardandır. Aileyi sarsmak, şehvet ortamını kışkırtmak gibi tehlikeleri de beraberinde getirebilmektedir. Bu yüzden kadının sakınması gereken önemli bir husustur. Yine Nur Suresi 31. Ayeti kerimede: “(Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. …kimseye süslerini göstermesinler...” Kadının mahremiyeti ile ilgili hususlar bu ayeti kerimede de uzunca belirtilmektedir. Yani teberrüc kapsamına giren şey; bazen makyaj da olabilir. Bazen yürüyüş, bazen dikkat çekici konuşma, bazen kendisine baktırtan bir çanta, ayakkabı, bazen de takı… Tesettür adı altında bol bir kıyafet dahi dikkat çekici ve kadını daha şık ve bakılır yapıyorsa bu da teberrüc kapsamına dâhil edilebilir. Kadının fıtratında olan doğal süslenme ihtiyacı, “sadece ve nasıl olursa olsun” tatmini arayacak ve süslenip teşhir etmesine sebebiyet verecekse artık helâl sınırı aşılmıştır ve haramın da sınırı yoktur. Bu yüzden eğer dikkat çekici takı, yüzük, bileklik vb. tekrar tekrar bakılmasına sebebiyet verecekse bunlar da haramdır. Dolayısıyla sorduğunuz sorudaki gibi makyaj yapmak gibi takı takmak teberrüc kapsamına giriyorsa arasında bir fark yok demektir. Tedbirli olmak adına eğer kişiyi tehlikeye götürecekse, kendisini fitneye sürükleyecekse tedbirli olmasında fayda vardır. Ayrıca nişan, evlilik yüzüğü gibi takılar dikkat çekici olmadığı takdirde takılabilir elbette. Kadının göstermesi caiz olmayan bölgeye dışarıdan koyduğu ziynet eşyası o bölgenin hükmünü taşır. Mesela parmağı açık olabileceği için yüzüğü de açıkta olabilir. Bilezik bölgesi haram bölge olduğu için bileziği açıkta olmaz. Evet, bilezik bölgesinin haramlığı ile bileziğin açıkta olmasının haramlığı aynı değildir ama bu bir algı ve teslimiyet meselesi olarak kabul edilmelidir.
bıyık konusundaki diğer fetvalar
Allah mübarek etsin, sizi Peygamber efendimiz aleyhisselamın şefaatine nail olanlardan kılsın. Sakala tıraş bıçağı değdirilmediğinde biiznillah harama girmekten kurtulmuş olursunuz. Bir kabza yani kişinin sakalını avuçladığında avucunun içinde kalan kısmı kadar olması tam sünnet olandır. Yanlardan alınabilir. Mevcut toplum yapımızda ve oluşturulan algılara dikkat edildiğinde sakalı kenarları, yanakları ve uzunluğu özenle düzeltilmiş olarak sürdürmek daha isabetli olur diye düşünüyoruz. Allah mübarek kılsın.
Bıyıkta asıl olan bugünkü ifadelerle iki üç numaraya kadar kısaltılmasıdır. O şekilde kısaltılmadıktan sonra belirttiğiniz şekiller arasında çok fark yoktur. Özellikle kâfirlerin simgesi olmuş bir şekil olmasın yeter, önceliği böyle belirleyiniz. İnşaallah ileride daha sünnete uygun duruma gelir.
Böyle sabit ve kati bir ölçü bilmiyorum. “Kısa tutma” şeklinde bir ölçü vardır. Bu kısa tutmada da deri görülecek kadar da anlayan vardır, bıyıklardan aşağı inmeyecek, içilen bir ayrandan iz kalmayacak şeklinde anlayan da vardır. Demek ki örfe ve kişisel duruma göre farklılık arz edebilir bir durumdur.
Hadisi şeriflerde özellikle bıyıkların kısa tutulması emredilmektedir. Bu manada bıyıkların büyütülmesi mekruhtur. Yabancı bir kavmin din içerikli kültürüne benzeme anlamında olursa haram da olabilir.
Selamünaleyküm. Kadında bıyık fıtrî değildir yani yaratılışında esasen yoktur dolayısıyla bitmesi hâlinde alınabilir, bir sakıncası olmaz.