Fetva Meclisi
Soru
Saç tıraşı ile ilgili bir sorum var. Saçın sadece başın üstünde kalacak şekilde gerisini kesmenin günah olduğu söyleniyor, bu doğru mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
Esasen saç uzatmak ve tıraş etmek mübah işlerdendir. Mübah demek şu anlama gelir: Müslüman o konuda serbesttir, uzatabilir veya tıraş edebilir. Dilediği gibi yapmasında sakınca olmaz. Saç üzerinden kâfirleri ve ahlâksızları taklit etmek durumu oluşursa o zaman saç uzatmaya ve tıraşına da kurallar gelir. Saç tıraşını, başın bir bölümünü tıraş edip gerisini uzun bırakacak şekilde yapmak yabancı din mensuplarına benzemek kaynaklı olduğu için yasaklanmıştır.
Selamünaleyküm. Kâfirler açısından onların itikatlarını ve sosyal kimliklerini simgeleyecek duruma gelen şeylerin bizim açımızdan ihtiyatla ele alınması gerektiği konusu doğrudur. Saç meselesine gelince bunu yer yer uygulayabiliriz bu kurala. Şu anda ise her iki tarafa da uyması zor bir durum vardır. Buna göre de mü'min kişi, kendine göre bir değerlendirme yapabilir. İlke olarak saç konusunda her iki tarafı da olabilir kabul ederiz ama mü'min, çevresine ve genel görüntüye de dikkat ederek uygulama yapmalıdır.
Henüz tavaf yapmadan sa‘y yapan ve tıraş olan kimsenin sa‘yi geçerli değildir. Zira sa‘yin geçerli olabilmesi için muteber bir tavaftan sonra yapılmış olması gerekir. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/134) Dolayısıyla bu durumdaki kişi, ihramdan çıkmış olmaz; ihram yasağı işlemiş olur. Böyle bir kimse önce tavafını yapar, sonra sa‘yini tekrarlar, daha sonra ihramdan çıkar. Ayrıca ihramdan çıkma vakti gelmeden tıraş olarak ihram yasağı işlediğinden dolayı da kendisine dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/162) Şâfiî mezhebine göre küçükbaş hayvan kurban etme, üç gün oruç tutma veya altı fakire sadaka verme seçeneklerinden birini tercih edebilir. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/247, 367-368) Öte yandan bu süreç içerisinde ihlal edilen diğer ihram yasakları için de ayrıca ceza ödenir.
Allah mübarek etsin, sizi Peygamber efendimiz aleyhisselamın şefaatine nail olanlardan kılsın. Sakala tıraş bıçağı değdirilmediğinde biiznillah harama girmekten kurtulmuş olursunuz. Bir kabza yani kişinin sakalını avuçladığında avucunun içinde kalan kısmı kadar olması tam sünnet olandır. Yanlardan alınabilir. Mevcut toplum yapımızda ve oluşturulan algılara dikkat edildiğinde sakalı kenarları, yanakları ve uzunluğu özenle düzeltilmiş olarak sürdürmek daha isabetli olur diye düşünüyoruz. Allah mübarek kılsın.
Dinimizin insana ait hiçbir şeyi dinin ilgi alanında tutmadığını bilmemiz gerekir. Buna göre de dinin karışmadığı bir alan gibi ne tüy ne sakal hiçbir şey yoktur. İnsan vücudundaki kıl, tüy, bıyık ve sakal dinin kurallarına dâhil konulardandır. Böyle geniş bir perspektifle bakmaya çalışınca şu özeti yapabiliriz: İnsanın bedenindeki tüyleri (saç, sakal, bıyık, kıl vs.) temiz ve bakımlı tutması, sağlığı ile ilgili bir konu olarak görüp ilgilenmesi İslam edebi ile alakalı kabul edilmiştir. Aynı zamanda da fıtratın korunması çizgileri içerisinde kalmaktadır. Baştaki saçın tıraşı konusunda hac ibadeti ile alakalı olarak sıfıra vurulması konusunda teşvik vardır. Bu hükmün dışında erkeğin saçı ile alakalı hüküm tek şekilli bir hüküm değildir. Bu da şu demektir: Kâfirlere ait bir sembolü taklit etmek, sağlıkla alakalı bir sorun oluşturmamak, ibadete (mesela gusle veya abdeste) engel bir durum oluşturmamak kaydıyla erkek saçını dilediği gibi bırakabilir. Sıfıra vurdurur, uzatır, düzeltir. Bu konuda birilerine benzememeye itina göstermek önemlidir. Kadınların saçları ile alakalı ise durum farklıdır. Kadının saçı onun ziyneti kabul edilmiştir. Kadın saçını kısaltabilir ama erkek gibi kökten kestiremez. Erkeklere benzemesi ve yabancı kültürleri taklit etmesi inceliğine dikkat edecektir. Erkeğin saçının (çocuklar da dâhil olmak üzere) bir bölümünün alınıp gerisinin bırakılması veya saç üzerinden şekiller yapılarak (mesela başın ortası sıfıra vurdurulup gerisi saçlı olacak) bir düzen yapılması da hadislerle yasaklanmıştır. Saça saç monte edilmesi de yasaktır. Tıbben gerekli bir tedavi dışında böyle bir uygulama caiz görülmez. Kaşlar başta olmak üzere yüzdeki kılların yolunması ile alakalı da şu kural vardır: Özellikle kaşların yaratılış şeklini değiştirip yeni bir tip oluşturacak uygulamalar caiz değildir. Göz kapaklarına temas eden, görmeyi engelleyen veya normal kaş yapısının dışına taşan kaşlara müdahale edilebilir. Bayanların yüzlerindeki tüyleri bir yolla almaları caizdir. Saç veya sakalın boyanması meselesinde ise genel olarak sakınca olmadığı söylenebilir. Özellikle siyah boya ile boyanması hususunda ise bazı âlimlerin en azından kerih gördüklerini bilmeliyiz. Bıyıklara müdahale edilmelidir. Tamamen salınmış bir bıyık şekli sünnete aykırı görülmüştür. Kısaltmak ile hafif bıyıklı olma arasında örfe ve çevre şartlarına itibar edilebilir. Sakalın kesilmesi konusunda hafi hüküm tahrimen mekruh olacağıdır. Bu da caiz olmamak anlamına gelir. Genel hüküm ise haram olmasıdır. Şu kadar ki, bu konudaki haram ifadesi bir zina ve alkol konusundaki haram ifadesi gibi değildir. Yaşanan toplumun şartlarını aşamamak gibi bir gerekçenin sakalsız olmaya ruhsat olabileceğini söyleyenlerin inşaallah yanılmamış olacağını umarız. Ama hedef Müslüman erkeğin sakallı olmasıdır. Sakala da kesinlikle bakım yapılmalıdır. Bedendeki diğer tüylerin (göğüslerde, bacaklarda, kollarda…) alınması konusunda haram düzeyinde bir yasak yoktur. Konu sağlıkla alakalı görülmelidir. Zaten sorunlu alınması gerekenler (koltuk altları ve etek tüyleri) alınacaktır. Gerisinde de sağlık kurallarına dikkat edilmelidir. Bedendeki tüylerin tamamına müdahale herhangi bir yöntemle yapılabilir. Yeter ki kullanılan yöntem insan sağlığı açısından uzun vadede bile olsa zararlı olmasın.
Bu bir fıkıh hükmü değildir. Bir tür incelik ve hacılara benzeşme gayretidir. Terkinde sakınca olmayacağını düşünüyorum. Allah'a emanet olunuz.
hadis konusundaki diğer fetvalar
Namaz hırsızlığı TA’DİL-İ ERKÂN üzerinden özellikle anlaşılmalıdır. O da rükûdan kalkınca SUBHANELLAH diyecek kadar bekleyip secdeye gitmek ve iki secde arasında aynı oranda beklemek olarak anlaşılabilir. Kıraatin hızlı olması okunan anlaşıldığı sürece o anlama gelmez.
Kendimiz için istediğimizi mü'min kardeşimiz için istemeyi ilke olarak dünyevi işler için, yarışmayı da ahiret işleri için diye belirlerseniz sorun kalmaz. Şöyle bir mantıkla meseleyi daha rahat anlayabilirsiniz: Mü'min, iyi işleri en iyisi ile yapan olmak için koşuşturur. Bu iyi işler arasında mü'min kardeşi için de iyilik istemek olacağından kendisi için istediği iyilikleri samimi bir şekilde kardeşleri için de isteyecektir. Vasıflı ve ihlaslı bir mü'min için zor değildir bu.
“Nasıl iseniz öyle idare edilirsiniz” sözü sahih bir hadis değildir. Selefe ait bir söz olma ya da zayıf bir hadis olma ihtimali yüksektir.
Bu söz ve sözün alt yapısını oluşturan olay, hadis ilmi kriterleri açısından sahih değildir. Ömer radıyallahu anh, öyle söylemiş olabilir ama dini bir kriter olarak kullanılması için sahih yani bize ulaşmasında sorun olmayan söz olması gerekir. Bu sözün ulaşması da sahih değildir.
Asıl olan zikirdir. Zikrin şu veya bu aletle yapılması ise hiç denecek kadar önemsizdir. Eğer alet zikir gibi değerli oluyorsa ve zikrin ağırlığını kaybettiriyorsa o aleti yok kabul etmeliyiz. Mesele budur.
Aynı şey ilaç için de geçerlidir. Şöyle anlamalıyız: Tıbbi kural dışında kendiliğinizden zorlamamalısınız.