Fetva Meclisi
Soru
Çakıl taşlarıyla yapılan zikre Abdullah b. Mesud radiyallahuanhın malum tepkisini biliyoruz ve Allah Resulü de bizi bu konuda uyarıyor. (Müslim, Müsâfirîn, 275; İbn Mâce, Mukaddime, 12; Ahmed b. Hanbel, 1/380, 404) Bu konuyu tam açıklayabilir misiniz? Biz bu meseleyi tam olarak nasıl anlamalıyız? Bu konuyu çarpıtanlar çok olduğu için doğruyu bilmek zorlaşıyor.
Cevap
Benzer fetvalar
Zikrettiğiniz mesele ibadetle eğlenme tarzında bir sıkıntıdan başka bir şey değildir.
Zikir, Allah'ı hatırlamaktır. Bir haramla karşılaşılınca Allah'ı hatırlayıp uzak kalmak bir zikirdir. Nimetlerle karşılaşınca gerçek nimet sahibi olan Allah'ı hatırlamak bir zikirdir. Kur'an okuyup ondan lezzet almak bir zikirdir. Şu tespihi şu kadar kere tekrar etmek bir zikirdir. Salavat getirmek bir zikirdir. Fakat bunların felsefesini yapmak yani bu işler üzerinden laf yürütmek zikir değildir. Çünkü zikir, Allah'ı hatırlamak ve o hatırlamanın gereğini yapmaktır.
Bizim bu sitedeki hizmetimiz bir devlet hizmeti değildir. Allah rızası için bilebildiğimizi, becerebildiğimizi kardeşlerimize aktarıyoruz. Her şeye cevap yetiştirmek görevimiz olmadığı gibi takatimiz da yoktur böyle bir işe. Becerebildiğimiz kadarını yapıyoruz. Eksiğimizi ve hatamızı kabul ederiz, daha iyisini yapmak için uğraşırız ama haddimizi bilmek zorundayız. Dua edin Rabbim daha iyisine muvaffak etsin.
Aleykümselam. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı öyle bir şey yapmamışlardır. İslam, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin dinidir; onun yapmadığı o dinde yoktur.
Neyi zikir mantığı ile kullanmanın ne kadar Celaleddin Rumi'ye dayandırılabileceği ayrı bir meseledir. Böyle bir isnat doğru olsun veya olmasın bizim için kural şudur: İbadet türlerini ve şekillerini sadece Allah ve Resulü belirler. Kullar ibadetlere şekil veremezler. Neyi bir ZİKİR OLARAK görmek dinimizin temelleri ile çelişir. Bir müzik, kültür, folklor veya benzeri bir isimle anılabilir ama onu zikir olarak görmek mümkün değildir. Böyle bir şeyden Allah'a sığınırız. Ney ihdas edilmeden önce yaşayan nesillerin tanımadığı bir zikir yani ibadet var dememiz, dinimizde ilk asırlarda eksik bırakılmış bir nesneyi kabul etmemiz demek olur ki, bunu mümin söyleyemez.
İnsan, ön kanaatle bakınca daha keskin kurallara sarılıyor. Bu nedenle, Ümmet'in iç sorunlarına bakarken ilke olarak bir kişi bile dışarıda kalmasın diye gayret etmek lazım. Şimdi tasavvuf erbabının hatalarını irdelemeye kalkarsak, öbür yandan onların hatalarını irdeleyenlerin de sabah namazını cemaatle kılmadıklarını, zikir diye bir şey bilmediklerini, kuru bir İSLAMCILIK şemsiyesi altında konuştuklarını söyleyenlere ne diyeceğiz? Bizim vazifemiz, hataları tespit edip karara bağlamak mı yoksa Allah'ın adının bir kere daha yücelmesini sağlamak mıdır? Ilımlı veya sertten ziyade dengeli ve toplayıcı bakmayı yeğlemekte yarar olduğunu düşünüyorum. Hassasiyetinize teşekkür ederim. Allah yardımcımız olsun.
hadis konusundaki diğer fetvalar
Aynı şey ilaç için de geçerlidir. Şöyle anlamalıyız: Tıbbi kural dışında kendiliğinizden zorlamamalısınız.
Evet, Peygamber aleyhisselam efendimizin erkek hayvanın sperminin ticaret konusu olmasını yasaklayan sözü vardır. Zira hayvanın dişi hayvana götürülmesi sonucu garantili bir işlem değildir yani erkek hayvanın dişi hayvanla hamile bırakılması garantili olmayacağından o işlemden para alınması da sonucu belirsiz bir işlemden para almak olacaktır. Bu da caiz görülmemiştir. Yeni zamanlarda geliştirilen dölleme yöntemi ise böyle değildir. Erkek hayvandan alınan sperm üzerinde işlem yapılarak diğer hayvana aktarılmaktadır. Bu da doğal döllemeden farklıdır. Ticaretinin yapılmasında da sakınca görülmemiştir. Özellikle şu ayrıntılara dikkat edilmesi gerekir: a- Dölleme yapılacak hayvan ile spermi alınan hayvan aynı olmalıdır. Mesela inek cinsi ile at arasında yapılmamalıdır bu işlem. b- Bu işlem menfaati basit gerekçeler üzerine oturtulmamalıdır. c- Dişi hayvan bu işlemden zarar görmemelidir. d- Bu işlemden üreyecek hayvanın insan sağlığına uzun vadede bile olsa zararı olmamalıdır.
“Nasıl iseniz öyle idare edilirsiniz” sözü sahih bir hadis değildir. Selefe ait bir söz olma ya da zayıf bir hadis olma ihtimali yüksektir.
Kendimiz için istediğimizi mü'min kardeşimiz için istemeyi ilke olarak dünyevi işler için, yarışmayı da ahiret işleri için diye belirlerseniz sorun kalmaz. Şöyle bir mantıkla meseleyi daha rahat anlayabilirsiniz: Mü'min, iyi işleri en iyisi ile yapan olmak için koşuşturur. Bu iyi işler arasında mü'min kardeşi için de iyilik istemek olacağından kendisi için istediği iyilikleri samimi bir şekilde kardeşleri için de isteyecektir. Vasıflı ve ihlaslı bir mü'min için zor değildir bu.
Namaz hırsızlığı TA’DİL-İ ERKÂN üzerinden özellikle anlaşılmalıdır. O da rükûdan kalkınca SUBHANELLAH diyecek kadar bekleyip secdeye gitmek ve iki secde arasında aynı oranda beklemek olarak anlaşılabilir. Kıraatin hızlı olması okunan anlaşıldığı sürece o anlama gelmez.
Yaşanan örf helal olandan neye ticaret diyorsa o ticarettir.