Fetva Meclisi
Soru
Spor yapan için belli din kuralları var mıdır? Çocuğumun sporcu olma yeteneği var, hangi kurallara dikkat ederek yetiştirmem uygun olur, izah eder misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Dinimiz, insan bedenine yararı olan sporu teşvik etmiştir. Hatta güçlü beden sahibi olma bakımından sporu fazilet bile saymıştır. Müslümanlık tarihinde de bu anlamdaki sporun yeri vardır. Sporun bir mesleğe ve ona bağlı olarak da büyük bir ticari sektöre dönüştüğü zamanımızdaki spor için direkt “yapılabilir” demek mümkün değildir. Bugün spor, iktidarlar kurup sallayabilecek çapta bir gücün adıdır. Bu güç de kimin elindedir belli değildir. Kumar ve hayvanlara eziyet söz konusu olan sporları ise spor olarak görmeyiz. Kâfirlere benzeşmeyi getiren her ne ise o zaten makbul olmaz. İkinci bir insana eziyet üzerine kurulu spor da spor değildir. Spor gaye değil vesile olmalıdır. Spor, ömürlerin tüketildiği bir iş değil bedenlere sıhhat kazandıran bir iş olmalıdır. Özellikle kadınlar açısından baktığımızda ise spor için şu çizgiyi çizebiliriz: Kadın, kadınlığına uygun bir spor yapmalıdır. Kadının yapacağı spor; yürüme, yüzme ve jimnastik gibi kadın ve erkek için faydalı sporlar olmalıdır. Boks gibi vahşete dayalı spor, kadın için de erkek için de caiz olmaz. Profesyonel ve yoğun bir sporun kadın sağlığı açısından uzun vadede bile olsa sakınca getirebileceği için o mantıkla yapılan sporu akıllıca bulmayız. Bu noktada her kadın spor yapmadan önce doktoruna danışmalıdır deriz. Kadın, spor yüzünden mahremiyet ve tesettür sorunu yaşamamalıdır. Bu da erkek olmayan bir ortamda ve kadın kadına da olsa tesettürün gerekenine dikkat ederek spor yapması demektir. Aynı şekilde kamerasız ortamlarda olmalıdır spor. Spor yapılan merkezin sağlık görevlisi bile kadın olmalıdır. Kadının eşlik ve anneliğini yıpratabilecek bir spor da kabul edilebilir olmaz. Bu ölçülerle yapabiliyorsan spor yapabilirsin.
Allah yardımcınız olsun. Düşünceniz çok güzel, sizi tebrik ederim. Spor insan hayatının bir parçasıdır. Kulüple yapılsın veya yapılmasın ya da kurallı bir şekilde yapılsın ya da yürürken kendiliğinden oluşsun; spor hayatın bir parçasıdır. Dinimiz de hayatı yönlendirmek için geldiğine göre spor için de koyacağı kurallar var demektir. Spor mubah bir iştir. Bütün mubahlar gibi onun da bir çizgisi muhakkak vardır. Genel çizgileri ile bu kuralları şöyle özetleyebilirim: Spor sağlıklı olma, güçlü olma, helal bir eğlence gibi ciddi amaçlarla yapılmalıdır. En başta kumar ve benzeri amaç kirliliği olmamalıdır. Spor ne kadar değerli olursa olsun kendisinden daha değerli olan din ve insanlık adına kayıp nedeni olmamalıdır. Spor örnek olarak, bir kişinin namazına engel olmamalı, ebeveynine hizmetinde eksiklik getirmemelidir. Spor insanın en değerli varlığı olan vaktinin zayiatına neden olmamalıdır. Spor insan sağlığına direkt veya dolaylı zarar veren bir çeşit üzerinden olmamalıdır. Sadece spor adına ekonomik israf yapılmamalıdır. Spor ahlâk ve din erimesine neden olmamalıdır. Buna şu örnekleri verebilirim: Avret teşhiri, Erkek kadın karma ortamlar, Küfürlü ve çirkin sözlerin kullanılması, Irkçılık başta olmak üzere toplumun gruplaşmasına neden olma, Hile ve aldatma olmamalı, Kâfirleri din ve ahlaklarında taklit etme olmamalı, Spora dayalı düşmanlar ve düşmanlıklar üretilmemeli, Spor için de olsa kimseye haksızlık yapılmamalıdır. Sporun uluslararası kurumlar üzerinden yürütülen tuzaklarına düşülmemelidir. Müslüman kadınlar da spor yapabilirler, yapmalıdırlar da. İnsan olmak açısından erkeklerden bu konuda farkları yoktur. Ancak onların mahremiyetlerinin korunamadığı bir sporu hiçbir şekilde kabul edemeyiz.
Müslüman’ın güçlü olması gerekir demeye hacet yoktur. Müslüman güçlü olur. Güçlü olması için de yapması gerekenler ona görev olur. Biz ilke olarak spora böyle bakmak zorundayız. Ancak, gerekli de olsa beraberinde getireceği sakıncalar da dikkatten kaçırılmamalıdır. İnsan organına ve uzun vadede bile olsa sağlığına zarar veren, insanlar arasında kin ve nefreti kökleştiren, merhamet duygularını yıpratan, ağız bozukluklarını geliştiren avret teşhirine neden olan spor türleri için tavsiye edici cümle kullanamayız. Bunun haricinde bildiğimiz spor türlerini tek tek ele alabiliriz. Güreş: Helal bir spordur. Peygamber aleyhisselam efendimizin de bir kere de olsa güreştiği şeklinde rivayet vardır. Bu spor için avret teşhiri bir sorun olarak zikredilebilir. Boks: İnsanın yüzüne vurmaya dayalı bir spor helal olamaz. Hâlbuki bütün dünyada bu spor, insanlarda kabalık ve saygısızlık genlerini kabarttığı, ölümlere neden olduğu da bilinmektedir. Yüze vurmaya dayalı bir spor yapılamaz. Karate ve tekvando: El ve ayaklar kullanılarak yapılan bir spordur. Bu sporda başa da vurulabiliyor olsa da ana hedef baş değildir. Bu sporun kültüründe rakibinin önünde ruküye benzer bir eğilme vardır. Bunu fıkıh açısından bir sorun kabul edebiliriz. Judo: Uzak doğu sporları arasında helale en yakın duran türdür. Bizdeki güreşe daha çok benzemektedir. Bildiğimiz dövüş sporları bunlardır. Bunları zikredebildik. Genel olarak sporun helal olduğunu ama uygulama anında engeller çıkabileceğini belirterek hükmü özetlemiş olalım. En ideal olanı, kim hangi sporu yapacaksa onu bir âlime izah ederek özel soru sorup öğrenmesidir.
Bu çağın önümüze getirdiği elektronik oyunların hayatımızda ciddi bir yer işgal ettiği açıkça görülmektedir. Küçük bebeklerden aile reisi insanlara kadar bir hastalık boyutunda toplumu etkisi altına alan salgına dönmüştür ne yazık ki. Uzun zaman geçmeden eşler arasında ayrılma nedenlerinde ilk sıralara bile taşınabilir diye endişelerimiz yok değildir. Bu tür oyunlar için söylenecek ilk söz mübah olmasıdır. Mübah, farz değil haram değil demektir. Yani serbest bir konudur. Bu temel kuraldan sonra ayrıntılara göre bu oyunların hükmü de değişebilir: • Zarar ve fesat kavramı devreye girdiğinde bu oyunlar için sakınca da devreye girer. Söz konusu “zarar”, ekonomik, dini, ahlâki veya sağlıkla ilgili olabilir. Hangisi olursa olsun zarar veren giderilir. Kural böyledir. • Bu konuda karar verileceği zaman genel duruma bakılır. Mesela genel olarak sakıncasız ama bir iki kişinin oynamasında bir sakınca var diye, umumi bir yasak olmaz. Aynı şekilde, genelde zararlı ama bir iki genç o oyunları yararlı işlerde değerlendiriyor diye de müspet bir karar verilemez. Karar yoğunluğa göre verilir. • Söz konusu oyunlar akidemiz açısından zarar veriyorsa mesela kâfirlerin sempatik olmalarını sağlıyorsa, onların dinlerinin veya sistemlerinin reklamını yapıyorsa, haramlardan bir haramı göz önüne çıkarıyorsa; ahlâk erimesine neden oluyorsa; avret teşhiri, kadın erkek avreti hassasiyetini yıpratmaya neden oluyorsa; öğrencilerin derslerini, iş sahiplerinin işlerini etkiliyorsa; sağlık açısından sakıncalar oluşturuyorsa, insanların akıllarını donduruyorsa; mal israfı nedeni oluyorsa; aile düzeni açısından risk oluşturuyorsa… Bu oyunların oynanmasına haram bile diyebiliriz. Bunun dışında genel hüküm mübah olmalarıdır.
Selamünaleyküm.1- Çocuk baliğ oluncaya kadar anne baba, gerekli eğitimi ve örnekliği sağlamışsa, buluğ çağından sonra sorumluluktan kurtulabilir. Elbette bir mü'min, bütün insanlığı ihtiva edecek bir açıdan bakar meselelere, bu ayrı bir konudur.2- Kulak deldirmek fıtratı değiştirmek değildir. Kadının süslenmesi açısından yapıldığında caiz bir eylemdir. 3- Allah'ın Şeriat'ına göre yaşanılmayan ortamlardaki mü'minler, orada bulunmalarını hangi amaca dayanarak orada yaşadıklarına bağlı olarak mesul olurlar veya olmazlar. O durumdan razı olarak yaşayanların, Allah'ın Şeriat'ını gereksiz görmek gibi bir inançları varsa bu iman dışında kalmaktır. Gerekli görüp ihmalden ötürü orada kalıyorlarsa haram işlemektedirler. O durumu ıslah gibi bir gaye taşıyorlarsa ecir sahibidirler.4- Gusül, akıntı olarak sadece meniden gerekir. Meni de bellidir; kalındır ve tabaka oluşturur. 5- Memurun, her şeyden önce çalışılması caiz olan bir işte olması gerekir. Haram bir işte mesela bankada çalışıyorsa kazancı haramdır. Bunun haricinde, o memuru yöneten makamların koyduğu kurallara uyuluyor olması yeterlidir. 6- Alay etmek, insanın onurunu incitmekten ötürü yasaktır; incinme olmayınca da 'alay' oluşmaz.7- Yöresel şiveyi taklit, fitneye neden olmuyorsa caiz olabilir.
Dinimizin insana ait hiçbir şeyi dinin ilgi alanında tutmadığını bilmemiz gerekir. Buna göre de dinin karışmadığı bir alan gibi ne tüy ne sakal hiçbir şey yoktur. İnsan vücudundaki kıl, tüy, bıyık ve sakal dinin kurallarına dâhil konulardandır. Böyle geniş bir perspektifle bakmaya çalışınca şu özeti yapabiliriz: İnsanın bedenindeki tüyleri (saç, sakal, bıyık, kıl vs.) temiz ve bakımlı tutması, sağlığı ile ilgili bir konu olarak görüp ilgilenmesi İslam edebi ile alakalı kabul edilmiştir. Aynı zamanda da fıtratın korunması çizgileri içerisinde kalmaktadır. Baştaki saçın tıraşı konusunda hac ibadeti ile alakalı olarak sıfıra vurulması konusunda teşvik vardır. Bu hükmün dışında erkeğin saçı ile alakalı hüküm tek şekilli bir hüküm değildir. Bu da şu demektir: Kâfirlere ait bir sembolü taklit etmek, sağlıkla alakalı bir sorun oluşturmamak, ibadete (mesela gusle veya abdeste) engel bir durum oluşturmamak kaydıyla erkek saçını dilediği gibi bırakabilir. Sıfıra vurdurur, uzatır, düzeltir. Bu konuda birilerine benzememeye itina göstermek önemlidir. Kadınların saçları ile alakalı ise durum farklıdır. Kadının saçı onun ziyneti kabul edilmiştir. Kadın saçını kısaltabilir ama erkek gibi kökten kestiremez. Erkeklere benzemesi ve yabancı kültürleri taklit etmesi inceliğine dikkat edecektir. Erkeğin saçının (çocuklar da dâhil olmak üzere) bir bölümünün alınıp gerisinin bırakılması veya saç üzerinden şekiller yapılarak (mesela başın ortası sıfıra vurdurulup gerisi saçlı olacak) bir düzen yapılması da hadislerle yasaklanmıştır. Saça saç monte edilmesi de yasaktır. Tıbben gerekli bir tedavi dışında böyle bir uygulama caiz görülmez. Kaşlar başta olmak üzere yüzdeki kılların yolunması ile alakalı da şu kural vardır: Özellikle kaşların yaratılış şeklini değiştirip yeni bir tip oluşturacak uygulamalar caiz değildir. Göz kapaklarına temas eden, görmeyi engelleyen veya normal kaş yapısının dışına taşan kaşlara müdahale edilebilir. Bayanların yüzlerindeki tüyleri bir yolla almaları caizdir. Saç veya sakalın boyanması meselesinde ise genel olarak sakınca olmadığı söylenebilir. Özellikle siyah boya ile boyanması hususunda ise bazı âlimlerin en azından kerih gördüklerini bilmeliyiz. Bıyıklara müdahale edilmelidir. Tamamen salınmış bir bıyık şekli sünnete aykırı görülmüştür. Kısaltmak ile hafif bıyıklı olma arasında örfe ve çevre şartlarına itibar edilebilir. Sakalın kesilmesi konusunda hafi hüküm tahrimen mekruh olacağıdır. Bu da caiz olmamak anlamına gelir. Genel hüküm ise haram olmasıdır. Şu kadar ki, bu konudaki haram ifadesi bir zina ve alkol konusundaki haram ifadesi gibi değildir. Yaşanan toplumun şartlarını aşamamak gibi bir gerekçenin sakalsız olmaya ruhsat olabileceğini söyleyenlerin inşaallah yanılmamış olacağını umarız. Ama hedef Müslüman erkeğin sakallı olmasıdır. Sakala da kesinlikle bakım yapılmalıdır. Bedendeki diğer tüylerin (göğüslerde, bacaklarda, kollarda…) alınması konusunda haram düzeyinde bir yasak yoktur. Konu sağlıkla alakalı görülmelidir. Zaten sorunlu alınması gerekenler (koltuk altları ve etek tüyleri) alınacaktır. Gerisinde de sağlık kurallarına dikkat edilmelidir. Bedendeki tüylerin tamamına müdahale herhangi bir yöntemle yapılabilir. Yeter ki kullanılan yöntem insan sağlığı açısından uzun vadede bile olsa zararlı olmasın.
erkek konusundaki diğer fetvalar
Evlenmek erkek veya kadın için normal durumlarda sünnettir. Sünnet olması evlenmeyenin günaha girmeyeceğini gösterir. Evet, aile istikrarı ve huzuru açısından zor zamanlar yaşadığımızı inkâr edemeyiz, bu tespitiniz doğrudur. Yalnız her zorluktan kaçarsanız nasıl yaşayacaksınız? Yollarda çok trafik kazası oluyor diye insanlar trafiğe çıkmasınlar mı? Hayır, trafiğe çıkıyorlar ama tedbirlerini artırarak çıkıyorlar. Evlenmeyi de öyle görmeliyiz, çok dikkat ederek, sabrederek ve benzeri tedbirlerle evlenmeyi tercih etmek gerekir. Böyle bir fitne zamanında evlenmekten kaçan mı kâr eder içinde sabreden mi onu bilemeyiz. Kararınızı tekrar düşünün. Allah yardımcınız olsun.
Biz bu hayatta imtihan için varız. Neyi nasıl yapacağımızı görmek için Allah bizi bu hayata getirdi. Şeytanı bunun için yarattı. Alkolü bunun için haram kıldı. Namazı bunun için emretti. Hiçbir şey bu hayatta boş ve yersiz değildir. Kış da bunun için var yaz da. Bizim vazifemiz, her şeye rağmen dik durabilmek, erimemektir. Sözünü ettiğiniz karma anlayış olabilir, daha beteri de gelebilir. Bizim vazifemiz karışmamak, erimemek, ezilmemektir. Şeytan o tarzı öne çıkardıkça bizim direnme ve dik kalma mücadelemiz de büyüyecek demektir. Dertleri saymakla değil dertlere karşı direnmekle kazanacağız biiznillah. Bu kadar basit ve kolay bakınız meseleye. Allah’a sığının, ihlasla yola devam edin. Hataya düşerseniz hemen tevbe ve istiğfar edin. Çevrenizin salihlerden olmasına özen gösterin. Allah yardımcımız olsun.
Şeriatımızın taksimine razı olmuş iki kardeşten birinin hakkından feragat etmesinde hiçbir sakınca yoktur. Allah Teâlâ kolay etsin, bereketli etsin.
Müslüman bir bayanın bir erkeğe “benimle evlenir misin?” demesinin günah olan bir tarafı yoktur ama bunun direkt bayan tarafından yapılması toplumumuzda bir eksiklik gibi görülebilmektedir. Bir başkası üzerinden yapılması tercih edilmelidir. Sosyal medya üzerinden evlilik teklifi yapılması ise günah olmasından önce mide bulandırıcı bir iştir. İnsanlığın biriktirdiği bütün çirkefliklerin neredeyse buluşma noktası durumundaki bir sistemde Müslüman bir bayanın evlenme teklifi makul olamaz. Bu bir çöküş ve eriyişin göstergesidir. Allah’a sığınırız.
Miras, keyfe göre dağıtılmaz. Sen veya diğerleri payınıza düşen kadarını adaletli bir şekilde alırsınız. Bu mirasta (dört kardeşinden başka mirasçınız yoksa) kız çocuğu olarak senin payın % 11.11 olur. Gerisini erkek kardeşlerin paylaşır. Bu payı nasıl alacağın ise bilirkişi tarafından tespit edilebilir.
Namaz caiz olacak şekilde tesettürlü olarak namaz kılarken birisinin sizi o şekilde görmüş olması namazınızı bozmaz.