Fetva Meclisi
Soru
Hocam, ailelere ELEKTRONİK DİJİTAL OYUNLAR üzerine bir seminer vereceğim. Bu fırsattan istifade ile dini boyutuna da değinmek istiyorum ama kaynak bulamadım. Bana bu oyunların dini hükmü hakkında bilgi verirseniz size müteşekkir kalırım.
Cevap
Benzer fetvalar
Yaşadığımız zamanın teknolojik gelişmeleri akıl uçuracak düzeye gelmiştir. Oyunlar da bu gelişmeden nasibini almış görünmektedir. Klasik oyunlar olsun yeni nesil oyunlar olsun oyunları şu riskleri açısından ele almak gerekiyor: - Kumar olmaları veya kumara alıştırmaları, • İbadetleri ve insani bağlantıları ihmal nedeni olmaları, • Kâfirlere ait değerleri içselleştirmeye neden olmaları, • Mal ve zaman israfına neden olmaları. Bu sorunlardan biri bulunduğunda bile bu oyunların dini hükmünün ne olacağını sormaya dahi gerek yoktur. Bu sorunlar yoksa oyun mübah olan işlerdendir. Her mübahın da sınırları vardır. Ekmek yemek de mübahtır ama sınırları ve ölçüleri kollandığında mübah olarak kalır, aşıldığında hükmü değişir. Özellikle de eğitim amaçlı oyunlar için bir gereklilikten de söz edilebilir. Bazı muasır âlimler, bu elektronik oyunların kontrol edilebilirliği olmayacağını, gençlerin akidesine olumsuz etki edeceğini görerek/zannederek esastan haram olması gerektiğini düşünmektedirler. Bu da incelenmeye değer bir görüştür. Bu oyunlarda: a. Akide açısından bir sakınca bulunmamalıdır. b. İbadetleri engellememelidir. c. Ahlâk kaymasına neden olmamalıdır. d. Toplumda uzun vadede bile olsa kin ve nefret yerleştirmemelidir. e. Mal ve zaman israfına neden olmamalıdır. f. Asla kumar mantığı bulunmamalıdır. Bu şartlarda bu oyunlar oynanabilir ama ne kadar kurallar korunabilir, çizgi aşılmaz olduğu önemli bir sorudur.
Allah yardımcınız olsun. Düşünceniz çok güzel, sizi tebrik ederim. Spor insan hayatının bir parçasıdır. Kulüple yapılsın veya yapılmasın ya da kurallı bir şekilde yapılsın ya da yürürken kendiliğinden oluşsun; spor hayatın bir parçasıdır. Dinimiz de hayatı yönlendirmek için geldiğine göre spor için de koyacağı kurallar var demektir. Spor mubah bir iştir. Bütün mubahlar gibi onun da bir çizgisi muhakkak vardır. Genel çizgileri ile bu kuralları şöyle özetleyebilirim: Spor sağlıklı olma, güçlü olma, helal bir eğlence gibi ciddi amaçlarla yapılmalıdır. En başta kumar ve benzeri amaç kirliliği olmamalıdır. Spor ne kadar değerli olursa olsun kendisinden daha değerli olan din ve insanlık adına kayıp nedeni olmamalıdır. Spor örnek olarak, bir kişinin namazına engel olmamalı, ebeveynine hizmetinde eksiklik getirmemelidir. Spor insanın en değerli varlığı olan vaktinin zayiatına neden olmamalıdır. Spor insan sağlığına direkt veya dolaylı zarar veren bir çeşit üzerinden olmamalıdır. Sadece spor adına ekonomik israf yapılmamalıdır. Spor ahlâk ve din erimesine neden olmamalıdır. Buna şu örnekleri verebilirim: Avret teşhiri, Erkek kadın karma ortamlar, Küfürlü ve çirkin sözlerin kullanılması, Irkçılık başta olmak üzere toplumun gruplaşmasına neden olma, Hile ve aldatma olmamalı, Kâfirleri din ve ahlaklarında taklit etme olmamalı, Spora dayalı düşmanlar ve düşmanlıklar üretilmemeli, Spor için de olsa kimseye haksızlık yapılmamalıdır. Sporun uluslararası kurumlar üzerinden yürütülen tuzaklarına düşülmemelidir. Müslüman kadınlar da spor yapabilirler, yapmalıdırlar da. İnsan olmak açısından erkeklerden bu konuda farkları yoktur. Ancak onların mahremiyetlerinin korunamadığı bir sporu hiçbir şekilde kabul edemeyiz.
1.Hile; dinimizde yasaklanan mü’minin asla başvurmaması gereken bir husustur. Müslümanın özü de sözü de bir olmalıdır. Dinimizde; “Harama götüren vesileler de onlar gibi haramdır.” kaidesi vardır. Eğer yapılan eylem bir haramı direkt veya dolaylı olarak işin sonunda o yanlışa yönelik davetiye çıkarıyorsa ona da haram muamelesi yapılmaktadır. Misal; zina çirkin bir eylemdir ama o yola sevk edecek bakma eylemi de yasaklanmıştır ki zina gibi bir tehlikeye sevk etmesin diye. Kişinin önce “şaka veya sadece oyundu” gibi bahanelerle başlattığı, uzun uzun başında vakit geçirdiği sanal bir oyun daha sonra huy halini alabilir buna öncelikle dikkat etmek gerekir. Hiçbir durumda kişi adı “oyun” bile olsa kendisini korumak adına hile gibi bir yola başvurmamalıdır. 2.Çevrimiçi (online) bir oyunda her şeyden önce bir isim ve kimliği ile karşı tarafta bulunmaktadır. İstediğini elde edemediğinde hoş olmayan bir yola başvuran kişi izlenimi vermemelidir kişi. Bu da insanı zayıf hale düşürebilir. 3. Oyunda, çevrimdışı (offline) olduğu durumda hile yapmanın günah olup olmadığı sorgulanmadan önce internet üzerinde oyun oynamanın doğru bir hareket olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sonuçta adı “oyun” olan bir şey kişi için ne kadar gereklidir? Mü’minin dinlenmesi, eğlenmesi, ailesi ve arkadaşlarıyla keyif yapması mübah olan bir durumdur, bunların olması da gerekir. Ama kendisine ve beraberinde başkasına fayda vermeyen bir eğlenceden uzak durması gerekir zira bu tür eğlence tarzında uzun uzun vakit geçirmek en başta zihni yoracak bir durumdur. Bunun yanında “karşı tarafta kimse olmadığı halde hile yapmak haramdır” denemez aşırı düşüncelere girip vesveseli bir hale de girmemek gerekir ama boş bir eylemdir. Allah sabit olmamızı nasip etsin. Allah’a emanet olunuz.
Müslüman’ın eğlencesi, günah unsuru taşımayan, farzlarını engellemeyen, harama çağırmayan şekilde olmalıdır. Spor yapmak, arkadaşlarla muhabbet, aileyle piknik, kitap okumak, beceri geliştiren hobiler, bazen zekâ oyunları veya temiz içerikli bilgisayar oyunları bu kapsama girer. Bilgisayar oyunlarında iki noktaya dikkat gerekir: İçerik haram çağrıştırıyorsa (açık saçıklık, küfür, şiddeti yüceltmek vb.) oynamak caiz olmaz. Fazla vakit alıp namaz, ders, aile hakkı gibi farzları ihmal ettirirse mubah olan da günaha dönüşür. Karakter meselesinde, 3 boyutlu oyun figürleri âlimler arasında “resim mi, yoksa gölge/temsili şekil mi?” diye tartışılmıştır. Eğer bu şekiller put anlayışına sebep olacak, çıplaklık gibi haram unsurlar taşıyacaksa haramdır. Sade, çıplak olmayan, putlaştırılmayan figürler için genel olarak âlimler mubah görüşündedir; fakat ihtiyatlı olmak daha güzeldir.
Telefon veya bilgisayar oyunları için direkt haram dememiz mümkün değildir. Muhtevası haram olan bir oyun için bu söylenebilir. Kumara alıştıran veya oynatan, cinselliği kışkırtan, kâfirleri sevdiren gibi sakıncalar olmadıkça oyun haram değildir. Oynanırken harama sebep olması mümkündür. Öyle bakıldığında bilgisayar için de baştan yok demek gerekir.
Dijital oyunlar teknolojik gelişmelerle birlikte ivme kazanmış, son dönemlerde hızla dünya geneline yayılmış; binlerce kişinin çalıştığı, milyonlarca insanın etkileşime girdiği ve kitleleri etkisi altına alan büyük bir endüstriye dönüşmüştür. Dijital oyunlar, mahiyetine ve işlevine göre farklılaşmaktadır. Aksiyon, dövüş, spor gibi eğlence oyunları yanında deneyim kazanmak, eğitim ve sağlık gibi farklı alanlara hizmet eden oyunlar da geliştirilmiştir. Dijital oyunlar, doğru ve etkin kullanılması halinde duygusal, fiziksel, psiko-sosyal açılardan müspet etkiler oluştururken uygun olmayan oyun seçim ve süreleri ile fiziksel-ruhsal deformasyon ve bağımlılık başta olmak üzere çok yönlü olumsuzluklara da sebep olabilmektedir. Öte yandan dijital oyunlar propaganda aracı olarak da kullanılmakta; oyun karakterleri ve reklamlar aracılığıyla genellikle de örtülü mesajlarla İslam karşıtlığı ve nefret söylemi işlenmekte; ırkçılık, cinsellik, şiddet, korku ve baskı gibi unsurlarla dinî ve ahlakî değerler dejenere edilmektedir. Dijital oyunların hükmü, mahiyetine ve etkisine göre farklılık gösterir. Prensip olarak dinî ve ahlakî açıdan mahzur barındırmayan eğlence, eğitim, strateji, tasarım, bilgi, dikkat, teknik, motor becerisi vb. yönlerden kişiyi geliştiren dijital oyunları oynamak mubahtır. İslam inanç esasları ve temel hükümleriyle alay eden, İslâm’ın kutsallarını, değerlerini ve Müslüman kimliğini tahkir eden, şirk ve inkârı (küfür) yücelten, batıl dinleri ve inançları öven; kumara alet edilen, amacı veya muhtevası eşcinsellik ve müstehcenlik gibi haram hususlar olan oyunları oynamak haramdır. Ayrıca kişinin ruh sağlığını, psikolojisini ve davranışlarını olumsuz yönde etkileyen; suç, ırkçılık, zorbalık vb. kötü alışkanlıklara götürme ihtimali yüksek olan oyunları oynamak harama yakın mekruhtur. Bunun yanında dijital oyun platformları içerisinde yer alan yazılı veya sözlü sohbet bölümlerinde kişilik haklarına ve mahremiyet ilkelerine riayet edilmeli, bu oyunlar bağımlılığa ve vakit israfına yol açmamalı; namaz, oruç vb. dinî yükümlülüklerle beraber kişinin eğitim, iş/görev ve aile içi ilişkiler gibi alanlardaki sorumluluklarında da ihmale sebebiyet vermemelidir.
ahlak konusundaki diğer fetvalar
Allah’a iman açısından insanlar iman edenler ve iman etmeyenler olarak ikiye ayrılırlar. Münafıklar aslında iman etmedikleri hâlde toplum içindeki sosyal ve ekonomik çıkarları gereği iman etmiş gibi görünen kimselerdir. Böylece asıl kimliklerinin iman etmeyenler olduğu anlaşılmış olur. Zira iman kalpte yerleşmiş olmalıdır ki iman edilmiş olsun. Bunlar ise Müslümanlar ile beraberken Müslümanlık gösterirler ama öyle değildirler. Bu yüzden de kıyamet günü cehennemde kâfirlerden de beter bir durumda olacaklardır. Bu bir nevi şahsiyetsizlik ve hastalıktır. Böylelerinin karakterleri, eylemleri Kur'an’ımızın ısrarla öne çıkardığı hastalıklardır. Bunlara benzeyen ama esasında Müslüman olanlar da, bir hastalık olarak münafıklıktan uzak durulması için ikaz edilmişlerdir. Münafıklarda en belirgin karakteristik özellikler şunlardır: • Kalpleri sorunludur yani iç dünyalarında İslam’ı kabul etmiş değildirler. • Düzeltiyoruz adı altında bozarlar. • Kendilerini akıllı görüp başkalarını aptal gören aptallardırlar. • Hilekârdırlar. • Sözlerinde durmazlar. • Mü'minlerin aleyhine olacak şekilde kâfirlerle bağlantıda olurlar. • Mü'minlerin başına gelen sıkıntılara sevinirler. • Zor günlerde meydanda olmazlar. • Allah’ın Kur'an’ına göre yaşamayı kabul etmezler, bunu da açıkça söylemezler. • Çok renklidirler, yalakadırlar. • Sapık fikirlere pek meraklıdırlar. • Aykırılıktan çok hoşlanırlar. • Dış düşmana hizmette sakınca görmezler.
Müslüman’ın evinde hizmetçi olmaz diye bir şey iddia edilemez. Bu durum bir zorunluluk bile olabilir. Gösterişten uzak, israfsız bir hizmetçi istihdamı için bir sakınca olmaz. • Erkeğin veya kadının müzmin bir hastalık gibi bir sebeple görevini yerine getirememesi, • Engelli bir çocuğun veya aile büyüğünün evde olması, • Annenin de dışarıda zorunlu bir işte bulunması gibi nedenlerle eve hizmetçi alınması mecburilik arz edebilir. Dinen bunda bir sakınca olmaz. Hizmetçi bulundurulmasında ekonomik boyut dışında özellikle dikkat edilmesi gereken durumlar şunlardır: a. Eve bir erkeğin hizmetçi olarak alınması kadın açısından mümkün değil durumdadır. Zira evin kadını, evde onunla yalnız kalamaz. Bir bayan tutulmalıdır. b. Bayan tutulunca da erkek için bu bir sorundur. Erkek dikkat edecek, giriş saatleri ve görev alanları erkekle pozisyon kesişmesini engelleyecek şekilde olmalıdır. Yoksa eve alınan hizmetçi çok geçmeden evi sallayabilir maazallah. c. Hizmetçi olacak için, yaşlı ve Müslüman olmasını tercih etmelidirler. Çocukların kötü örnek görmeleri riskine karşı hassasiyet gerekir. Şartsız kabul edilen biri olmamalıdır. Ahlâk, kıyafet, kullanılan dile varıncaya kadar pek çok eleme unsuru bulunmalıdır. d. Hizmetçinin sosyal hakları konusunda gevşek davranılması, mağduriyetinin sömürülmesi gibi zulümler evin bereketini giderebilir.
Bir mü'min ihlasla iş yapıyorsa onda şu özellikler öne çıkar/çıkmalıdır: 1- Riya korkusunu bir kenara atmaz, riya olabilir endişesini sürekli taşır. 2- Kendisini Allah için yapması gereken işlerde yetersiz görür. Ne yaparsa yapsın, o yaptığı ne kadar büyük olursa olsun, ona göre Allah için yapılması gereken daha büyük ve daha iyi olur. 3- Yaptığı iyi ve güzel işleri mümkün olduğu kadar gizler, kendi reklamını kendisi yapmaz, başkalarının yapmasından da hoşlanmaz. 4- Onun yaptığı işleri insanların görmesi veya görmemesi, övmeleri veya yermeleri onu etkilemez. 5- İnsanların ve çevrenin fesadı, kötüye gitmesi onu etkilemez. O hak bildiği, gerekli gördüğü işleri yapmaya devam eder. 6- Kur'an’dan öğrendiği, ashabtan bildiği işleri yapmak onun yaşam tarzıdır. İbadette ve ahlakta yeniliklere kapalıdır.
Evet, böyle bir hadis vardır. Müslüman lanet etmeyen insandır. İnsana da hayvana da lanet etmemek gerekir. Lanet tuttuğunda bundan lanet eden de zarar görebilir. Lanet edilmiş bir hayvanın daha sonra etinin yenmesinin yasaklanması gibi bir durum da yoktur. Mesele Müslüman’ın ahlâkı ve titizliği açısından önemli bir meseledir.
Bizim için sahabi sözü çok önemlidir. Dinimizi onların aktarması ile öğreniyoruz. Temelden sahabi sözünü yok kabul ettiğimizde dinimizi temelden reddetmiş oluruz maazallah. Sahabiden bize taşınan sözlerin kullanıldığı alana bakarak ne yapacağımızı kararlaştırabiliriz. Eğer söz konusu nakil iman ile alakalı ise muhakkak senedini bakarız yani âlimler baktılar demek istiyorum. Senedi hadis ölçülerine göre güçlü olmayan bir söz sahabi sözü de olsa o söz itikada delil olmaz. Sahabi sözü, ahlâk, öğüt gibi konularda ise âlimler itikad konularındaki kadar yoğun sened arayışı göstermemişlerdir. Aynı şeyi Peygamber aleyhisselama nisbet edilen hadisler için de uygulamışlardır; hadis itikad ile alakalı ise ona isnad kriterlerini yoğun olarak uygulamışlar, zühd, ahlâk ve faziletle ilgilisi o oranda uygulamamışlardır. Ashab-ı Kiramdan hüküm ihtiva eden sözleri nakleden kitapların en meşhurlarından olarak şunları kaydedebiliriz: - Musannaf, Abdürrezzak San’ani, - Musannef, İbni Ebi Şeybe, - Sünen, ed-Darimi, - Sünen, Said bin Mensur, - Tahavi, Şerhu Meani el-Asar, Ashab-ı Kiramın zühd, ahlâk ve benzeri konularda bilgilerini aktaran kitaplardan en meşhurları olarak da şunları zikredebiliriz: - Zühd, Abdullah bin Mübarek, - Zühd, İbnu Hanbel, - Hilyetülevliya, Ebu Nuaym, - Sıfatussafve, İbnulcevzi.
Bu ifadeden kişinin kullanımına göre farklı anlamlar çıkabilir. Biz genellikle iman ve ibadet konuları dışında en temel değerlerimiz olarak; -Allah’a, kendimize ve insanlara karşı doğruluğu, -Emin olmayı, -İffeti, -Kanaati, -Ahlâkı, -Olgunluk ve yumuşaklığı, -Hayâyı, -Mürüvvet ve şahsiyeti, -Nasihat alır, nasihat verir olmayı, -Şükür sahibi olmayı anlarız.