Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm hocam. Münafıklık bir din adı mıdır? Özellikleri nelerdir?
Cevap
Benzer fetvalar
Öyle değil durum. Biz bir geminin yolcularıyız. Onlar gemiyi delerse onlarla beraber biz de batarız. İçine kapanmış bir Müslümanlık Allah’ın bizden istediği Müslümanlık değildir. Bunu çok yanlış düşünüyorsunuz. Münafıklar ümmetin içinde sürekli fitneyi ve bölünmeyi körüklerler. Onlar bilinmezse içimizde fitne büyür, yaygınlaşır. Dine karşı sarsılmaz bir iman yerine en önemli dini iman esaslarından bile şüphe eden bir nesil gelir sonunda. Ve münafıklar kompleksli yani kendi öz kimliği olmayan tipler oldukları için onların faaliyetleri yaygınlaştıkça toplumda kompleksli, şahsiyetsiz bir nesil oluşur maazallah. Onlar bir tür kanser hücresidir. Münafıklar aktif oldukça insanları Allah’a davet eden, dinin yaşanması ve yaşatılması için çalışan âlimler, hocalar kimlik sahibi olamazlar. Onların hedefinde ilk eskitilecek şahsiyetler olarak peygamberlerin varisleri olan âlimler vardır. Bu nedenle münafıklar, Allah’tan belalarını bulsunlar mantığı ile tavır sergileyemeyiz. Onlarla fiili bir savaşa belki gerek yoktur, o ortam da oluşmayacaktır ama fikri bir mücadeleden hiçbir zaman en azından kendimizi koruma açısından geri duramayız.
Münafık içinden iman etmediği hâlde iman etmiş gibi görünen kâfir demektir. Aslında o da bir kâfirdir ve kâfirden daha beter azap görecektir kıyamet gününde. Peygamber aleyhisselam efendimiz zamanında münafıklar İslam dinini beşiğinde boğmaya çalışan bir şeytan projesine hizmet ediyorlardı. Şeytanın İslam’ı yok etme hayali kıyamete kadar bitmeyeceği için o tür elemanları da bitmeyecektir. O gün bir çeşit iş üzerinden çalışıyorlardı bugün bir çeşit yarın da başka bir çeşit üzerinden çalışacaklardır. Bunu tabii bir durum görüyoruz; İslam kalkmayacağına göre düşmanları da kalkmayacaktır. Bazı Müslümanların kendilerini garantide görmeleri bu gerçeği değiştirmez. Bugünün münafıklarının çalışma alanları esasında içten çökertme mantığı bakımından o günle aynı da olsa ambalajlaması bakımından farklı gibi görülebilir. Bugünün münafıkları: - Dünyaya tenezzül etmeme görüntüsü verdikleri hâlde içlerinde tapındıkları bir dünya hırsı olan kimselerdir. Bu hırsları para ile ilişkilerinde, siyasette, sosyal alanlarda fırsat bulduklarında ortaya çıkan hastalıklarıdır. - Dini dert ettiğini, her şeylerini din için yaptıklarını söylerken gerçekte din için yaptıkları hiçbir şeyleri olmayan ve bundan da hayâ etmeyen karakter sahibidirler. - Allah’ın en kesin emirlerinden olan emr-i bi’l ma’ruf/iyiliği emretmek ve nehy-i anil münker/kötülükten alıkoymak onların tavırlarında yoktur. En yakınlarındakilerine dahi bu konuda etki etmeyi düşünmezler ama dış görüntülerinde iyilik savaşçısı gibidirler. Bu isimlerle dernekler vakıflar kurarlar, toplantılar yaparlar, fotoğraflar çektirirler. Eylemde ise yokturlar. - Konuşurken “biz” zamirini kullanarak konuşup Müslümanlık propagandası yaparlar. Ellerine geçen fırsatları ise kâfirler ve onların yandaşları ile paylaşırlar. Kâfirlerle içli dışlı olmakta sakınca görmezler. - Konuştuklarında insanlara ve hayvanlara merhamette emsalleri yoktur zannedilir. Bunun propagandasını yaparlar. Bebeklere acırlar, aşılar ve ilaçlar dağıtırlar ama uygulamada hiçbir insan onların gözünde merhamete değer bir varlık değildir. Onlara görüntüsü ile zevk vermeyen hiçbir hayvana merhametleri yoktur ama propaganda yaparlar. - Herkesten önce cennete girmek ister gibi görüntü verirler. Cennetin bedeli olan ibadetlerde ise yokturlar. Ve bunlar gibi pek çok iki yüzlü kimliği ispat eden görüntüleri ile bu çağda da vardırlar ileriki çağlarda da olacaklardır. Tıpkı Allah için yaşayan ve bunu hayatında sergileyen mü'minlerin her zaman bulunduğu gibi.
Selamünaleyküm. O ayetlerle alakalı olarak hepimizin çok dikkatli olmasını gerektiren bir ders çıktığını söylemeliyiz. Din ile şaka yoktur. Ayetler çok açık bir şekilde bunu tekit etmektedir. O kişilerin ise münafıklardan olduğu anlaşılıyor ama onların münafık olması, mümin öyle bir hata yaptığında kendisine bunun hoş görüleceği anlamını getirmez. Çok dikkat etmek gerekiyor. Allah Teâlâ, elimizi, dilimizi muhafaza buyursun.
Selamünaleyküm. Siz 'münafık' derken iki yüzlü anlamında dedi iseniz bu bir tartışma esnasındaki aşırılıktır. Kâfir anlamında dedi iseniz istiğfar etmeniz gerekir. Müslüman, dili ile söylemedikçe içinden geçenlerden ötürü bir vebale girmez. İkinci husus için de bir şey yapmanız gerekmez. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. Kalbinizin rahat etmediği bir yerde bulunmanız doğru değildir. 1- Muhakkak camiye cemaate gidin. 2- Bir cemaate gitmeye mecbur değilsiniz, arı olan bal olan her çiçeğe konun. Hangisinde ne yarar buluyorsanız ona o yarar kadar katılın. 3- Birini diğerine benzetmeyin, kıyas etmeyin. 4- Onların hiç birinin İslam olmadığını iyi bilin. İslâm sadece kendisidir, onlar olsa olsa İslam'ın içinde bir noktadırlar.
Aleykümselam. Siz de belirttiniz; tekfir yani bir mü'minin imanını yok sayma bir hastalıktır. Kanaatimiz odur ki, o hastalığa takılıp kalmak da karşı bir hastalıktır. Özellikle meşgul olunmamasını tavsiye ederiz. Bugüne kadar görülmüştür ki, bu meselelerle yoğunlaşanlar bir itirazı kabul etmeye yanaşmamışlardır. Tekfir boyutlu düşüncelerin esasında norm dışı kalmak vardır. Bu da onların bir söz dinlemeleri durumunda yok olmaları yani norma dönmeleri demek olacağından kolay kolay ikaz kabul edemezler. Vakit zayiatına dalmaktan ise gençlerin o hastalığa yakalanmamalarına çalışmak daha yararlıdır.
ahlak konusundaki diğer fetvalar
Bu çağın önümüze getirdiği elektronik oyunların hayatımızda ciddi bir yer işgal ettiği açıkça görülmektedir. Küçük bebeklerden aile reisi insanlara kadar bir hastalık boyutunda toplumu etkisi altına alan salgına dönmüştür ne yazık ki. Uzun zaman geçmeden eşler arasında ayrılma nedenlerinde ilk sıralara bile taşınabilir diye endişelerimiz yok değildir. Bu tür oyunlar için söylenecek ilk söz mübah olmasıdır. Mübah, farz değil haram değil demektir. Yani serbest bir konudur. Bu temel kuraldan sonra ayrıntılara göre bu oyunların hükmü de değişebilir: • Zarar ve fesat kavramı devreye girdiğinde bu oyunlar için sakınca da devreye girer. Söz konusu “zarar”, ekonomik, dini, ahlâki veya sağlıkla ilgili olabilir. Hangisi olursa olsun zarar veren giderilir. Kural böyledir. • Bu konuda karar verileceği zaman genel duruma bakılır. Mesela genel olarak sakıncasız ama bir iki kişinin oynamasında bir sakınca var diye, umumi bir yasak olmaz. Aynı şekilde, genelde zararlı ama bir iki genç o oyunları yararlı işlerde değerlendiriyor diye de müspet bir karar verilemez. Karar yoğunluğa göre verilir. • Söz konusu oyunlar akidemiz açısından zarar veriyorsa mesela kâfirlerin sempatik olmalarını sağlıyorsa, onların dinlerinin veya sistemlerinin reklamını yapıyorsa, haramlardan bir haramı göz önüne çıkarıyorsa; ahlâk erimesine neden oluyorsa; avret teşhiri, kadın erkek avreti hassasiyetini yıpratmaya neden oluyorsa; öğrencilerin derslerini, iş sahiplerinin işlerini etkiliyorsa; sağlık açısından sakıncalar oluşturuyorsa, insanların akıllarını donduruyorsa; mal israfı nedeni oluyorsa; aile düzeni açısından risk oluşturuyorsa… Bu oyunların oynanmasına haram bile diyebiliriz. Bunun dışında genel hüküm mübah olmalarıdır.
Müslüman’ın evinde hizmetçi olmaz diye bir şey iddia edilemez. Bu durum bir zorunluluk bile olabilir. Gösterişten uzak, israfsız bir hizmetçi istihdamı için bir sakınca olmaz. • Erkeğin veya kadının müzmin bir hastalık gibi bir sebeple görevini yerine getirememesi, • Engelli bir çocuğun veya aile büyüğünün evde olması, • Annenin de dışarıda zorunlu bir işte bulunması gibi nedenlerle eve hizmetçi alınması mecburilik arz edebilir. Dinen bunda bir sakınca olmaz. Hizmetçi bulundurulmasında ekonomik boyut dışında özellikle dikkat edilmesi gereken durumlar şunlardır: a. Eve bir erkeğin hizmetçi olarak alınması kadın açısından mümkün değil durumdadır. Zira evin kadını, evde onunla yalnız kalamaz. Bir bayan tutulmalıdır. b. Bayan tutulunca da erkek için bu bir sorundur. Erkek dikkat edecek, giriş saatleri ve görev alanları erkekle pozisyon kesişmesini engelleyecek şekilde olmalıdır. Yoksa eve alınan hizmetçi çok geçmeden evi sallayabilir maazallah. c. Hizmetçi olacak için, yaşlı ve Müslüman olmasını tercih etmelidirler. Çocukların kötü örnek görmeleri riskine karşı hassasiyet gerekir. Şartsız kabul edilen biri olmamalıdır. Ahlâk, kıyafet, kullanılan dile varıncaya kadar pek çok eleme unsuru bulunmalıdır. d. Hizmetçinin sosyal hakları konusunda gevşek davranılması, mağduriyetinin sömürülmesi gibi zulümler evin bereketini giderebilir.
Evet, böyle bir hadis vardır. Müslüman lanet etmeyen insandır. İnsana da hayvana da lanet etmemek gerekir. Lanet tuttuğunda bundan lanet eden de zarar görebilir. Lanet edilmiş bir hayvanın daha sonra etinin yenmesinin yasaklanması gibi bir durum da yoktur. Mesele Müslüman’ın ahlâkı ve titizliği açısından önemli bir meseledir.
Bir mü'min ihlasla iş yapıyorsa onda şu özellikler öne çıkar/çıkmalıdır: 1- Riya korkusunu bir kenara atmaz, riya olabilir endişesini sürekli taşır. 2- Kendisini Allah için yapması gereken işlerde yetersiz görür. Ne yaparsa yapsın, o yaptığı ne kadar büyük olursa olsun, ona göre Allah için yapılması gereken daha büyük ve daha iyi olur. 3- Yaptığı iyi ve güzel işleri mümkün olduğu kadar gizler, kendi reklamını kendisi yapmaz, başkalarının yapmasından da hoşlanmaz. 4- Onun yaptığı işleri insanların görmesi veya görmemesi, övmeleri veya yermeleri onu etkilemez. 5- İnsanların ve çevrenin fesadı, kötüye gitmesi onu etkilemez. O hak bildiği, gerekli gördüğü işleri yapmaya devam eder. 6- Kur'an’dan öğrendiği, ashabtan bildiği işleri yapmak onun yaşam tarzıdır. İbadette ve ahlakta yeniliklere kapalıdır.
Bizim için sahabi sözü çok önemlidir. Dinimizi onların aktarması ile öğreniyoruz. Temelden sahabi sözünü yok kabul ettiğimizde dinimizi temelden reddetmiş oluruz maazallah. Sahabiden bize taşınan sözlerin kullanıldığı alana bakarak ne yapacağımızı kararlaştırabiliriz. Eğer söz konusu nakil iman ile alakalı ise muhakkak senedini bakarız yani âlimler baktılar demek istiyorum. Senedi hadis ölçülerine göre güçlü olmayan bir söz sahabi sözü de olsa o söz itikada delil olmaz. Sahabi sözü, ahlâk, öğüt gibi konularda ise âlimler itikad konularındaki kadar yoğun sened arayışı göstermemişlerdir. Aynı şeyi Peygamber aleyhisselama nisbet edilen hadisler için de uygulamışlardır; hadis itikad ile alakalı ise ona isnad kriterlerini yoğun olarak uygulamışlar, zühd, ahlâk ve faziletle ilgilisi o oranda uygulamamışlardır. Ashab-ı Kiramdan hüküm ihtiva eden sözleri nakleden kitapların en meşhurlarından olarak şunları kaydedebiliriz: - Musannaf, Abdürrezzak San’ani, - Musannef, İbni Ebi Şeybe, - Sünen, ed-Darimi, - Sünen, Said bin Mensur, - Tahavi, Şerhu Meani el-Asar, Ashab-ı Kiramın zühd, ahlâk ve benzeri konularda bilgilerini aktaran kitaplardan en meşhurları olarak da şunları zikredebiliriz: - Zühd, Abdullah bin Mübarek, - Zühd, İbnu Hanbel, - Hilyetülevliya, Ebu Nuaym, - Sıfatussafve, İbnulcevzi.
Bu ifadeden kişinin kullanımına göre farklı anlamlar çıkabilir. Biz genellikle iman ve ibadet konuları dışında en temel değerlerimiz olarak; -Allah’a, kendimize ve insanlara karşı doğruluğu, -Emin olmayı, -İffeti, -Kanaati, -Ahlâkı, -Olgunluk ve yumuşaklığı, -Hayâyı, -Mürüvvet ve şahsiyeti, -Nasihat alır, nasihat verir olmayı, -Şükür sahibi olmayı anlarız.