Fetva Meclisi
Soru
Yaptığım ibadetlerde ihlaslı olduğumu nasıl anlayabilirim? Sadece ihlaslı olmayı istemem yeterli midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu durum, kaza yaparım endişesi ile bir türlü sürücü koltuğuna oturamayan kişiye benzetiyor sizi. Yaptığınız işlerin azlığındandır bu durum. Gözünüzü yumarak işe koyulsanız bir noktadan sonra aşarsınız sıkıntınızı. Dua etmeyi de unutmayın. Bir psikologla görüşmenizi de tavsiye ederiz size. Allah afiyetler ihsan buyursun.
İhlasın yeri kalptir. Müminin kalbinde ihlas varsa organları o ihlası dışarı yansıtır. Biz bu yansımayı şöyle izleyebiliriz: Tevhid pratiği vardır ve şirkin her türlüsünden korunulmuştur. Açık ve gizli putlar müminin hayatında etkin değildir. Şahıslar belli bir noktayı onun kimliğinde aşamaz. Bu şahısların diri veya ölü olması fark etmez. Müminin kalbi Allah sevgisi ve yaygısı ile doludur. Bu sevgi ve saygının bir sınırla sınırlandırılması da mümkün değildir. Sonra peygamber aleyhisselam gelir. Yalnız o da büyük bir sevgi ve saygı ile yerini aldığı halde Allah tealanın makamına yakın tutulmaz. Ondan sonra da ümmetin diğer büyükleri gelir ama hepsi bir kul ve insan olarak görülür. Hiçbirine uluhiyet anlamına gelebilecek bir yer verilmez. Az veya çok riyadan uzak durulmuştur. Allah için yapılan bir işi kullara sunar gibi düşünmek anlamındaki riya içten içe ibadetleri bitiren bir kanser gibidir. Allah için yapılan işe ne kadar riya karıştırılırsa o kadar değeri düşmüş demektir. Yapılan ibadetlerle dünyalık beklentisi içinde olmamak gerekmektedir. İbadetin karşılığı cennettir ve Allah'ın rızasıdır. Mal, liderlik, şöhret ve benzeri dünyalık ibadet üzerinden elde edilmeye çalışıldığında ihlas kaybolur. Kul ibadet yaparken nefsini tatmin etme yani bedensel zevklerini ibadet üzerinden tatmin etme yoluna gitmemelidir. Örnek olarak müzik ve türevleri üzerinden ibadet yapıp aslında müzik zevki alırken ibadet yapma heyecanı yaşanması bunun basit bir örneğidir. İbadet aynı zamanda birilerine veya bağlı olunan gruba/cemaate destek maksadı ile de yapılmamalıdır. Vereceği sadakayı sadece kendi bağlı olduğu grubu üzerinden veren, aksini düşünemeyen biri için bu örnek anlaşılabilir. İbadetleri yapmadığı kadar göstermek de ihlastan uzak kalmaktır. Böyle bir şey kulun kendisini kandırması ve ahiretini tehlikeye sürmesidir. Esasen kulun kabul olunup olunmadığı bile belli olmayan ibadetler üzerinden zevklenmesi hatadır. Nerede kaldı ki o ibadet üzerinden kutlama, tebrikleşme yapabilsin. İhlasın bulunduğu yerde zühd vardır. Zühd, elde etme imkânı bulunduğu halde dünya nimetlerinin ihtiyaç fazlasına tenezzül etmemektir. Ve ihlas ile beraber en çok göze çarpması gereken hususlardan birisi kulluk adına yapılan işlerde, ibadetlerde sabır göstermektir. Şeytanın ve çevrenin ürkütmelerine karşı etkilenmeden ibadete devam edebilmek ancak ihlasın bir sonucu olarak elde edilebilir. Dünyevi fırsatlar karşılığında ibadetlere ve salih amellere ara vermemek ihlasın sonucudur. Zira Allah'ın rızasını uman o rıza uğruna her şeye katlanır/katlanmalıdır ki beklentisinde samimi olduğunu ispat etmiş olsun. Ebediye karşı faniyi tercih etmek ise kişinin kendisi ile çelişkiye düşmesidir. Aksi yanı faniyi verip baki olanı almak ise aklın gereğidir.
Kendi sorumluluğunuzda olan işleri en iyi şekilde yapın diğerlerine dokunmayın. Bu konuda sizin de hatanız var. Bahsettiğiniz arkadaşınıza bu konuda kırmızı çizgilerinizi iyi anlatamamışsınız. Yalnız Müslüman kardeşinizle kavga etmemeye dikkat edin.
Selamünaleyküm. Şurası iyi veya burası kötü, şu zaman iyi bu zaman kötüdür dememiz doğru olmaz. Çalışan için her yer iyi, her zaman iyidir. Bize düşen, kabiliyetlerimizi iyi tespit edip çalışabilmektir. En önemlisi ihlastır. İhlas olunca Allah Teâlâ yardım ediyor. Size öncelikle tavsiyem budur; ihlâsla yola çıkın, sakın kendinizi basit görmeyin. Her mü'min, cennete adaydır. Cennete aday olmak kadar 'iyi' olmanın belgesi olan bir şey olabilir mi? Eğer evli iseniz, muhakkak eşinizin razı olacağı çalışmalar yapmalısınız. Evli değilseniz durum daha rahat demektir. Buna göre de şöyle bir çalışma yapabilirsiniz: 1- Sürekli kitap okuyun. Bir kitap okuma programınız bulunsun. Kitap okumamak, eldekini tüketmek ve yenilenmemektir. Yenilenmeyen ise zamanla hikaye anlatmaya mecbur olur. Ümmetimizin dertlerini anlatan, çözümler öneren ve aşırılığı olmayan kitaplar okuyun. Farklı hatipleri dinleyin, size en yakın tarzı tespit edince ona yoğunlaşın. Bu hususta sosyaldoku.com sitesindeki HOCA dersini izlemenizi tavsiye ederim. 2- Dine hizmette hiçbir zaman uç konularla ilgilenmeyin. Milyonda bir kişiye lazım olacak konular yerine umumu alakadar eden ana meselelerle ilgilenin. 3- İHL'lerde bayan ve erkek her hocaya bu dönemde çok ihtiyaç vardır. İffetinizi ve vakarınızı koruyabileceğiniz bir bayan bölümünde ders vermenizi zaruri görürüm. Kur'an kurslarında iş becermek sabır ve tecrübe ister. 4- Hizmet ediyor olmak asla sizin özel ibadetlerinizi gevşetmemelidir. Namazınız, Kur'an tilavetiniz, virdiniz, sılayırahiminiz gevşemesin. Bu çalışmalara dayanarak bekâr iseniz evliliğinizi de geciktirmeyin. 5- İstişare en güçlü kaynağınızdır; itimat ettiklerinizle istişareler yapın. Bize tekrar yazarsanız, muayyen bir konuyu yazın ki, istişare daha bereketli olsun. Size dualar ederiz, dinini dert edinmiş mücahide hanım!
Sadece siz değil herkes için bu böyledir. Şeytan önce hiç yaptırmamayı teşvik eder. Başlarsanız riya için yaptırmayı teşvik eder. Onu da beceremezse, size yaptığı gibi dalga dalga tereddütler salar. Sizi yıldırır, yorar. Yapacağınız şey, ilk hamle ile devam etmektir. Aklınıza takılanlara takılmayın. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. 1- Sözünü ettikleriniz yeterlidir. 2- İhlâs, saflık, karışıksız olma demektir. Allah için yapılacak bir işe başka bir amaç karıştırmamak olarak anlayabiliriz. Bir eğitim meselesidir ihlâs. Bu eğitim de yıllar sürebilir ve okulda, medresede öğrenilmez; hayat pratiğinde öğrenilir. Beraber bulunulan çevre, okunan kitap, dinlenen sohbetler... her biri bu eğitimin olgunlaştıran destekleridir.
ahlak konusundaki diğer fetvalar
Bu çağın önümüze getirdiği elektronik oyunların hayatımızda ciddi bir yer işgal ettiği açıkça görülmektedir. Küçük bebeklerden aile reisi insanlara kadar bir hastalık boyutunda toplumu etkisi altına alan salgına dönmüştür ne yazık ki. Uzun zaman geçmeden eşler arasında ayrılma nedenlerinde ilk sıralara bile taşınabilir diye endişelerimiz yok değildir. Bu tür oyunlar için söylenecek ilk söz mübah olmasıdır. Mübah, farz değil haram değil demektir. Yani serbest bir konudur. Bu temel kuraldan sonra ayrıntılara göre bu oyunların hükmü de değişebilir: • Zarar ve fesat kavramı devreye girdiğinde bu oyunlar için sakınca da devreye girer. Söz konusu “zarar”, ekonomik, dini, ahlâki veya sağlıkla ilgili olabilir. Hangisi olursa olsun zarar veren giderilir. Kural böyledir. • Bu konuda karar verileceği zaman genel duruma bakılır. Mesela genel olarak sakıncasız ama bir iki kişinin oynamasında bir sakınca var diye, umumi bir yasak olmaz. Aynı şekilde, genelde zararlı ama bir iki genç o oyunları yararlı işlerde değerlendiriyor diye de müspet bir karar verilemez. Karar yoğunluğa göre verilir. • Söz konusu oyunlar akidemiz açısından zarar veriyorsa mesela kâfirlerin sempatik olmalarını sağlıyorsa, onların dinlerinin veya sistemlerinin reklamını yapıyorsa, haramlardan bir haramı göz önüne çıkarıyorsa; ahlâk erimesine neden oluyorsa; avret teşhiri, kadın erkek avreti hassasiyetini yıpratmaya neden oluyorsa; öğrencilerin derslerini, iş sahiplerinin işlerini etkiliyorsa; sağlık açısından sakıncalar oluşturuyorsa, insanların akıllarını donduruyorsa; mal israfı nedeni oluyorsa; aile düzeni açısından risk oluşturuyorsa… Bu oyunların oynanmasına haram bile diyebiliriz. Bunun dışında genel hüküm mübah olmalarıdır.
Allah’a iman açısından insanlar iman edenler ve iman etmeyenler olarak ikiye ayrılırlar. Münafıklar aslında iman etmedikleri hâlde toplum içindeki sosyal ve ekonomik çıkarları gereği iman etmiş gibi görünen kimselerdir. Böylece asıl kimliklerinin iman etmeyenler olduğu anlaşılmış olur. Zira iman kalpte yerleşmiş olmalıdır ki iman edilmiş olsun. Bunlar ise Müslümanlar ile beraberken Müslümanlık gösterirler ama öyle değildirler. Bu yüzden de kıyamet günü cehennemde kâfirlerden de beter bir durumda olacaklardır. Bu bir nevi şahsiyetsizlik ve hastalıktır. Böylelerinin karakterleri, eylemleri Kur'an’ımızın ısrarla öne çıkardığı hastalıklardır. Bunlara benzeyen ama esasında Müslüman olanlar da, bir hastalık olarak münafıklıktan uzak durulması için ikaz edilmişlerdir. Münafıklarda en belirgin karakteristik özellikler şunlardır: • Kalpleri sorunludur yani iç dünyalarında İslam’ı kabul etmiş değildirler. • Düzeltiyoruz adı altında bozarlar. • Kendilerini akıllı görüp başkalarını aptal gören aptallardırlar. • Hilekârdırlar. • Sözlerinde durmazlar. • Mü'minlerin aleyhine olacak şekilde kâfirlerle bağlantıda olurlar. • Mü'minlerin başına gelen sıkıntılara sevinirler. • Zor günlerde meydanda olmazlar. • Allah’ın Kur'an’ına göre yaşamayı kabul etmezler, bunu da açıkça söylemezler. • Çok renklidirler, yalakadırlar. • Sapık fikirlere pek meraklıdırlar. • Aykırılıktan çok hoşlanırlar. • Dış düşmana hizmette sakınca görmezler.
Müslüman’ın evinde hizmetçi olmaz diye bir şey iddia edilemez. Bu durum bir zorunluluk bile olabilir. Gösterişten uzak, israfsız bir hizmetçi istihdamı için bir sakınca olmaz. • Erkeğin veya kadının müzmin bir hastalık gibi bir sebeple görevini yerine getirememesi, • Engelli bir çocuğun veya aile büyüğünün evde olması, • Annenin de dışarıda zorunlu bir işte bulunması gibi nedenlerle eve hizmetçi alınması mecburilik arz edebilir. Dinen bunda bir sakınca olmaz. Hizmetçi bulundurulmasında ekonomik boyut dışında özellikle dikkat edilmesi gereken durumlar şunlardır: a. Eve bir erkeğin hizmetçi olarak alınması kadın açısından mümkün değil durumdadır. Zira evin kadını, evde onunla yalnız kalamaz. Bir bayan tutulmalıdır. b. Bayan tutulunca da erkek için bu bir sorundur. Erkek dikkat edecek, giriş saatleri ve görev alanları erkekle pozisyon kesişmesini engelleyecek şekilde olmalıdır. Yoksa eve alınan hizmetçi çok geçmeden evi sallayabilir maazallah. c. Hizmetçi olacak için, yaşlı ve Müslüman olmasını tercih etmelidirler. Çocukların kötü örnek görmeleri riskine karşı hassasiyet gerekir. Şartsız kabul edilen biri olmamalıdır. Ahlâk, kıyafet, kullanılan dile varıncaya kadar pek çok eleme unsuru bulunmalıdır. d. Hizmetçinin sosyal hakları konusunda gevşek davranılması, mağduriyetinin sömürülmesi gibi zulümler evin bereketini giderebilir.
Evet, böyle bir hadis vardır. Müslüman lanet etmeyen insandır. İnsana da hayvana da lanet etmemek gerekir. Lanet tuttuğunda bundan lanet eden de zarar görebilir. Lanet edilmiş bir hayvanın daha sonra etinin yenmesinin yasaklanması gibi bir durum da yoktur. Mesele Müslüman’ın ahlâkı ve titizliği açısından önemli bir meseledir.
Bizim için sahabi sözü çok önemlidir. Dinimizi onların aktarması ile öğreniyoruz. Temelden sahabi sözünü yok kabul ettiğimizde dinimizi temelden reddetmiş oluruz maazallah. Sahabiden bize taşınan sözlerin kullanıldığı alana bakarak ne yapacağımızı kararlaştırabiliriz. Eğer söz konusu nakil iman ile alakalı ise muhakkak senedini bakarız yani âlimler baktılar demek istiyorum. Senedi hadis ölçülerine göre güçlü olmayan bir söz sahabi sözü de olsa o söz itikada delil olmaz. Sahabi sözü, ahlâk, öğüt gibi konularda ise âlimler itikad konularındaki kadar yoğun sened arayışı göstermemişlerdir. Aynı şeyi Peygamber aleyhisselama nisbet edilen hadisler için de uygulamışlardır; hadis itikad ile alakalı ise ona isnad kriterlerini yoğun olarak uygulamışlar, zühd, ahlâk ve faziletle ilgilisi o oranda uygulamamışlardır. Ashab-ı Kiramdan hüküm ihtiva eden sözleri nakleden kitapların en meşhurlarından olarak şunları kaydedebiliriz: - Musannaf, Abdürrezzak San’ani, - Musannef, İbni Ebi Şeybe, - Sünen, ed-Darimi, - Sünen, Said bin Mensur, - Tahavi, Şerhu Meani el-Asar, Ashab-ı Kiramın zühd, ahlâk ve benzeri konularda bilgilerini aktaran kitaplardan en meşhurları olarak da şunları zikredebiliriz: - Zühd, Abdullah bin Mübarek, - Zühd, İbnu Hanbel, - Hilyetülevliya, Ebu Nuaym, - Sıfatussafve, İbnulcevzi.
Bu ifadeden kişinin kullanımına göre farklı anlamlar çıkabilir. Biz genellikle iman ve ibadet konuları dışında en temel değerlerimiz olarak; -Allah’a, kendimize ve insanlara karşı doğruluğu, -Emin olmayı, -İffeti, -Kanaati, -Ahlâkı, -Olgunluk ve yumuşaklığı, -Hayâyı, -Mürüvvet ve şahsiyeti, -Nasihat alır, nasihat verir olmayı, -Şükür sahibi olmayı anlarız.