İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Ashab-ı Kiram üzerine çok garip haberler aktarılıyor. Öyle şeyler ki insanın inanası gelmiyor. Bu tür haberlere inanmak gerekir mi ya da tepkimiz nasıl olsun? Bu konuda hangi kitaplara bakabilirim? Arapça isim verebilirsiniz, ilahiyat okuyorum biraz Arapça biliyorum.

Cevap

Bizim için sahabi sözü çok önemlidir. Dinimizi onların aktarması ile öğreniyoruz. Temelden sahabi sözünü yok kabul ettiğimizde dinimizi temelden reddetmiş oluruz maazallah. Sahabiden bize taşınan sözlerin kullanıldığı alana bakarak ne yapacağımızı kararlaştırabiliriz. Eğer söz konusu nakil iman ile alakalı ise muhakkak senedini bakarız yani âlimler baktılar demek istiyorum. Senedi hadis ölçülerine göre güçlü olmayan bir söz sahabi sözü de olsa o söz itikada delil olmaz. Sahabi sözü, ahlâk, öğüt gibi konularda ise âlimler itikad konularındaki kadar yoğun sened arayışı göstermemişlerdir. Aynı şeyi Peygamber aleyhisselama nisbet edilen hadisler için de uygulamışlardır; hadis itikad ile alakalı ise ona isnad kriterlerini yoğun olarak uygulamışlar, zühd, ahlâk ve faziletle ilgilisi o oranda uygulamamışlardır. Ashab-ı Kiramdan hüküm ihtiva eden sözleri nakleden kitapların en meşhurlarından olarak şunları kaydedebiliriz: - Musannaf, Abdürrezzak San’ani, - Musannef, İbni Ebi Şeybe, - Sünen, ed-Darimi, - Sünen, Said bin Mensur, - Tahavi, Şerhu Meani el-Asar, Ashab-ı Kiramın zühd, ahlâk ve benzeri konularda bilgilerini aktaran kitaplardan en meşhurları olarak da şunları zikredebiliriz: - Zühd, Abdullah bin Mübarek, - Zühd, İbnu Hanbel, - Hilyetülevliya, Ebu Nuaym, - Sıfatussafve, İbnulcevzi.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ashab-ı Kiramı sevmek, onları savunmak dini zorunluluklarımızdan biridir. Elimizdeki Kur'an’ımızı, Peygamber aleyhisselamın sünnetini onlardan aldık. Onlara uzatılan diller sonuç olarak Kur'an ve sünnete uzanmış gibi olabilir. İslam dininin en net uygulandığı asır onların asrıdır. Onlar tartışılırsa İslam’ın uygulanışı da tartışılır. Bu da dinimizi çürütmek isteyenlerin işine yarar. Bunu ancak hakikatleri bilmeyen bir cahil yapabilir. Bu nedenle onlara bilinçli bir şekilde sövmek, hakaret etmek bazı âlimlerin beyanı ile dinden çıkmak olarak görülmüştür. Ashab-ı Kiramı abartmadan, kul olduklarını masum sayılamayacaklarını unutmadan müdafaa etmek gerekir. Bu ölçüye göre onları müdafaa etmemiz dini bir zorunluluktur.

Hocam, bazı insanlar sahabelere hakaret ediyor ya da hepsini aynı seviyede değer
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ya da kısaca Ehl-i Sünnet tabiri “Hz. Peygamber ile ashabın dinin temel konularında takip ettikleri yolu benimseyenler” manasına gelir. (Yavuz, “Ehl-i Sünnet”, DİA, 10/525) Bilindiği gibi Rabbimizin insanlığa gönderdiği İslâm’ın öğretileri, son vahiy Kur’ân’ın Hz. Muhammed (s.a.s.) tarafından tebliğ ve beyan edilmesiyle vücut bulmuştur. Hz. Peygamber’in Sünneti; Kur’ân’ın beyanı, somut bir açıklaması ve uygulamasıdır. Kur’ân’ın Hz. Peygamber’e itaati emretmesi, ona Kitab’ı beyan görevi vermesi, onun ve beraberindeki müminlerin yolundan ayrılmayı yasaklaması gibi hükümler, Allah Resûlü’nün Sünnetinin Müslümanlar için sürekli bir rehber ve model olmasını zorunlu kılmıştır. Ashâb-ı Kirâm, Resûlullah’a iman edip onunla uzun süre beraber bulunmuş, davranışlarına şahit olmuş, söylediklerini dinlemiş, onun yüce ahlâkını benimsemiş kişilik sahibi, samimi ve fedakâr şahsiyetlerdir. Vahyin inişinin ve tatbikatının canlı tanığı olan Sahâbe-i Kiram, İslâm’ı bizzat Hz. Peygamber’den görmesi, öğrenmesi ve yaşayarak sonraki nesillere aktarması nedeniyle önemli bir yere ve ayrıcalığa sahiptirler. Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra Müslümanlar arasında siyasî ihtilaflar baş göstermiştir. Hz. Ali ve Hz. Muaviye arasındaki hakem olayından sonra Haricilik, diğer Müslümanları tekfir eder bir nitelikte ortaya çıkmış ve ümmetin büyük kitlesini teşkil eden ana topluluktan (Cemaat, Sevâd-ı azam) ayrılmıştır. Aynı şekilde Hz. Ali ve onun soyundan gelenlerin imâm/halife olmalarını dinî bir emir ve esas olarak telakki eden ve bunu imanın bir şartı olarak görenler de Hz. Ali taraftarları anlamında “Şia” ismiyle ayrı bir grup oluşturmuşlardır. Bütün bu siyasi mücadeleler neticesinde büyük günah işleyenin durumu, kader, imâmet ve yöneticilere itaat gibi meseleler başlıca tartışma konularını oluşturmuştur. Bunun yanında farklı inanç ve kültürlerle karşılaşılması, naslarda yer alan Allah’ın fiilleri ve sıfatları gibi bazı hususların yeniden yorumlanması ihtiyacını doğurmuştur. Bu tür meseleler Mutezile, Müşebbihe ve Mücessime gibi yeni ekollerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Ümmetin büyük kitlesini teşkil eden ana topluluk, Kur’ân’ı ve Hz. Peygamber’in Sünnetini esas almış ve başta Râşit Halifeler olmak üzere Sahâbenin yolunu takip etmiştir. Ümmetin ana gövdesine “Ehl-i Sünnet ve'l-cemaat” adının verilmesinde esas unsur budur. Çünkü diğer gruplar bir veya daha fazla noktada İslâm’ın temel esaslarından olmayan bazı meseleleri inanç esası haline getirmeleri gibi nedenlerle “Cemaat”ten ayrılmışlardır. Mesela Hariciler, büyük günah meselesindeki dışlayıcı itikatlarıyla diğer Müslümanları tekfir etmişler, âyet-i kerimeleri, Kur'ân ve Sünnet bütünlüğü içerisinde bilinen anlamlarından farklı olarak yanlış yorumlamışlardır. Aynı şekilde Şiîler, Hz. Peygamber’den sonra ümmetin dinî ve siyasî liderinin (imâmın) kim olacağı meselesinde konuyla ilgili Kur'ân ve Sünnetin temel tutumunu ve Sahâbenin anlayışını terk edip, bazı âyet ve rivâyetleri kendi görüşleri doğrultusunda zorlama yorumlara tabi tutmuşlardır. Onlar, imâmetin vahiyle bildirilen ve bir inanç esası olarak kabul edilmesi gereken dinî bir hüküm olduğunu iddia etmişler, âyet ve hadisleri de bu yanlış anlayışlarına dayanak yapmışlardır. İşte İslâm’ın anlaşılması ve yaşanmasında Hz. Peygamber’in Sünnetini ve ilk üç nesil Müslüman ümmetin çoğunluğunun (Cemaatin) yolunu takip eden ana kitleye, "Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat" adı verilmesi böyle bir arka plana dayanmaktadır. Tarih boyunca selef-i sâlihînin yolunu takip eden geniş Müslüman kitlelerin mensubu bulunduğu Eşarîlik ve Matüridîlik gibi itikadî mezhepler ile Hanefîlik, Malikîlik, Şafîilik ve Hanbelîlik gibi amelî/fıkhî mezhepler, Ehl-i Sünneti temsil edegelmiştir. Aynı şekilde bu itikadî ve fıkhî anlayışları benimseyen ve şer’î esaslara bağlı kalan tasavvufî yorumlar da Ehl-i Sünnet içerisinde kabul edilmiştir. Dolayısıyla Ehl-i Sünnet tabiri dışlayıcı değil, Kur'ân ve Sünneti anlama ve yorumlamada Sahâbe ve selef-i sâlihînin anlayışını takip eden, açıkça bidat ve dalâlete düşmeyen bütün Müslümanları kapsayıcı bir kavramdır. Ehl-i Sünnetin en önemli ilkelerinden biri, aynı kıbleye yönelen (Ehl-i Kıble) hiçbir Müslümanı İslâm dairesi dışında görmemektir. Zira bidata varan görüşleri nedeniyle, Ehl-i Sünnet ana gövdeden ayrılanlara “Ehl-i bidat” adı verilmiş, ancak bu tekfir gibi ağır bir nitelemeye dönüştürülmemiştir. Ehl-i Sünnete göre bir kimseye Müslüman isminin verilmesi, onun “Ehl-i Kıble” oluşu ve Kelime-i Tevhid’i tasdik etmesiyle ilgilidir. Yani “Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh” düstûrunu benimseyen ve dile getiren herkes mümindir. Bu kimse, dinin emir ve yasakları konusunda ihmalkâr davransa da İslâm dışında görülemez ve küfürle itham edilemez. Ehl-i Sünnetin bu konulardaki bazı esasları şöyledir: - Bir fiil veya sözün “küfür” kapsamına girmesiyle, bu tür fiilleri işleyen veya sözleri söyleyen kimse hakkında “kâfir” hükmü verilmesi aynı şey değildir. Dinin zorunlu olarak bilinen esaslarından birisini veya birkaçını inkâr ettiğini kendi irade ve rızasıyla açıkça beyan etmedikçe bir kimsenin kâfir olduğuna hükmedilemez. - Kur’ân âyetlerine getirilen yorum ve tevil, Allah’tan başka bir ilâhın varlığını kabul etme, Allah’ın bazı insanların şahsına hulul ettiğine inanma, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) peygamberliğini inkâr etme veya peygamberliğin O'ndan sonra devam ettiğini iddia etme; katî delillerle sabit olan haramları helal sayma ya da şer‘î yükümlülükleri kaldırma gibi dinin zorunlu olarak bilinen hüküm ve esaslarının dışına çıkmadığı veya bunları alay konusu etmediği sürece tekfir sebebi olarak görülmez. Bu itibarla İslâm âlimleri bu hususu, “tenzilin inkârı küfürdür, tevili ise küfür değildir” şeklinde bir ilke haline getirmişlerdir. Bununla beraber günümüzde bazı kişi ve gruplar kendi görüşlerini merkeze alıp bunlara aykırı gördükleri her türlü farklı yorumu Ehl-i Sünnet karşıtı olarak nitelendirmekte ve mahkûm etmektedirler. Bu ve benzeri daraltıcı ve dışlayıcı tutumlar, İslâm tarihi boyunca kuşatıcılığı ve kapsayıcılığı esas alan Ehl-i Sünnet anlayışıyla uyuşmamaktadır. Özellikle günümüzde Ehl-i Sünnet kavramını dinî ve ideolojik bir yaftalamaya dönüştüren bu anlayışlar, ayrımcı ve ötekileştirici bir tavrı öne çıkardığı gibi güncel meydan okumalar karşısında yeni yorum ve çözümlere yönelen tüm arayışları Ehl-i Sünnet dairesinden çıkmakla itham etmektedirler. Müslümanın yapması gereken geçmişten günümüze İslâm’ın ana yolunu temsil eden Ehl-i Sünnet tabirini bu türden dışlayıcı bakış açılarına kurban etmemesi ve bu kavramı ideolojik bir yaftalamaya alet etmemesidir. Bu itibarla Ehl-i Sünnet yaklaşımı, yukarıda belirtilen çerçevede bütün Müslümanları kucaklayan ve ötekileştirmeden İslâm’ın kardeşlik inancını pekiştiren bir anlayıştır.

Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat hakkında bilgi verir misiniz?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Siz zaten mü'min insandınız. Yaptığınız bir hata idi. O hatayı da bilmeden yapmıştınız. Allah yardımcınız olsun. Yolunuzu koruyun, güzelliğe devam edin.Allah kolaylık versin, amelinizi makbul kılsın.

Ben gençken İslam’ı öğrenmeye başladım. Lakin okuduğum ilk kitaplar şiaya aitti.
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. 1- Lavaboya giderken abdest almaya gidiyor olmanız bir niyettir. Niyet için gerekli vakit de o vakittir yani abdeste başlamadan önceki an. 2- Bütün niyetler kalptendir. Dil ile niyet önemli değildir. 3- Bu dini iyi bilmemekten kaynaklanıyor. 4- Düşüncenizde haksız değilsiniz ama bunu konuşmanın doğru olmadığı bir zamanda yaşıyoruz. 5- Bir sıkıntı yoktur ama kural böyle değildir. 6- Yoğun kaza namazınız varsa öncelikle onları bitirmeye gayret edin. 7- Yanlış düşünüyorsunuz; Ehli Beyt'in yeri bambaşkadır. Yüreğimizi hepsine açacağız ama Ehli Beyt'i baş köşeye oturtacağız. 8- Her aklı başında mü'min, son anından endişe eder. Deliye ise her gün bayramdır. Allah işinizi hayretsin, niyetinizi mübarek kılsın. Dualar edin bize.

Hocam selamü aleyküm. Soru sormadan önce kurban olduğum Allah sizi canlı olarak
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ashab-ı kiramın üzerimizde büyük hakkı vardır. Dinimizin bize ulaşmasında onların yeri müstesnadır. Bu nedenle de onların bize taşınan sözleri sıradan sözle veya bir âlimin sözü gibi de değildir. Sözünü ettiğiniz şekilde onlara ait olmayan sözlerin onlara aitmiş gibi nakledilmesi yeni nesillere yanlış bilgi aktarılması sonucunu getirebilir. Dikkatli olmak gerekmektedir.

Günümüzde birçok dini roman yazılıyor ve sahabelerin ağzından bazı diyaloglar ya
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Siz meseleye kendi penceresinden bakan birinin kitabını aldığınız için size ilmihal kitaplarının delilsiz olduğunu hissettirmiş. Aslı ise böyle değildir. Şunu bilmenizde yarar var: İlim, belli bir alt yapı olmadıktan sonra elde edilemez. Elde edildiği zannı ile vakit kaybettirebilir de. Piyasada yaygın olarak bulunun Vehbe Zühaylî'nin İSLAM FIKHI ANSİKLOPEDİSİ en geniş şekilde delillerin bulunabileceği bir kaynaktır. Müracaat edebilirsiniz.

İhvan-ı Müslim'den Seyyid Sabık isimli zatın Fıkhus Sünne isimli kitabına ulaştı

ahlak konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, böyle bir hadis vardır. Müslüman lanet etmeyen insandır. İnsana da hayvana da lanet etmemek gerekir. Lanet tuttuğunda bundan lanet eden de zarar görebilir. Lanet edilmiş bir hayvanın daha sonra etinin yenmesinin yasaklanması gibi bir durum da yoktur. Mesele Müslüman’ın ahlâkı ve titizliği açısından önemli bir meseledir.

Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hayvanlara lanet edilmesini ya
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Müslüman’ın evinde hizmetçi olmaz diye bir şey iddia edilemez. Bu durum bir zorunluluk bile olabilir. Gösterişten uzak, israfsız bir hizmetçi istihdamı için bir sakınca olmaz. • Erkeğin veya kadının müzmin bir hastalık gibi bir sebeple görevini yerine getirememesi, • Engelli bir çocuğun veya aile büyüğünün evde olması, • Annenin de dışarıda zorunlu bir işte bulunması gibi nedenlerle eve hizmetçi alınması mecburilik arz edebilir. Dinen bunda bir sakınca olmaz. Hizmetçi bulundurulmasında ekonomik boyut dışında özellikle dikkat edilmesi gereken durumlar şunlardır: a. Eve bir erkeğin hizmetçi olarak alınması kadın açısından mümkün değil durumdadır. Zira evin kadını, evde onunla yalnız kalamaz. Bir bayan tutulmalıdır. b. Bayan tutulunca da erkek için bu bir sorundur. Erkek dikkat edecek, giriş saatleri ve görev alanları erkekle pozisyon kesişmesini engelleyecek şekilde olmalıdır. Yoksa eve alınan hizmetçi çok geçmeden evi sallayabilir maazallah. c. Hizmetçi olacak için, yaşlı ve Müslüman olmasını tercih etmelidirler. Çocukların kötü örnek görmeleri riskine karşı hassasiyet gerekir. Şartsız kabul edilen biri olmamalıdır. Ahlâk, kıyafet, kullanılan dile varıncaya kadar pek çok eleme unsuru bulunmalıdır. d. Hizmetçinin sosyal hakları konusunda gevşek davranılması, mağduriyetinin sömürülmesi gibi zulümler evin bereketini giderebilir.

Değerli hocamız, size şunu sormak isterim: Maddi imkânlarımız fena değil. Evimiz
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu ifadeden kişinin kullanımına göre farklı anlamlar çıkabilir. Biz genellikle iman ve ibadet konuları dışında en temel değerlerimiz olarak; -Allah’a, kendimize ve insanlara karşı doğruluğu, -Emin olmayı, -İffeti, -Kanaati, -Ahlâkı, -Olgunluk ve yumuşaklığı, -Hayâyı, -Mürüvvet ve şahsiyeti, -Nasihat alır, nasihat verir olmayı, -Şükür sahibi olmayı anlarız.

Dini içerikli konuşmalar yapılırken değerler diye bir kavram kullanılıyor. Müslü
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah’a iman açısından insanlar iman edenler ve iman etmeyenler olarak ikiye ayrılırlar. Münafıklar aslında iman etmedikleri hâlde toplum içindeki sosyal ve ekonomik çıkarları gereği iman etmiş gibi görünen kimselerdir. Böylece asıl kimliklerinin iman etmeyenler olduğu anlaşılmış olur. Zira iman kalpte yerleşmiş olmalıdır ki iman edilmiş olsun. Bunlar ise Müslümanlar ile beraberken Müslümanlık gösterirler ama öyle değildirler. Bu yüzden de kıyamet günü cehennemde kâfirlerden de beter bir durumda olacaklardır. Bu bir nevi şahsiyetsizlik ve hastalıktır. Böylelerinin karakterleri, eylemleri Kur'an’ımızın ısrarla öne çıkardığı hastalıklardır. Bunlara benzeyen ama esasında Müslüman olanlar da, bir hastalık olarak münafıklıktan uzak durulması için ikaz edilmişlerdir. Münafıklarda en belirgin karakteristik özellikler şunlardır: • Kalpleri sorunludur yani iç dünyalarında İslam’ı kabul etmiş değildirler. • Düzeltiyoruz adı altında bozarlar. • Kendilerini akıllı görüp başkalarını aptal gören aptallardırlar. • Hilekârdırlar. • Sözlerinde durmazlar. • Mü'minlerin aleyhine olacak şekilde kâfirlerle bağlantıda olurlar. • Mü'minlerin başına gelen sıkıntılara sevinirler. • Zor günlerde meydanda olmazlar. • Allah’ın Kur'an’ına göre yaşamayı kabul etmezler, bunu da açıkça söylemezler. • Çok renklidirler, yalakadırlar. • Sapık fikirlere pek meraklıdırlar. • Aykırılıktan çok hoşlanırlar. • Dış düşmana hizmette sakınca görmezler.

Selamünaleyküm hocam. Münafıklık bir din adı mıdır? Özellikleri nelerdir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu çağın önümüze getirdiği elektronik oyunların hayatımızda ciddi bir yer işgal ettiği açıkça görülmektedir. Küçük bebeklerden aile reisi insanlara kadar bir hastalık boyutunda toplumu etkisi altına alan salgına dönmüştür ne yazık ki. Uzun zaman geçmeden eşler arasında ayrılma nedenlerinde ilk sıralara bile taşınabilir diye endişelerimiz yok değildir. Bu tür oyunlar için söylenecek ilk söz mübah olmasıdır. Mübah, farz değil haram değil demektir. Yani serbest bir konudur. Bu temel kuraldan sonra ayrıntılara göre bu oyunların hükmü de değişebilir: • Zarar ve fesat kavramı devreye girdiğinde bu oyunlar için sakınca da devreye girer. Söz konusu “zarar”, ekonomik, dini, ahlâki veya sağlıkla ilgili olabilir. Hangisi olursa olsun zarar veren giderilir. Kural böyledir. • Bu konuda karar verileceği zaman genel duruma bakılır. Mesela genel olarak sakıncasız ama bir iki kişinin oynamasında bir sakınca var diye, umumi bir yasak olmaz. Aynı şekilde, genelde zararlı ama bir iki genç o oyunları yararlı işlerde değerlendiriyor diye de müspet bir karar verilemez. Karar yoğunluğa göre verilir. • Söz konusu oyunlar akidemiz açısından zarar veriyorsa mesela kâfirlerin sempatik olmalarını sağlıyorsa, onların dinlerinin veya sistemlerinin reklamını yapıyorsa, haramlardan bir haramı göz önüne çıkarıyorsa; ahlâk erimesine neden oluyorsa; avret teşhiri, kadın erkek avreti hassasiyetini yıpratmaya neden oluyorsa; öğrencilerin derslerini, iş sahiplerinin işlerini etkiliyorsa; sağlık açısından sakıncalar oluşturuyorsa, insanların akıllarını donduruyorsa; mal israfı nedeni oluyorsa; aile düzeni açısından risk oluşturuyorsa… Bu oyunların oynanmasına haram bile diyebiliriz. Bunun dışında genel hüküm mübah olmalarıdır.

Hocam, ailelere ELEKTRONİK DİJİTAL OYUNLAR üzerine bir seminer vereceğim. Bu fır
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir mü'min ihlasla iş yapıyorsa onda şu özellikler öne çıkar/çıkmalıdır: 1- Riya korkusunu bir kenara atmaz, riya olabilir endişesini sürekli taşır. 2- Kendisini Allah için yapması gereken işlerde yetersiz görür. Ne yaparsa yapsın, o yaptığı ne kadar büyük olursa olsun, ona göre Allah için yapılması gereken daha büyük ve daha iyi olur. 3- Yaptığı iyi ve güzel işleri mümkün olduğu kadar gizler, kendi reklamını kendisi yapmaz, başkalarının yapmasından da hoşlanmaz. 4- Onun yaptığı işleri insanların görmesi veya görmemesi, övmeleri veya yermeleri onu etkilemez. 5- İnsanların ve çevrenin fesadı, kötüye gitmesi onu etkilemez. O hak bildiği, gerekli gördüğü işleri yapmaya devam eder. 6- Kur'an’dan öğrendiği, ashabtan bildiği işleri yapmak onun yaşam tarzıdır. İbadette ve ahlakta yeniliklere kapalıdır.

Yaptığım ibadetlerde ihlaslı olduğumu nasıl anlayabilirim? Sadece ihlaslı olmayı

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.