Fetva Meclisi
Soru
Hocam, bazı insanlar sahabelere hakaret ediyor ya da hepsini aynı seviyede değerli bulmuyor. Biz nasıl davranalım bu bakış sahiplerine karşı, sahabeleri savunmamız nasıl olmalıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Evet, ashabı kiram (Allah onlardan razı olsun) melekler değildiler, bizim gibi insandılar. Hata etmiş olabilirler, ettiler de. Buna rağmen biz onları bizim gibi görmüyoruz. Zaten onların değeri, o hatalı durumlara rağmen kulluk merdivenlerini başarı ile tırmanmalarıdır. Sizin belirttiğiniz durum ise bambaşka bir durumdur. Bin yıl önceki BATINİYE hareketini şeytan yeniden canlandırdı, dinimizi içinden kemirmek istiyor. Bilim kılığı ile ashabı dillerine dolayanlar sadece İblis’in işini kolaylaştırmak istiyorlar. Çare yok, Allah imanını koruyan kulları ile bir konferansta eriyip giden cılız imanlı kullarını görecek, melekler buna şahit olacak! Hiçbir çaresi yoktur bunun. Bu bir imtihandır. O aklı kıtlar böyle konuşup gidecekler. Din biiznillah olduğu gibi kalacak. İmanını birilerine göre şekillendirmekte sakınca görmeyenler de nedametleri ile baş başa kalacaklar. Zaman dik durma ve binlerce dalgaya karşı yıkılmama zamanıdır. Sabret, diren ve erime.
Selamünaleyküm. Siz zaten mü'min insandınız. Yaptığınız bir hata idi. O hatayı da bilmeden yapmıştınız. Allah yardımcınız olsun. Yolunuzu koruyun, güzelliğe devam edin.Allah kolaylık versin, amelinizi makbul kılsın.
Bu ümmetin dış düşmanları kadar iç düşmanları da olacaktır. Yer yer iç düşmanlar daha yoğun da olabilecektir. Buna hazır olmamız gerekir. Sözünü ettiğiniz örnekler ne yazık ki, içimizden üremiş unsurlardır. Tartışarak, cevap yetiştirerek onları daha fazla bileylemiş olabiliriz. Hedefimiz öncelikli olarak kendi imanımızı ve safiyetimizi korumak olmalıdır. Onları düzeltmeye çalışırken kendimizi helak edersek daha kötü bir sonuca katlanırız maazallah. Tavsiyemiz kendimizi korumaktır. Onları ilim adamlarına havale etmekte yarar var.
• Çevreniz sizi etkiliyordur. Bu çevre, arkadaşlarınız da olabilir izlediğiniz medya, sosyal medya da olabilir. • Din olarak geleneği anlamış olabilirsiniz. Kur'an’ımızın ve Ashab-ı Kiramın örneği olduğu dini alsanız ufkunuz daha geniş olurdu. • Dinin hayat boyu yaşanacağını, bir okul gibi birkaç yıl sonra diploması alınan bir nesne olmayacağını bilememişsinizdir. • Sabretmeyi bilmiyorsunuzdur. • Sizi eğiten yönlendiren hocalar dar görüşlüdür. • Geçmişe ve olaylara takılıp kalıyorsunuzdur. • Mübahlarda aşırıya gidiyorsunuzdur. • Allah’tan başkasını/başka güçleri korku konusunda abartıyorsunuzdur. • Yaşam tarzınızda dengesizlikler, sağlık sorunları vardır. • Kalp amelleri, kalp dünyası konusunda zayıfsınızdır. • Sünneti ihmal ediyorsunuzdur. • Gereksiz hamaset, yersiz beklenti içindesinizdir. • Ve günahlarınızdan tevbe istiğfar etmiyorsunuzdur. Bunlar veya bunlardan birkaçı neden olabilir. Neden olanı tespit edip düzeltmeye çalışınız.
Bizim için sahabi sözü çok önemlidir. Dinimizi onların aktarması ile öğreniyoruz. Temelden sahabi sözünü yok kabul ettiğimizde dinimizi temelden reddetmiş oluruz maazallah. Sahabiden bize taşınan sözlerin kullanıldığı alana bakarak ne yapacağımızı kararlaştırabiliriz. Eğer söz konusu nakil iman ile alakalı ise muhakkak senedini bakarız yani âlimler baktılar demek istiyorum. Senedi hadis ölçülerine göre güçlü olmayan bir söz sahabi sözü de olsa o söz itikada delil olmaz. Sahabi sözü, ahlâk, öğüt gibi konularda ise âlimler itikad konularındaki kadar yoğun sened arayışı göstermemişlerdir. Aynı şeyi Peygamber aleyhisselama nisbet edilen hadisler için de uygulamışlardır; hadis itikad ile alakalı ise ona isnad kriterlerini yoğun olarak uygulamışlar, zühd, ahlâk ve faziletle ilgilisi o oranda uygulamamışlardır. Ashab-ı Kiramdan hüküm ihtiva eden sözleri nakleden kitapların en meşhurlarından olarak şunları kaydedebiliriz: - Musannaf, Abdürrezzak San’ani, - Musannef, İbni Ebi Şeybe, - Sünen, ed-Darimi, - Sünen, Said bin Mensur, - Tahavi, Şerhu Meani el-Asar, Ashab-ı Kiramın zühd, ahlâk ve benzeri konularda bilgilerini aktaran kitaplardan en meşhurları olarak da şunları zikredebiliriz: - Zühd, Abdullah bin Mübarek, - Zühd, İbnu Hanbel, - Hilyetülevliya, Ebu Nuaym, - Sıfatussafve, İbnulcevzi.
Aleykümselam.Allah'ın dinine davet etmek, dinin yaşanması için gayret etmek elbette görevlerimizdendir. Ne var ki, öncelikli ve şartsız görevimiz kendimizi ateşten korumak olmalıdır. Yanarak yanmaktan kurtarmak olmaz. Bu bir hatadır. Ashabı kiramdan daha büyük hizmet ehli olmak, onlardan daha iyisini yapmak mümkün müdür? Bir zaman sonra da, başkalarının namaz kılabilmesi için namazı terk etmek, birilerinin oruç tutması için oruç tutmamak gibi bir safsata çıkabilir önümüze. Örneğimizi günümüzün Müslümanlarından alamayız. Ashabı kiram bizim örneğimizdir. Kendinizi yaşıtlarınızla kıyaslamayın. Başarıyı da rakamlarla ve görüntülerle ölçmeyin. Allah'ın rızasına ölçün ölçtüğünüzü. Peygamber aleyhisselamın Sünnet'ine uyabildiğimiz kadar, ashabı kirama benzeyebildiğimiz kadar iyi yoldayız demektir. Medyanın şirin gösterdiğine imrenirsek aldanmış olabiliriz. Doğru olan az olabilir. Az olması doğruluğunu değiştirmez. Altın azdır demir çoktur ama demir hep demirdir.
Ashabı Kiram konusundaki diğer fetvalar
• İmanda ölçün Ashab-ı Kiram olsun. • Günahlarından tevbe et, istiğfarı unutma. • İbadetlerinden taviz verme, özellikle de namazdan. • Samimi ve sürekli duaların olsun. • Kur'an oku, Kur'an dinle, Kur'an düşün, Kur'an öğren, Kur'an yaşa. • Zikri ihmal etme. Namazlardan sonra, yolda yürürken, balkonda çay içerken, durakta beklerken zikret. Dilinle zikret, kalbinle zikret. Zikret. • Zamanı çok iyi değerlendir. Zamanı israf etme. Dakikaları saat gibi gör. • Kendini sürekli test et. Salih insan olduğunu bildiğin birine sun kendini, onun ikazlarını dikkate al. • Nafile ibadetlere önem ver. Hangi nafile ibadeti daha iyi yapabiliyorsan ona yoğunlaş. • Kalbini kirlerden uzak tut: Kibir, kin, nefret, sinirlenme, riya, münafıklık…
Yaratılış şekilleri ile bu dünyada melekleri ancak peygamberler görebilirler. Peygamber aleyhisselam efendimiz Cebrail aleyhisselamı farklı zamanlarda asıl şekli ile gördü. Sıradan insanların görmesi mümkün değildir. Sadece belli kavimlere azap indirdiklerinde o azaba muhatap olanlar onları görmüş olabilirler. Bu kuraldan sadece ilk insan Âdem aleyhisselam istisnadır. O melekleri yaratılış şekilleri ile cennette gördü. Ashab-ı Kiram melekleri asıl şekilleri dışındaki farklı şekillerde çokça gördüler. Bu görme de genellikle belli bir insana benzedikleri durumlarla oldu.
Bu ümmetin uleması, fukahası ve bütün ileri gelenleri ashabı kiramın kendi aralarında bir fazilet farkı bulunduğuna inanmaktadır. Birkaç ilmi olmayan kimsenin sözüne itibar edecek değiliz. - Bedir mücahitleri en üstündür. - Onların bir üstü cennetle müjdelenen ilk on kişidir. - Onların bir üstü raşid halifelerdir. - Onların da bir üstü ilk iki halifedir. - Onların sıralaması da Ebubekir sonra da Ömer şeklindedir. Sonra Osman gelir ardında da Ali. Allah hepsinden razı olsun.
En büyük veliler (yani evliya) Ashab-ı Kiramdır. Allah onlardan razı olsun. Kıyamete kadar hiç kimse onların seviyesine gelemeyecektir. Buna rağmen onlardan da ağır hatalar çıkmıştır. Ama o hatalar onların helak olma nedeni olmamıştır. Çünkü hata ile beraber hemen tevbeyi devreye soktular. Allah da onların tevbesindeki samimiyeti gördü. Geçmişlerinde ve ileriki dönemlerinde de hasenatları ardı ardına birikince o işledikleri büyük hataları silinmiş oldu. Evet, onlarda hasenat ve hatalar karşılaştırıldığında hatalar neredeyse yok denebilecek kadar azdı ama yok değildi. Bu gerçek Kur'an’da bile izlenebilir. Hadislerde söz konusu ağır günahları nasıl işledikleri ve nasıl muhteşem tevbelerle Rablerine koştukları örnekleri sık sık görülür. Veli olmak masum olmak değildir. Veli olmak, günahtan olanca gayreti ile kaçınmaktır. Günah işlenirse hemen tevbe ile onu temizlemektir. Günah işlemeye ve tevbenin kabul olmamasına karşı hassas olmaktır. Günahları gelenekleştirmemektir. Esasen veli olan da olmayan da böyle yaşamalıdır. Mü'mince hayat budur. İnsan olarak yaratılmış olmamız ve kulluk mücadelemiz bunu gerektirmektedir.
Ebu Cehil, Ebu Leheb ve karısı, Velid bin Muğire, Ümeyye bin Halef, As bin Vail, Übey bin Halef gibi meşhurları vardır.
Bu ve benzeri sorular “cevabını öğrenmek” için sorulmuş sorular değildir. Akıllarınca bir açık bulup: a- Kendini rahatlatmak, dine bağlanmamış olmanın haklılığı hissini yakalamak, b- Bilimsel bir iş üzere olmanın ağırlığını yaşamak, c- İnanmadığı bir dinin kitlesine zarar vermek, cephede gedik açmak, d- Ne yaptığını bile bilemeyecek kadar boş işte bulunuyor olma sonucunu elde etmeye çalışıyorlar. Bunlardan hangisi olursa olsun netice şudur: Bu soruları cevaplandırmak asla bir din tebliği değildir. Ve asla bir faydası yoktur. Soran ve cevaplayan kendi içlerinde yuvarlanıp gideceklerdir. Bir başka mesele de şudur: Bu sorularda esasen soru olma niteliği de yoktur. İnternet ortamında bir ortamdan diğerine taşınmış bilmece gibi sözlerden oluşmaktadır. Mesela bu soru kökten yanlıştır. Zira Kur'an'ımızın tertibinde Ashabı Kiramın müdahalesi yoktur. Bizzat Peygamber Efendimizin yaptığı bir iştir dizme işi. Rabbim ümmetimize yardım etsin, akıbetimizi hayır etsin.