Fetva Meclisi
Soru
Evliyalar arasında büyük günah işleyen olmuş mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
Biz şöyle iman ediyoruz: Hata eden günahkârdır. Günahkâr ise bu dünyada yüzü karadır, ahirette yeri ateştir. Samimi bir tevbe eden ve tevbesini koruyan ise günah işlememiş gibidir. Günah işlememiş gibi! Tevbenin bu denli temizleyici gücüne iman etmemek ise ikinci bir günahtır. Zira bize günahlardan kaçının diyen aynı zamanda tevbeyi kabul etme vaadinde bulunmuştur. Tevbe eden ve tevbesine sadık kalan günah işlememiş gibidir. Eski günahları anlatıp yaymak ise bir başka günahtır; ne anlat, ne sor! Unut onları! Ve Allah’a güven.
Şunu hiç unutma: Tevbe etti isen, tevbeden şüphe etmen o işlediğin günahlar gibi bir günahtır. Bundan da tevbe etmelisin. Buna göre de tevbeni korumaya bak.
Biz şöyle İMAN EDİYORUZ: Günah ne kadar büyük olursa olsun, Allah’ın rahmeti ondan çok daha büyüktür. Allah’ın affetmediği bir günah yoktur. Yeter ki kul ciddi bir tevbe yapsın. Sonra da tevbesini korusun. Günahın birden çok kere işlenmiş olması da bu gerçeği değiştirmez. Tevbe bozulmuş tekrar işlenmiş, tekrar tevbe gelmiş, tekrar bozulmuş olması da gerçeğimizi değiştirmez. Bunun aksini düşünmek aklını şeytana kaptırmaktır. Allah hakkında iyi düşünmek imanımızın gereğidir. Zaten başka kapımız da yoktur. Acilen tevbeye yönelin, zamanı iyi değerlendirin, şeytana takılmayın.
'Ya hasta olursam!' diyen biri gibi olmayın. Hastalık kaderimiz ama biz yaşamaya devam ediyoruz. Günahlar da böyledir. Günah işlememek ana ilkemiz olsun. İşlememeye de çalışalım. İşlediğimizde hemen tevbe ve istiğfar edelim. Tekrar işlersek, tekrar tevbe edelim. Tekrar tekrar.. Ölünceye kadar bu böyle devam etmelidir. Sonunda şeytan mağlup, biz galip oluncaya kadar. Kul olarak biz, Allah'ın işine ve hükmüne karışır gibi hesaplar, muhasebeler yapmayız. Haddimizi bilir, boynumuzu bükük tutarız.
Peygamberlerin günah işlememesi esasen, peygamberliklerini lekeleyecek tarzda bir günah işlememeleridir. Onlar da insan olarak bize göre normal ama onların ağırlığına göre 'daha iyisini yapabilirdi' denebilecek şeyleri özel hayatlarında yapmış olabilirler. Bu genel bir kuraldır. Âdem aleyhisselamın hatası ile alakalı durum ise daha da özeldir. O hata zamanında peygamber mi idi şeklinde bir bilgi eksikliği de mevcuttur. Net bir bilgimiz bu hususta yoktur. Allah yardımcımız olsun.
Büyük günahlardan tevbe edilmesi gerekir. Tevbe, geçmişe pişman olmak ve tekrar yapmamaya ahdetmektir. Tevbe yapılmaması durumunda ya da tevbe kabul edilmemesi hâlinde günahlar ahirete kalmış demektir. Ahirete kalan günahlar da Allah Teâlâ'nın dilemesine göre muamele görür. Ya mağfiret buyurur ya da kulun hak ettiği azabı çekmek üzere cehenneme atılmasını emreder. Allah Teâlâ hepimizi cehenneminden muhafaza buyursun.
Ashabı Kiram konusundaki diğer fetvalar
Bu ümmetin uleması, fukahası ve bütün ileri gelenleri ashabı kiramın kendi aralarında bir fazilet farkı bulunduğuna inanmaktadır. Birkaç ilmi olmayan kimsenin sözüne itibar edecek değiliz. - Bedir mücahitleri en üstündür. - Onların bir üstü cennetle müjdelenen ilk on kişidir. - Onların bir üstü raşid halifelerdir. - Onların da bir üstü ilk iki halifedir. - Onların sıralaması da Ebubekir sonra da Ömer şeklindedir. Sonra Osman gelir ardında da Ali. Allah hepsinden razı olsun.
• İmanda ölçün Ashab-ı Kiram olsun. • Günahlarından tevbe et, istiğfarı unutma. • İbadetlerinden taviz verme, özellikle de namazdan. • Samimi ve sürekli duaların olsun. • Kur'an oku, Kur'an dinle, Kur'an düşün, Kur'an öğren, Kur'an yaşa. • Zikri ihmal etme. Namazlardan sonra, yolda yürürken, balkonda çay içerken, durakta beklerken zikret. Dilinle zikret, kalbinle zikret. Zikret. • Zamanı çok iyi değerlendir. Zamanı israf etme. Dakikaları saat gibi gör. • Kendini sürekli test et. Salih insan olduğunu bildiğin birine sun kendini, onun ikazlarını dikkate al. • Nafile ibadetlere önem ver. Hangi nafile ibadeti daha iyi yapabiliyorsan ona yoğunlaş. • Kalbini kirlerden uzak tut: Kibir, kin, nefret, sinirlenme, riya, münafıklık…
Ashab-ı Kiramı sevmek, onları savunmak dini zorunluluklarımızdan biridir. Elimizdeki Kur'an’ımızı, Peygamber aleyhisselamın sünnetini onlardan aldık. Onlara uzatılan diller sonuç olarak Kur'an ve sünnete uzanmış gibi olabilir. İslam dininin en net uygulandığı asır onların asrıdır. Onlar tartışılırsa İslam’ın uygulanışı da tartışılır. Bu da dinimizi çürütmek isteyenlerin işine yarar. Bunu ancak hakikatleri bilmeyen bir cahil yapabilir. Bu nedenle onlara bilinçli bir şekilde sövmek, hakaret etmek bazı âlimlerin beyanı ile dinden çıkmak olarak görülmüştür. Ashab-ı Kiramı abartmadan, kul olduklarını masum sayılamayacaklarını unutmadan müdafaa etmek gerekir. Bu ölçüye göre onları müdafaa etmemiz dini bir zorunluluktur.
Yaratılış şekilleri ile bu dünyada melekleri ancak peygamberler görebilirler. Peygamber aleyhisselam efendimiz Cebrail aleyhisselamı farklı zamanlarda asıl şekli ile gördü. Sıradan insanların görmesi mümkün değildir. Sadece belli kavimlere azap indirdiklerinde o azaba muhatap olanlar onları görmüş olabilirler. Bu kuraldan sadece ilk insan Âdem aleyhisselam istisnadır. O melekleri yaratılış şekilleri ile cennette gördü. Ashab-ı Kiram melekleri asıl şekilleri dışındaki farklı şekillerde çokça gördüler. Bu görme de genellikle belli bir insana benzedikleri durumlarla oldu.
Ebu Cehil, Ebu Leheb ve karısı, Velid bin Muğire, Ümeyye bin Halef, As bin Vail, Übey bin Halef gibi meşhurları vardır.
Bu ve benzeri sorular “cevabını öğrenmek” için sorulmuş sorular değildir. Akıllarınca bir açık bulup: a- Kendini rahatlatmak, dine bağlanmamış olmanın haklılığı hissini yakalamak, b- Bilimsel bir iş üzere olmanın ağırlığını yaşamak, c- İnanmadığı bir dinin kitlesine zarar vermek, cephede gedik açmak, d- Ne yaptığını bile bilemeyecek kadar boş işte bulunuyor olma sonucunu elde etmeye çalışıyorlar. Bunlardan hangisi olursa olsun netice şudur: Bu soruları cevaplandırmak asla bir din tebliği değildir. Ve asla bir faydası yoktur. Soran ve cevaplayan kendi içlerinde yuvarlanıp gideceklerdir. Bir başka mesele de şudur: Bu sorularda esasen soru olma niteliği de yoktur. İnternet ortamında bir ortamdan diğerine taşınmış bilmece gibi sözlerden oluşmaktadır. Mesela bu soru kökten yanlıştır. Zira Kur'an'ımızın tertibinde Ashabı Kiramın müdahalesi yoktur. Bizzat Peygamber Efendimizin yaptığı bir iştir dizme işi. Rabbim ümmetimize yardım etsin, akıbetimizi hayır etsin.