Fetva Meclisi
Soru
Hocam, sahabilerin hepsini seviyoruz doğrusu ama onların aralarında biri diğerinden daha üstündür şeklinde bir sıralama yapılmış mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Ebu Cehil, Ebu Leheb ve karısı, Velid bin Muğire, Ümeyye bin Halef, As bin Vail, Übey bin Halef gibi meşhurları vardır.
Kardeşim, şu anda kullanılan SELEFİLİK ifadesi ile SELEF sözcüğünü lütfen aynı tutmayınız. Güneşle mumu eşit tutmak gibi bir hata etmiş olursunuz. Selef kimdir size onu ifade edeyim, bakalım siz ne diyeceksiniz: Selef, bu ümmetin ilk üç neslinin adıdır. Sahabiler, tabiiler ve etbauttabiin ve onları çok yakın zamanda izleyen büyük müçtehit kadrosu. Bu üç nesle selef diyorsak eğer, din ve ahiret konusunda bunların ilmine değil denk yakın olan bir ilim bile olabilir mi? Lütfen siz buna cevap verin. Olabilir mi? Kur'an’ımızı hiç tartışılamayacak şekilde herkesten iyi bilen, Peygamber aleyhisselam ve ashabının sözlerini hatta nefeslerini daha iyi bilen, Arapçayı herkesten iyi bilen, İlim olarak nübüvvete yakın günlerin ilmini bilen bir neslin ilmi üstün değil de hangi ilim üstündür. Yalnız şunu da bilmelisiniz: Selefin ilminin üstün olması onların dışındakilerin ilminin kıymetli olmaması demek değildir. Başta mezhep müçtehitlerimiz olmak üzere Allah için ilim üreten bütün müçtehitlerimizin hatta âlimlerimizin ilmi değerlidir. Eğer biz seleften birinin ilmi ile sonraki kuşaklardan birinin ilmi arasında sıralama yapmak zorunda kalırsak o zaman selefin ilmini en üstün ilim olarak görürüz.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashabı yani ilk Müslüman olan nesil elbette bizimle aynı imanı, aynı Kur'an’ı ve aynı davayı paylaşmaktadırlar. Daha da isabetli olan ise şudur: Biz elbette onlarla aynı iddiaları ve yolu sürdürdüğümüzü söylüyoruz. Buraya kadar bir sorun yoktur. Ne var ki, onlar hakkındaki kararı bizzat Allah Teâlâ verdi ve onların kimliğini onayladı. Biz ise henüz iddia sürecindeyiz. Bizim yapmayı ideal ve iddia ettiğimiz şeyler onların başarıp bitirdiği şeyler oldu. Başta Kur'an’ımız olmak üzere onları bizzat Peygamber aleyhisselam efendimiz övdü ve takdir etti. Tarih onları öne çıkardı. Bu sebeple kâğıt üzerinde bir aynı olma söz konusu olur ama pratikte aynı olmayı ispat edemeyiz. Onlar hakkında ana hatları ile şu malumatı tespit etmemiz gerekir: Sahabiler Allah onlardan razı olsun, Peygamber aleyhisselamın talebeleri ve ilk neslidir. İmanla dolu kalpleri, ispat edilmiş Allah ve Peygamber sevgisi, konuştuklarına ve sözlerine sadakatleri, ortaya koydukları fedakârlıkları ve benzeri ayrıcalıklarıyla onlar bu ümmetin en üstünleri oldular. Onlardan daha imanlı, daha ahlâklı, daha iyi ibadet yapan olmadı, olmayacak da. Kur'an’ımız onları böyle övdü. O kadar ki bizzat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onları sevmeyi imandan, onlara buğz etmeyi de nifaktan saydı. Kıyamete kadar mü'min olarak yaşamak isteyen ve Rabbine imanla gitmek isteyen herkes böyle bilmek ve bunu kabul etmek zorundadır. Hiçbir zaman ve hiçbir kavram onları eskitemeyecektir.
Peygamber aleyhisselam efendimizin sahabileri dini yaşarken ve mümin bir insan olarak iş yaparken şu dört ilkeye dikkat etmişlerdir diyebiliriz: Yaptıklarının en iyisini yapmaya çalıştılar. O işi yaparken tembellikten ve ötelemekten uzak durdular ve imkânlarını en iyi şekilde kullandılar. Sürekliliği prensip edindiler. Aralarında değerlendirme yaparken unvanlarını, imkânlarını değil takvayı ölçü aldılar.
Dinlediğiniz konuşma içinde bağlamından koparılmış bir ifade olduğunu düşünüyorum. Evet, ahir zamanda şanslı ve kazançlı olmaya yönelik hadisler bulunmaktadır ama bu hadisle “sahabilerden dahi iyi olmak” gibi bir anlamı beyan etmez. Bu ümmetin sonunda da hayrın devam etmesini şu başlıklar altında inceleyebiliriz: Bu ümmetin ilk nesli ile son nesilleri arasında iman ve ibadetlerdeki temel benzerliklerin ötesinde bir de “garip” olma benzerliği vardır. “Din garip başladı garip olacak” hadisinin anlattığı gerçek budur. Ahir zamana yaklaşıldıkça Allah’a kulluk ideali ile yaşamak çok zor olacak. Avuç içinde kor taşımak kadar zor olabilecek bir dindarlıktan söz edilmektedir. Son zamanlardaki bu garipliği iliklerine kadar hisseden müminlere Allah Teâlâ’nın lütfedeceği muvaffakiyetin fazileti elbette tartışılamaz ama bu fazilet sahabilere denk olmak gibi bir sonuca götürmez. Onlarla denk olmak mümkün olmayan bir noktadır. Gariplik zamanında iman etmek, cihat ve Allah için fedakârlık gibi faziletlerde ise herkes yaptığının karşılığını bulur. Bu da kişilere ve zamanlara göre değişebilir bir değerlendirmedir. Peygamber aleyhisselamı görmeden, onu görenler gibi güzel bir iman iki iman eden nesil arasında bir fazilet oluşturabilir. Nitekim bazı hadislerde Peygamber aleyhisselam efendimiz “onu görmedikleri” halde iman edenlerden söz etmektedir. Ve onları övmüştür. Bu övme, ecirlerinin büyüklüğünü, Peygamber aleyhisselama yakınlıklarını gösterir ama onların sahabilerden yani ilk nesilden daha faziletli olduğunu göstermez.
Ashab-ı Kiramı sevmek, onları savunmak dini zorunluluklarımızdan biridir. Elimizdeki Kur'an’ımızı, Peygamber aleyhisselamın sünnetini onlardan aldık. Onlara uzatılan diller sonuç olarak Kur'an ve sünnete uzanmış gibi olabilir. İslam dininin en net uygulandığı asır onların asrıdır. Onlar tartışılırsa İslam’ın uygulanışı da tartışılır. Bu da dinimizi çürütmek isteyenlerin işine yarar. Bunu ancak hakikatleri bilmeyen bir cahil yapabilir. Bu nedenle onlara bilinçli bir şekilde sövmek, hakaret etmek bazı âlimlerin beyanı ile dinden çıkmak olarak görülmüştür. Ashab-ı Kiramı abartmadan, kul olduklarını masum sayılamayacaklarını unutmadan müdafaa etmek gerekir. Bu ölçüye göre onları müdafaa etmemiz dini bir zorunluluktur.
Ashabı Kiram konusundaki diğer fetvalar
En büyük veliler (yani evliya) Ashab-ı Kiramdır. Allah onlardan razı olsun. Kıyamete kadar hiç kimse onların seviyesine gelemeyecektir. Buna rağmen onlardan da ağır hatalar çıkmıştır. Ama o hatalar onların helak olma nedeni olmamıştır. Çünkü hata ile beraber hemen tevbeyi devreye soktular. Allah da onların tevbesindeki samimiyeti gördü. Geçmişlerinde ve ileriki dönemlerinde de hasenatları ardı ardına birikince o işledikleri büyük hataları silinmiş oldu. Evet, onlarda hasenat ve hatalar karşılaştırıldığında hatalar neredeyse yok denebilecek kadar azdı ama yok değildi. Bu gerçek Kur'an’da bile izlenebilir. Hadislerde söz konusu ağır günahları nasıl işledikleri ve nasıl muhteşem tevbelerle Rablerine koştukları örnekleri sık sık görülür. Veli olmak masum olmak değildir. Veli olmak, günahtan olanca gayreti ile kaçınmaktır. Günah işlenirse hemen tevbe ile onu temizlemektir. Günah işlemeye ve tevbenin kabul olmamasına karşı hassas olmaktır. Günahları gelenekleştirmemektir. Esasen veli olan da olmayan da böyle yaşamalıdır. Mü'mince hayat budur. İnsan olarak yaratılmış olmamız ve kulluk mücadelemiz bunu gerektirmektedir.
• İmanda ölçün Ashab-ı Kiram olsun. • Günahlarından tevbe et, istiğfarı unutma. • İbadetlerinden taviz verme, özellikle de namazdan. • Samimi ve sürekli duaların olsun. • Kur'an oku, Kur'an dinle, Kur'an düşün, Kur'an öğren, Kur'an yaşa. • Zikri ihmal etme. Namazlardan sonra, yolda yürürken, balkonda çay içerken, durakta beklerken zikret. Dilinle zikret, kalbinle zikret. Zikret. • Zamanı çok iyi değerlendir. Zamanı israf etme. Dakikaları saat gibi gör. • Kendini sürekli test et. Salih insan olduğunu bildiğin birine sun kendini, onun ikazlarını dikkate al. • Nafile ibadetlere önem ver. Hangi nafile ibadeti daha iyi yapabiliyorsan ona yoğunlaş. • Kalbini kirlerden uzak tut: Kibir, kin, nefret, sinirlenme, riya, münafıklık…
Yaratılış şekilleri ile bu dünyada melekleri ancak peygamberler görebilirler. Peygamber aleyhisselam efendimiz Cebrail aleyhisselamı farklı zamanlarda asıl şekli ile gördü. Sıradan insanların görmesi mümkün değildir. Sadece belli kavimlere azap indirdiklerinde o azaba muhatap olanlar onları görmüş olabilirler. Bu kuraldan sadece ilk insan Âdem aleyhisselam istisnadır. O melekleri yaratılış şekilleri ile cennette gördü. Ashab-ı Kiram melekleri asıl şekilleri dışındaki farklı şekillerde çokça gördüler. Bu görme de genellikle belli bir insana benzedikleri durumlarla oldu.
Bu ve benzeri sorular “cevabını öğrenmek” için sorulmuş sorular değildir. Akıllarınca bir açık bulup: a- Kendini rahatlatmak, dine bağlanmamış olmanın haklılığı hissini yakalamak, b- Bilimsel bir iş üzere olmanın ağırlığını yaşamak, c- İnanmadığı bir dinin kitlesine zarar vermek, cephede gedik açmak, d- Ne yaptığını bile bilemeyecek kadar boş işte bulunuyor olma sonucunu elde etmeye çalışıyorlar. Bunlardan hangisi olursa olsun netice şudur: Bu soruları cevaplandırmak asla bir din tebliği değildir. Ve asla bir faydası yoktur. Soran ve cevaplayan kendi içlerinde yuvarlanıp gideceklerdir. Bir başka mesele de şudur: Bu sorularda esasen soru olma niteliği de yoktur. İnternet ortamında bir ortamdan diğerine taşınmış bilmece gibi sözlerden oluşmaktadır. Mesela bu soru kökten yanlıştır. Zira Kur'an'ımızın tertibinde Ashabı Kiramın müdahalesi yoktur. Bizzat Peygamber Efendimizin yaptığı bir iştir dizme işi. Rabbim ümmetimize yardım etsin, akıbetimizi hayır etsin.