Fetva Meclisi
Soru
Hocam Peygamberimizin dostları sahabelerle ilgili bizim bilmemiz gereken şeyler neler olabilir? Biz onları ve kendimizi neden ayrı tutuyoruz? Onlar da bizim gibi veya biz de onlar gibi Müslümanlar değil miyiz? Bunun mantığı nedir yanlış mı biliyorum, bazı hocalar biraz abartıyor mu yoksa?
Cevap
Benzer fetvalar
Evet, ashabı kiram (Allah onlardan razı olsun) melekler değildiler, bizim gibi insandılar. Hata etmiş olabilirler, ettiler de. Buna rağmen biz onları bizim gibi görmüyoruz. Zaten onların değeri, o hatalı durumlara rağmen kulluk merdivenlerini başarı ile tırmanmalarıdır. Sizin belirttiğiniz durum ise bambaşka bir durumdur. Bin yıl önceki BATINİYE hareketini şeytan yeniden canlandırdı, dinimizi içinden kemirmek istiyor. Bilim kılığı ile ashabı dillerine dolayanlar sadece İblis’in işini kolaylaştırmak istiyorlar. Çare yok, Allah imanını koruyan kulları ile bir konferansta eriyip giden cılız imanlı kullarını görecek, melekler buna şahit olacak! Hiçbir çaresi yoktur bunun. Bu bir imtihandır. O aklı kıtlar böyle konuşup gidecekler. Din biiznillah olduğu gibi kalacak. İmanını birilerine göre şekillendirmekte sakınca görmeyenler de nedametleri ile baş başa kalacaklar. Zaman dik durma ve binlerce dalgaya karşı yıkılmama zamanıdır. Sabret, diren ve erime.
Allah Teâlâ, insanlara dinini öğretsin diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi gönderdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kendisine inen Kur’an’ı ayet ayet, sure sure iman eden ilk nesle öğretti. Kur’an’ın yanında kendisi de açıklamalarda bulundu. İlk nesil onun elinden yetişti. Sadakatleri ve gayretleri sayesinde ilk nesil mükemmel bir kadro olarak çıktı ortaya. Dini tatbik etmede ve gayrette Allah’ın rızasına erdiler. Allah Teâlâ Kur’an ayeti indirip, onlardan razı olduğunu bildirdi. Onlar da Allah’tan razı idiler. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sağlığında din adına gereken cevapları bizzat kendisi veriyordu. Onun vefatından sonra ise ashabı, din adına ortaya çıkan soruların cevabını verdiler. Bir anlamda şöyle oldu: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin getirdiği dinin ne olduğu, ashabın ağzından öğrenildi. Çünkü onlar din konusunda güvenli idiler. ‘Bu ayettir, bu hadistir!’ diyerek yönlendirdiler. Yerine göre kendileri de yorum yaptılar. Yaptıkları yorumun kendilerine ait olduğunu da vurguladılar. Ashaptan sonraki nesil gayet tabii olarak, ashabın taklidini yaptı. Onlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemi gördükleri ve ondan din öğrendikleri için, yaptıkları ve söylediklerinin vahye yakınlığı tartışılmayabilirdi. Onlardan sonra gelenlerden kimsenin yaptığının o derece vahye yakınlığı iddia edilemezdi. İkinci nesil, ashaptan din öğrendi. Muhteşem bir gayret sergilediler; insanüstü denebilecek bir himmet ve çalışmayla dini öğrendiler, öğrettiler. Talebe oldular, talebe yetiştirdiler. Ciddi ilim halkaları tesis edildi. Sahabilerin ardından yaygınlaşan ilim halkaları bir zaman sonra belirli isimlere mal olmaya başladı. Medine’de Malik bin Enes’in ismi sivrildi. Kufe’de Ebu Hanife öne çıktı. Basra’da bir başka isim duyuldu. Yoğun ve yaygın bir ilim çalışması yapılırken, konuları işleme ve öğretmeden kaynaklanan farklılıklar da yavaş yavaş belirdi. Malik bin Enes’in, Ebu Hanife’ye göre üslup farkı; Ebu Hanife’nin de ona göre farkı dikkat çekti. Kur’an’ı anlamak ve yaşamak ana hedefinde hepsi müttefik oldukları halde ‘nasıllığı’ konusunda farklı üsluplar yerleşti. Kesin olan bir hakikat vardır ki o da şudur: Bu ilk kadrolar arasında, memuriyetini dikkate alarak, tayininden çekindiği için en rahat fetvayı arayan, evirip kıvırarak konuşan kimse yoktur. Allah’ın dinini yayma ve yaşatmadan başka bir hedefleri olmamıştır. Aralarında, geçinmek zorunda olduğu bir iş olarak ilmi çalışmalar yaptığı söylenebilecek kimse yoktur. Onlar ilmi din olarak gördüler, cihad olarak uyguladılar. Ümmet onlara itimat etti, onlar da o itimadın altında kalmadılar. Sözlerinin bedeli olarak zindana açılan bir yol önlerine çıkınca tereddüt etmediler. Ölümle yüzleşince ondançekinmediler. Onların bu çalışmaları genişletmeleri zorunluydu. Çünkü İslam toprağı gitgide büyüyor, Müslüman sayısı her gün artıyordu. Buna göre de fitneler dal budak salıyordu. Bu ilmi çalışmalarda yüzlerce âlimin adı anıldı. Pek çoğunun ders halkaları binlerce ‘din bilen’ insan yetiştirdi. Dinin tahrip görmesini engellediler. Fakat o dönemde bu çalışmaları yapanların adlarının ebedileşmesi herkes için mukadder olmadı. Pek azının adı bir ekolün başı olarak anıldı. Bunlardan dördü de bir mezhep olarak yerleşti. Müslümanların bu dört mezhepten birine bağlı olması, İslam’ın şartlarından bir şart kesinlikle değildir. Böyle bir iddia batıldır. Bu mezhepleri aşıp elde edilebilecek bir fıkıh da yoktur. Kâğıt üzerinden yürütülen bir tartışmada mezhepleri aşmak mümkündür. Mezhepleri aşmak veya yok saymak, sahiplerinin isimlerini yok saymaksa bu onların hadis ve Kur’an konusundaki aktarmalarını da yok saymak gibi bir sonuca götürür bizi. Hiç bir Müslüman, Ebu Hanife’yi veya Ahmed bin Hanbel’i takvasında, güvenilirliğinde itham etmemiştir. Söylenebilecek olan söz, onların da beşer olmaları hasebiyle yanılma ihtimalleridir. Bu da doğrudur. Yanılabilirler; yanıldıkları da olmuştur. Yanıldıklarını anlayıp görüş değiştirmişlerdir. Bizim için yine bir sorun yoktur. Biz onlara bağlı değiliz; bağlı olduğumuz Kur’an ve sünnettir. Onlar bize Kur’an ve sünneti verdikçe alırız, kayma gösterdikleri yerde de onları bırakır kitabımıza sahip çıkarız. Kur’an ve sünnet elhamdülillah elimizdedir. Mesele bizim Kur’an’a daha yakın olmamız ise sorun yok. Bunu ispat etmek için sabah namazını şöyle kırk gün aksatmadan camide cemaatle kılabildiğimiz, malımızı onlar kadar en azından Allah yolunda infak edebildiğimiz, cihaddan nasiplenebildiğimiz gün yapsak, melekleri için daha inandırıcı bir iş yapmış olurduk.
Aleykümselam Güzel kardeşim, kimin ne dediğine göre mi yaşayacağız? Allah bize ne diyor, ona bakmamız yeterlidir. Cevap vermemizin onların ikna olması açısından bir yararı yoktur. Çünkü onlar; öğrenmek veya doğruyu araştırmak için sataşmıyorlar. Bizim onlara cevap verecek vakitte bir mümin kardeşimizin ihtiyacı ile ilgilenmemiz çok daha evladır. Kederlenmeyin, sabırlı olun. Sizin gibi bir mümin kardeşimin duasını almak benim için nimet hazinesidir. İnşaallah sizin sevginiz de sizin için sevap hazinesi gibi olur. Siz dua edin, ben size dua edeyim; boş verin gerisini. Selamünaleyküm.
Selamünaleyküm. Hepimizin dinimizin hizmetçileriyiz. Bildiğimizin hocalarıyız. Yapabildiğimizin mücahitleriyiz. Bunu hiç unutmayasın. İhlaslı olduğun, Haddini bildiğin, Fitneye sebep olmadığın, Bilgide ve bildirmede oburlaşmadığın, Sabırlı davrandığın, Kendi farz görevlerini ihmal etmediğin, Bir bilenle istişare ile hareket ettiğin sürece iyisin, güzel yapıyorsun, mücahitsin, muallimsin biiznillah. Devam et. Allah yardımcın olsun.
Müslümanlığımızı, şüpheler üzerinden irdelemek sakıncalıdır. Vesvese ile imanı sorunlu duruma taşımak yanlış olur. Örnek aldığınız olayla sizin bağlantı kurmanız hiç yerinde değildir. Günlük hayatınızı devam ettirin. İbadetlerinizi yapın. Birilerini şahit tutmanız gerekmez zaten camiye gidip namaz kılıyorsunuz. Benzeri ibadetleri yapıyorsunuz. İmanımızı korumak için çırpınacağız ama vesveseye kapılarak korurken kaybetme düzeyine de getirmeyeceğiz. İbadetlerinizi yapmanız, Kur'an okumanız, dua etmeniz, salavat getirmeniz ve benzeri ibadet olan değerleri canlı tutmanız imandır olduğu gibi biiznillah.
Her şeye rağmen eşler aralarındaki eşliğin gerektirdiği sevgi ve saygıyı yitirmemeye çalışmalıdırlar. Peygamberlerin de eşleriyle bu tür sorunları oldu ama onları boşamayı denemediler. Evet, Müslüman'ın kendi evinden vurulması çok ağır bir imtihandır fakat bu bir imtihandır. İmtihanlar bizim isteğimize ve keyfimize göre olmayacaktır elbette. Kesinlikle sabırlı ve nazik olacaksınız. Sizin tartışmanızda nazik olan kazanacaktır. Her işte sabırlı olanlar, kabalığa başvurmayanlar sonuca ererler. Allah Teala size böyle bir imtihan takdir buyurdu ise siz bunu kazanmaya mecbursunuz. Zira, namaz kılmak için gösterdiğiniz gayretten sevap kazandığınız gibi eşinize tahammül etmekten de sevap kazanacaksınız. Zor ama gerekli bir uygulamadır bu. Aman sabredin, seviyenizi düşürmeyin. Kopacaksa koparan diğeri olsun. Çocuklarınızın gözünde de iyi örnek siz olmalısınız. Allah'ı ve Peygamber'ini sevmenin gereği budur. Allah'a emanet olunuz.
iman konusundaki diğer fetvalar
Başım gözüm üstüne sözü, saygı ve itaati yansıtan bir anlatımdır. Bu sözün iman açısından bir sakıncası yoktur. Yöresel bir ifade olarak özel ve aykırı bir anlam ifade etmedikçe söylenebilir.
Vekil olacak kişi için “mü'min” olma şartı aranabilir ama “iyi mü'min” şartı aranmaz. Bu durumda nikâhın batıl olduğu sözü doğru değildir.
SUİZAN kötü düşünmek, olumsuz inanmak demek olduğuna göre kul, Allah hakkında kötü düşünürse şüphesiz bu ucu, Allah’ı inkâr etmeye kadar götürebilir bir tehlikedir. Mesela bir kul, Allah’ın yanlış yarattığını, zulmettiğini, azap etmekte haksız olduğunu söyleyecekse olsa imanı gider. Sadece şunu ilave edebiliriz bu bilgiye: Belki, böyle bir hatanın bilgi eksikliğinden kaynaklanması yani sahibinin kastı olmadan buna batması ya da çok geniş bir ilmi gerektiren konulardan birinde bu hataya düşmesi gibi bir nedenle imanın gitmemesi söz konusu olabilir. Yoksa imanı kaydıran sebeplerden biridir suizan.
Öyle bir bilgimiz yok, iştahınız çekiyorsa yiyin, çekmiyorsa çektiğini yiyin. Yeter ki “yenir/yenmez” gibi bir iddia ile yapmayın bunu.
Böyle bir hatadan dolayı yanlışı anlayıp istiğfar etmek ve namaz başta olmak üzere ibadetlere devam etmek yeterlidir.
Anlaşılan sende takıntı/vesvese/obsesif problemi var. Bu tür dalgalı düşünceler kalbine uğradığında kabullenme ve "hayır, öyle bir iş yok" diyerek ilgilenme. Aksi takdirde başa çıkamazsın. Kendine eziyet etme. Müslüman bir hanımefendi olarak kendine küfrü (kaynağı şeytandan gelen bilgilerle) yakıştırmamalısın.