Fetva Meclisi
Soru
Hocam Peygamberimiz aleyhisselamın amcası Ebu Talip ölüm döşeğindeyken yanındadır. Amcasının ölmeden önce iman etmesini çok istiyor fakat amcası iman etmeden ölüyor. Ancak yanındaki diğer amcası Hz. Abbas Peygamberimize, amcası Ebu Talip'in iman ettiğini söylüyor. Peygamberimiz de Hz. Abbas'a “Ben duymadım” diyor. İkinci bir husus olarak da ahir zamanda insanların sabah evlerinden imanlı çıkıp akşam eve dönerken imansız gireceklerini; akşam yatarken imanlı yatıp imansız kalkacaklarını duymuştum. Ben de bunu duyduğumdan beri imanımı muhafaza edebilmek için sürekli kelimeişehadet getiriyorum. Bir de Peygamberimizin, amcası Ebu Talip'in imanını ben duymadım demesini öğrendiğimden beri de mümkün olduğunca yanımdaki kişilerin duyacağı kadar yüksek sesle kelimeişehadet getiriyorum. Hocam, size sormak istediğim sorum şöyle: Kelimeişehadet getirdiğimizde bir başka Müslüman kişinin şahitliğine gerek var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam. Dinimizin hiçbir ek kaynağa ihtiyacı yoktur. Kur'an, beşerin anlayabileceği ve beşer için inmiş bir kitaptır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Sünnet'i de onun anlaşılması için yeterlidir. Bu ümmetin en iyi Müslümanları olan ashabı kiram ve onların yetiştirdiği talebeleri sözünü ettiğiniz şeyleri duymadılar bile ama Allah için şehadete çağrıldıklarında, sabah ezanı onları camiye çağırdığında o sesi duydular. Sözünü ettiğiniz ilimlere vakıf olanlar ise çok şeyler bildiler lakin sabah namazını camide kılmaya çağıran ezan sesini duyamadılar. Şehitliği, Allah için infakı emreden ayetleri anlamadılar. Dinimizin hiçbir ek bilgiye ihtiyacı yoktur. Dinden kafa karışıklığını anlayanlar için ise elbette felsefe ve her karıştırıcı şarttır. İslam, karıştırmak için değil itaat etmek için vardır. Zorunlu olarak okutulduğunda da imtihandan geçecek kadar öğrenin yeter.
Selamünaleyküm. Mümin, bu zamanda önce kendisini korumalıdır. Fitne ateş gibi her yeri sarmış durumdadır. İmanımız ciddi bir şekilde tehlikededir. Önce kendinizi korumayı gaye edinin. Onlar size tesir etmesinler. İkinci göreviniz de onlara iyi örnek olmaktır. En iyi yapacağınız şey, imanınızla oluşan kimliğinizi kıskandırmaktır. Tatlı konuşan, vakar sahibi, sözüne sadık, ibadet ihmal etmeyen, ahireti hesap eden bir mümin olduğunuz zaman onlar sizden istifade edeceklerdir. Böylesi, oturup onlara bir saat seminer vermekten iyidir. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kimi sevdi ise onu severiz, ne kadar sevdi ise o kadar severiz. Amcasını çok sevdi ama şirkini reddetti. Biz de aynısını yaparız. İyiliklerini ve sılayı rahimi korudu. Biz de iyiliği olanın iyiliğine minnettar kalırız, aramızdaki sılayı rahimi koruruz. İş imana geldiğinde, kimlik ispatına dayandığında o bir dünya, biz başka bir dünya oluruz. Talip, isim olarak İSTEYEN anlamında bir isimdir; kullanılabilir. Talip, EBU TALİP değildir.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashabı yani ilk Müslüman olan nesil elbette bizimle aynı imanı, aynı Kur'an’ı ve aynı davayı paylaşmaktadırlar. Daha da isabetli olan ise şudur: Biz elbette onlarla aynı iddiaları ve yolu sürdürdüğümüzü söylüyoruz. Buraya kadar bir sorun yoktur. Ne var ki, onlar hakkındaki kararı bizzat Allah Teâlâ verdi ve onların kimliğini onayladı. Biz ise henüz iddia sürecindeyiz. Bizim yapmayı ideal ve iddia ettiğimiz şeyler onların başarıp bitirdiği şeyler oldu. Başta Kur'an’ımız olmak üzere onları bizzat Peygamber aleyhisselam efendimiz övdü ve takdir etti. Tarih onları öne çıkardı. Bu sebeple kâğıt üzerinde bir aynı olma söz konusu olur ama pratikte aynı olmayı ispat edemeyiz. Onlar hakkında ana hatları ile şu malumatı tespit etmemiz gerekir: Sahabiler Allah onlardan razı olsun, Peygamber aleyhisselamın talebeleri ve ilk neslidir. İmanla dolu kalpleri, ispat edilmiş Allah ve Peygamber sevgisi, konuştuklarına ve sözlerine sadakatleri, ortaya koydukları fedakârlıkları ve benzeri ayrıcalıklarıyla onlar bu ümmetin en üstünleri oldular. Onlardan daha imanlı, daha ahlâklı, daha iyi ibadet yapan olmadı, olmayacak da. Kur'an’ımız onları böyle övdü. O kadar ki bizzat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onları sevmeyi imandan, onlara buğz etmeyi de nifaktan saydı. Kıyamete kadar mü'min olarak yaşamak isteyen ve Rabbine imanla gitmek isteyen herkes böyle bilmek ve bunu kabul etmek zorundadır. Hiçbir zaman ve hiçbir kavram onları eskitemeyecektir.
Her şeye rağmen eşler aralarındaki eşliğin gerektirdiği sevgi ve saygıyı yitirmemeye çalışmalıdırlar. Peygamberlerin de eşleriyle bu tür sorunları oldu ama onları boşamayı denemediler. Evet, Müslüman'ın kendi evinden vurulması çok ağır bir imtihandır fakat bu bir imtihandır. İmtihanlar bizim isteğimize ve keyfimize göre olmayacaktır elbette. Kesinlikle sabırlı ve nazik olacaksınız. Sizin tartışmanızda nazik olan kazanacaktır. Her işte sabırlı olanlar, kabalığa başvurmayanlar sonuca ererler. Allah Teala size böyle bir imtihan takdir buyurdu ise siz bunu kazanmaya mecbursunuz. Zira, namaz kılmak için gösterdiğiniz gayretten sevap kazandığınız gibi eşinize tahammül etmekten de sevap kazanacaksınız. Zor ama gerekli bir uygulamadır bu. Aman sabredin, seviyenizi düşürmeyin. Kopacaksa koparan diğeri olsun. Çocuklarınızın gözünde de iyi örnek siz olmalısınız. Allah'ı ve Peygamber'ini sevmenin gereği budur. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Mü'minler, bir vücudun azaları gibidirler; bir yerdeki sızıyı her yerden hissetmek zorundadırlar. Bir mü'min kardeşin, hatasını görüp de onu hissetmemek bize ait bir tavır değildir. Şu kadar ki, daha ağır bir hataya mesela onun 'boş ver' demesine neden olacak davranışı da kabul etmeyiz. Duruma bakın, yararlı olacak zannederseniz nezaketle ikaz edin. Aksi takdirde susmayı yeğleyin. Siz niyetinizle ve samimiyetinizle kazanırsınız. Nefisleri kabartmadan, incitmeden ve kınamadan yapmak gerekiyor. En azından imamlara, böyle bir hata gördüğünüzü hatırlatarak onlara söyletebilirsiniz. Allah'a emanet olun.