Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir konuşmacı, bu zamanda Müslüman olmanın önemini anlatırken “biz Ashaptan daha iyi olabiliriz, bu konuda hadis var” şeklinde bir cümle kullandı. Bunu anlayamadım. Ashaptan daha iyi nasıl olunuyor? Onlardan daha iyi bir nesil gelmesi mümkün mü?
Cevap
Benzer fetvalar
Dinin ve dindarın garip olması “yok olması, sıfır olması” değildir. Allah’ın izni ile ne din ne dindar kıyamete kadar sıfır olmaz. Öyle bir şey olsa o, kıyamet vaktinin tamam olduğunu gösterir. Görsel olarak bir azalma, kenarda kalma durumudur söz konusu olan. Bu durumu da hayatın farklı alanlarında incelememiz mümkündür: - Bu ümmetin ilk ve orijinal nesli olan Ashabı Kiram ya da selef imanının/iman tarzının yalnızlığa terk edilmiş olması, onun yerine daha sonraki idraklerin rağbet görmesi, - İslam Şeriatının tatbik edilemiyor olması, - İbadetlerin gitgide azalan bir düzeyde ihmal ediliyor olması, - Ahlâkın, yabancıların yani bu ümmetten olmayanların ahlâkına benzemesi ve bunda da sakınca görülmemesi, - Allah’a davet eden âlimlerin ve davetçilerin yalnızlığa itilmesi, kimsesiz kalmaları, - İlmin geçim kaynağı olmayı aşamaması, Allah için bir ibadet niteliğinin kaybolması, - Mü'minler için bir iman meselesi olan VELA/BERA yani mü'min mü'min iledir, kâfirlerden uzaktır itikadının zayıflaması gibi göstergeler üzerinden dinin ve dindarın garipliği izlenebilir. Allah Teâlâ muhafaza buyursun, böyle bir olguyu sakıncası olmayan bir gelişme olarak görüp kabullenmek bir beladır. Böyle bir dönemde yaşamayı Allah’ın bir imtihanı olarak görüp himmet ve çalışmayı arttırmak ise biiznillah imtihanı kazanmaktır. Allah’tan kazanan kullarından olmayı bize kolay kılmasını dileriz.
Sorunu çözümsüzlük sınırına taşıyorsun, buna gerek yok. Her şeye rağmen genel bir istiğfar ve sürekli salih amellerle kapanır bu biiznillah. Bu şekilde düşünmeniz sağlıklı değil. Sanki affı olmaz bir günah olabilirmiş gibi kör bir noktaya taşınıyorsunuz. Tevbe ettikten sonra öyle bir günah yoktur.
Peygamber aleyhisselam efendimiz, dünya ve ahiretimiz için gerekli bütün bilgileri bize aktararak bu dünyadan gitmiştir. Onun bize aktardığı bilgiler arasında kıyamete kadar olacak olağan dışı bazı olaylar da bulunmaktadır. Bu aktardığı bilgilerin bir kısmı herkesin çıplak gözle bile görebileceği kadar açık konular, bazıları da derin bilgi gerektirecek konulardır. Sözünü ettiğimiz bu derin konuları ele alırken şu noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir: Peygamber aleyhisselam efendimizden bize ulaşan bilgilerin sahih olanı ve olmayanı vardır. Sahih, ona ait olduğunda şüphe bulunmayan demektir. Bu bilgilerin önce sahih olup olmadığına bakılır. Özellikle sahih olmayan hadislerin sıradan insanlara aktarılıp zihinlerinin karışmasına ve umutsuz kalmalarına neden olmak yanlıştır. Hadisler bize Arapça dili ile taşınmıştır. Hadisleri anlarken iyi bir Arapça bilmeyenin iyi anlaması mümkün değildir. Hadislerde geçen konuları “işte şu olay/işte şu kişi/işte şu mekân” şeklinde muayyen bir noktaya tahsis etmek isabetli olmayabilir. Dünyanın ne kadar daha ömrü varsa bu hadisler o zamanlar için de geçerlidir ve bizim büyük, dehşet diye yorumladığımız nice olay belki de gelecek zamanlar içinde basit kalacaktır. Bu ihtimal unutulmamalıdır. Hadislerde anlatılan ağır olaylar Müslümanların umutsuz kalmalarını ve bir kenara çekilmelerini gerektirmemektedir. Müslüman için kural şudur: Her şeye rağmen Müslümanca hayatı devam ettirmek, kıyamete birkaç dakika bile kalsa elindeki fidanı dikmek. Bu ciddiyet ve önemseme ile bakılmadığında bu hadisler üzerinden Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme söylemediğini veya kastetmediğini söyletmiş oluruz. Allah muhafaza buyursun. Bu da Müslümanları yarın Rablerinin huzurunda mahcup olacakları evhama, vesveselere ve hatalı uygulamalara sevk edebilir. İnsanlara zulmetme, belli yerleri uğursuz görme, zaman ve umut israfına neden olma gibi sonuçlar da muhtemel olur.
Haklısınız, her geçen gün kıyamete biraz daha yakın noktaya gidiyoruz. Bugün düne göre kıyamete yirmi dört saat daha yakınız. Bu da imtihanın daha ağırlaşması, sıkıntının daha yoğun olması demektir. Bir yandan dertler artarken öte yandan ecir kazanma umudumuzun da arttığını bilmeliyiz. Her geçen gün: - Garipliğimiz biraz daha artacaktır, artan garipliğimiz de müjdeli olmamızı beraberinde getirecektir biiznillah. - İman esaslarımız bile tartışma konusu olacaktır, her şeyin tartışıldığı hiçbir mukaddesin dokunulmaz olmadığı bir döneme gidilmektedir. - En büyük haramlar bile sıradanlaşmaya başlamış, adeta herkes yaptığının mazeretini de uydurmuş olmaktadır. - Dünyanın cazibesi artmaya devam edecek, dünya ebedi ahiret fani gibi tavırlarla insanlar yaşayacaklardır. - Müslümanların aralarındaki ihtilaflar her gün biraz daha artacak, herkes kendi ekseninde bir Müslümanlık ister olacaktır. - İlim Allah’a yaklaştırması gereken bir vesile iken sapma nedeni olacaktır, insanlar öğrendikçe Allah’a değil şeytana yaklaşacaklardır. - Ölümler ve belalar gözle görülür bir şekilde artacaktır ama ibret alma yönünden hiçbir bela yokmuş gibi herkes bildiğini yapmaya devam edecektir. Allah Teâlâ basiretli olmayı hepimize nasip etsin.
Bir kere karşılaştırmayı Peygamber aleyhisselam Efendimizle değil Ashab-ı Kiram ile yapsak daha iyi olur. Evet, onlarla da aramızda ağır farklar var gibi görülmektedir ama şunu unutmayınız ki bu neslin mücadele etmek durumunda olduğu imtihanlar basit denebilecek imtihanlar değildir. Onlarınki fiziki olarak ağırdı bizimki de beyin açısından ağırdır. Herkes imtihan durumundadır. Herkes Rabbine hesap vereceği bir imtihan yaşamaktadır. Bu sebeple biz, imtihanı kazanmak için gayretimizi yapacağız. Onları da bizi de Rabbimiz değerlendirecektir. Allah yardımcınız olsun.
Bu ifade Kur’an’ımızda efendimiz aleyhisselam için kullanılmaktadır. Onun için kullanılması üzerine şunu söyleyebiliriz: Peygamberler masumdurlar yani peygamberlikleri ile alakalı asla bir yanlış yapmazlar. İnsan olarak zafiyeterinden kaynaklanan ve onların makamı itibariyle hata sayılabilecek şeyler ise geçmişi ve geleceği ile Allah Teâlâ’nın mağfiretine dahil olmuştur. Bu konu peygamberler dışında bir mü'min için konuşulduğunda ise anlaşılması gereken şudur: a- Bu tür müjdelerde vaat edilen mağfiret ‘büyük günah’ sınıfından olmayan günahlar içindir. Yani söz konusu olan küçük günahlardır. b- Gelecek günahların da af dahilinde olması ise iki şeyi gösterir. Birincisi, Allah Teâlâ’nın fazlının enginliği. İkincisi de Allah Teâlâ’nın kulunu büyük günahlardan muhafaza buyurmasıdır.
ahir zaman konusundaki diğer fetvalar
Hayır, böyle bir SAHİH hadis yoktur. Bunu hadis olarak görmemiz gerekmiyor.
Sevgili kardeşim, sadece bu düşüncede olmak bile Allah’ın izni ile imanın korunması için bir artıdır. Kişinin imanının elinden gitmesi korkusuyla yaşaması başlı başına bir seviyedir. Her şeyden önce bu endişeniz canlı kalmalı ve kendinizi bir an bile olsa garanti görmemeyi sürdürmelisiniz. Bununla birlikte size, hepimize maddeler halinde bir liste hazırlayacak olursak şunları söyleyebiliriz: İslam, birliktelik dinidir. Yalnız başına kalmak, başlı başına bir afettir. Eksik ve kusurlara rağmen her zaman bir topluluk ile beraber olmak tercih edilmelidir. İnsan kendi başına yeterli olamaz. Her daim istişare edilecek, hayatın zorlukları ve güzellikleri karşısında danışılacak, tecrübeli yaşça ve ilimce büyüklerden oluşan bir kadronun tavsiyeleri ile yol almak hepimiz için vazgeçilmez olmalıdır. Haramlara bulaşmamak değil, haramlara yaklaşmamak temel esas olmalıdır. Zira imanın etrafında cirit atan şeytan bu noktalardan sokulmayı öncelemektedir. Benzer şekilde şüpheli konuları da uzak kalma eylemiyle değerlendirmek gerekir. Dine ait olmayan ama din diye sanılan "bidat" fiil ve düşüncelerden kaçmak imanın korunmasının en temel şartlarındandır. İmanın önünde destek olarak duran ilk başlıklarımızdan biri de ibadetlerdir. Farz olan namaz, anne babaya iyilikle muamele etmek gibi görevlerimiz ihmal edilmemelidir. Hatta bunların üst perdeden yapılması gevşetilmesinin önüne geçmektedir. Mesela; namazların camide cemaatle kılınması, camisiz cemaatle kılınmasına tercih edilmelidir. Bu olamıyorsa camisiz cemaatle kılmak, yalnız başına kılmaya öncelenmelidir. Bu da olamıyorsa vaktinde tek kılmak, gecikmiş tek kılmaya tercih edilmelidir.
Bilmek ve “her şey” bir araya geldiğinde sadece Allah Teâlâ için geçerli bir sonuç alabiliriz. Her şey ve bütün zamanları sadece Allah Teâlâ kati olarak bilir. Peygamber aleyhisselam efendimiz ise Allah’ın ona bildirdikleri kadarını bilebilir. Ona ne kadar bildirdiğini ise biz bilemeyiz.
İmam Tirmizî’nin, Ebu Davud’un, İbni Mâce’nin ve İbni Hibban’ın rivayet ettiği bir hadis şöyledir: “Önünüzde zor günler vardır. O günlerde sabır avucunda ateş koru tutmak gibi olacaktır. O gün amel yapanlar sizden elli kişinin yaptığı amelin ecrini alacaktır.” Bu hadisi farklı ifadelerle sekiz sahabe nakletmiştir. Hadis, sabır zamanlarında amel yapmanın farklı bir ecir getireceğini vurgulamaktadır. İslam, ilk zamanlarında garipti. Bu garipliği ileriki dönemlerde tekrarlanacaktır. O dönemlere tesadüf edenlerin amel yapması zor olacak, bu zorluğun da muhakkak bir karşılığı olacaktır. Anlaşılan o ki Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu tekit etmektedir. Burada esasen sahabe nesli ile başka bir neslin karşılaştırılması söz konusu değildir. Sahabe nesli tartışmasız olarak en mübarek nesildir. Sonradan gelecek zamanlarda yaşayanların din yaşaması, salih amel yapması sahabelerin zamanındaki zorluklara göre elli kat daha ağır ve yaygın olabileceği için elde edilecek ecir de ona nispetle artmıştır. Mesele böyle anlaşılmalıdır.
Mehdi aleyhisselamın zuhuruna inanmak vardır ama onu beklemek diye bir ibadet yoktur. Biz müminler olarak o gelmeden önce Allah’ın dinini hâkim kılmak için mücadele etmeliyiz. Zira o, çarelerin tükendiği için gelecekse biz helake yakın bir konumda olabiliriz maazallah. İnşaallah o gelir, biz de onun askerleri oluruz.
Allah sizden razı olsun. Ahir zamana yaklaştıkça dinle ve dinin haberleri ile ilgilenme de azalmaktadır. Dua ederiz ki biz imanımızın gereği olan bilgilerin peşinde olalım. Ahir zaman savaşları denebilecek savaşlar hakkında söyle bir özetleme yapabiliriz: Kıyamet vaktinden önce büyük çaplı savaşların olacağı hakkında kati rivayetler vardır. Bazı Ehl-i Kitap bilginleri de kendi inançlarına göre böyle düşünmektedirler ama onların ne düşündüğü bir mü'min olarak bizi bağlayıcı veya destekleyici nitelikte bilgi olamaz. Müslümanlar, böyle bir savaşı beklemek veya oluşumu için çalışmak zorunda değildirler. Müslüman, şeriatının emrettiği gibi hayatını yaşamakla mükelleftir. Savaşlar veya başka şeyler Allah’ın dilediği vakitte gerçekleşir, Müslüman da üzerine düşeni yapabildiği kadar yapar. Kural böyledir. Ahir zamanda çıkacak büyük savaşın kökeninde din olacaktır. Yahudi ve Hristiyanların karşısında Tevhid akidesini temsil eden mü'minler bulunacaktır. Deccal’ın çıkma zamanı da bu olayın vukuu öncesinde olacaktır. İsa aleyhisselam da o zamanda inecektir. Bazı Yahudiler ve Hristiyanlar Filistin bölgesinde bir Yahudi devletini böyle bir savaş için bulunması zorunlu gibi gören inanca sahiptirler ama bizim akidemizde böyle bir devletin zorunluluğu yoktur. Zira mücadelemiz devletlerle değil şirk ve tuğyan iledir. Batının İslam toprakları ve Müslümanlar üzerindeki bitmez tükenmez baskı ve saldırıları da bu kaynaktan beslenmektedir. Müslümanlar bunu idrak etmeli ve yeni nesilleri bu şuur ile yetiştirmelidirler. Küfürle ittifak edilen her nokta Müslüman nesiller adına bir erime olabilmektedir. Dünya büyük bir helak içinde dağılacaktır o zamanda. Biiznillah Mekke ve Medine korunmuş olacaktır. Âlimlerin ve nesilleri yetiştirmekle mükellef olanların olayların akışını incelemeyi bilmeleri gerekir. Mekke ve Medine’nin saygınlığını azaltan her adım bu anlamda büyük bir yıkımdır. Kur'an ve Sünnet’in değersizleştirilmesi yönündeki bütün çabalar bu anlamda bir sonuca sevk etmektedir. İslam ümmetinin ve mü'minlerin birliğinden söz ederken ne kastedilmesi gerektiği bu açıdan ele alınmalıdır. Allah yardımcımız olsun. Dininin mücahitleri olmaya bizi muvaffak kılsın. Âmin.