Fetva Meclisi
Soru
Ben elli yaşındayım. Her geçen gün Müslüman olmak Müslümanca yaşamak biraz daha zorlaşıyor gibi geliyor bana. Ben mi yanılıyorum yoksa bu bir gerçek mi, Müslümanca yaşamak geçen yıllara göre daha mı zorlaşıyor?
Cevap
Benzer fetvalar
Sorunu çözümsüzlük sınırına taşıyorsun, buna gerek yok. Her şeye rağmen genel bir istiğfar ve sürekli salih amellerle kapanır bu biiznillah. Bu şekilde düşünmeniz sağlıklı değil. Sanki affı olmaz bir günah olabilirmiş gibi kör bir noktaya taşınıyorsunuz. Tevbe ettikten sonra öyle bir günah yoktur.
Müslüman olmak, teslim olup rahatlamak değildir. Bilakis İslam, belli bir sınavı göğüslemektir. Biz Müslümanlar olarak şunu iyice idrak etmeliyiz: Allah Teâlâ, kullarını sınayacaksa bu sınama ordularıyla saldıran dış güçlerle olabileceği gibi yaşadığımız hayatın ayrıntılarından biriyle de olur. Müslüman'ın kendi çevresi, yakınları, ebeveyni, çocukları, iş ve ev ortamı kesinlikle bir sınanma aracı olabilir. Tarih bunun canlı örnekleriyle doludur. Başımıza gelen imtihanların hangi sebeple verildiğini bilmek mümkün değildir. Günahlarımıza kefaret olması, derecemizin yükselmesi veya Rabbimizin bizi imtihan etmesi için imtihanlar başımıza gelebilmektedir. Önemli olan bizim imtihanlar karşısında kendimize çekidüzen vermemizdir. Doğru olan budur. Biz, “şu imtihanı beğendik, beni onunla imtihan edin” diyemeyiz ya! Allah'a iman etmek, O'ndan gelene ve O'na dönecek her şeye razı olmaktır. Yaşadığınız sıkıntıları size ait, sadece sizin yaşadığınız olaylar olarak görmeyin. Neredeyse her Müslüman'ın benzer sıkıntıları olmuştur, olabilmektedir; sabredenler kazanacak, sabretmeyi beceremeyenler eriyip gidecektir. Mü'min, Allah ile beraber olma uğruna tek kalmaya razı olan insandır. Tek kalmaya hazır olamayan kalabalıklar arasında bile huzursuz olur. Muhakkak direneceksiniz. Ama insani niteliğinizden ödün vermeden direneceksiniz. Evladı olduğunuz çevreye evlatlığınızı kaybettirmeden direneceksiniz. Kültürlü olmak, büyük bakmak, emel taşımak budur. Size bu arada en önemli tavsiyemiz, sıkıntılarınızla baş başa kalmamanızdır. İyiliğine itimat ettiğiniz bir çevreniz bulunmalıdır. Allah'a açılmayı da ihmal etmeyin. Mutlu dua anları yaşayın. Rahat ettiğinizi, derdinizi sevdiğinizi göreceksiniz. Rabbimiz bizi gücümüzün yetmeyeceği bir şeyle sınamaz. Bizden istenenler gücümüzün yettiği şeylerdir. Hayallerimiz, iç kuruntularımız, sevgi ve nefretimiz yüzde yüz hâkim olabileceğimiz şeyler olmayabilir. Sakın niyetinizi de sorgulamayın. Bize düşen, gücümüzün yettiğini yapabilmektir. Sabredin, geleceğe bakın; önünüze bakarak kendinizi karartmayın. Rabbimiz şüphesiz her bir zerrenin de karşılığını verecektir. Allah'a emanet olun.
Malın ve mal kaynağının git gide daha güçlü bir puta dönüştüğü, kitlelerin imtihan kaybettiği bir nokta olduğu ne yazık ki gerçektir. Kıyamete doğru yaklaşıldıkça geneline DÜNYEVİLEŞME dediğimiz bu imtihanın mü'min nesli daha derinden kuşatacağı kolaylıkla anlaşılmaktadır. Allah Teâlâ’dan imanımızı muhafaza buyurmasını niyaz ederiz. Şüphesiz rızık/geçim meselesi iman ekseninde duran meselelerdendir. Biz, Allah’ı yaratıcımız bildiğimiz gibi rızkımızı veren olarak da biliriz. Sadece biz değil bütün canlıların rızkı ondandır. Ve biz ayağımızı toprağa basmadan önce o bizim rızkımızı yazmıştır. Ne yazdı ise o bizi bulmaktadır. İnsanın Allah’a imanı, dünya hayatına bakışı hayattaki her şeyini direkt etkiler. İman zayıfladıkça dünyaya tutunma artabilir. İman arttıkça da biiznillah ahirete umut güçlenir. Bu da azla bile yetinebilmek ve malı tapınılır olmaktan çıkarmak demektir. Biz kul olarak rızkı elde etmek için üzerimize düşeni yerine getirmekle yükümlüyüz. Cimrilikle müsriflik arasında dengeli bir yaşam tarzı oluşturmak gerekir. Ele geçenin bereketi kaybolmasın diye haramlardan uzak kalınmalıdır. Her haram insanın geçimine vurulmuş bir darbe gibidir. Maddi sebeplerin yanında manevi sebeplere de önem verilmelidir. Takvalı bir hayat, namazın hakkının verilmesi, Allah’a tevekkül, çokça istiğfar, sılayırahim, umutlu yaşama sanatını becerebilmek önemli ve etkili manevi sebeplerdendir. Allah yardımcımız olsun.
Evet, hayatın gerçeği budur, böyledir. Yalnız bu sürekli böyle gitmez. Bir süre sonra toparlayabilirsin. Şeytan seni perişan etmesin. Şu andaki durumunu mevsim değişikliği gibi anlamaya çalış. Aileni ihmal etme. Farzlarda hiçbir şekilde aksaklık yapma. Haramlardan uzak dur. Çok geçmeden vakit bolluğu ve planlı iş yapma düzeyine geleceksin. Bu da bir imtihan ve bu da bir süreçtir.
Hayat, zorluk ve kolaylık gel-gitlerinin yaşandığı bir yerdir. Devamlı sıkıntı veya devamlı rahatlığın olduğu bir dünya yok. Dolayısıyla her ikisine de hazır bir halde yaşamımızı sürdürmeliyiz. Kişide bazen motivasyon düşüklüğünün verdiği sürçmeler olur. Önemli olan kişi tekrar esas değerlerine dönüş yapmasıdır. Dualarımızda hem dünyada hem de ahirette iyilik/hayr istemek zorundayız. Bu dengeyi kurarak yaşamak ölçümüz olmalıdır. Çevrende Müslümanlık derdini paylaştığın ve kaynaştığın dostların olsun. Aile bağlarının güçlü olmasına özen göster. Günlük bir sayfa da olsa Kur'an okumayı önemsemelisin.
İnna lillahi ve inna ileyhi racuûn. Allahüme’curna fi musîbetina hazihi ve ehlifna hayren minha. Âmîn. İnsanlık büyük bir darboğaza doğru yaklaşmıştır. Tarihten hikâyelerini okurken kolay olan şeyleri yaşamak zormuş, bunu iyice anladık şimdi. Kitabımız Kur'an’ımız neden onlarca kere ÖNCEKİ ÜMMETLER konusunu önümüze getiriyor bunu anladık. Nuh aleyhisselam zamanındaki tufanın alt yapısını, işleyişini, ağırlığını ve neden sonra insanların her şeye yeniden döndüklerini anladık. Anladık inşaallah. Bu, elimizin kolumuzun, dillerimizin bağlandığı garip dünyada olanca çığlığımızla şunu deriz de başkasını bilmeyiz: Hasbunellah. Hasbunellah. Hasbunellah. Bizim için bu zaman, bu kaos ortamı tam bir ibadet ve Allah’a avdet zamanıdır. İbadetleri artırmalı, dua ve zikri yoğunlaştırmalıyız. Gafletimiz sürerse ve bir zaman sonra hiçbir şey olmamışa dönersek maazallah, bizim için böyle muhtemel bir sonuç felaketten daha büyük bir felakete neden olabilir. Erken uyanmak ve büyük bir gayret ve samimiyetle; • İstiğfarlar ederek, • Günahlarımızdan tevbeler ederek, • Kul haklarından helalleşerek, • Kaza namazlarımızı kılarak, • Zikirler yaparak, • Kur'anlar okuyarak, • Ailemizi muhkem bir kaleye çevirip, içinde cenneti kazanacağımız bir yuvaya dönüştürerek, • Bu belayı, Allah’a dönüş için bir milat yaparak silkinirsek Allah’tan umut ederiz ki bizi mahcup etmez ve tertemiz kullar durumuna gelmemizi kolay kılar. Şuna hazır olalım: Allah’ın kullarından bazıları, böyle bir felaketi bile battıkları çukurdan çıkmak için kullanmak yerine hiçbir şey yokmuş gibi hatta “biz ettik, biz becerdik” sözleri ile geçiştireceklerdir. Tarih hep böyle görmüştür insanları. Bundan daha büyük belalar bile, nasibi olmayanları uyandıramamıştır. Gaflet ve dalalet böyle bir şeydir. Mecburen bu durumda, “biz” ve “onlar” demek zorunda kalacağız. Biz uyanıp Rabbimize döneriz, onların hâli de Allah’a kalır. Yarın, Allah’ın lütfu ile bu beladan kurtulduğumuzda birilerinin “belayı yendik, ezdik geçtik, bir daha gelemez…” gibi çürük sözlerine hazır olalım. O sözleri duyunca da onlar adına ve onlara bu fırsatı vermede kusurumuz olabileceği için bizim adımıza hep beraber yine istiğfarlar edelim. Budur dünya, böyledir dünya. İlk gününden beri böyledir, son gününe kadar böyle gidecek. Şaşmaya gerek yok, elimizde Kur'an’ımız var. Bildik bunları önceden, önceden. Elhamdülillah.
bela konusundaki diğer fetvalar
Gitgide çoğalan musibetlerin hepimizi Allah’a ve dinini yaşamaya sevk etmesi gerekirken ne yazık ki öyle olmuyor. İnsanlar birer ders olan belalardan başka mecralara kayabilmektedirler. Bu mecralardan bazılarını şöyle özetleyebiliriz: - İnsanlardaki Allah’a ve onun kaderine iman sarsılmıştır. Tam aksi bir sonuç olması gerekirken ne yazık ki belki de Müslüman olduğunu söyleyenler bile kaderi ve imanı sorgulayabilmektedirler. Elbette bu noktada din adına görev yapanların yani hocaların bu kaymayı önceden keşfedememiş ve ikna edici çareler üretememiş olmaları sorunun büyüme nedeni olmuştur. - İnsanların rızık ve gelecek endişesi artmıştır. Bu endişede dinin kurtarıcı ve huzur verici boyutu da gitgide küçülmüştür. - Musibetler ve sıkıntılar anında dinin ölçüleri ve ibadetler gevşetiliyor. Hâlbuki daha fazla ibadet, daha fazla dine sarılmak gerekirdi. - Kâfirlerdeki imkânlara özenti artmakta ve onlardaki imkânlar uğruna en mukaddes bilinenlerden bile feragat göze alınabilmektedir. Kötü akıbetten Allah’a sığınırız.
Sadaka bir ibadettir. İbadetler belaları, sıkıntıları def etmek için yapılacak meşru işlerdendir. Bu maksatla vereceğiniz sadaka biiznillah sizin için hayır getirir.
Hiç şüphesiz bu dünyada olup bitenler Allah’ın emri ve dilemesi iledir. Biz kulları olarak her şeyin ayrıntısını bilemeyiz. Bu olayların da sebeplerini ve sonuçlarını sadece tahmin edebiliriz. Olaylara karşı tedbirler alabiliriz. Başka yapabileceğimiz bir şey yoktur. Genel olarak deriz ki, bu olaylar bize: • Bu dünyanın asıl sahibinin insan olmadığını, • Allah’a yalvarmaya, duaya ve boynu bükük huzurunda durmaya ne kadar muhtaç olduğumuzu, • Bütün ayrıntıları ve çeşitleri ile sabretmeye ihtiyacımızı, • Belalardan önceki nimetlerin kıymetini takdir etmemizi, • Belalara karşı Müslümanca tavır gösterebilirsek onların günahlarımızı eritebileceğini, • Kaderimize rıza göstermekle Allah’ın rızasını kazanacağımızı öğretmektedir.
Bir kere kıldıkları o namazlarla o vaktin namazlarına ait sorumluluktan kurtulmuş olurlar. Namazı hastalık korkusuna dayalı bir sebeple kılmış olmaları namaz sevabını engellemez biiznillah. Böyle bir nedenle de namazı süreklileştirmiş olurlar.
- Bütün varlığın Allah’a ait olduğunu, üzerinde bulunduğumuz dünyanın da onun mülkü olduğunu, Allah’tan gelip ona gideceğimizi anlamaya çalış. Ve Allah’a, kaderine güven. Yapabileceğini yaptı isen kendini rahat bil. - Dünyanın gerçeğini anlamış ol. “Dünya bu imiş” de. Sonra da dünyaya takılmak yerine kendini cennete koşan bir mü'min olarak yetiştir. - Üzerine düşeni yaptın ve bilinçli bir eksikliğin yoksa başına gelenlerin biraz çile çekmene sebep olsa da sana ecir kazandıracağını, günahlarını temizleyeceğini bil. - Olaylar yoğunlaştıkça sen namazı, zikri ve duayı arttır. - Özel saatler belirleyip Peygamber aleyhisselama salavat getir. Buna en az kırk gün devam et. - Başına gelenleri yorumlarken senden daha beter olanlara bak. - Geçmişi kurcalama, gelecekten korkma. Sen Allah’a aitsin ve onun mülkündesin. - Âyeti unutma: “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”
İnsanların başına gelen belalar, musibetler için GÜNAHLARI NEDENİYLE şeklinde bir tespit yapmamız yeterli değildir. Evet, günahlar da bir nedendir ama tek neden günahlar değildir. Peygamberler örneğinde olduğu gibi mesela hiçbir günahı olmayan çocukların da başına belalar gelebilmektedir. Belalar ve musibetler konusuna daha geniş bir açıdan bakılmalıdır. Biz insanız, bilgimiz ve idrakimiz bizim biyolojimizle sınırlıdır. Duyu organlarımız, aklımız gibi kapasitesi sınırlı ve fani nitelikte yardımcılarla biliyor ve kavrıyoruz. Bu durumumuz bizi ve bu büyük evreni yaratan Allah’ın her işini kavrama seviyesinde asla değildir ve olamaz da. Bu nedenle Allah’ın yaratması ile alakalı işlerde bizim kapasitemizin çok üstünde derin hikmetler olmasını kabul etmek zorundayız. Belki ahirette cennet ile mükâfatlandırıldığımızda buradaki meraklarımızın cevaplarını bulabileceğiz orada. Peygamberlerin başına gelen musibetleri de bu çerçevede anlayabiliriz. Onların derecelerinin yükselmesi, kendilerinden sonraki iman edenlerine mükemmel bir örnek olarak kalmaları gibi muhtemel nedenler de bu başlığa ilave edilebilir. En doğrusunu ise Allah Teâlâ bilir.