Fetva Meclisi
Soru
Hocam Peygamberimiz her şeyi biliyor muydu mesela bu çağda olacakları biliyor muydu?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir şeyin bu dünyada mü'mine yarıyor olması onun ahiretine de yaraması demektir. Bu dünya ahiretin tarlası değil mi?
Önce o 'altı gün' bizim bildiğimiz yirmi dört saatlik gün müdür, bunu bilmek gerekir. Hangi gündür konuştuğumuz onu bile bilmiyoruz. Allah Teâlâ bu tür bilgilerle kullarının imanını sınamak murat etmiş olabilir. İman edip teslim olmak bizim görevimizdir. Ayrıntıları inşallah cennette öğreneceğiz.
Allah'ın kullarını görmesi için hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Dolayısıyla melekleri vasıtasıyla görüyor demek yanlış olur.
Bizim bu sitedeki hizmetimiz bir devlet hizmeti değildir. Allah rızası için bilebildiğimizi, becerebildiğimizi kardeşlerimize aktarıyoruz. Her şeye cevap yetiştirmek görevimiz olmadığı gibi takatimiz da yoktur böyle bir işe. Becerebildiğimiz kadarını yapıyoruz. Eksiğimizi ve hatamızı kabul ederiz, daha iyisini yapmak için uğraşırız ama haddimizi bilmek zorundayız. Dua edin Rabbim daha iyisine muvaffak etsin.
Güzel, Kur'an iman ettiğimiz kitaptır konusunda tartışma yoksa o zaman Kur'an’a bakalım. Kur'an’ımız bize “bilmediklerinizi bilenlere sorun” (Nahl, 43) buyuruyor. Ya her şeyi bildiğimizi iddia edeceğiz ya da Kur'an ve incelikleri konusunda bir ilim alt yapısı gerekmez, dergiye bakılır gibi bakılarak anlaşılır diyeceğiz. Öyle bir bilim var mı bu dünyada? Keşke her mü'min Kur'an’dan bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek kapasitede bilgi sahibi olsa! Ama bu mümkün olmadı olmaz da. İlim ağırdır ve uzmanlık ister. Bu iddianın söylenişi güzeldir ama gerçeklikte yeri yoktur. Elbette maksat gerçekten bilmek ve amel etmek ise. Oynamak ve oyalanmak isteyen için her yer dümdüz zaten, maazallah.
Allah Teâlâ biliyor bilmesine de, bildiğine göre yapsa, itiraz etmeye yol açılmış olurdu. Herkes, yaptığını büyük bir şahitler ordusunun önünde yapıyor. İnsan kendisi görüyor, diğer insanlar görüyor, melekler görüyor. Buna göre de hesap yapılacak. Allah'a emanet olun.
ahir zaman konusundaki diğer fetvalar
İmam Tirmizî’nin, Ebu Davud’un, İbni Mâce’nin ve İbni Hibban’ın rivayet ettiği bir hadis şöyledir: “Önünüzde zor günler vardır. O günlerde sabır avucunda ateş koru tutmak gibi olacaktır. O gün amel yapanlar sizden elli kişinin yaptığı amelin ecrini alacaktır.” Bu hadisi farklı ifadelerle sekiz sahabe nakletmiştir. Hadis, sabır zamanlarında amel yapmanın farklı bir ecir getireceğini vurgulamaktadır. İslam, ilk zamanlarında garipti. Bu garipliği ileriki dönemlerde tekrarlanacaktır. O dönemlere tesadüf edenlerin amel yapması zor olacak, bu zorluğun da muhakkak bir karşılığı olacaktır. Anlaşılan o ki Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu tekit etmektedir. Burada esasen sahabe nesli ile başka bir neslin karşılaştırılması söz konusu değildir. Sahabe nesli tartışmasız olarak en mübarek nesildir. Sonradan gelecek zamanlarda yaşayanların din yaşaması, salih amel yapması sahabelerin zamanındaki zorluklara göre elli kat daha ağır ve yaygın olabileceği için elde edilecek ecir de ona nispetle artmıştır. Mesele böyle anlaşılmalıdır.
Mehdi aleyhisselamın zuhuruna inanmak vardır ama onu beklemek diye bir ibadet yoktur. Biz müminler olarak o gelmeden önce Allah’ın dinini hâkim kılmak için mücadele etmeliyiz. Zira o, çarelerin tükendiği için gelecekse biz helake yakın bir konumda olabiliriz maazallah. İnşaallah o gelir, biz de onun askerleri oluruz.
Allah sizden razı olsun. Ahir zamana yaklaştıkça dinle ve dinin haberleri ile ilgilenme de azalmaktadır. Dua ederiz ki biz imanımızın gereği olan bilgilerin peşinde olalım. Ahir zaman savaşları denebilecek savaşlar hakkında söyle bir özetleme yapabiliriz: Kıyamet vaktinden önce büyük çaplı savaşların olacağı hakkında kati rivayetler vardır. Bazı Ehl-i Kitap bilginleri de kendi inançlarına göre böyle düşünmektedirler ama onların ne düşündüğü bir mü'min olarak bizi bağlayıcı veya destekleyici nitelikte bilgi olamaz. Müslümanlar, böyle bir savaşı beklemek veya oluşumu için çalışmak zorunda değildirler. Müslüman, şeriatının emrettiği gibi hayatını yaşamakla mükelleftir. Savaşlar veya başka şeyler Allah’ın dilediği vakitte gerçekleşir, Müslüman da üzerine düşeni yapabildiği kadar yapar. Kural böyledir. Ahir zamanda çıkacak büyük savaşın kökeninde din olacaktır. Yahudi ve Hristiyanların karşısında Tevhid akidesini temsil eden mü'minler bulunacaktır. Deccal’ın çıkma zamanı da bu olayın vukuu öncesinde olacaktır. İsa aleyhisselam da o zamanda inecektir. Bazı Yahudiler ve Hristiyanlar Filistin bölgesinde bir Yahudi devletini böyle bir savaş için bulunması zorunlu gibi gören inanca sahiptirler ama bizim akidemizde böyle bir devletin zorunluluğu yoktur. Zira mücadelemiz devletlerle değil şirk ve tuğyan iledir. Batının İslam toprakları ve Müslümanlar üzerindeki bitmez tükenmez baskı ve saldırıları da bu kaynaktan beslenmektedir. Müslümanlar bunu idrak etmeli ve yeni nesilleri bu şuur ile yetiştirmelidirler. Küfürle ittifak edilen her nokta Müslüman nesiller adına bir erime olabilmektedir. Dünya büyük bir helak içinde dağılacaktır o zamanda. Biiznillah Mekke ve Medine korunmuş olacaktır. Âlimlerin ve nesilleri yetiştirmekle mükellef olanların olayların akışını incelemeyi bilmeleri gerekir. Mekke ve Medine’nin saygınlığını azaltan her adım bu anlamda büyük bir yıkımdır. Kur'an ve Sünnet’in değersizleştirilmesi yönündeki bütün çabalar bu anlamda bir sonuca sevk etmektedir. İslam ümmetinin ve mü'minlerin birliğinden söz ederken ne kastedilmesi gerektiği bu açıdan ele alınmalıdır. Allah yardımcımız olsun. Dininin mücahitleri olmaya bizi muvaffak kılsın. Âmin.
Şunu bilmek zorundayız: a- Allah Teâlâ ilk mü'minlere hangi cenneti vaat etti ise bize de onu vaat ediyor. Ve ilk mü'minleri hangi ağırlık ve zorlukla sınadı ise bizi de esasen o ağırlık ve zorlukla sınıyor. Nesiller arasında bir sınav farkı olmaz/olamaz. Aksi takdirde Allah Teâlâ adaletini uygulamamış olur. Bu da söylenemez. b- Bu ümmet kıyamet saatine kadar kalacak bir ümmettir. İmanı, Kur'an’ı, ibadeti ve ahlakı temelden asla bitmeyecektir. Dönem dönem gölgede kalmalar, siliniyor gibi olmalar görülse de kök itibariyle hep var olacaktır. Buna iman etmemiz gerekiyor. İman ve hayır sıfır noktasına geldi dendiğinde kıyamet vakti de geldi denmiş olur ki bunu söylemek anlamsız bir söz söylemek olur. Evet, daralma var ama bitme yoktur. Bitme olmadığına göre de umut vardır biiznillah. Kimse yoksa ben varım diyebilmeliyiz. Bunu diyemezsek kendimizi inkâr etmiş oluruz.
Belki bilmeniz gereken ilk şey bizim Mehdi beklemek gibi bir görevimizin olmadığıdır. Sahih hadislerde onun geleceği ve evsafından bazıları belirtilmiştir ama bize bir bekleme görevi verilmemiştir. Bizim yaşadığımız zamanı İslamlaştırmamız daha öncelikli ve acil olan görevimizdir. Dinimize karşı yükümlülüklerimizde başarısızlığımız tescil edildikçe geleceğe ait bilgiler üzerinden teselli aramamız yanlıştır. Bu noktadan sonra şunu tespit edebiliriz: Mehdi, dünyanın sonuna doğru geleceği bildirilen Müslüman bir insandır. Ümmetimiz üzerinden hâkim olacak, zulmü ve fesadı kaldıracaktır. Başka bir ifade ile İslam’ı hâkim güç durumuna getirecektir. Adaleti, üstün ahlakı, Şeriat üzere olması, İslam’ı yayması, İsa aleyhisselam gelene kadar Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Şeriatı ve ahlakını güçlendirmesi onun en belirgin özelliklerindendir. Onun zamanında ümmetin saklı hazineleri ortaya çıkarılacağı için zenginlik ve nimetler artacaktır. Sünnet güçlenecektir. Ne zaman geleceği konusunda zaman vermek mümkün de değildir doğru da değildir. Ancak kıyametin küçük alametleri çoğaldıkça onun gelmesi için yakın dememiz mümkündür.
Böyle bir sıkıntı hissetmeniz, aktif bir iman sahibi olmanızdandır Allah’ın izni ile. Demek ki, insanlık ve din sizi ilgilendiriyor. Ne mutlu size. Bu günler de yarınlar da Allah’ındır. Dünya da onundur Samanyolu da. Biz de kullarıyız. O dilediğini yapıyor ve bizi sınıyor. Evet, bin bir komplonun içinde yaşıyoruz bu hayatı ama umudumuz bütün komplolardan daha büyük olmalıdır. Kırk kere ölsek de kırk birinciye imanla yaşama heyecanı taşıyacağımız gibi gözümüzün önünde cereyan eden bu olayları da kırk katı olsa bile zihnimizi teslim etmeyeceğimiz bir basiretle izleyeceğiz. İman ederek yaşamak bunu gerektirir. İnsanlık ve ümmet için yapılacak en büyük iş, tek kalmaya hazır bir mümin olmaktır. Mümin kadın profilini kaybolmaktan kurtarabilir bir örnek olarak kalmanız büyük bir nimettir sizin için ve yapmanız gereken en önemli görevdir. Erimeyen çekirdek, kaybolmayan Âsiye örneği olarak kalın. Siz Kur'an okurken sesinizi dinleyen melekler sizi o Rabbi ile konuşur gibi Kur'an okuyan kadın sesi olarak göklere taşısın. Siz daha istersiniz, daha ne yapacaktınız? Namaz öyle, sadaka öyle, iffetinizi korumanız öyle, yuvanız öyle... Siz umutsunuz varlığınızla, gerisi ayrıntıdır. Allah’a emanet olunuz.