Fetva Meclisi
Soru
Gelmesi beklenen Mehdi hakkında neler bilmeliyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm.Şuna inanıyoruz: 1- Mehdi ile alakalı bilgiler bizim için sahih ve sarih bilgilerdir. Mehdi aleyhisselamın geleceğine inanıyoruz. Bunun da kıyamet sürecinin bir parçası olduğuna inanıyoruz. 2- Mehdi ile alakalı bundan başka bir görevimiz yoktur. İnanır ve bırakırız. Mehdi gelmesi için organize yapmak, gidip bir yerde gelmesini beklemek görevimiz değildir. Bilakis böyle bir şey, vakit ve enerji israfıdır, umut tüketimidir. 3- Mehdi'nin gelmesi hak ama gelmesini sağlamamız bizim dışımızda olduğuna göre Mehdi üzerinden iş yapmak, onun üzerinden geçinmektir. Bu da bizim işimiz değildir. Din üzerinden edebiyatı da, geçinmeyi de, şöhreti de reddederiz. Durum budur.
Mehdi aleyhisselamın zuhuruna inanmak vardır ama onu beklemek diye bir ibadet yoktur. Biz müminler olarak o gelmeden önce Allah’ın dinini hâkim kılmak için mücadele etmeliyiz. Zira o, çarelerin tükendiği için gelecekse biz helake yakın bir konumda olabiliriz maazallah. İnşaallah o gelir, biz de onun askerleri oluruz.
Diyanet İşleri Başkanı'nın resmi/laik bir makamı temsil ettiğini biliyorsunuzdur. Temsil ettiği makam, onun binbir denge ile konuşmasını gerekli kılabilir. Ben ise dinimin sahih kaynaklarını okuyup öne çıkarmaktan başka bir gaye ile yaşamıyorum, biiznillah da yaşamayacağım. Bunu önemli bir tespit olarak öne çıkarmak isterim. Bir başka husus da şudur: Başkan'ın konuşmasını dinledim. O konuşmada açıkça 'yok' demiyor. Akademisyenlerin umumi tarzı olan şekli ile akide konusu düzeyinde yok olduğunu ima etmeye çalışıyor. Sorunuz sebebi ile Mehdi hakkında iman ettiğimiz çerçeveyi tekrar edeyim: - 'Mehdi gelmesi' bir hurafe değildir. Dinimizi öğretiyor diye bilip elimize aldığımız hadis kitaplarında açık ve seçik bir şeklide bu konu vardır. Bu konu hakkında ulemanın ciddi tahkikleri vardır. Dolayısıyla 'yok' demek mümkün değildir. - Mevcut itikat anaforu içinde reddedilmeye cüret edilen hususlardan birisi de bu Mehdi meselesidir ne yazık ki. Bu anaforda itikadımızın sarsılmasından Allah'a sığınırız. - Mehdi gelmesi insanlık için bilhassa sona doğru ortaya çıkacak en büyük olaylardan biridir. Büyüklüğünü tarif etmekte bile kelime bulamayacağımız kadar büyük bir olaydır bu. Bu nedenle de büyüklüğü ve etkisi açısından bakıldığında Mehdiliğin suistimal edilmesini görmek, yüzlerce kere o isim altında sahtekârlıkla karşılaşmak bizim akidemizi değiştirmemelidir. Aynı şekilde peygamberlik konusunda da suistimal yok mudur? Hâlâ peygamber olduğunu iddia eden olmuyor mu? Asıl bu fitneler içinde sabit akide sahibi olmak iyi mümin olmaktır. - Mehdi gelmesi gerçeği ile 'Mehdi beklentili mümin olma' aynı şeyler değildir. İtikadımız bize, Mehdi gelecek diyor ama bir yerde veya bir zamanda bu beklemenin gereklerini yapmayı emretmiyor bize. Onun gelmesi şu anda ona karşı vazifelerimiz açısından bizimle direk alakalı değildir. Her birimiz, onun gelmesine adeta gerek bırakmayacak yoğunluk ve ihlasta dinimiz için çalışmalıyız. Asıl vazifemiz budur. Mehdiliği tembelliklerinin gerekçesi yapanlarla onu, bir tartışma konusu olarak gündemde tutanların zararı öyle veya böyle aynıdır. Yarını kıyamet vakti olarak bilsek bile elimizdeki fidanı dikmekle yükümlü olan ümmet biz değil miyiz?
Kur'an'ımızda Mehdi kavramı yoktur. Ama hadisi şeriflerde vardır. Bu nedenle de önemli bir itikadi konu olarak karşımızda durmaktadır. Şu kadar ki, Mehdi'nin geleceği veya gelmeyeceğinin bize yönelik bir bölümü yoktur. Yani kimse, Mehdi'yi karşılama, ona ait protokolde yer bulma gibi bir görevle görevli değildir. Yarın güneşin doğması gibi bir olaydır o. Her mü'min, üzerindeki realite olan görevlerle ilgilenmelidir. Mehdi ile meşgul olmanın iki aşırı boyutundan da sakınılmalıdır. a- Bazı yazarlar, konuşmacılar bu konuyu abartarak farklı bir gündem, insanların ilgisini çekecek bir konu etrafında kendilerine kamuoyunda yer açmak istemektedirler. Bu tam anlamı ile bir istismardır. Din üzerinden aç kurtluk yapmaktır. Mü'minler olarak buna fırsat vermememiz gerekirdi. b- Bir tür psikolojik bunalım geçirenlerin takıntısı olarak ortaya çıkan konulardan biridir. Mehdi ile oturup kalkmak bir takıntıdır. Tedavi görmesi gereken bir hal olarak izlenmelidir bu. İşimiz var, sorumluluklarımız var. Cihatla mükellefiz. İbadetlerimiz aksıyor. Nesil yetiştiremiyoruz. Ailelerimiz çöküyor. Kur'an hecredildi. Düşmanlarımızın gözü üzerimize dikili duruyor... Mehdi'ye gelene kadar daha çok işimiz var. Ona göre davranalım. Allah'a emanet olun.
Aleykümselam. Mehdi aleyhisselam üzerindeki söylentiler, mevcut sıkıntılarımızın en ucundan bile geçecek kadar ciddi değildir. Bu bir cambaz oyunu olabilir. Mehdi bilmem ama Mısır geldi, Suriye geldi, belki yakında Türkiye geldi!
Aleykümselam. Zamanımızın ahir veya neresi olduğunu bilemeyiz, bilmemiz de gerekmez. Biz, bugün kıyamet kopacakmış gibi heyecanlı olmaya mecburuz. Mü'min olmamız bunu gerektiriyor. Hadisi şerif hakkındaki bilginiz doğrudur. Bu ve benzeri hadisler, imanın dilde bir slogan niteliğinde kalacağını, öze inmenin düşünülmeyeceğini göstermektedir. Allah Teâlâ o hâle düşmekten muhafaza buyursun.
ahir zaman konusundaki diğer fetvalar
Şunu bilmek zorundayız: a- Allah Teâlâ ilk mü'minlere hangi cenneti vaat etti ise bize de onu vaat ediyor. Ve ilk mü'minleri hangi ağırlık ve zorlukla sınadı ise bizi de esasen o ağırlık ve zorlukla sınıyor. Nesiller arasında bir sınav farkı olmaz/olamaz. Aksi takdirde Allah Teâlâ adaletini uygulamamış olur. Bu da söylenemez. b- Bu ümmet kıyamet saatine kadar kalacak bir ümmettir. İmanı, Kur'an’ı, ibadeti ve ahlakı temelden asla bitmeyecektir. Dönem dönem gölgede kalmalar, siliniyor gibi olmalar görülse de kök itibariyle hep var olacaktır. Buna iman etmemiz gerekiyor. İman ve hayır sıfır noktasına geldi dendiğinde kıyamet vakti de geldi denmiş olur ki bunu söylemek anlamsız bir söz söylemek olur. Evet, daralma var ama bitme yoktur. Bitme olmadığına göre de umut vardır biiznillah. Kimse yoksa ben varım diyebilmeliyiz. Bunu diyemezsek kendimizi inkâr etmiş oluruz.
Allah sizden razı olsun. Ahir zamana yaklaştıkça dinle ve dinin haberleri ile ilgilenme de azalmaktadır. Dua ederiz ki biz imanımızın gereği olan bilgilerin peşinde olalım. Ahir zaman savaşları denebilecek savaşlar hakkında söyle bir özetleme yapabiliriz: Kıyamet vaktinden önce büyük çaplı savaşların olacağı hakkında kati rivayetler vardır. Bazı Ehl-i Kitap bilginleri de kendi inançlarına göre böyle düşünmektedirler ama onların ne düşündüğü bir mü'min olarak bizi bağlayıcı veya destekleyici nitelikte bilgi olamaz. Müslümanlar, böyle bir savaşı beklemek veya oluşumu için çalışmak zorunda değildirler. Müslüman, şeriatının emrettiği gibi hayatını yaşamakla mükelleftir. Savaşlar veya başka şeyler Allah’ın dilediği vakitte gerçekleşir, Müslüman da üzerine düşeni yapabildiği kadar yapar. Kural böyledir. Ahir zamanda çıkacak büyük savaşın kökeninde din olacaktır. Yahudi ve Hristiyanların karşısında Tevhid akidesini temsil eden mü'minler bulunacaktır. Deccal’ın çıkma zamanı da bu olayın vukuu öncesinde olacaktır. İsa aleyhisselam da o zamanda inecektir. Bazı Yahudiler ve Hristiyanlar Filistin bölgesinde bir Yahudi devletini böyle bir savaş için bulunması zorunlu gibi gören inanca sahiptirler ama bizim akidemizde böyle bir devletin zorunluluğu yoktur. Zira mücadelemiz devletlerle değil şirk ve tuğyan iledir. Batının İslam toprakları ve Müslümanlar üzerindeki bitmez tükenmez baskı ve saldırıları da bu kaynaktan beslenmektedir. Müslümanlar bunu idrak etmeli ve yeni nesilleri bu şuur ile yetiştirmelidirler. Küfürle ittifak edilen her nokta Müslüman nesiller adına bir erime olabilmektedir. Dünya büyük bir helak içinde dağılacaktır o zamanda. Biiznillah Mekke ve Medine korunmuş olacaktır. Âlimlerin ve nesilleri yetiştirmekle mükellef olanların olayların akışını incelemeyi bilmeleri gerekir. Mekke ve Medine’nin saygınlığını azaltan her adım bu anlamda büyük bir yıkımdır. Kur'an ve Sünnet’in değersizleştirilmesi yönündeki bütün çabalar bu anlamda bir sonuca sevk etmektedir. İslam ümmetinin ve mü'minlerin birliğinden söz ederken ne kastedilmesi gerektiği bu açıdan ele alınmalıdır. Allah yardımcımız olsun. Dininin mücahitleri olmaya bizi muvaffak kılsın. Âmin.
Böyle bir sıkıntı hissetmeniz, aktif bir iman sahibi olmanızdandır Allah’ın izni ile. Demek ki, insanlık ve din sizi ilgilendiriyor. Ne mutlu size. Bu günler de yarınlar da Allah’ındır. Dünya da onundur Samanyolu da. Biz de kullarıyız. O dilediğini yapıyor ve bizi sınıyor. Evet, bin bir komplonun içinde yaşıyoruz bu hayatı ama umudumuz bütün komplolardan daha büyük olmalıdır. Kırk kere ölsek de kırk birinciye imanla yaşama heyecanı taşıyacağımız gibi gözümüzün önünde cereyan eden bu olayları da kırk katı olsa bile zihnimizi teslim etmeyeceğimiz bir basiretle izleyeceğiz. İman ederek yaşamak bunu gerektirir. İnsanlık ve ümmet için yapılacak en büyük iş, tek kalmaya hazır bir mümin olmaktır. Mümin kadın profilini kaybolmaktan kurtarabilir bir örnek olarak kalmanız büyük bir nimettir sizin için ve yapmanız gereken en önemli görevdir. Erimeyen çekirdek, kaybolmayan Âsiye örneği olarak kalın. Siz Kur'an okurken sesinizi dinleyen melekler sizi o Rabbi ile konuşur gibi Kur'an okuyan kadın sesi olarak göklere taşısın. Siz daha istersiniz, daha ne yapacaktınız? Namaz öyle, sadaka öyle, iffetinizi korumanız öyle, yuvanız öyle... Siz umutsunuz varlığınızla, gerisi ayrıntıdır. Allah’a emanet olunuz.
İmam Tirmizî’nin, Ebu Davud’un, İbni Mâce’nin ve İbni Hibban’ın rivayet ettiği bir hadis şöyledir: “Önünüzde zor günler vardır. O günlerde sabır avucunda ateş koru tutmak gibi olacaktır. O gün amel yapanlar sizden elli kişinin yaptığı amelin ecrini alacaktır.” Bu hadisi farklı ifadelerle sekiz sahabe nakletmiştir. Hadis, sabır zamanlarında amel yapmanın farklı bir ecir getireceğini vurgulamaktadır. İslam, ilk zamanlarında garipti. Bu garipliği ileriki dönemlerde tekrarlanacaktır. O dönemlere tesadüf edenlerin amel yapması zor olacak, bu zorluğun da muhakkak bir karşılığı olacaktır. Anlaşılan o ki Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu tekit etmektedir. Burada esasen sahabe nesli ile başka bir neslin karşılaştırılması söz konusu değildir. Sahabe nesli tartışmasız olarak en mübarek nesildir. Sonradan gelecek zamanlarda yaşayanların din yaşaması, salih amel yapması sahabelerin zamanındaki zorluklara göre elli kat daha ağır ve yaygın olabileceği için elde edilecek ecir de ona nispetle artmıştır. Mesele böyle anlaşılmalıdır.
Bilmek ve “her şey” bir araya geldiğinde sadece Allah Teâlâ için geçerli bir sonuç alabiliriz. Her şey ve bütün zamanları sadece Allah Teâlâ kati olarak bilir. Peygamber aleyhisselam efendimiz ise Allah’ın ona bildirdikleri kadarını bilebilir. Ona ne kadar bildirdiğini ise biz bilemeyiz.