Fetva Meclisi
Soru
Mehdi konusunu anlatır mısınız? Kur'an-ı Kerim'de mehdi var mı? Mehdi gelecek mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Diyanet İşleri Başkanı'nın resmi/laik bir makamı temsil ettiğini biliyorsunuzdur. Temsil ettiği makam, onun binbir denge ile konuşmasını gerekli kılabilir. Ben ise dinimin sahih kaynaklarını okuyup öne çıkarmaktan başka bir gaye ile yaşamıyorum, biiznillah da yaşamayacağım. Bunu önemli bir tespit olarak öne çıkarmak isterim. Bir başka husus da şudur: Başkan'ın konuşmasını dinledim. O konuşmada açıkça 'yok' demiyor. Akademisyenlerin umumi tarzı olan şekli ile akide konusu düzeyinde yok olduğunu ima etmeye çalışıyor. Sorunuz sebebi ile Mehdi hakkında iman ettiğimiz çerçeveyi tekrar edeyim: - 'Mehdi gelmesi' bir hurafe değildir. Dinimizi öğretiyor diye bilip elimize aldığımız hadis kitaplarında açık ve seçik bir şeklide bu konu vardır. Bu konu hakkında ulemanın ciddi tahkikleri vardır. Dolayısıyla 'yok' demek mümkün değildir. - Mevcut itikat anaforu içinde reddedilmeye cüret edilen hususlardan birisi de bu Mehdi meselesidir ne yazık ki. Bu anaforda itikadımızın sarsılmasından Allah'a sığınırız. - Mehdi gelmesi insanlık için bilhassa sona doğru ortaya çıkacak en büyük olaylardan biridir. Büyüklüğünü tarif etmekte bile kelime bulamayacağımız kadar büyük bir olaydır bu. Bu nedenle de büyüklüğü ve etkisi açısından bakıldığında Mehdiliğin suistimal edilmesini görmek, yüzlerce kere o isim altında sahtekârlıkla karşılaşmak bizim akidemizi değiştirmemelidir. Aynı şekilde peygamberlik konusunda da suistimal yok mudur? Hâlâ peygamber olduğunu iddia eden olmuyor mu? Asıl bu fitneler içinde sabit akide sahibi olmak iyi mümin olmaktır. - Mehdi gelmesi gerçeği ile 'Mehdi beklentili mümin olma' aynı şeyler değildir. İtikadımız bize, Mehdi gelecek diyor ama bir yerde veya bir zamanda bu beklemenin gereklerini yapmayı emretmiyor bize. Onun gelmesi şu anda ona karşı vazifelerimiz açısından bizimle direk alakalı değildir. Her birimiz, onun gelmesine adeta gerek bırakmayacak yoğunluk ve ihlasta dinimiz için çalışmalıyız. Asıl vazifemiz budur. Mehdiliği tembelliklerinin gerekçesi yapanlarla onu, bir tartışma konusu olarak gündemde tutanların zararı öyle veya böyle aynıdır. Yarını kıyamet vakti olarak bilsek bile elimizdeki fidanı dikmekle yükümlü olan ümmet biz değil miyiz?
Selamünaleyküm.Şuna inanıyoruz: 1- Mehdi ile alakalı bilgiler bizim için sahih ve sarih bilgilerdir. Mehdi aleyhisselamın geleceğine inanıyoruz. Bunun da kıyamet sürecinin bir parçası olduğuna inanıyoruz. 2- Mehdi ile alakalı bundan başka bir görevimiz yoktur. İnanır ve bırakırız. Mehdi gelmesi için organize yapmak, gidip bir yerde gelmesini beklemek görevimiz değildir. Bilakis böyle bir şey, vakit ve enerji israfıdır, umut tüketimidir. 3- Mehdi'nin gelmesi hak ama gelmesini sağlamamız bizim dışımızda olduğuna göre Mehdi üzerinden iş yapmak, onun üzerinden geçinmektir. Bu da bizim işimiz değildir. Din üzerinden edebiyatı da, geçinmeyi de, şöhreti de reddederiz. Durum budur.
Hayır, maddi tarafımızın bizi zorlaması insan olarak yaratılışımızda var olan bir sorundur. Biz bu yönümüze ezilmeden imanla yaşayıp ölmek yani manevi tarafımızı güçlü tutmak için çabalarız. İnsan kadar eski bir sorunu söz ediyoruz. Ya da insanın var olduğundan beri sınavı olan bir şeyi söz ediyoruz. Bu yaşadığımız çağ ise zaten var olan sınavımıza hız kattı. Bilhassa batı kültürü maddeyi her şey gören anlayışı ayağa kaldırdı ve dik tutuyor. İnsanlar da imanları oranında bu mücadelede kazanıyor veya kaybediyorlar. Çılgınca tüketen toplum görüntüsü bunun sonucudur. Enerjiyi, gıdayı hatta insanı, her şeyi tüketen, tükettikçe mutlu olan toplum ahireti unutan, hayatı sadece maddi değerler üzerinden ölçüp yaşayabilen yönümüzü temsil etmektedir. Bunun sonucu olarak insan asıl yaratılış gayesini ve insan olduğunu unuttu. İyi bir inceleme yapıldığında ardı ardına gelen savaşlar da bu anlayışın sonucudur. İnsan hastalığın, geçim sıkıntısının, yaşlanıp ölmeinin olmadığı bir hayat istemektedir. Bütün yatırımlarını da bu eksende yürütmektedir. Müslümanlar olarak biz bu kayma ve erimenin muafları değiliz. Bizde de belli bir erime ve çökme ne yazık ki oluyor. Belki kökten bir çözümden söz edilemez ama bireysel kurtuluş yani maddenin cazibesi altında erimeden Müslümanca yaşamanın gerçekleşmesi için şunlara dikkat edilebilir: Dünya gerçeğini, onu yaratanın anlattığı gibi anlamaya çalışmak, faniliğini kabul etmek, İnsanın aciz ve ölüme mahkum bir varlık olduğunu bilerek yaşamak, Hayatı iyi bir denge üzerinden yaşamak yani dünyadan da nasibini unutmadan ahiret için çalışmak, İnsan gerçeğini, insandan oluşan toplumun ilk nesillerden beri böyle olduğunu, dünya ve dünyalık cazibesine kapılmakta çok gevşek olduğunu bilmek, Peygamberler başta olmak üzere salihlerin hayatlarından dersler çıkarmayı becerebilmek yapmamız gereken ve aslında yapabileceğimiz işlerdendir. Yeter ki nefsimizi bu mantıkla eğitelim. Dünyadan istifade etmekle ona tapınmak arasındaki farkı anlaşım olalım. Ve asla dua etmeyi, Allah tealanın bizi bu sınavda yalnız bırakmamasını istemeyi de unutmayalım.
Belki bilmeniz gereken ilk şey bizim Mehdi beklemek gibi bir görevimizin olmadığıdır. Sahih hadislerde onun geleceği ve evsafından bazıları belirtilmiştir ama bize bir bekleme görevi verilmemiştir. Bizim yaşadığımız zamanı İslamlaştırmamız daha öncelikli ve acil olan görevimizdir. Dinimize karşı yükümlülüklerimizde başarısızlığımız tescil edildikçe geleceğe ait bilgiler üzerinden teselli aramamız yanlıştır. Bu noktadan sonra şunu tespit edebiliriz: Mehdi, dünyanın sonuna doğru geleceği bildirilen Müslüman bir insandır. Ümmetimiz üzerinden hâkim olacak, zulmü ve fesadı kaldıracaktır. Başka bir ifade ile İslam’ı hâkim güç durumuna getirecektir. Adaleti, üstün ahlakı, Şeriat üzere olması, İslam’ı yayması, İsa aleyhisselam gelene kadar Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Şeriatı ve ahlakını güçlendirmesi onun en belirgin özelliklerindendir. Onun zamanında ümmetin saklı hazineleri ortaya çıkarılacağı için zenginlik ve nimetler artacaktır. Sünnet güçlenecektir. Ne zaman geleceği konusunda zaman vermek mümkün de değildir doğru da değildir. Ancak kıyametin küçük alametleri çoğaldıkça onun gelmesi için yakın dememiz mümkündür.
Şu gerçeği unutmayın, hem de hiç unutmayın: Biz her gün biraz daha kıyamete yaklaşıyoruz. Her gelen gün, bizi bir adım daha, deccale, büyük sarsıntıya, fitnelere, azgınlıklara yaklaştırmaktadır. Bu da gösteriyor ki, bizim her geçen gün kendimizi biraz daha fazla Allah’a yaklaştırmamız gerekiyor. Şeytan saldırısını büyüttükçe bizim de Allah’a yakınlaşmamız büyümeli ki, açı kapanmasın ve biz helak olmayalım. Daha da büyüklerini ve ağırlarını görmeye de hazır olacağız. Çare yok, burası dünyadır. Dünya da böyle olması için vardır. Ümmet olarak biz ise bu kargaşanın ortasında Allah’a imanımızı korumakla mükellef bulunuyoruz. Dertleri ve sıkıntıları sayıp durmak bir ibadet çeşidi değildir. Elinden geleni yapmak ise bir ibadettir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin “din garip başladı, yine garip olacak...” sözünü unutamayız. Dinin en garip hâli de, kendi toprağında garip düşmesidir. Bid’atlerden, içini oyma girişimlerine kadar binbir sorun bizim gerçeğimizdir. Toplumu, beceremezsek mü'min kardeş çevremizi, onu beceremezsek ailemizi, onu da beceremezsek kendimizi koruyacağız. Her birimiz, Medine’de Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının başlattığı o mübarek yürüyüşün son yürür ayakta adamı olmaya hazır olacağız. Bunun başka çaresi yoktur. Belki kaba bir örnek olacak ama lütfen müsamaha edin. Şu atasözü ile teselli bulabilirsiniz: “İt ürür kervan yürür.” İtler ürüyecek ama bizim iman kervanımız biiznillah yürüyecektir. Bundan hiç şüphemiz yoktur. Tek kişi bile kalsak bu böyle olacaktır. Bizim röntgenimizi melekler böyle görüntülesinler.
Önce şunu tespit edelim: Müslüman Allah’a iman eden insandır. Onun iman ettiği Allah, her şeyi yaratan ve idare edendir. Mülk onundur, söz onundur. Onun imanında her şeyin yaratanı Allah olur. İnsan da üzerine düşeni yapar. İnsan üzerine düşeni yaptıktan sonra gerisinden mesul olmaz. Görevini ihmal ettiğinde ise ihmali kadar sorumlu olur. Bu bir dengedir. Bu denge Müslüman’ı huzurlu kılar. Her şeyi maddi gözle görebilen, ruhtan yoksun anlayış sahipleri için ise matematik hayatın bütünüdür. Rakamlarla okuyabildiklerini anlayabilirler. Biz bu hayatı bakışı bu olanlarla beraber paylaşmaya mecburuz. Gidebileceğimiz başka bir dünya yoktur. Ne biz mü'minler ne de onlar yok oluruz. Bir ortak noktada yaşamaya mecburuz. Şöyle bir gerçeği ihmal ediyoruz: Biz, hayatı ve olayları yorumlarken imanımızın etkisinde bir yorum yapıyoruz, yapmamız de gerekiyor. Bizim iman penceresinden bakarak görüp yorumladıklarımızı bizim gibi iman etmeyenler tarafından da kabul edilmesini istememiz isabetli değildir. Mesela bir deprem konusunda biz onlarla sadece depremin zararlı olduğu ve belli tedbirlerin önceden alınabileceği, olduğunda da insanca bir dayanışma yapılabileceği gibi konularda ortak nokta bulabiliriz. Daha öteye gidip ayrıntılarda buluşmayı istememiz bizim tarafımızdan işlenmiş bir hata olur. Böyle bir beklenti bizi onların gözünde deprem gibi büyük bir musibete karşı yan gelip yatmayı imanı gereği yapan bir tembel durumuna düşürür. Biz ise kesinlikle böyle bir tembelliğe iman etmiyoruz. Bu sonuç bir yandan da dinimize yanlış bakılmasına sebep olacağı için bizi vebal altına da sokacaktır. Belasını arayan insanlar durumuna düşmek hoşumuza gitmeyeceğine göre, iman edenlerle konuşulabilecek ayrıntıları imanı olmayanlarla tartışma hatasını işlememeliyiz. Bugün insanlık olarak yaşadığımız depremler başta olmak üzere seller ve benzeri felaketler hakkında biz şuna inanıyoruz: İçinde bulunduğumuz evrenin ve onun bir parçası olan dünyanın işleme kuralları vardır. Bu kuralların koyanı ve idare edeni de Allah Teâlâ’dır. Bu kuralların önünde mü'min olan ve olmayan eşittir. Kim işleyişe ait tedbirleri daha iyi kullanıyorsa onun güvenliği daha iyi olacaktır. Tedbir alan rahat, tedbiri ihmal eden ise sıkıntılı olacaktır. Bunun bu kadarının dinle alakası yoktur. İnsan bu hayata bir yoğunluk ve mücadele içinde girmiştir. Böyle gelmiş böyle gidecektir. İnsanlar iman ettiler diye depremler kalkacak değildir. Ancak iman eden imanının gereği olarak daha güvenli ve imar edilmiş bir dünya oluşturacak, böylece daha az zarar görecektir. Bir yandan da psikolojisi güçlü olacaktır. Mü'min musibet anında, yapabileceği yapmış birinin rahatlığı ile Rabbine sığınacak ve kalbi rahat edecektir. Böyle bir itidal üzerinde durmalıyız. Allah yardımcımız olsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Sadece siz değil herkes için bu böyledir. Şeytan önce hiç yaptırmamayı teşvik eder. Başlarsanız riya için yaptırmayı teşvik eder. Onu da beceremezse, size yaptığı gibi dalga dalga tereddütler salar. Sizi yıldırır, yorar. Yapacağınız şey, ilk hamle ile devam etmektir. Aklınıza takılanlara takılmayın. Allah'a emanet olun.
Satranç için direkt haram diyemeyiz. Bazı ulemaya göre caiz deniyor. Bazıları ise kerahetle hükmediyor. Zekâyı geliştirirken kumara alışmaya karşı dikkatli olmalıyız. Allah’a emanet olun
Böyle bir görüşün bulunduğu doğrudur. Ama yaygın olan bir görüş değildir. Fakat çift niyet olmaz. Ya kazaya ya da nafileye niyet edilmelidir. Allah'a emanet olun.
Bize ait olmayan kuru taklitlerden biridir. Ölüm korkusu olan birinin doğum gününü kutlamasının ne mantığı olur? Ahirete hazırlanmaya yönelmeliyiz.
Özellikle, sizin sözünüzün incittiği insanlar için helallik söz konusudur. Sözünüzün kendisine ulaşmadığı veya avama mal olmuş kimseler için helallik istemeniz gerekmez. Ama mü'min hesapsız konuşmamalı, hesapsız dinlememelidir. Allah'a emanet olun.
- Mü'min bir cemaatin içinde aktif bir şekilde bulunmak, - Küfrün etkisi altındaki ortamlardan, konuşmalardan mümkün olduğunca uzak kalarak, - Sürekli bir ilim meclisini takip ederek, - Allah dostlarından ayrı kalmayarak, - Yoğun bir sireti nebi okuyup tahlil ederek, - Kur'an'ı sürekli okuyarak, zikir yaparak, - Dinimiz etrafında ihdas edilen tartışmalardan uzak kalarak, - Ve çok yoğun dualar ederek, Allah'a sığındığımızı ispat ederek. Şirkten de uzak kalabiliriz. Allah'a emanet olunuz.