Fetva Meclisi
Soru
Selâmünaleyküm hocam. Rabbim kaleminize ve dilinize bereket versin. Hocam bir hadisi şerife rastladım. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Mescitler ahir zamanda dolacak, ancak içlerinden bir kişi bile iman etmiş olmayacak.' Hocam, ilk sorum; ahir zamanda olmadığımızı iddia edebilir miyiz? İkincisi ise; bu hadisi nasıl anlamalıyız?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. İkisine de uyacağız. Sahih hadis, Kur'an'ımızın izahı durumundadır. Hadissiz Kur'an anlamak zordur.
Aleykümselam. Biz iman ediyoruz. Bin seneden fazla bir zamandan beri gelen binlerce ilim adamının aklı çalışmaz kabul edilmesi mümkün müdür? Dinin hakikati asırlar sonrasında mı anlaşılacak? Biz kadere iman ediyoruz.
Selamünaleyküm. Bu bir hayaldir, hayaller üzerinden muhakeme doğru olmaz.
Aleykümselam. Ahir zaman, on veya yirmi yıllık bir zaman diliminin adı değildir. 'Ahir Zaman'ı asırlarca sürebilecek bir zaman dilimi olarak kabul edin. Konuyu daha rahat anlarsınız.
Selamünaleyküm. Bir insanda kaybolacak en son şey ruhtur, ruhu çıkınca o öldü demektir. İnsanın ahlâkı açısından da kaybedeceği en son şey hayâdır. Hayâsı gitmiş birinden her şey beklenir. Hadis bu anlama gelmektedir. Bize de hayânın ne denli önemli olduğunu öğretmektedir.
Aleykümselam. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi sizin imanınız açısından elbette sizi endişelendirecektir ama bir erkek olarak sizin öyle bir düzeltme görevi yapmanızı gerektirmeyebilir. Mesele sokak ortasında düzeltilebilecek bir meselenin ötesindedir. Bebeklikten itibaren başlayacak bir eğitimle olacak düzeltme sizin ve bizim çok ötemizde duruyor. Daha geniş düşünmeye çalışmalısınız.
ahir zaman konusundaki diğer fetvalar
Allah, bütün zamanları imtihan için yaratmıştır. Bir asır öncekiler de on asır öncekiler de imtihan halindeydiler. Sonrakiler de öyle olacaktır. Bizim zamanımız, her şeyin çok hızlı değiştiği ve geliştiği bir zaman olduğu için, ileriye bakmaya çalışan basiret sahibi insanları daha fazla ürkütmektedir. Elbette her mü'min, imanının elinden gitmemesi için uyanık bulunmalıdır. Zira iman gitmez, bir kere mü'min olduk denebilecek bir zeminde değiliz. Allah Teâlâ korusun, insanın son anında bile ayağı kayabilir. Akıllı mü'min, elinde kor taşır gibi hassas olur. Sabah evinden çıkarken akşam dönüşünü, akşam evine girerken sabah çıkışını düşünür. İman Allah’ın en büyük nimetidir. Bütün nimetler gibi elden gidebilir. Şu hususlara dikkat edersek, imanımızın erimesine karşı uyanık bulunmuş oluruz: 1- İmanımızın temelini ‘gayba iman’ın oluşturduğunu unutmayız. Elle tutulması, gözle görülmesi, kulak duyulması mümkün olmayan şeylere gayb dendiğine göre, her an imanımızı, gaybı soruşturmaya yönelik bir fitne kuşatabilir. Kur’an ve Sünnet tartışmasına çekilebiliriz. Dikkat etmek durumundayız. Bizim Kur’an’a bakışımız ‘beğenme’ ile ifade edilemez bir bakıştır. ‘Biz Kur’an’ı çok beğendik de iman ettik.’ diyemeyiz. Vitrindeki herhangi bir kitabı alıp inceledikten sonra beğenirsek ücretini ödeyip almamıza benzemiş olur bu tutum. Bu ise ‘iman etmek’le ifade edilmez. İman etmek, tam teslim olmaktır. Allah Teâlâ, Kur’an isimli kitabını bize gönderdi. Biz de ona iman ettik. Asırlar sonra, şeytanın aklını çeldiği biri karşımıza çıkıp, ‘şu ayet… aslında…’ demeye başladığında, riskli bir imtihanla karşı karşıya bulunduğumuzu anlamalıyız. Kur’an’ın tartışılabilir tek bir ayeti yoktur. içeriğinden Müslüman’ın sıkılmasını gerektirecek tek bir kelimesi yoktur. 2- Gaybı ve geleceği ancak Allah bilir. Biz üzerimize düşen görevleri yapar, yarın hakkında ileri geri konuşmayız. Yarının olayları hakkında tarih vererek veya meçhule atıflar yaparak yönlendirmeye çalışanlara da itimat etmeyiz. Bizim için hedef bugündür. Bu günü ne yaptığımızı, bu gün nelere imza attığımız düşünür, onun muhasebesini yaparız. 3- Helali helal, haramı da haram bilir; ikisinin de çizgilerine dikkat ederiz. Fitne zamanlarında, haramların helallerle iç içe gibi olacağını, harama girmemenin neredeyse mümkün bile sayılmayacağını bilmeliyiz. Cephede cihad etmek ne ise, harama karşı tavizsiz durabilmek de odur. Haramların çekiciliği ve yaygınlığı karşısında, takva yönümüz daima önde olmalıdır. Fuhuş ve faiz iki ok olarak şeytanın elindedir ve her zamankinden daha sivri uçlarını bize yöneltmiştir. Fuhuş ve faiz, alkol gibi haramlardan korunmak, onların uzantılarına dikkat etmekle mümkündür. Yoksa kolay kolay bir haram bütünüyle Müslüman’a takdim edilmez. Kuruşluk faizlerden sonra büyük banka hesaplarına geçilmektedir. Birkaç saniyelik bakışın birkaç ayından sonra zina kapıyı çalmaktadır. 4- İbadetsiz kalmanın, güneşte kalan susuz bitki gibi imanda kurumaya götüreceğini bilir, ibadetin hakkını vermeye çalışırız. Genç yaşta ibadet titizliğini yakalayabilmek büyük bir nasiptir. İbadetleri erteleme hastalığı, yaşlılıkta düzelmesi zor bir illet olarak bilinmelidir. Zamanında camiye gidip namaz kılmayı, zamanında ve ilk ele geçen fırsatta haccetmeyi ilke edinmeliyiz. İbadetler arasında önemli-önemsiz ayırımından kaçınmalıyız. Özellikle sabah namazının camide cemaatle kılınması, yatsı namazının camide cemaatle kılınması, sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar Allah’ın zimmetinde olmaktır. Bu şuuru yakalamalıyız. İnfak etmenin önemli bir ibadet olduğunu bilmeliyiz. 5- Azaptan korunmuşluk garantisi hissinde olmayız. Allah’ın rahmetinden umudumuz da sonsuzdur. Korku ile umut arasında mutedil bir anlayış bizim için önemlidir. ‘Unu elemiş, eleğini asmış’ anlayışı bir tehlikedir. ‘İşimiz bitti’ anlayışı da tehlikedir.
Selamünaleyküm. Bu hadis, benzeri bir ifadeyle de olsa kitaplarımızda vardır ama SAHİH bir hadis değildir. SAHİH OLAN HADİSLER ise evlenmeyi ve çoğalmayı teşvik eden hadislerdir. Bu hüküm de kıyamete kadar geçerlidir.
Allah yardımcımız olsun. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, belirttiğiniz konularla ilgilenmeye hiç sıra geleceği yok gibidir. Büyük bir iman erimesi var bu zamanda. Ve biz bidatlerden önce iman erimesine karşı mücadele etmeliyiz. Adeta bir kulağınızı ve bir gözünüzü kapatın, öyle girin çıkın kurumlara. Durum çok vahim, zaman çok dardır. Ne yazık ki böyle. Allah’a emanet olunuz.
İnsanlarla iç içe yaşamayı tamamen terk edebileceğimiz bir hayat yaşayamayacağımız bir zamandayız. Artık gidilebilecek dağ başı bile yoktur. Evet, toplumdan uzak bir hayat ibadete yönelme, günahlardan uzak kalma, daha moralli olma, fitnelerden daha emin yaşama gibi faydalar getirebilmektedir. Bu doğrudur ama böyle bir mekân ve orada yaşayabilecek ekonomik imkân nasıl temin edilecektir? Hatta aile bireylerinin buna razı edilmesi ne kadar mümkün olacaktır? Gerçeğe yakın seçenekleri düşünmek, hayatı daha gerçekçi bakışlarla yaşamak şarttır. Biz bizim zamanımızın imtihanındayız, çözümlerimiz zamanımıza uygun olmalıdır. İnsanlarla iç içe bir hayat yaşamanın kendine göre üstünlükleri vardır. Bilgi alıp verme, faydalı olup ecir kazanma, mücahede ruhu ile daha aktif durumda olma gibi faydaları da vardır. Her iki uçtan birini tercih ederken her mü'minin kendi özel durumu, ailesi, yaşadığı şehir, sabır ve tahammül durumu, topluma katkı kapasitesi gibi farklılıklar dikkate alınırsa biiznillah daha isabetli olan tercih edilmiş olur. Hangisi tercih edilirse edilsin bu zamanın bir ruhi yalnızlık zamanı olduğunu bilmek ve ona göre yaşamak gerektiğini de tespit etmeliyiz. Mü'min nereye giderse gitsin derdi ile gidecektir, zaman ahirete daha yakın bir zamandır.
Selamünaleyküm. Daha iyisini bulmadan işinizden ayrılmayın.