Fetva Meclisi
Soru
‘Fitne zamanında’ yaşadığımız sık sık gündeme getiriliyor. Dikkat etmemiz halinde zamanın fitnesinden korunabileceğimiz noktalar nelerdir?
Cevap
Benzer fetvalar
Tam bir fitne zamanında yaşıyoruz. İmanın fitneye kapılma ihtimali yüksek olan bir zamandır bu zaman. Buna göre de bir mü'min olarak ilk ve öncelikli vazifemiz, imanımızı korumak olmaktır. Başkaları ile ilgilenirken biz eriyor olabiliriz. İmanımızı, salih amellerimizi, mü'min çevremizi, cihat heyecanımızı, ahiret endişemizi eskitmeden korumakla başlayan bir görevimiz vardır. Bu bölümü teminat altına almalıyız. İkinci olarak da şunu bileceğiz: Biz kuluz. İnsanlar da bizim gibi kuldurlar. Kalplerimiz Allah Teâlâ'nın elindedir. Hidayet etmek onun işidir. Biz ses çıkarırız, yol alırız; neticeyi Allah Teâlâ verir. Sanki her sözümüz bir kişiyi hidayete erdirecek gibi bir beklenti içinde olamayız. Görevimizi iyi belirleyelim. Bizim görevimiz hidayete erdirmek değil hidayete davet etmektir. Bunu becerebilirsek gerisini Allah Teâlâ kolaylaştırır. Üçüncü olarak da şunu bileceğiz: İnsanlar sözlerden çok örneklerden etkilenirler. Biz iman iddiası olan mü'minler olarak iyi mü'min olma gayretinde olacağız. 'Bütün dünya fesada boğulsa ben tek başıma son iyi mü'min örneği olarak kalacağım' şuuru bize hakim olmalıdır. Başarı burada gizlidir. Anlatan, anlattığını kendi üzerinde örneklendiremeyen mü'min başarılı olamaz. Resmi görevli, memur mantıklı hocalık başarısızlık bir numaralı örneğidir. Bir başka temel husus da şudur: İnsanların kul olmaları ile alakalı derdi olanlar insanlarla mal ilişkisine girmeyecekler. Mal alıp verme ile sürdürülen ilişkilerin üzerine imani etki geliştirmek zordur. Ve özellikle Allah Teâlâ'nın bizi başarılı kılması için samimi dualar yapmaya mecburuz. Duamız kadarız biz, duamız! Rabbim muvaffak kılsın.
Aleykümselam.Evet, tam anlamıyla bir fitne döneminde yaşıyoruz. Yalnız şunu kesin bir bilgi olarak idrak etmemiz de şarttır: İnsanın bulunduğu her yer ve her zaman bir tür fitne muhakkak vardır. Zira fitne, Allah Teâlâ’nın kulunu imtihan etmesi demektir. İmtihan her zaman ve her insan için var olacağına göre fitnesiz bir zaman beklentisi içinde olmamız doğru değildir. Bize düşen, bulunduğumuz zamanda ne ile sorumlu olduğumuzu bilip gücümüz yettiği kadarı ile imtihanı kazanmaya çalışmaktır. Gündemle gereğinden fazla meşgul olmak akıntıya kapılmak olarak sonuçlanabilir. ULÜ’L-EMR, dinimize ait bir kavramdır. Bu kavramın anlamı ‘mü'minlerin başındakiler’ şeklinde anlaşılabilir. Mü'minlerin başındakilerin ise MÜ’MİNLERDEN BİRİ olması gerektiği tartışılamayacak açık bir gerçektir. Mü'minlerin başındakilerin ise mü'minler, bir toplum olduklarında anlam ifade eder. Dağılmış parçacıklardan birinin içinde birinin mü'minlerin başında veya dibinde olması bir sonuç doğurmaz. Bu sebeple anlaşılıyor ki, şu dönemde mü'minler olarak neden bizim bir Hilafetimiz yok, Halifemiz nerede sorularını iyi düşünmek gerekmektedir.Her hâlükârda ulü’l-emr aynı zamanda ALİMLER anlamına da gelmektedir. Bu açıdan da konuyu ele alalım.
Mevcut durumumuz ve ortadaki isimler için kullandığınız kavramların ne kadar geçerli olacağı hiç şüphesiz tartışılabilir şeylerdir. Sizin kanaatlerinizi bir Mü'min olarak taşımamak mümkün değildir. Ancak hiç tartışılmayacak büyük bir kavram ise şudur: Bu bir fitnedir. Tam bir fitnedir. Fitne zamanında ve ortamında neler yapacağımıza bakmalıyız. Bunun için de şunu söyleyebiliriz: 1- Fitneden uzak kalmak ve uzak kalmak için gerekenlere dikkat etmek birinci işimiz olmalıdır. 2- Fitne bir yangındır. Yangının büyümemesi ve en kısa zamanda sönmesi için üzerimize bir şey düşüyorsa onu yapmak da o anın farzı olarak görevimizdir. 3- Böyle zamanlarda haber kaynaklarını çok dikkatli kullanmak, her söze ve her tepkiye itimat etmemek şarttır. 4- Ümmetimizin genelini ve yarınını düşünmeye mecburuz. 5- Fitnenin tam anlamı ile çözülmesi ne kadar zor ise yüzde yüz haklı olanını bulmak da o kadar zordur. Allah'a sığınmak gerekir. 6- Bu tür karışık durumlarda SEVAD-I A'ZAM'a uymak ölçü olmalıdır. Sevad-ı a'zam şu demektir: Eğer ortadaki fitneyi, haksızı belli bir fitne olarak görüyorsak, haklının yanında oluruz, haksızı hizaya gelmeye zorlarız. Kalbimiz bir tarafın haklılığına tatmin olmuyorsa ve her iki taraf da Mü'min ise yoğun olanının yanında dururuz. 7- Mevcut durumda Mü'min olmayanların ve imanla zıt kavramların müdafii olmamız gerekmiyor. Din olarak ve yaşadığımız toprağın insanı olarak varlığımızı müdafaa etmeye çalışırız. 8- Neyin ne olduğu konusundaki içtihat farklılıklarını ise bu fitne döneminde tartışmak yerine alenen küfür olmadıkça ortadaki konunun yorumlarında birbirimizi anlayışla karşılamamız gerekir. Allah yardımcımız olsun.
İnna lillahi ve inna ileyhi racuûn. Allahüme’curna fi musîbetina hazihi ve ehlifna hayren minha. Âmîn. İnsanlık büyük bir darboğaza doğru yaklaşmıştır. Tarihten hikâyelerini okurken kolay olan şeyleri yaşamak zormuş, bunu iyice anladık şimdi. Kitabımız Kur'an’ımız neden onlarca kere ÖNCEKİ ÜMMETLER konusunu önümüze getiriyor bunu anladık. Nuh aleyhisselam zamanındaki tufanın alt yapısını, işleyişini, ağırlığını ve neden sonra insanların her şeye yeniden döndüklerini anladık. Anladık inşaallah. Bu, elimizin kolumuzun, dillerimizin bağlandığı garip dünyada olanca çığlığımızla şunu deriz de başkasını bilmeyiz: Hasbunellah. Hasbunellah. Hasbunellah. Bizim için bu zaman, bu kaos ortamı tam bir ibadet ve Allah’a avdet zamanıdır. İbadetleri artırmalı, dua ve zikri yoğunlaştırmalıyız. Gafletimiz sürerse ve bir zaman sonra hiçbir şey olmamışa dönersek maazallah, bizim için böyle muhtemel bir sonuç felaketten daha büyük bir felakete neden olabilir. Erken uyanmak ve büyük bir gayret ve samimiyetle; • İstiğfarlar ederek, • Günahlarımızdan tevbeler ederek, • Kul haklarından helalleşerek, • Kaza namazlarımızı kılarak, • Zikirler yaparak, • Kur'anlar okuyarak, • Ailemizi muhkem bir kaleye çevirip, içinde cenneti kazanacağımız bir yuvaya dönüştürerek, • Bu belayı, Allah’a dönüş için bir milat yaparak silkinirsek Allah’tan umut ederiz ki bizi mahcup etmez ve tertemiz kullar durumuna gelmemizi kolay kılar. Şuna hazır olalım: Allah’ın kullarından bazıları, böyle bir felaketi bile battıkları çukurdan çıkmak için kullanmak yerine hiçbir şey yokmuş gibi hatta “biz ettik, biz becerdik” sözleri ile geçiştireceklerdir. Tarih hep böyle görmüştür insanları. Bundan daha büyük belalar bile, nasibi olmayanları uyandıramamıştır. Gaflet ve dalalet böyle bir şeydir. Mecburen bu durumda, “biz” ve “onlar” demek zorunda kalacağız. Biz uyanıp Rabbimize döneriz, onların hâli de Allah’a kalır. Yarın, Allah’ın lütfu ile bu beladan kurtulduğumuzda birilerinin “belayı yendik, ezdik geçtik, bir daha gelemez…” gibi çürük sözlerine hazır olalım. O sözleri duyunca da onlar adına ve onlara bu fırsatı vermede kusurumuz olabileceği için bizim adımıza hep beraber yine istiğfarlar edelim. Budur dünya, böyledir dünya. İlk gününden beri böyledir, son gününe kadar böyle gidecek. Şaşmaya gerek yok, elimizde Kur'an’ımız var. Bildik bunları önceden, önceden. Elhamdülillah.
Kelimenin tam anlamı ile bir fitne zamanında yaşıyoruz. Kadın için de erkek için de zaman fitne zamanıdır. İmanımızı ve iffetimizi korumak asıl cihadımız olmuştur. Ne yazık ki asıl vazifemizi unutmuş gibi bir hayat yaşamaktayız. Bu nedenle İstanbul veya başka bir şehirde ya da köyde yaşayan mü'min insan bu hassasiyeti koruyarak yaşamak zorunda olduğunu bilecektir. Bunun için: Gereksiz yere gezmeyi, çarşı pazarda dolaşmayı risk almak olarak göreceğiz ama Allah’ın nimetlerinden kendimizi mahrum etmemizin de gereği yoktur. Kıyafetimizi ve diğer bize görev olarak düşen tedbirleri alacağız. Mesela kadın, sadece tesettürlü olmayı yeterli bulmayacak, aynı zamanda ilgi çekici olmamayı da önemseyecek. Her türlü tedbiri aldıktan sonra dışarı çıkacağız. Kendimize göre alacağımız tedbirler muhakkak vardır: Sokakta sakız çiğnemeyebiliriz. Dış alanda dondurma yalama rehaveti göstermeyebiliriz. Fotoğraf çekme bahanesi ile gevşemeyebiliriz. Kahkaha ile gülmekten vazgeçebiliriz. Arkadaşlarımızla el şakası yapmayabiliriz. Bindiğimiz vasıtalara dikkat edebiliriz… Yaşadığımız ülkede yasal haklarımızı ve yasal zorunlulukları iyi bilecek ve basiretli mü'min olacağız. Eti yenmeyen kuşlardan olmamız gerekiyor. Tek kalmamaya, bir mü'min arkadaş çevresi ile bulunmaya dikkat edeceğiz. Tek kalmanın şeytana yem olmaya daha yakın durduğunu bileceğiz. İbadetlerimizi ihmal etmeyeceğiz. Planlamalarımız mesela namaza göre olacak. Günlük Kur'an tilaveti ve zikir gibi takviyeleri alacağız. Bu bizim, bir nevi antibiyotik kullanmamız gibidir. Her şeye rağmen Rabbimizin açtığı tevbe ve istiğfar kapısından geri kalmayacağız.
İşimizin çok, vaktimizin az olduğu doğrudur. Yaşayan bütün insanlar bu ölçülerle yaşadı. Kimseye özel bir fırsat tanınmadı. Biz, tatil yapmak için gönderildiğimiz bir âlemde değiliz. Gecemiz, gündüzümüz imtihandır. İmtihandaki şartların bizim zevklerimize göre oluşturulmayacağı gayet tabii bir gerçek olarak bilinmelidir. Taştan su çıkarmak, suyla ateş tutuşturmak yapmamız gereken işin adıdır. Zaman bize saniyelerle ölçülerek verilmiştir. Onu kullanma tarzımız ve elde edeceğimiz sonuç, tartışmaya gerek bırakmayacak sonucumuzu oluşturacaktır. Az zamanda çok iş yapmak kesin hedefimizdir. Bu hedeften taviz vermeyeceğiz. ‘Vakit az, iş çok’ ebedi kuraldır. ‘Zamanı iyi kullanan kazanacak’ kuralı da ebedi olarak kalacaktır. Meseleyi ibadet penceresinden inceleyerek şöyle bir değerlendirme yapabiliriz. Bir mü’min bir dakika’ya neler sığdırabilir? Bu sorunun cevabı, tembel için sadece HİÇ’tir. Halbuki, hesabını bilen için bir dakika cennet kadar değerlidir. Yapılacak o kadar önemli ve kolay işler vardır ki! İşte birkaç örnek: Bir dakikada üç kere Fatiha suresi okunabilir. Bir Fatiha suresi okunduğunda sekiz yüz hasene elde edilir. Bir dakikada yirmi defa İhlâs suresi okunabilir. İhlâs suresi bir defa okunduğunda Kur’an’ın üçte birine tekabül eden sevap kazandırır. Günde bir dakika ile yirmi defa okunan İhlâs suresi ayda altı yüz defa okunmuş olur. Yılda ise yedi bin iki yüz defa eder. Ortalama bir sayfa Kur’an okunabilir. Üç kelimelik bir ayet ezberlenebilir. Tesbihattan herhangi biri elli-yüz defa tekrar edilebilir. Yirmi beş defa salavat getirerek, Allah Teâlâ’dan iki yüz elli rahmet yolu açılabilir. Telefonla sılayı rahim yapılabilir. Bir kişiyle musafaha ederek en büyük ecir kaynaklarından birini elde edebiliriz. Yolda eziyet veren bir taşı, cam parçasını kaldırarak, imanın yetmiş küsür şubesinden birini ihya edebiliriz. Bunların hiçbiri için abdest almak, kıbleye yönelmek gibi ağırlık verecek şartlar da yoktur. Yürürken yapılabilir, araç kullanılırken eda edilebilir şeylerdir. Bir dakika asla az değildir. Bir dakika ölüm veya hayat denecek kadar değerlidir. Bir dakika içinde bir cümle olan Kelime-i Tevhidle iman ehli olup cennete giren oldu. Bir dakikalık gergin haliyle cehennemlik iş yapıp helak olan oldu. Asıl sorun vakit azlığı değil, vakit kıymeti bilememektir. Televizyon seyretmek, malayani ile uğraşmak, kıymet bilmez arkadaşla oturmak gibi illetlerden korunulduktan sonra biiznillah vakit bereketlenir. Onca teknolojik imkânlara rağmen vakit yetmezliğine melekleri inandıramayız.
ahir zaman konusundaki diğer fetvalar
Selamünaleyküm. Bu hadis, benzeri bir ifadeyle de olsa kitaplarımızda vardır ama SAHİH bir hadis değildir. SAHİH OLAN HADİSLER ise evlenmeyi ve çoğalmayı teşvik eden hadislerdir. Bu hüküm de kıyamete kadar geçerlidir.
Aleykümselam. Zamanımızın ahir veya neresi olduğunu bilemeyiz, bilmemiz de gerekmez. Biz, bugün kıyamet kopacakmış gibi heyecanlı olmaya mecburuz. Mü'min olmamız bunu gerektiriyor. Hadisi şerif hakkındaki bilginiz doğrudur. Bu ve benzeri hadisler, imanın dilde bir slogan niteliğinde kalacağını, öze inmenin düşünülmeyeceğini göstermektedir. Allah Teâlâ o hâle düşmekten muhafaza buyursun.
Allah yardımcımız olsun. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, belirttiğiniz konularla ilgilenmeye hiç sıra geleceği yok gibidir. Büyük bir iman erimesi var bu zamanda. Ve biz bidatlerden önce iman erimesine karşı mücadele etmeliyiz. Adeta bir kulağınızı ve bir gözünüzü kapatın, öyle girin çıkın kurumlara. Durum çok vahim, zaman çok dardır. Ne yazık ki böyle. Allah’a emanet olunuz.
Aleykümselam. Ahir zaman, on veya yirmi yıllık bir zaman diliminin adı değildir. 'Ahir Zaman'ı asırlarca sürebilecek bir zaman dilimi olarak kabul edin. Konuyu daha rahat anlarsınız.
İnsanlarla iç içe yaşamayı tamamen terk edebileceğimiz bir hayat yaşayamayacağımız bir zamandayız. Artık gidilebilecek dağ başı bile yoktur. Evet, toplumdan uzak bir hayat ibadete yönelme, günahlardan uzak kalma, daha moralli olma, fitnelerden daha emin yaşama gibi faydalar getirebilmektedir. Bu doğrudur ama böyle bir mekân ve orada yaşayabilecek ekonomik imkân nasıl temin edilecektir? Hatta aile bireylerinin buna razı edilmesi ne kadar mümkün olacaktır? Gerçeğe yakın seçenekleri düşünmek, hayatı daha gerçekçi bakışlarla yaşamak şarttır. Biz bizim zamanımızın imtihanındayız, çözümlerimiz zamanımıza uygun olmalıdır. İnsanlarla iç içe bir hayat yaşamanın kendine göre üstünlükleri vardır. Bilgi alıp verme, faydalı olup ecir kazanma, mücahede ruhu ile daha aktif durumda olma gibi faydaları da vardır. Her iki uçtan birini tercih ederken her mü'minin kendi özel durumu, ailesi, yaşadığı şehir, sabır ve tahammül durumu, topluma katkı kapasitesi gibi farklılıklar dikkate alınırsa biiznillah daha isabetli olan tercih edilmiş olur. Hangisi tercih edilirse edilsin bu zamanın bir ruhi yalnızlık zamanı olduğunu bilmek ve ona göre yaşamak gerektiğini de tespit etmeliyiz. Mü'min nereye giderse gitsin derdi ile gidecektir, zaman ahirete daha yakın bir zamandır.
Böyle bir sıkıntı hissetmeniz, aktif bir iman sahibi olmanızdandır Allah’ın izni ile. Demek ki, insanlık ve din sizi ilgilendiriyor. Ne mutlu size. Bu günler de yarınlar da Allah’ındır. Dünya da onundur Samanyolu da. Biz de kullarıyız. O dilediğini yapıyor ve bizi sınıyor. Evet, bin bir komplonun içinde yaşıyoruz bu hayatı ama umudumuz bütün komplolardan daha büyük olmalıdır. Kırk kere ölsek de kırk birinciye imanla yaşama heyecanı taşıyacağımız gibi gözümüzün önünde cereyan eden bu olayları da kırk katı olsa bile zihnimizi teslim etmeyeceğimiz bir basiretle izleyeceğiz. İman ederek yaşamak bunu gerektirir. İnsanlık ve ümmet için yapılacak en büyük iş, tek kalmaya hazır bir mümin olmaktır. Mümin kadın profilini kaybolmaktan kurtarabilir bir örnek olarak kalmanız büyük bir nimettir sizin için ve yapmanız gereken en önemli görevdir. Erimeyen çekirdek, kaybolmayan Âsiye örneği olarak kalın. Siz Kur'an okurken sesinizi dinleyen melekler sizi o Rabbi ile konuşur gibi Kur'an okuyan kadın sesi olarak göklere taşısın. Siz daha istersiniz, daha ne yapacaktınız? Namaz öyle, sadaka öyle, iffetinizi korumanız öyle, yuvanız öyle... Siz umutsunuz varlığınızla, gerisi ayrıntıdır. Allah’a emanet olunuz.