Fetva Meclisi
Soru
Şöyle bir tereddüt yaşıyorum: Okuduğum kitaplarda ve dinlediğim sohbetlerde, yapılacak pek çok iyi iş olduğunu görüyorum. Yoğun gündemi olan bir dinimiz var. Yaşadığım hayata bakıyorum; farzları yapmaya bile vaktim olmadığını görüyorum. İş çok vakit yok. Ortada eli kolu vakit zinciriyle zincirlenmiş bir Müslüman gibi kaldım. Az zamanda çok iş nasıl yapılabilir; iş mi seçmeliyim, vakti mi bir yolla uzatmalıyım?
Cevap
Benzer fetvalar
Evet, hayatın gerçeği budur, böyledir. Yalnız bu sürekli böyle gitmez. Bir süre sonra toparlayabilirsin. Şeytan seni perişan etmesin. Şu andaki durumunu mevsim değişikliği gibi anlamaya çalış. Aileni ihmal etme. Farzlarda hiçbir şekilde aksaklık yapma. Haramlardan uzak dur. Çok geçmeden vakit bolluğu ve planlı iş yapma düzeyine geleceksin. Bu da bir imtihan ve bu da bir süreçtir.
HATİM kavramı, Kur'an’ımızı baştan sona ezber veya bakarak okuyup bitirme anlamında kullanılmaktadır. Bahsettiğiniz bilgi doğrudur; bu ümmetin selefi içinde günlük, haftalık hatim yapanlar pek çoktur. En azından pek çok bilgi bize kadar ulaşmıştır. Kur'an okumanın başka hiçbir okuma ile kıyas edilemeyecek kadar büyük bir sevap kaynağı olduğunu düşünürsek bu okumanın bir yarışa dönüşmesinde de hayret edilecek bir durum göremeyiz. Allah Teâlâ’dan kitabını okuyan, onunla amel eden ve onu bir sonraki nesillere taşımaya gayret eden kullarından olmayı bize nasip etmesini dileriz. Size şu bilgileri özetleyebilirim: Kur'an-ı Kerim’i okumanın bir kuralı ve edepleri olduğunu bilmemiz gerekiyor. Okumuş olmak değil gereği gibi okumuş olmak okumaktır. Daha doğrusu o tür okuyuş sevap kaynağıdır. Başta tecvid ve talim şarttır. Diğer edepleri de ihmal edilmemelidir. Kur'an’ımızı, bölümlere ayırıp hergün veya her hafta o bölümlemeye göre okuma tarzı Nebi aleyhisselam zamanından beri vardır. Bugünkü cüzlere bölünmüş şekil için de örneği o zamanlardan var olan bir şekil diyebiliriz. Her mü'minin Kur'an okuma süresi, zamanı kendine göre belirlenebilir. Farz olan zaman ve yer yoktur. Yeter ki Kur'an okunmuş olsun. Ağır bir işte çalışan ile emekli olanın okumasını aynı zamanlamaya ve seviyeye getirmek mümkün de değildir gerekli de olmaz. En iyi okuma tarzı için şunu söyleyebiliriz: İstikrarlı, özellikle farz ibadetleri ve insani görevleri ihmal ettirmeyen, edeplerine uygun, haz alarak gerçekleştirilen okuma en iyi okumadır. Selefimizin Kur'an okumasında üç gaye güttüğü söylenebilir: Okumak, düşünmek ve öğrenmek. Bizim için de böyle bir amaç belirlenebilir. Bir aya bölünmüş hatim tavsiye edilir hatimdir. Bunun iki olması da kişinin özel durumuna göre mümkündür. Bir haftaya da indirilebilir. Üç güne de alınabilir. Bir haftayı düşen okumanın sevabı için bir şey söylenemez ama etkisi ve istikrar temini tenkit edilebilir. En güzeli zamanlamadan önce etkilenmeye ve amele bakılmasıdır. Allah Teâlâ Kur'an ehli olmayı hepimize müyesser kılsın.
Değerli kardeşim, Dinimiz İslam sayesinde ebedi cennetler göreceğiz biiznillah. Dünya ve ahiret saadetimizdir dinimiz. Dinimiz bize cennet verecekken biz ona neden bir şeyler vermeyelim? Çok doğru ve hassas düşünmüşsünüz, Allah sizden razı olsun. Dinimize hizmet asla ilahiyat okumuşların veya hocaların tek başına yapacağı bir iş değildir. Maalesef, diyebilirim ki o zikrettikleriniz umumiyetle dinden geçinmekle bilinirken sizin gibi büyük düşünenler dinlerini ayakta tutuyor olabilmektedir. Allah Teâlâ sizi de bizi de dinine hizmette muvaffak kılsın. Size özet olarak şu noktaları yazabilirim, inşaallah başarılı olur ve meleklerin defterlerinize salih ameller yazmasına vesile olur. Her şeyden önce bu mesele İSLAM İÇİN VE İSLAM İLE YAŞAMA meselesidir. Zihniniz ve hissiyatınız bununla dolu olmalıdır. İslam için yaşamayı bir ideal olarak görmelisiniz. Size bu düşünceyi veren ya da bunu artıran kitapları okuyun, arkadaşlar edinin, sohbetler dinleyin. Kendi ekseninde kalmayı yoğunlaştıran kitapları okumayın, sohbetleri dinlemeyin, o tür arkadaşlardan ve ortamlardan uzak durun. Siz Müslümansınız, İslam için var olacaksınız elbette. Hiç kimse kalmasa da siz var olacaksınız. Dininize hizmet heyecanınız rüyalarınıza kadar sirayet etsin. Yapabileceğini bir işin muhakkak var olduğuna inanın her zaman. İslam için bir şeyler yapmak sıradan bir iş hatta bir ibadet değildir. Bilakis en şerefli amellerden biridir. Zira İslam’a hizmetin diğer bir adı da ‘Allah’a davettir.’ Allah’a davet en şerefli ve en kazançlı iştir. Allah’a yani tevhide davet etmek peygamberlerin başını çektiği büyük bir mesleğe sahip olmak demektir. Fussilet suresinin otuz üçüncü âyeti bunu gayet açık bir dille beyan etmektedir. Sahih bir hadiste Peygamber aleyhisselam efendimiz, bir kişinin hidayetine sebep olmayı dünyadaki pek çok şeyden daha hayırlı göstermiştir. İslam’a hizmet etmek yani ona davet etmek elbette bir uzmanlık, belli bir ilim birikimi ister ama bu durum, bildiğin kadarının hocası olmaya mani değildir. Doğru olarak bildiğini bilmeyene öğretmek, bir ibadetin yapılmasına vesile olmak, kendisi bilemeyenin bir bilene gitmeyi öğretmesi âlim olmadan da yapılabilecek işlerdendir. Alkolün haram olduğunu söylemek mesela âlim olmayı gerektirecek çapta bir bilgi değildir. Herkes Kur'an öğretemeyebilir ama Kur'an öğretmeyi teşvik edebilir, propagandasını yapabilir. Herkes bir cami yaptırma kudretinde olmayabilir ama yapabileceği teşvik edebilir. Bununla da hayra vesile olduğu için o hayrı yapan gibi sevap kazanır. Herhangi bir hayır çeşidi için durum böyledir. İyi iş yapmak ve bunu İslam için değerlendirmek sadece insanlara ‘Müslüman ol!’ demekle sınırlı tutulabilecek düzeyde değildir. Öyle bir din tebliği şüphesiz önemli ve gereklidir ama insanlar arasındaki dargınlıkları gidermek, yetimlere sahip çıkmak, yemek yedirmek, kimsesizlerin kimsesi olmaya çalışmak da yapılabilecek işler arasındadır. Herkesin mesleğini ve işini dinine hizmete dönüştürmesi mümkündür. İyi bir niyet ve örnek insan olma gayreti bu alanda yapılabilecek işlerdendir. İslam’a yapılabilecek en büyük hizmetlerden biri de ona zarar vermemektir. Müslümanlar arasında parçalanma nedeni olmamak, bireysel hayatta kötü örnek olmaktan kaçınmak gibi hassasiyetlere dikkat edilmesi bile din için yapılabilecek ve yapılması gereken işlerdendir.
Senin vazifen insanların tam mü'min olmasını sağlamak değildir. Senin vazifen Peygamber aleyhisselamın vekili olarak onun çalıştığı gibi çalışmaktır. Sen yapabildiğini ihlasla yapmaya devam et. İnsanlar duymasa da melekler duyar. Bin kişi olmasa da bir kişi olur. Bir kişi olmasa da sen kendini yetiştirmiş olursun. Bu arada şunu unutmayasın: Kendin de neticede bir kişisin. İnsanlara namazı öğretirken kendin nafileleri ihya edebilirsin. Çok Kur'an okuyabilirsin. On beş günde bir hatim indiren biri olabilirsin. Kitap okumayı geliştirebilirsin. Gelecekteki vaazlarına dair güzel notlar tutabilirsin. Günlük tesbihatlar yapabilirsin. İnsanları telefonla namaza davet edebilirsin. Camide sesli aşır okuma tatbikatı ile sesin güzel olmasa bile mükemmel bir kari olabilirsin. Bunları becerebildiğin zaman mesela üç yıl sonra orası senin için bir medrese olarak hafızana kazınır. Doğal ve bireysel medrese örneğini kurarsın. Sonuçta da kazanarak ayrılırsın oradan. Şu da muhtemeldir ki, senin oradaki bereketli işlerin, okuduğun Kur'anlar, kıldığın nafileler, yaptığın zikirler senden belki on sene sonra aktif bir cemaat verimi getirir, sen de Rabbinin rızasını kazanmış olursun. Bugüne bakarak iş yapma, Rabbinin huzurunda hesaba çekileceğin güne bakarak iş yap. Biiznillah kazanman mümkündür. Allah yardımcın olsun.
Allah Teâlâ yardımcınız olsun. Sizi ve ailenizi Kur'an ehli olan kullarından kılsın. Size şunları tavsiye edebilirim: Bu tür işlerde Allah’ın yardımı İHLAS şartına bağlıdır. İhlas, bir işi sadece Allah için, onun sevabını kazanmak için yapmanın adıdır. Güzel bir ihlas sizin şifreniz gibi olur. Onu bozacak reklam, gösteriş, kuru beklentilerden uzak durmaya çalışınız. Kur'an ezberlemek için İYİ OKUYOR olmak şarttır. Nereyi ezberleyecekseniz orayı bir hafıza telefondan dinletebilirsiniz. Evinizde dinleyecek biri varsa daha güzel olur. Size “burası güzel okundu” denince orayı ezberlemeye başlayın. Güzel okumakla kastımız, tecvid kurallarına uymak, harfleri Kur'an harfleri olarak kullanmaktır. Gunneler, medler vs. hepsi tam olmalıdır. Ezberlemek çok okumakla alakalıdır. Biz küçükken, bize yapacağımız ezberi en az otuz üç kere okuturlardı. Yaşınızı yazmamışsınız, bu nedenle yaşa göre cevap yazamıyorum size. Ama on ile yirmi yaş arası bu kadar okuma yetebilir. Yaş ilerledikçe bu sayı artar. Yüz kere olmasında da bir sakınca ve endişe yoktur. Neticede ezberleyememiş olsan bile okuduğun her harf senin için şu kadar sevap kaynağı olacaktır biiznillah. Senin derdin de sevap idiyse zarar etmezsin. Ezber için ideal olan önce otuzuncu cüzü ezberlemektir. Bu hem bir test olur hem ezberi daha kolay olur. Şöyle yapın: Mesela NEBE’ suresini ezberlemeyi karar vermiş olun. Sabah vakti daha bereketlidir, herhangi vakit de olur. Yatsıdan sonraki vakitler ise her şeyin iki katı eziyetli olmasını gerektirir. Yalnız bir yere geçin. Gözünüzü meşgul edecek şeylerden uzak durun. Yanınıza telefon vb. almayın. Elinize bir tesbih alın. Birinci ayeti, on kere bakarak okuyun. Gözünüzü kapatıp on birinci okuyuşu yapın. Ne kadar ezberlediğinize bakın. Ezber oldu ise yirmi kere daha ezber okuyun. Olmadı ise on kere daha bakarak. Sonra aynı şekilde TAMAM OLDU diyene kadar okuyun. İkinci âyete geçin. Aynı şeyi yapın. O da tamam olunca, birinci âyet ve ikinci âyeti birleştirerek on kere okuyun. Sonra üçüncüye birinci gibi yapın. O da tamam olunca birinci, ikinci, üçüncü âyeti topluca on kere okuyun. Ayetler arasında birleşmede sıkıntı oluyorsa üçünün toplamını yirmiye çıkarın. Bu şekilde ilerleyin. Bir günde ideal olan bir sahife ile yetinmektir. Hızlı başlayıp erken oturmak iyi değildir. Aynı anda iki saatten fazla oturum yapmayın ki, başınız şişmesin. Bir saat ezber, on dakika istirahat normaldir. Uyku bastırması, göz kararması gibi yan etkiler olursa abdest yararlıdır. Ertesi günü yaptığınızın ezberi baştan sona üç kere okuyun ve sizi dinleyecek olana dinletin. Whatsapptan da okuyabilirsiniz. Dinleyen, uyarılarında okuma hatası (üstünü esre, şeddeyi normal okuma gibi) buldu ise onu yeniden ezberleyin. O hata bir daha düzelmeyebilir. Âyet başını hatırlamama hatası çok önemli değildir. Bu şekilde günde bir sahife yapabiliyorsanız siz, biiznillah en geç iki senede hafız olursunuz. Zaman uzayınca baş ağrısı, göz kararmaları artabilir. Bu, sizin bir sağlık sorununuz mesela şekeriniz olduğunu, gözlük kullanmanız gerektiğini gösterebileceği gibi ezber için havasız bir oda kullandığınızı veya sizin ezberiniz açısından farklı bir sorun olabileceğini de gösterir. Ama bu en az bir ay iki ay sorunlu devam ederse böyledir. O durumda tekrar yazarsınız. Amme cüzü bu şekilde bittikten sonra: Yasin, Mülk, Hucurat, Fetih surelerini ezberleyin. Bu arada da bütün ezberlerinizi en az haftada bir topluca tekrar etmeyi unutmayacaksınız. Yeni ezber bir çiçek fidanı gibidir. Açıkta bırakılınca kurur gider. Haftanın bir gününü EZBERLERİ TEKRARLAMAYA ayırabilirsiniz. Ezber yaptığınız sürece aynı Mushaf’ı kullanın. Bir günü sabahtan akşama kadar değerlendirebilirsiniz. Evdeki ortamınızın rahatlığına bağlıdır bu. Güne iki saat ayırmadan da ezber çok uzar… Birbirine benzer ayetleri normalden iki kat daha fazla okumalısınız. Ezberlediğinizi zihinde tutmanın en güzel yolu, ezber olarak hocanın sana TAMAMDIR dediklerini namazda zammısure olarak okumandır. Sizi dinleyen hocanızın ikazlarını unutmayın. Ve duayı unutmayın. Şeytan sizi bunaltmadan siz onu dua ile bunaltın ki gayenize ulaşabilesiniz. Allah mübarek etsin.
Kur'an ile alakalı ne yaparsan o güzeldir. Sana yaptığında ömrünün sonuna kadar rahmet olacak bir iş tavsiye edeyim o zaman: Bakara suresini ezberle. İşin gücün varsa her gün BİR ÂYET ezberleyerek başla. Biraz vaktin varsa günde BEŞ ÂYET ezberle. Altı gün ezber yap. Yedinci gün de o güne kadar ezberlediklerini baştan geldiğin yere kadar bir ayetmiş gibi tekrar et. Böylece en fazla bir sene sonra BAKARA SURESİ HAFIZI olursun. Seneye de biiznillah Âl-i İmran suresini böyle yaparsın. Mezara girdiğinde bir gün, bu iki sureyi başucunda sana şefaat için senden önce orada bekliyor olarak bulursun Allah’ın inayetiyle. Yaşarken hissedeceğin huzur ve kanatlanmışlığı ise zaten göreceksin. Bismillah de ve başla. Sakın usanma ve olmaz zannetme. Önündeki Kur'an’dır ve o seni yaratanın sana indirdiği emanetidir. Bismillah de.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Duyu organlarının ilgi alanında olmayan, Allah Teâlâ inanmamızı emrettiği için inandığımız konuların bütününü ‘gayb’ adıyla anmaktayız. Melekler, cinler, ahiret gibi konular bu tür bilgilerdendir. Gayba iman etmek, imanda esası oluşturmaktadır. Gözle görünene inanmaktan ibaret olan bir iman zaten herkesçe kavranabilecek, zorlanmaya gerek bırakmayacak bir imandır. Ölüme inanmak çok kolaydır. Her yer ölüyle ve ölüm adaylarıyla doludur. Ama öldükten sonra dirilmenin gözlerimizle gördüğümüz bir örneği yoktur. Buna rağmen öldükten sonra dirilmeye inanan için mü’min kavramı kullanılmaktadır. Ruhları kabzedip, ölümü yaratan Allah zaten gözler önündedir. Ölüleri diriltecek olan Allah’a iman etmek asıl imandır.
Şeriatın kurallarına uygun olan ve yapanın Allah’ın rızasını umarak yaptığı her iş ‘salih ameldir.’ Bu kurala göre salih amelleri, ibadetlerle sınırlamak doğru değildir. Belli bir rakamla tahdit etmek de doğru olmaz. Allah’a iman ve Allah’a imanın gereği olarak iman edilmesi gerekenlere iman, vaktinde kılınan namaz, kabul olunmuş bir hac, ana-babaya itaat, bütün çeşitleriyle cihad, Allah için sevmek-buğz etmek, Kur’an tilaveti, az bile olsa yaptığında süreklilik sağlamak, emin olmak, insanlara karşı affedici olmak, konuşmada doğruluk, infak, insanlara zararsız bir Müslüman olmak, yemek yedirmek, selamı yaymak gibi işler salih amellerin en belirgin örneklerindendir.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin güreş yaptığına dair rivayetler vardır. Ancak bu güreş, bir spor kulübüne üye olup, spor yapma şeklinde anlaşılırsa gülünç olur. Yeri geldi karşısındakiyle güreş tuttu, o kadar! Şeriatın temel prensipleriyle çelişmeyen herhangi bir spor türü en azından mubahtır. Bedene sıhhat kazandırması, ‘güçlü mü’min’ mantığına destek vermesi itibarı ortaya çıktığında ise, türü ne olursa olsun o spor yeri gelir sünnet olur, yeri gelir farz bile olur. - Dinç kalmayı sağlayan, - Sıhhate katkısı olan, - Rakiplerinin önünde güçlü tutan, - Vakit israf ettirmeyen, avret açtırmayan, fırkalaşmaya sürüklemeyen, kumara alet olmayan, yüze vurmak gibi haram bir fiili işletmeyen spor mübarektir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı bizim, bilip yaptığımız sporları yapmadılar. Öyle bir ihtiyaçları da olmadı. Çünkü onlar, akşam namazından sonra mescitte yatsı namazını beklerken uyuyakalacak kadar bahçelerinde, iş yerlerinde çalışıp, yoruluyorlardı. O ağır iklim şartlarında, aylarca yol yürüyüp, cihad meydanlarında kılıç sallıyorlardı. Kendi hizmetlerini görüyor, alınlarının teriyle yaşıyorlardı. Özel lokantalarda, şişinceye kadar yemeye ne imkânları vardı ne de öyle bir iştah taşıyorlardı. Evleri nerede olursa olsun, beş defa mescide kadar yürüyüp ibadet ediyorlardı. Bir anlamda hayatları sportif bir hayattı. Spor, maaşla geçinenlerin, hazır yiyenlerin ihtiyacıdır.
Kadim kitaplarımızda böyle bir ikaz vardır. Yeni zamanların uleması ise sizin belirttiğiniz ayrıntıya işaret etmektedirler. İhtiyaten oruçlunun taharette bu dikkati kaçırmamasını tavsiye ediyoruz.
Kefareti fitre verir gibi vermek gerekmektedir. Bu da yemek olarak verilmemesini gerektiriyor.
Şükrü eda edilmeyen bütün nimetler alınır. Hilafetin bir ırkın elinde olması, Allah’ın o insanlara lütfettiği en büyük nimetlerden biridir. Kıymetinin bilinmesi, hakkının verilmesi gerekir. Osmanlı’nın bugünkü düzenlerle kıyaslanamayacak kadar güzel yönleri ve uygulamaları olmakla beraber, tenkit edilecek tarafları da vardı. Osman Gazi’ye nispet edilen, Mushafın asılı bulunduğu odada uyumama titizliği, Viyana seferinden sonra görülmedi. Titizlik gitti, Allah’ın yardımı da gitti. Bu sözler genel ifadelerdir şüphesiz. Sanayi devriminin gerisinde kalmak, iç kargaşa, yabancı güçlerin karıştırmaları ve benzeri bir sürü sebep ileri sürebiliriz. Sıralanması halinde onlar çoğalır. Her bir sebep için de bir mazeret üretilebilir. Sonuç değişmeyecektir. Allah Selçuklulara vermişti, hakkını veremediler, geri aldı. Osmanlılara verdi, kıymetini bilip değerlendiremediler, aldı.