Fetva Meclisi
Soru
Oruç kefaretini kişinin eline vermek mi gerekir yoksa bu kişilere iftar yemeği versek olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Kefaret yemin veya diğerlerinde rakam olarak kaç belirlendi ise o kadar kimseye veya bir kimseye o kadar gün ayrı ayrı verilmesi gerekir. Mesela on fakir olarak belirlenen yemin kefareti on ayrı fakire verilir ya da bir fakire verilmesi gerekiyorsa ona her gün birer fitre/fidye olarak verilir.
Yemin kefaretinin fertlere bizzat verilmesi gerekir. Toplu tüketime verilmesi doğru değildir.
Keffaretin kendisine verildiği kişi, o keffareti almaya müstahak ise onu bilmesi veya bilmemesi sonucu değiştirmez. Allah'a emanet olun.
Kazayı gerektiren bir durumdur. Bir gün kaza etmeniz yeterlidir.
Kişi nerede bulunuyorsa o yere göre iftar eder. Niyet ettiği yere göre diye bir şart yoktur.
Selamünaleyküm. Bir sadaka çeşidi olarak verilebilir ama böylece bir insanı aklamanın garanti olduğu zannedilmemelidir.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Zekâtın birden çok kişiye paylaştırılmasında sakınca yoktur. İşe yarar oranda verilmesi ise daha faziletli olur.
Kadim kitaplarımızda böyle bir ikaz vardır. Yeni zamanların uleması ise sizin belirttiğiniz ayrıntıya işaret etmektedirler. İhtiyaten oruçlunun taharette bu dikkati kaçırmamasını tavsiye ediyoruz.
Hac ve umrenin namaz ve oruç ile borç bağlantısı yoktur. İki farklı ibadettir onlar. Her mümin bu iki ibadeti vakti geldiğinde yapar. Namaz ve oruç açığınızı kaptmaya kararlı olun. Fırsat bulunca da haccedin, umre edin. Allah'ın kapısı açık sizi beklemektedir. Asla umudunuzu kesmeyin. Siz sonradan başladığınıza göre herkesten çok o rahmete muhtaçsınız. Rahmet te herkesten çok size yakındır. Sakın merak etmeyin. Bunlara kafanızı da takmayın.
Şeriatın kurallarına uygun olan ve yapanın Allah’ın rızasını umarak yaptığı her iş ‘salih ameldir.’ Bu kurala göre salih amelleri, ibadetlerle sınırlamak doğru değildir. Belli bir rakamla tahdit etmek de doğru olmaz. Allah’a iman ve Allah’a imanın gereği olarak iman edilmesi gerekenlere iman, vaktinde kılınan namaz, kabul olunmuş bir hac, ana-babaya itaat, bütün çeşitleriyle cihad, Allah için sevmek-buğz etmek, Kur’an tilaveti, az bile olsa yaptığında süreklilik sağlamak, emin olmak, insanlara karşı affedici olmak, konuşmada doğruluk, infak, insanlara zararsız bir Müslüman olmak, yemek yedirmek, selamı yaymak gibi işler salih amellerin en belirgin örneklerindendir.
İşimizin çok, vaktimizin az olduğu doğrudur. Yaşayan bütün insanlar bu ölçülerle yaşadı. Kimseye özel bir fırsat tanınmadı. Biz, tatil yapmak için gönderildiğimiz bir âlemde değiliz. Gecemiz, gündüzümüz imtihandır. İmtihandaki şartların bizim zevklerimize göre oluşturulmayacağı gayet tabii bir gerçek olarak bilinmelidir. Taştan su çıkarmak, suyla ateş tutuşturmak yapmamız gereken işin adıdır. Zaman bize saniyelerle ölçülerek verilmiştir. Onu kullanma tarzımız ve elde edeceğimiz sonuç, tartışmaya gerek bırakmayacak sonucumuzu oluşturacaktır. Az zamanda çok iş yapmak kesin hedefimizdir. Bu hedeften taviz vermeyeceğiz. ‘Vakit az, iş çok’ ebedi kuraldır. ‘Zamanı iyi kullanan kazanacak’ kuralı da ebedi olarak kalacaktır. Meseleyi ibadet penceresinden inceleyerek şöyle bir değerlendirme yapabiliriz. Bir mü’min bir dakika’ya neler sığdırabilir? Bu sorunun cevabı, tembel için sadece HİÇ’tir. Halbuki, hesabını bilen için bir dakika cennet kadar değerlidir. Yapılacak o kadar önemli ve kolay işler vardır ki! İşte birkaç örnek: Bir dakikada üç kere Fatiha suresi okunabilir. Bir Fatiha suresi okunduğunda sekiz yüz hasene elde edilir. Bir dakikada yirmi defa İhlâs suresi okunabilir. İhlâs suresi bir defa okunduğunda Kur’an’ın üçte birine tekabül eden sevap kazandırır. Günde bir dakika ile yirmi defa okunan İhlâs suresi ayda altı yüz defa okunmuş olur. Yılda ise yedi bin iki yüz defa eder. Ortalama bir sayfa Kur’an okunabilir. Üç kelimelik bir ayet ezberlenebilir. Tesbihattan herhangi biri elli-yüz defa tekrar edilebilir. Yirmi beş defa salavat getirerek, Allah Teâlâ’dan iki yüz elli rahmet yolu açılabilir. Telefonla sılayı rahim yapılabilir. Bir kişiyle musafaha ederek en büyük ecir kaynaklarından birini elde edebiliriz. Yolda eziyet veren bir taşı, cam parçasını kaldırarak, imanın yetmiş küsür şubesinden birini ihya edebiliriz. Bunların hiçbiri için abdest almak, kıbleye yönelmek gibi ağırlık verecek şartlar da yoktur. Yürürken yapılabilir, araç kullanılırken eda edilebilir şeylerdir. Bir dakika asla az değildir. Bir dakika ölüm veya hayat denecek kadar değerlidir. Bir dakika içinde bir cümle olan Kelime-i Tevhidle iman ehli olup cennete giren oldu. Bir dakikalık gergin haliyle cehennemlik iş yapıp helak olan oldu. Asıl sorun vakit azlığı değil, vakit kıymeti bilememektir. Televizyon seyretmek, malayani ile uğraşmak, kıymet bilmez arkadaşla oturmak gibi illetlerden korunulduktan sonra biiznillah vakit bereketlenir. Onca teknolojik imkânlara rağmen vakit yetmezliğine melekleri inandıramayız.
Bir kere bu seviyesi düşük bir iştir. Din ile istihza yoksa küfür olmaz ona gülmek ama seviye düşüklüğü olur.