Fetva Meclisi
Soru
Selamunaleykum hocam. "Ahir zamanda sizin en iyiniz, çoluk çocuğu olmayandır." Bu hadis sahih hadislerden mi? Bir başka hadiste peygamber efendimiz (a.s.v), ben ümmetimin çokluğuyla övüneceğim diyor.
Cevap
Benzer fetvalar
Hayır, böyle bir SAHİH hadis yoktur. Bunu hadis olarak görmemiz gerekmiyor.
Selamünaleyküm. Sözünü ettiğiniz hadisi o şekilde bilmiyorum.
Selamünaleyküm. Bırak cahilleri ve cahilliği, mücahit yavrular büyütmeye çalış.
Selamünaleyküm. Muteber kitaplardaki ve SAHİH olarak belirtilen hadislerle amel ederseniz sıkıntı olmaz.
Aleykümselam. Böyle sahih bir hadis bilmiyorum.
Selamünaleyküm. Merak edenine öğretebilirsiniz de, sizi ikna etmek isteyene hiçbir şey öğretemez sadece kendinizi yorarsınız. Ayrıca Mü'minler arasındaki fitnelerin sayısını artırır, derinliği büyütürsünüz. Bu da ilim olmaz. Allah'a emanet olunuz.
ahir zaman konusundaki diğer fetvalar
Allah yardımcımız olsun. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, belirttiğiniz konularla ilgilenmeye hiç sıra geleceği yok gibidir. Büyük bir iman erimesi var bu zamanda. Ve biz bidatlerden önce iman erimesine karşı mücadele etmeliyiz. Adeta bir kulağınızı ve bir gözünüzü kapatın, öyle girin çıkın kurumlara. Durum çok vahim, zaman çok dardır. Ne yazık ki böyle. Allah’a emanet olunuz.
İnsanlarla iç içe yaşamayı tamamen terk edebileceğimiz bir hayat yaşayamayacağımız bir zamandayız. Artık gidilebilecek dağ başı bile yoktur. Evet, toplumdan uzak bir hayat ibadete yönelme, günahlardan uzak kalma, daha moralli olma, fitnelerden daha emin yaşama gibi faydalar getirebilmektedir. Bu doğrudur ama böyle bir mekân ve orada yaşayabilecek ekonomik imkân nasıl temin edilecektir? Hatta aile bireylerinin buna razı edilmesi ne kadar mümkün olacaktır? Gerçeğe yakın seçenekleri düşünmek, hayatı daha gerçekçi bakışlarla yaşamak şarttır. Biz bizim zamanımızın imtihanındayız, çözümlerimiz zamanımıza uygun olmalıdır. İnsanlarla iç içe bir hayat yaşamanın kendine göre üstünlükleri vardır. Bilgi alıp verme, faydalı olup ecir kazanma, mücahede ruhu ile daha aktif durumda olma gibi faydaları da vardır. Her iki uçtan birini tercih ederken her mü'minin kendi özel durumu, ailesi, yaşadığı şehir, sabır ve tahammül durumu, topluma katkı kapasitesi gibi farklılıklar dikkate alınırsa biiznillah daha isabetli olan tercih edilmiş olur. Hangisi tercih edilirse edilsin bu zamanın bir ruhi yalnızlık zamanı olduğunu bilmek ve ona göre yaşamak gerektiğini de tespit etmeliyiz. Mü'min nereye giderse gitsin derdi ile gidecektir, zaman ahirete daha yakın bir zamandır.
Allah, bütün zamanları imtihan için yaratmıştır. Bir asır öncekiler de on asır öncekiler de imtihan halindeydiler. Sonrakiler de öyle olacaktır. Bizim zamanımız, her şeyin çok hızlı değiştiği ve geliştiği bir zaman olduğu için, ileriye bakmaya çalışan basiret sahibi insanları daha fazla ürkütmektedir. Elbette her mü'min, imanının elinden gitmemesi için uyanık bulunmalıdır. Zira iman gitmez, bir kere mü'min olduk denebilecek bir zeminde değiliz. Allah Teâlâ korusun, insanın son anında bile ayağı kayabilir. Akıllı mü'min, elinde kor taşır gibi hassas olur. Sabah evinden çıkarken akşam dönüşünü, akşam evine girerken sabah çıkışını düşünür. İman Allah’ın en büyük nimetidir. Bütün nimetler gibi elden gidebilir. Şu hususlara dikkat edersek, imanımızın erimesine karşı uyanık bulunmuş oluruz: 1- İmanımızın temelini ‘gayba iman’ın oluşturduğunu unutmayız. Elle tutulması, gözle görülmesi, kulak duyulması mümkün olmayan şeylere gayb dendiğine göre, her an imanımızı, gaybı soruşturmaya yönelik bir fitne kuşatabilir. Kur’an ve Sünnet tartışmasına çekilebiliriz. Dikkat etmek durumundayız. Bizim Kur’an’a bakışımız ‘beğenme’ ile ifade edilemez bir bakıştır. ‘Biz Kur’an’ı çok beğendik de iman ettik.’ diyemeyiz. Vitrindeki herhangi bir kitabı alıp inceledikten sonra beğenirsek ücretini ödeyip almamıza benzemiş olur bu tutum. Bu ise ‘iman etmek’le ifade edilmez. İman etmek, tam teslim olmaktır. Allah Teâlâ, Kur’an isimli kitabını bize gönderdi. Biz de ona iman ettik. Asırlar sonra, şeytanın aklını çeldiği biri karşımıza çıkıp, ‘şu ayet… aslında…’ demeye başladığında, riskli bir imtihanla karşı karşıya bulunduğumuzu anlamalıyız. Kur’an’ın tartışılabilir tek bir ayeti yoktur. içeriğinden Müslüman’ın sıkılmasını gerektirecek tek bir kelimesi yoktur. 2- Gaybı ve geleceği ancak Allah bilir. Biz üzerimize düşen görevleri yapar, yarın hakkında ileri geri konuşmayız. Yarının olayları hakkında tarih vererek veya meçhule atıflar yaparak yönlendirmeye çalışanlara da itimat etmeyiz. Bizim için hedef bugündür. Bu günü ne yaptığımızı, bu gün nelere imza attığımız düşünür, onun muhasebesini yaparız. 3- Helali helal, haramı da haram bilir; ikisinin de çizgilerine dikkat ederiz. Fitne zamanlarında, haramların helallerle iç içe gibi olacağını, harama girmemenin neredeyse mümkün bile sayılmayacağını bilmeliyiz. Cephede cihad etmek ne ise, harama karşı tavizsiz durabilmek de odur. Haramların çekiciliği ve yaygınlığı karşısında, takva yönümüz daima önde olmalıdır. Fuhuş ve faiz iki ok olarak şeytanın elindedir ve her zamankinden daha sivri uçlarını bize yöneltmiştir. Fuhuş ve faiz, alkol gibi haramlardan korunmak, onların uzantılarına dikkat etmekle mümkündür. Yoksa kolay kolay bir haram bütünüyle Müslüman’a takdim edilmez. Kuruşluk faizlerden sonra büyük banka hesaplarına geçilmektedir. Birkaç saniyelik bakışın birkaç ayından sonra zina kapıyı çalmaktadır. 4- İbadetsiz kalmanın, güneşte kalan susuz bitki gibi imanda kurumaya götüreceğini bilir, ibadetin hakkını vermeye çalışırız. Genç yaşta ibadet titizliğini yakalayabilmek büyük bir nasiptir. İbadetleri erteleme hastalığı, yaşlılıkta düzelmesi zor bir illet olarak bilinmelidir. Zamanında camiye gidip namaz kılmayı, zamanında ve ilk ele geçen fırsatta haccetmeyi ilke edinmeliyiz. İbadetler arasında önemli-önemsiz ayırımından kaçınmalıyız. Özellikle sabah namazının camide cemaatle kılınması, yatsı namazının camide cemaatle kılınması, sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar Allah’ın zimmetinde olmaktır. Bu şuuru yakalamalıyız. İnfak etmenin önemli bir ibadet olduğunu bilmeliyiz. 5- Azaptan korunmuşluk garantisi hissinde olmayız. Allah’ın rahmetinden umudumuz da sonsuzdur. Korku ile umut arasında mutedil bir anlayış bizim için önemlidir. ‘Unu elemiş, eleğini asmış’ anlayışı bir tehlikedir. ‘İşimiz bitti’ anlayışı da tehlikedir.
Böyle bir sıkıntı hissetmeniz, aktif bir iman sahibi olmanızdandır Allah’ın izni ile. Demek ki, insanlık ve din sizi ilgilendiriyor. Ne mutlu size. Bu günler de yarınlar da Allah’ındır. Dünya da onundur Samanyolu da. Biz de kullarıyız. O dilediğini yapıyor ve bizi sınıyor. Evet, bin bir komplonun içinde yaşıyoruz bu hayatı ama umudumuz bütün komplolardan daha büyük olmalıdır. Kırk kere ölsek de kırk birinciye imanla yaşama heyecanı taşıyacağımız gibi gözümüzün önünde cereyan eden bu olayları da kırk katı olsa bile zihnimizi teslim etmeyeceğimiz bir basiretle izleyeceğiz. İman ederek yaşamak bunu gerektirir. İnsanlık ve ümmet için yapılacak en büyük iş, tek kalmaya hazır bir mümin olmaktır. Mümin kadın profilini kaybolmaktan kurtarabilir bir örnek olarak kalmanız büyük bir nimettir sizin için ve yapmanız gereken en önemli görevdir. Erimeyen çekirdek, kaybolmayan Âsiye örneği olarak kalın. Siz Kur'an okurken sesinizi dinleyen melekler sizi o Rabbi ile konuşur gibi Kur'an okuyan kadın sesi olarak göklere taşısın. Siz daha istersiniz, daha ne yapacaktınız? Namaz öyle, sadaka öyle, iffetinizi korumanız öyle, yuvanız öyle... Siz umutsunuz varlığınızla, gerisi ayrıntıdır. Allah’a emanet olunuz.
Belki bilmeniz gereken ilk şey bizim Mehdi beklemek gibi bir görevimizin olmadığıdır. Sahih hadislerde onun geleceği ve evsafından bazıları belirtilmiştir ama bize bir bekleme görevi verilmemiştir. Bizim yaşadığımız zamanı İslamlaştırmamız daha öncelikli ve acil olan görevimizdir. Dinimize karşı yükümlülüklerimizde başarısızlığımız tescil edildikçe geleceğe ait bilgiler üzerinden teselli aramamız yanlıştır. Bu noktadan sonra şunu tespit edebiliriz: Mehdi, dünyanın sonuna doğru geleceği bildirilen Müslüman bir insandır. Ümmetimiz üzerinden hâkim olacak, zulmü ve fesadı kaldıracaktır. Başka bir ifade ile İslam’ı hâkim güç durumuna getirecektir. Adaleti, üstün ahlakı, Şeriat üzere olması, İslam’ı yayması, İsa aleyhisselam gelene kadar Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Şeriatı ve ahlakını güçlendirmesi onun en belirgin özelliklerindendir. Onun zamanında ümmetin saklı hazineleri ortaya çıkarılacağı için zenginlik ve nimetler artacaktır. Sünnet güçlenecektir. Ne zaman geleceği konusunda zaman vermek mümkün de değildir doğru da değildir. Ancak kıyametin küçük alametleri çoğaldıkça onun gelmesi için yakın dememiz mümkündür.
Şunu bilmek zorundayız: a- Allah Teâlâ ilk mü'minlere hangi cenneti vaat etti ise bize de onu vaat ediyor. Ve ilk mü'minleri hangi ağırlık ve zorlukla sınadı ise bizi de esasen o ağırlık ve zorlukla sınıyor. Nesiller arasında bir sınav farkı olmaz/olamaz. Aksi takdirde Allah Teâlâ adaletini uygulamamış olur. Bu da söylenemez. b- Bu ümmet kıyamet saatine kadar kalacak bir ümmettir. İmanı, Kur'an’ı, ibadeti ve ahlakı temelden asla bitmeyecektir. Dönem dönem gölgede kalmalar, siliniyor gibi olmalar görülse de kök itibariyle hep var olacaktır. Buna iman etmemiz gerekiyor. İman ve hayır sıfır noktasına geldi dendiğinde kıyamet vakti de geldi denmiş olur ki bunu söylemek anlamsız bir söz söylemek olur. Evet, daralma var ama bitme yoktur. Bitme olmadığına göre de umut vardır biiznillah. Kimse yoksa ben varım diyebilmeliyiz. Bunu diyemezsek kendimizi inkâr etmiş oluruz.