Fetva Meclisi
Soru
Bazı hocalar var, Kur’an-ı Kerim’de yanlışlar bulduklarını iddia ediyorlar. Bazıları da var ki, ashaptan beri süregelen sünnetlere ‘bid’at’ diyor. Öyle cemaatler de var ki, Müslümanları tekfir ediyor. Bizim böyle kişilere ve cemaatlere karşı tavrımız nasıl olmalı? Ben polemiğe girmiyorum fakat öyle bir an geliyor ki susamıyor insan. Onları kırmadan nasıl hareket etmeliyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Bid'atlerde kimse nihaî bir savaş zaferi elde edememiştir. Bid'atler bu ümmetin iç imtihanlarından biridir. Kesinlikle salıverilmeleri doğru olmaz. Mücadele ederken kendimizi helak etmemize de değmez. Üzerinize düşeni yapın; anlatın, ikaz edin, nasihat edin, doğru olanı gösterin ama abartmayın. Abarttığınızın altında kalabilirsiniz. Şunu da unutmayın: her bid'at ihmal edilmiş bir sünnet’in yerine çıkan mantar gibidir. Siz Sünneti yayın, bid'atler kendiliğinden erisin. Allah'a emanet olun.
Hayır, asla! Yananla yanmak gerekmiyor. Gündemimizi kendi ekseninde tutmaya çalışana alet olmamız gerekmiyor. Seviyemizi kendi seviyesizliklerine düşürmeye çalışanlara muhatap olmamız gerekmiyor. Biz bir ümmetiz, içimizde her çeşit insan bulunabilir, bulunacaktır da. Dışımızdan da darbe olabilir, içimizden de. İmtihan için bulunduğumuz bu hayatta, nereden geldiğine bakmadan imtihanın gereği olan sebat ve direnci göstermek imanımızın gereğidir. Gündemimiz Kur'an ve Peygamber aleyhisselamdır. Ebedi olarak da böyle kalacaktır. Bu izledikleriniz Allah Teâlâ’nın karşımıza çıkardığı sınama araçlarıdır. Değerlerimize ne kadar bağlı olduğumuzu ve ne kadar esen yele göre sallanan yaprak olacağımızı görmek ister Allah Teâlâ. Sabredip kazanacağız, sebat edenlerden olmaktan başka çaremiz olmadığını bileceğiz. Allah’a emanet ederim sizi.
Allah yardımcımız olsun. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, belirttiğiniz konularla ilgilenmeye hiç sıra geleceği yok gibidir. Büyük bir iman erimesi var bu zamanda. Ve biz bidatlerden önce iman erimesine karşı mücadele etmeliyiz. Adeta bir kulağınızı ve bir gözünüzü kapatın, öyle girin çıkın kurumlara. Durum çok vahim, zaman çok dardır. Ne yazık ki böyle. Allah’a emanet olunuz.
Hepimiz kuluz, hepimizin bir imtihanı muhakkak vardır. İyi bir sonla ahirete gitmek için gayret etmek zorundayız. Arkadaşınız için hem dua edin hem de daha fazla destek verin. Bulunduğu ortamı değiştirmesini tavsiye edin. Bulunduğu ortamda siz yokken etki altında kaldığı kişileri ve eylemleri değiştirmelidir.
Peygamberler de bununla karşılaştı. İnsanların bir veya iki nasihatle akıllanacaklarını nasıl düşünürüz? Bu bir. İkincisi de şudur: Bizim vazifemiz hak bildiğimizi izah etmektir, kalpler Allah’ın elindedir. Kimsenin hidayetinden sorumlu değiliz biz, vazifemizi yaparız gerisini de dinin sahibine bırakırız. Öyle her tepkinin önünde eriyecek olsak varlığımızı tüketiriz bilmeden. Bu açıdan tekrar düşünmeye çalışın.
Değerli Kardeşim. Daha önce hocamıza gönderilmiş olan benzer soruya verdiği cevabı sizinle paylaşayım; Aziz kardeşim. İmkânınız olsa da İslam tarihini başından itibaren bugüne kadar satır satır inceleseniz. Ne yazık ki bu ümmetin en ağır imtihanı iç imtihanı olmuştur. Sözünü ettiğiniz tartışmalar sadece şu anda bulunan sıkıntılar değildir. Tarih, benzer sürtüşmeler, tartışmalar ve ithamlarla doludur. Ama o muhteşem kullukları yaparak bu imtihanı kazanıp gidenler de o tartışmaların arasından sıyrılarak gitmişlerdir. Yani şunu söylemek istiyorum: Bizim imtihanımız müşrikleri, Yahudileri ve bize düşmanlığını bildiğimiz kitleleri aşarak Rabbimize gitmek değildir. Allah Teâlâ, önümüze neyi çıkarırsa onu kazanmaya mecburuz. Ashabı kiram başta olmak üzere bütün nesiller bu imtihana tabi tutulmuşlardır diyebiliriz. Bize düşen bundan ibret almaktır. Kâfirin önünde ceketini düğmeleyen ama mü'min kardeşinin önünde kaplan kesilen mü'min kendisi ile çelişen bir tavır içindedir. Bu üzücü ama gerçektir. Bu dini böyle yaşayacak ve Rabbimizin rızasını kazanacağız. - Mü'min değerlidir. Hiçbir günah mü'mini atma nedenimiz olamaz. - Mü'minler Allah'ın kitabı, Peygamber aleyhisselamın sünnetini katiyetle tartışamazlar. Âyetler ve hadisler bizim imanımızdır. - Ümmet'imizin büyükleri olanlar, ulemamız, fukahamız, meşayıhımız, mücahitlerimiz önderlerimiz ve örneklerimizdir. Ama putlarımız değildirler. - Kur'an ve Sünnet ölçülerinde içtihat ederek önümüzü açan, bize yol gösteren müçtehitlerimizi hürmet ve takdirle anmaya mecburuz. Allah'ın şeriatını anlamamıza katkı sağlayan her içtihat bizim için bir nimettir; kıymetini biliriz. - Müçtehidi peygamber gibi göremeyiz elbette. Onun makamı hiçbir şekilde nübüvvet makamının şu kadarı bile sayılamaz. Dolayısıyla peygamberlik makamına göre durumu belli olan bir müçtehidin sözü de hadislerin yanında kendisinin peygamberlik makamındaki yeri gibidir. Ve elbette bir müçtehidin sıradan bir mü'mine göre mevkii ölçülemeyecek kadar farklıdır. Müçtehidin sözü ile sıradan bir mü'minin sözü arasında da bu mesafe vardır. - Mü'minlerin nefislerini tatmin için dinimize ait konuları kullanmaları en iyi ifadeyle bir çirkinliktir. Birbirimizi ezmek için dinimiz dışında bir şeyi kullanmalıydık. - Aklı olan, mü'minle uğraşmaz. Uğraşılacak şirk ehli, dalalet ehli mi kalmadı? Aynı şekilde, mü'minle uğraşanla uğraşmak da akıllılık değildir. - Fitneden uzak durun. Mescitlere gidip namazlarınızı eda edin. Evinizin kıymetini bilin. Mü'min kardeşlerinizi cennet arkadaşları olarak bilin. İslam'ı cemaatinden, tarikatından ibaret görenlerin kısırlığı sizi boğmasın. İslam, bütün kâinatı kuşatacak güçtedir. Sürtüşerek değil kuşatarak Allah'a ulaşabiliriz. Kötüleri örnek görmeyin. Yılmayın, usanmayın. Allah'a emanet olun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Akıl der ki; ‘Ne yaparsan onu bulursun. Elin eşeğine binen erken inermiş!’ Müslüman, öldükten sonrası için çalışır. Öldükten sonra ona gönderileceklere güvenen ipe un sermektedir. Herkes en güzel amelleri yapsın diye bu âleme gönderdi Rabbimiz bizi. Aklın emri, ‘Yap, git!’ şeklindedir. Ölen bir Müslüman’ın ardından yapılan sevap maksatlı işlerin ona ulaşması hakkında âlimlerin görüşlerini şöyle özetleyebiliriz: a- İman, tevhit gibi temeller dünyada iken ve herkesin kendisi için yapabileceği işlerdir. Ölen biri için toplanıp, iman gönderme yapılamaz. b- Şu işlerin, ölen bir Müslüman’a sevap kaynağı olacağında âlimlerin görüş birliği vardır: - Su kaynağı oluşturma, mescit inşa etme, vakıf kurma gibi sadaka türleri, ölmüş bir Müslüman için yapıldığında faydası vardır. Bu konuda hadisler açıktır. - Ölmüş bir Müslüman adına yapılan haccın ona yararı vardır. Bu konuda da hadis vardır. - Ölü adına oruç tutulması halinde ölü o orucun sevabından yararlanır. Bunları, ölünün varisleri veya başka bir Müslüman’ın yapması arasında fark yoktur. c- Ölen Müslüman’ın ardından Kur’an okunup, sevabının ona bağışlanması hakkında âlimler ihtilaf etmişlerdir. İmam Şafii’nin başını çektiği bir grup, böyle bir bağışın yapılamayacağını söylemiştir. Âlimlerin büyük bölümünün görüşü ise ücret karşılığı olmayan Kur’an tilavetinden hâsıl olacak sevabın ölmüş bir Müslüman’a bağışlanabileceği şeklindedir. Bu kural, para verilip okutulan Kur’an için geçerli değildir. Ücret karşılığı yapılan iş, ibadet olamayacağı için ondan bir sevap da oluşmayacağından, diriye veya ölüye bir faydasının olması mümkün değildir. Yaygın bir şekilde insanların bunu yapmış olmaları durumu değiştirmez. Bir grup insanın Kur’an üzerinden ticaret yapması olmazları olur hale getirmiyor. d- Mevlit, Kur'an gibi okutulması ibadet olan bir iş olarak görülmemelidir. İbadetler ancak Allah tarafından belirlenebilir. Mevlit, içinde mübarek ve mukaddes kelimelerin geçtiği bir şiir demetidir. Üç Müslüman bir araya geldiklerinde de mübarek kelimeler konuşurlar. Salâvatlar getirirler. Bu onların yaptığının da ibadet olmasını gerektirmez. Kur’an gibi algılanan hiçbir şey değerli olamaz. İbadet kitabı Kur’an’dır. Özet olarak diyebiliriz ki: Ölen Müslüman’a ibadetlerin ve sadakaların sevabı gider. İbadet ticaret için olmayan, sırf Allah Teâlâ için yapılan işe denir.
Mü'min cambazlık etmez, hileli iş yapmaz, savaşacaksa savaşını da aleni yapar. Öyle bir hileyi fetva üzerinden yapamazsınız.
Elbette şeytan bu tür vesveseleri beyne sokup, moral kırdıracaktır. Doğru son söz Allah’ındır. O ne yazdıysa o gerçekleşecek. Ama Allah, kuluna, kulun yapacağı şeyleri yazmıştır. Sonunda nereye gideceğini bildiği için Allah öyle yazmıştır. Kadere gerçekten iman eden, hiç oturamaz. Değil tembelleşmek aksine, normalden daha fazla çalışır. Allah kaderi yazdı fakat yazdığı şeyi bize göstermedi. Firavun bile son ana kadar beklendi. Son kararla ilgili kimsenin bilgisi olmadığına göre herkes en büyük hedefe doğru koşmak durumunda olacaktır. Kadere iman, rahatlığın sediri değil teşvikin kırbacıdır.
1- Uyku, Rabbimizin bize lütfettiği en büyük nimetlerinden biridir. Hatta yeme içme nimetlerinden daha önemli olduğu söylenebilecek durumlar bile vardır. Bütün nimetler gibi uyku da nimet olduğu için, imtihan konusudur. Nasıl ekmeğe karşı nimet olduğu için titiz davranıyoruz, aynı titizliği uykuya da göstermemiz gerekir. Ekmeği nankörlüğümüzden ötürü, azap sebebi yapmamaya çalıştığımız gibi uykuyu da özenle kullandığımız bir nimet haline getirmeliyiz. Vaktinde ve düzenli uyku uyumak gerekir. Normal şartlarda yedi saat uyku idealdir. Aynı saatte başlayıp aynı saatte bitirilen yedi saatlik uyku dinlendirir, enerji verir. Farklı zamanlarda, istikrarsız bir uyku baş ağrısı nedenidir. Havalandırılmış odalarda uyunmalıdır. Uykudan en az üç saat önce yemekle ilişki tamamen kesilmelidir. Akşam yemekleri asla ağır yemekler olmamalıdır. Ramazan ayında iftar da buna dâhildir. 2- Bu ölçülerle sürdürülen uyku namaza engel olmaz. Allah’ın izniyle iki aylık bir istikrarla insan saat kurmadan bile namaza kalkabilir. Genelde gecenin ileri saatlerine kadar beklendiği ve akşamları ağır yiyecekler yendiği için uyunan uyku, uyku işlevi görmemekte ve sabah namazına kalkmak, kalkınca şuurunu toplamak zor olmaktadır. Kısacası, namaza kalkmayı becermek elimizdedir. 3- Namaz kaçırmak insanın başına gelebilecek bir kaza türüdür. On yılda bir meydana gelebilir. Süreklileşmesi çok kötü bir durum. İstiğfar etmek gerekir. Kalktığınızda kerahet vakti geçmişse hemen kaza etmeniz yine de güzel. Lakin sürekli olması tehlikelidir.
Faiz, Allah'ın en ağır haramlarından biridir. O haram bir kelimelik destek olan bile onun günahına ortak olur. Asla faizli bir şeyi tercüme etmemeye kararlı olun. Müstehcenlik ihtiva eden haberler için de durum böyledir. İnsanlara zulüm olan/olacak şeylerin tercümesi hatadır. İbadetlerinizi engelleyen bir tercüme yapmayın. Batılın reklamı olacak şeyleri tercüme etmeyin. İslam'ı kötü göstermeye sebep olacak tercümeler yapmayın.
Kur’an olduğu gibi şifadır. Kur’an’ın şifa olduğunda hiçbir şüphemiz yoktur. Peki, neye şifadır? Hangi hastalıklar onunla iyileşir? Kur’an ruhi hastalıkların, fiziki boyutu bulunmayan hastalıkların şifasıdır, bir. Mü’minin moral kaynağıdır, manevi desteğidir, iki. İyi bir dua kaynağıdır, onu okuyan kendine dua etmiş olur, üç. Cin ve şeytan kaynaklı sıkıntılara karşı koruyucudur, dört. Bu dört konunun dışında, Kur’an’ın ecza dolabında bekletilecek suresi, ayeti yoktur. O mübarek kitabı, basit şeyler için kullanıp, menfaatlerine alet edenler çok ağır bir hata işlemektedirler. Kur’an ruhların iksiridir. O iksiri, dünyalık için alet etmek bir vebaldir. Hastalar, ölüler için bulunmaz kitap olarak gösterilen Kur’an, faizi en büyük haramlardan gösteriyor, dikkat eden yok. Ticarette, siyasette yok sayılan Kur’an, dispanser kitabı gibi görülmek isteniyor. Kur’an’ımızı böyle şeylerden tenzih ederiz. Kur’an’ın tamamı şifa maksadı ile okunabilir. Özellikle isim verilecekse, Fatiha, İhlâs, Felak-Nas sureleri ve Ayetelkürsi okunabilir. Halis bir niyetle biiznillah şifa kaynağıdırlar.